27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

Çocuksu, samimi hedefini bilen

Çocuk ruhunu, hayal gücünü ve heyecanını yitirmeden profesyonel yaşama uyum sağlamış, genç bir tasarımcı Kunter Şekercioğlu, Kalemden mobilyaya, elektrikli ev aletlerinden nargileye, geniş bir yelpazede endüstriyel ürün tasarımı yapan Şekercioğlu ile kendi hikâyesinden yola çıkarak Türkiye’de endüstri ve tasarım ilişkisi üzerine geniş bir söyleşi gerçekleştirdik.

Genç ve pek çok başarılı tasarıma imza atmış bir tasarımcısınız. Tasarım yolculuğunuz nasıl başladı? Eğitim sürecinizden biraz bahseder misiniz?
Tasarım, hayatıma dolaylı olarak büyükbabam ve ağabeyim sayesinde girdi. Genlerde olan bir yetenekle girdi, diyebilirim. Herkes çocukken bir şeylere ilgi duyar. Bizimkiler de başka şeylerdi; hani elle yapılan, resim çizmekten bahsetmiyorum, daha genel şeyler… Mesela oyuncaklarımızı yapıyorduk. Ağabeyim ve ortağım Taner (Şekercioğlu) mimarlıkta okurken ben lisedeydim. Mimarlık fakültesinde endüstri ürünleri tasarımı bölümü olduğunu şans eseri ondan öğrendim. Sınav zamanlarında onun yanına kalmaya gidiyordum. Böylece gözlemleme şansım oldu ve bilinçli bir seçim yapmış oldum. ODTÜ’de Endüstri Ürünleri Tasarımı okudum, 1996 yılında mezun oldum.

Tasarım ofisiniz Kilit Taşı nasıl hayata geçti?
Kilit Taşı 1996’da Bursa’da kuruldu. Ben 2002 yılında Taner ile ortak oldum. Ondan sonra İstanbul ve yoğunluklu olarak Bursa’da çalıştık. Şimdi o yoğunluğu tersine çevirmeye başladık biraz daha. Bursa’da da işlerimiz var. Ama genel olarak Türkiye’de her şeyle ilgili olduğu gibi hayat İstanbul’da…

Tasarımcı olarak bir ürünü ilk ele alışınız ve tasarım sürecinizi anlatırmısınız? Tasarımdan üretime kadar olan süreç nasıl işliyor sizin için?
Bu müşteriye, müşterinin talebine ya da ürünün, ihtiyacın ne olduğuna göre çok değişkenlik gösteren bir süreç. Benim için iki ayrı kolu var. Bir kere bildiğin her şeyi unutup müşterinin seni yönlendirdiği pazar, rakip firma ya da ürünü ile ilgili verilere hiç şartlanmadan, onları tamamen unutup, tertemiz bir beyinle, 4-5 yaşındaki bir çocuk gibi hayal kurarak yaklaşmak gerekiyor. Çünkü o çok büyük bir kaynak; içindeki çocuk ruhu kaybetmemen gerekiyor. Ama sadece hayalle de olmuyor bu iş… Ben bir endüstri ürünü tasarımı yapıyorum, insanlar bunu kullanacak, yanmaması lazım, kesmemesi lazım, zarar vermemesi lazım kullanıcısına. Sorumluluklarımız var. Bir yandan da rakip analizi, pazar analizi, kim üretecek, hangi yöntemle üretilecek, ona uygun bir şekilde tasarlanması lazım. Yani eğer bir sanayi firmasına endüstriyel tasarımla bir ürün tasarlayacaksanız, ideal olması gereken; neyi, niye üretmek istediğinin bilincinde olarak, hangi pazara kaç lira fiyat aralığında, ne kadar kalıp yatırımı yapılacak, nasıl ambalajlanacak ve pazarlanacak gibi her türlü sorunun tespit edilmiş olması gerekiyor. Bunlar tasarlarken karar verilmesi, müdahale edilmesi gereken önemli girdiler. Dolayısıyla bu bir ekip işi; üretici, pazarlayan kim, hangi departman, ne biliyor, ne bilmiyor… Gerçek bir ekip işinde siz aslında zincirin halkalarından biri oluyorsunuz.

