İşiniz
stresliyse, başetmek de sizin işiniz!
Bunaldınız, boğuldunuz,
eziliyorsunuz… Tüm çabalarınıza karşın; “yapılması gerekenler”
listeniz,“yapıldı, bitti, gitti” listenizden daha uzun hep, nasıl oluyorsa…
Üstelik birden fark ediyorsunuz ki; işiniz, ilişkilerinizi, konsantrasyonunuzu,
hatta sağlığınızı bozmaya başlamış… Tanıdık bir duygu değil mi? Gene de bir
durun… Bulunduğunuz durumla başa çıkmak için bildiğiniz yollardan başka
alternatifler de olabilir…

Gelecekte ortaya çıkacak
problemleri önceden kestirin; o stresli durumların ortaya çıkmaması hatta
tekrarlanmaması için adımlar atın. Birlikte çalıştığınız ekibin projeleri
sonlandırma metotlarını gözden geçirin, gerekirse değiştirin.
Literatürde stresli
zamanlarda salgıladığınız adrenalin genellikle “dövüş ya da uç” tepkisi olarak
biliniyor. Bu “yükselme hali”, atalarımız için “yaşam alanları tehlikeye girdiği
anlarda” önemliydi…
Sebep ve koşullar ne olursa olsun nihayette ortaya çıkan, bedeninizin
enerjisini, “o an için olmazsa-olmaz ne varsa” (mesela sindirim) bir yana bırakıp
fiziksel tehdide yöneltmesidir.
Kalp atış hızınız ve kan basıncınız tepeye vururken duyularınız keskinleşir.
Bunlar ilk insanların daha iyi saldırmalarını, daha hızlı kaçmalarını, daha
yükseğe sıçramalarını (ve bu sayede hayatta kalmalarını) sağlıyordu. Ne var ki,
bunların hiçbiri bugün ofiste zor bir durumda kaldığınızda size yardımcı olacak
yeteneklerden değil…
Her zorluğu strese fatura
etmeyin
Konu “işyeri sağlığı” olunca medya,
stresin etkisini abartmaya bayılıyor. Ortada ekonomiye somut, elle tutulur
maliyetler yükleyen pek çok gözle görülür rahatsızlık, düzensizlik varken yazılan
makaleler milyar dolarlık rakamları işyerindeki strese fatura ediyorlar. Bu düşünce
tarzı da, çalışan insanları işyerlerinde yaşadıkları zorlukların “kurban”ı
oldukları duygusuna yönlendiriyor.
Oysa sorunu en azından anlamanın yolu, bedenin stres yaratan kaynaklara
verdiği cevapları ayrıştırabilmekten geçiyor. Sonuçta tüm tepkilerimiz kişiseldir
ki, bu da herkesin her duruma aynı tepkiyi vermeyeceği, her durumdan aynı şekilde
etkilenmeyeceği anlamına gelir. Hiç merak etmediniz mi bazı kişilerin aynı anda
on ayrı yere çekiştirildikleri halde her durumda nasıl soğukkanlı kalabilip,
nasıl sonunda her şeyi derleyip toparlayabildiklerini?.. Mutlaka ki onların da
hepimiz gibi panik anları oluyordur ama genellikle hayatlarındaki strese adapte
olmayı becerirler. Peki bu insanlardan ne öğrenebiliriz? Siz kendi stres
seviyenizi nasıl düşürebilirsiniz?..
Denemeye değer birkaç şey
Ne dediği asla tam da belli
olmayan hap reklamları ve ardından gelen sayfalarca yan-etki uyarılarına
yaslanmadan gerginliğinizle başa çıkmanıza yardımcı olabilecek birkaç yol var.
Çalışma ortamınızı ve ona verdiğiniz tepkileri kontrol edebileceğiniz bir konum
mutlaka vardır. Doğrudan yaşamınızdaki stresle ilgili öznel düşüncenizi değiştirmeniz
kadar basit bir yöntemin bile pozitif bir etkisi olabilir. Bu değişikliği
gerçekleştirmenize yardımcı olacağı iddiasında olan pek çok kitap var. Şu an
ehlileştirilmiş bir “gerçekçi” olarak aklınızı sıfırlamanın çok büyük bir iş
olduğunu düşünebilirsiniz ama zaten asıl “gerçek”e döndüğünüzde bile daha
yapacak çok işiniz olduğunu göreceksiniz…
Göz önünde tutulması gereken bir başka şey de, konu iş hayatındaki stres olduğunda
çoğu insanın ancak o anda “tepki veren” olmayı tercih etmeleri. Bu, şu demek:
Çoğumuz sadece sorun ortaya çıktığı zaman çare arıyoruz. Bu konuda zihninizi
daha hareketli kılmanızın çok ciddi yardımı olabilir oysa ki. Gelecekte ortaya
çıkacak problemleri önceden kestirin; o stresli durumların ortaya çıkmaması
için ya da hatta “tekrar” ortaya çıkmaması için adımlar atın. Birlikte çalıştığınız
ekibin projeleri sonlandırma metotlarını gözden geçirin, gerekirse değiştirin.
Sonuçta stresinizin kaynağı olan durum, durumlar, kişi ya da kişileri saptadığınızda
onlarla yüzleşmeniz ve belli uzlaşmalara girmeniz, ödünler vermeniz
gerekebilir. Bunların hangilerini kabulleneceğiniz çok önemli bir karardır ve
size kalmıştır. Örneğin patronunuza o anda yeni bir işi almanızın elinizdekinin
kalitesinden ödün vermeden mümkün olamayacağını izah etmeniz gerekebilir!
Ayrıca stres düzeyinizi düşürme çabalarınızda yalnız da kalabilirsiniz.
Öngörülü şirket yöneticileri, dengeli, sağlıklı yaşamları olan çalışanlarının
“genellikle” daha üretici/verimli olduklarını keşfetmeye başladılar. Bu amaç adına,
stresi azaltmak için çoğunlukla kendi etki alanları dışında kalan ayrıntılarla
da ilgilenmeye başladılar. Örneğin pek çok firma, çalışanlarının ücretsiz
rehberlik ve destek alabilecekleri yardım programları açıyorlar. Bazıları ise
bünyelerine, iş hayatının her zaman net, 8 mesai saatine programlanabileceği
gerçeğini kabullenerek daha esnek çalışma programları entegre ettiler. Bir
rekreasyon programı başlatmak ya da şirket bünyesinde bir spor salonu
bulundurmak gibi tedbirler de, işgücü ve iş verimi üzerindeki kayda değer
olumlu etkileri sebebiyle, artık şirketlerin performans artırıcı maliyet
kalemleri arasındaki yerlerini aldılar bile…
Ve ev ödevi!..
Yani; işinizi “stresli” diye
etiketlendirip bu konuda da hiçbir şey yapamayacağınıza kendinizi şartlandırmayın.
Söz ettiğimiz yolları deneyin, ya da kendi yeni mini-çözümlerinizi üretin ve
patronsanız kendiniz ve çalışanlarınız için, çalışansanız kendiniz ve patronlarınız
için işinizi daha az “stresli” hale getirin…