Ürün tasarımı açısından ele alınca endüstriyel üretim alanında var olmanın yarattığı müşteri ilişkileri ve “talep”, tasarımın konseptini belirlerken yaratıcılığı nasıl etkiliyor, bir kısıtlama getiriyor mu?
Bu işimizin bir parçası. Örneğin kısıtlama olmadan, hadi bana bir şey yap desinler. Bana öyle bir kalem yap ki hiç olmasın daha önce. Nasıl yapacaksın? Ben mucit değilim, ben bir endüstriyel ürün tasarımcısıyım. Mucit gibi davranıp, yeteneklerim doğrultusunda bir şeyler düşünebilirim, çizebilirim; ama Ar-Ge departmanının çözeceği, ortaya çıkaracağı mekanik tasarımı yapacak kişi değilim ben. Yani alışıyorsunuz buna. Firmanın, “böyle bir yeni mekanizmamız var, patent aldık ve çok güzel bir kalem haline getireceğiz biz bunu” diye bana gelmesi lazım ki aşama aşama, çok verimli bir şekilde çalışabileyim. Dolayısıyla o kısıtlamalar aslında olması gereken şeyler ve o limitasyonları aslında tanımlamanız gerekiyor. Ben çok güzel bir şey tasarlayayım ama bizde bunu üretecek makine yoksa olmaz. Firmanın üretim için yetenekleri nedir baştan bilmem gerekiyor. Limitlerini zorlayarak yeni bir şey yapmam lazım. Hangi malzeme, hangi üretim yöntemi, hangi pazar, hangi son kullanıcı ve gelir grubu, hangi rakip? Bunlar çok önemli çünkü az kurşununuz, az enerjiniz var. Zengin bir ülke değiliz. Bu yatırımı yapıyorken o tek kurşunu, bir kerede doğru hedefe atmak iyi ve başarılı tasarımı getirir.
İyi bir tasarım için bu sınırlar belirleyici oluyor yani…
Herhangi bir tasarımcıya bana bir ürün tasarla dediğiniz zaman süre de vermeyin, sene boyunca 150 bin tane kurşun kalem tasarlasın. Ama kim kullanacak, nereye üretilecek, nasıl üretilecek, amaç ne, nasıl ambalajlanacak gibi başka sorular var. Bütün bunlar doğru cevaplanıp doğru pazarladığında kullanıcılar da çok memnun oluyor sonuçtan. Güzel bir şey tasarladım, prototipini yaptım, sergiliyorum meselesi değil… Onu herkes yapabiliyor. Ama bir ekip çalışmasının sonunda, gerçek başarı öyküsü, ürünün doğru veriler ışığında tasarlanması… Satılması için ürün tasarlanıyor. İnsanların onu kullanırken mutlu olması için o ürün tasarlanıyor.

Endüstriyel tasarımda işlevsellik, görsellikle birlikte önemli bir özellik olarak kabul ediliyor. Ancak zaman zaman kullanıcı mutluluğuna hizmet eden ve farklı olmak adına işlevselliğin göz ardı edildiği tasarımlarla da karşılaşıyoruz. Sizce tasarım ve işlevsellik arasındaki ilişki nasıl olmalı?
Çok hassas bir denge var arada; ürünlerin sadece fonksiyonunu yerine getiriyor olması, insanların beğenip satın alması için, özellikle de günümüzde bu kadar rekabetin hâkim olduğu bir pazarda yeterli değil. Üründen ürüne değişir tabi; ama işin estetik değeri o ürünü tercih edilme sebebi haline getiriyor ki bu da çok normal. Yani yan yana dizilmiş beş farklı ürün düşünün. Beşi de aynı fonksiyonu yerine getiriyor; ama siz kendi estetik algılarınız ve değerlerinizden dolayı bir tanesini tercih ediyorsunuz. Sizi memnun eden, sizde dokunma hissini yaratan o. Engel olamıyorsunuz. “Kimse görmeden şunu elime alıp bir bakabilir miyim” diyorsa, zaten siz o müşteriyi bir kere “zehirlediniz” demektir. O gün almasa da ertesi gün tekrar gelecek, bakacak; ama tabi ki fonksiyonunu yerine getirmiyorsa, iyi referans vermeyecek başkasına… Bir taraftan da fonksiyonel olmak zorunda olmayan ürünler var hayatımızda. Tamamen  ruhumuza hitap eden estetik ürünler de istiyoruz etrafımızda aslında. Yani süslenmek için kullandığımız takılarımız, evdeki aksesuarlarımız  genelde böyledir.  Boynunuzdaki kolye olmazsa olmaz mı? Ama binlerce çeşidin arasından onu seçmenizin bir sebebi var satın alırken. Bunun altında bir nüans, çok ince bir fonksiyon var bence. Dolayısıyla aslında her şeyin fonksiyonel olduğunu iddia edebilirim. Estetik fonksiyon mu denir, ne denir bilmiyorum; ama ben o ürünün varlığından mutlu oluyorsam, sahip olmaktan mutlu oluyorsam benim için aslında bir fonksiyonu yerine getiriyor. Benim olmasından dolayı bana bir katma değeri var, aidiyet duygusu verdiriyor.

Yurt dışında pek çok fuara katılmış, ödüller de kazanmış ve ayrıca tasarım eğitimi alanında da var olan bir tasarımcı olarak Türkiye’de endüstri ve tasarım arasındaki ilişkiye bakışınız nasıl?
Türkiye’de endüstri ve tasarım-tasarımcı ilişkisi hâlâ olması gereken seviyede değil, tabi ki çok iyi örnekler var, çok bilinçli firma ve tasarımcılar var. Ama hâlâ kurumsal yapısındaki, DNA’sındaki zinciri bozmaya direnen, tasarım yatırımı yapmayı yabancı rakip firmanın ürününün benzerini yapmak olarak gören firmalar da var. Herkes tasarımcı olabilir, bizim işimiz mimarlık ya da doktorluk gibi değil. Herkes ben endüstri ürünleri tasarımcısıyım diyebilir; ama istisnaları dışarıda bırakarak söylüyorum; sanayicimiz, işverenimiz zaten mesleğimizin ne olduğunu tam bilmiyorken, mesleği de doğru yapmadığın zaman aslında iki taraf da intihar ediyor. Büyük fotoğrafı kimse net göremiyor. Günlük hayatımızda, kullandığımız ve çok da fark etmediğimiz binlerce ürün var. Bunları artık Uzakdoğu, bizden, AB ve ABD de dahil bir çok ülkeden daha ucuza ve onlar kadar kaliteli tasarlıyor, üretiyor ve pazarlıyor. Dolayısıyla mecburuz bu işi doğru yapmaya, yenilikçi fikirler ve ürünler üretmeye. Bunun için doğru ekiplerle patente yönelik, bunu sadece ben üretebilirim noktasına getirmek zorundayız durumu. Bu zincirin halkaları da; ürün tasarımı, Ar-Ge,  pazarlama, doğru tasarım yönetimi, global olarak düşünebilmek ve devletin bir tasarım stratejisinin olması... Ben kişisel olarak aslında 10 sene öncesiyle bugün arasındaki farkı çok iyi biliyorum. Ciddi bir fark var. Çok ümit verici; ama çok gerideyiz hala.

Son kullanıcı açısından baktığımızda tasarıma verilen önem yeterli mi sizce?
Bu biraz çetrefilli; çünkü son kullanıcı genel olarak içinde bulunduğu ekonomik duruma paralel hareket ediyor. Cebindeki parası kadar, kaygısı kadar yaklaşıyor konuya; bir taraftan da aslında cebinde o kadar parası yok ama 2 bin liralık bir cep telefonu da kullanıyor. Size neyin nasıl pazarlandığıyla, nasıl bir hayata sahip olunması gerektiğinin size pazarlanmasıyla alakalı kararlar bunlar. Bu konuda aslında son kullanıcı çok da bilinçli değil. Bu konu çok esnek alanlara giriyor, reklam ve pazarlama sektörü gibi...  Ama bir taraftan da çok bilinçli bir son kullanıcı var. Marka bağımlılığına sahip, mesela yerli marka olmasını önemseyen kullanıcı da var. “Benim param içeride kalsın, dışarıya gitmesin, zaten dışarıya çok para gidiyor” diyen, başka başka tüketici grupları da var. Bunları, müşterilerimden ve tasarladığımız ürünlerin satış raporlarından, kendi ürünlerim ve işim üzerinden de çok detaylı olamasa da takip edebilme fırsatı yakalıyorum. O biraz konjoktürel durumla ve ekonomik gelir seviyesiyle de değişebilen bir yapı ve tabi ki başka parametreler var.

Kalem, sehpa, diş fırçası, elektrikli cezve, nargile gibi birbirinden çok farklı ürünlere imza atıyorsunuz. Örneğin, neden sadece kırtasiye ürünleri ya da elektrikli aletler gibi tek bir ürün grubuna yönelip o alanda uzmanlaşmak yerine böyle bir çalışma şeklini benimsediniz?
Keşke daha çok olsa; seramik, porselen, cam veya paslanmaz çelik eşya gibi ürün grupları için tasarım yaptığım müşterilerim yok mesela. Ama bu yapılamaz demek değil tabi ki, bilakis sadece bir konuya takılmanın aksine, başka malzeme, başka yenilik, başka üretim yöntemi, başka çözülmesi gereken bir puzzle daha… Onu çözdüğünüz zaman çok mutlu oluyorsunuz. “Bir şeyi daha çözdüm ve insanlar onu kullanmaktan memnun olacak” diye düşünüyorsunuz. Çok da genellenemez ama bazılarımız biraz daha etik bir duruştayız; bir sektörde bir müşterim varsa aynı sektörde aynı ürünü yapan başka bir müşteriyle çalışamıyorsun. Benim için beş senedir o firmanın ürünlerini yapıyor olmam önemli ve 15 sene olmasını istiyorum bunun. Dolayısıyla o firmanın dışarıdan ticaret yaptığı tasarımcı değilim ben. O firmanın bölümlerinden birisiyim. Bu Kilit Taşı’nın çok önemsediği bir şey. Bence bunun çok ince bir dengesi var. Tabi ki kalem tasarlarsınız ama bir müşterim promosyon kalemi üretiyor diğeri kırtasiyede satılacak kalemler üretiyor, birbirlerine rakip değiller. Ya da müşterim olmuş olabilir, bir şey tasarlamış olabilirim ama iş ahdimiz devam etmiyor olabilir. O zaman benzer firmaya başka bir şey tasarlayabilirim; çünkü uzmanlaşmışımdır. Tabi ki başka sektörlerden başka malzemeler, üretim yöntemleri, pazar araştırmaları gibi konular üzerine çalışmak işin çok keyifli aşamaları…

Türkiye ve dünyadaki tasarım fuarlarına baktığınızda, hangi trendlerin öne çıkacağını öngörüyorsunuz?
Bu sektör sektör, konu konu günlerce konuşulabilir. Bir kere çok önemli bir kelime; samimiyet. Ürünün samimiyeti, ne işe yaradığı, üzerindeki detayları, fazlalıklarının olmaması, bütün çıplaklığıyla ne olduğunun okunabilmesi, yani samimiyeti çok önemli bir trend. Bunun altında biraz Bauhaus da var. Geçirdiğimiz postmodern çağın aksine, çok daha samimi olmaya geri dönüş trendi söz konusu. Bir ürün şunu söyleyebilecek samimiyette olmalı: Ben bir diş fırçasıyım, aynı zamanda sana çay pişirmiyorum yani…Baktığın anda görebilmelisin ürünün ne olduğunu. “Ben bir kalemim, ben bir dış fırçasıyım, diğerlerinden farklılaştırmak için üzerime allı morlu bir ceket giydirmediler” demeli ürün. Bununla paralel çok önemli bir konu da “yenilikçi” malzeme ve üretim yöntemlerini kullanmak. Bunun trendi olur mu denilebilir; fakat artık çok fazla üretici var, çok fazla tasarımcı, çok fazla firma var ve çok fazla şey pazarlanıyor gözünüze gözünüze. Bu kadar ürünün arasından bir tanesini seçiyorsanız, size başka bir şey öneriyor olduğunu görmek istiyorsunuz. Bu da daha iyi bir malzeme ve daha iyi bir üretim yöntemini ve daha yenilikçi olmayı gerektiriyor. Uluslararası tasarım gündeminde çok önemli yer tutan bir önemli konu da sürdürülebilirlik-yeşil tasarım.
Ne yazık ki hem sanayimiz hem de tüketici açısından henüz hiç önemsenmeyen bir konu.

Yeni projeler var mı peki? Bunlardan da bahseder misiniz biraz?
İstanbul Design Week 2007’de bitmiş hali ilk defa sergilenen, Arzum için tasarladığımız yeni tost makinemiz “Tostino” yakında piyasaya çıkacak, doğacak yani; böyle bir benzetme yapmak duyduğumuz heyecanı anlatabilir. Pensan için tasarladığımız yeni bir jel mürekkepli kalemimiz var. Bu ayki kırtasiye fuarında ilk kez sektöre tanıtılıyor olacak. Banat için tasarladığımız yeni diş fırçalarımız var, onlar ciddi heyecan konusu, bir kaçı piyasaya çıkmak üzere. Takip eden haftalarda da peyderpey çıkacaklar.
6-7 tane dış fırçamız var; biri uluslararası patentli ve hijyenik muhafaza edilmesi ile ilgili yenilikçi bir kullanım önerisi getiriyor.
Bu günlerdeki heyecanımız da bazı önemli uluslararası fuarlarda bu yenilikçi ürünlerimizin sergilenecek olması.

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70439 - unknown - 38.107.179.238