26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey



“Tasarımcı meydan okuyandır”


Çalışmalarını İtalya'da Luca Milano ile kurduğu Mutlu+Milano Design Studio'da sürdüren tasarımcı İnci Mutluyla, 30 tasarımcıyı örgütleyerek gerçekleştirdiği “ILK in Milano” projesinden son tasarımlarına uzanan geniş bir yelpazede sohbet ettik.


"Acqua" italyanca'da su demek. Bu takım da su gibi akışkan, formsuz ve yumuşacık. Takımdaki her bir parçanın, su damlacıkları gibi birbirinden bağımsız, ayrı birer organik formu var. Çatal bıçak takımlarında görmeye alıştığımız simetrik ve keskin hatlar yerine doğadan gelen bir form öne çıkıyor tasarımda. Aqua'nın en şaşırtıcı yanı da simetrik olmayışı.


Softcube serisi tasarımcının yalın çizgisini yansıtan ürünlerden biri.

Yurt dışında meslek pratiğini yürüten bir Türk tasarımcısı olarak kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz? ILK tasarım grubunu örgütleme fikri nasıl doğdu?
Mesleğimde belli bir yere geldikten sonra artık sadece İtalya’da kendim için çalışmak beni tatmin etmemeye başladı. Türkiye ve Türk tasarımı için bir şeyler yapma ihtiyacı hissettim. İstedim ki Avrupa’da Türk tasarımı beğenilsin, adından söz ettirsin. Nitekim bir süre sonra kendim ve diğer insanlar arasında herhangi bir fark olmadığını düşünme noktasına gelmiştim. Halbuki hepimizin mutluluğu bireyin mutluluğu demektir. Bu amaçla tasarımcı arkadaşlarımı teker teker arayarak, ILK tasarım grubunu oluşturma fikrimi ilettim ve elbette herkes kabul etti. Nurus da bize inanarak sponsor oldu ve organizasyonu gerçekleştirdi. Türkiye’nin saygın 30 tasarımcısı bir araya gelerek Avrupa’da geçen Nisan ayında Türk tasarımının rüştünü ispat ettik, Türk tasarımını tescilledik. Sergi tüm ziyaretçilerden tam not aldı. Bu benim bireysel işlerimden çok daha fazla kendimle gurur duyduğum, olursa çocuklarıma anlatmak isteyeceğim bir projedir. Türkiye pek çok anlamda negatif bir imaj çizerken, devletin yapması gerekeni görüp, bir anda planladım ve düzinelerce gönül hemen bana katıldı ve kısa zamanda birlik olduk. Herkesin ortak çıkarına bir projedir bu. Kimsenin kimseden üstün olmadığı bir birliktir.

Türk tasarımını hangi noktada görüyorsunuz?
Şu anda Türk tasarımcısının işleri kalite itibariyle elbette Avrupa tasarımından farksız. Bazen daha da iyi. El elden her zaman ustun olabilir. Ancak aşağılık kompleksini geride bırakmanın zamanıdır artık diye düşünüyorum. Şurası bir gerçek ki, genç neslin geçmişle bağı Topkapı Sarayı ve Safranbolu Evleri ile sınırlı kalıyor. Köklü bir millet olmamıza rağmen sanki geçmişimiz cumhuriyetin ilan edilişi ile başlıyor gibi. Bunu bir sorun olarak görüyorum. Tasarımcımızın geçmişle ve geçmişten gelen değerlerle ilişkisi kesik. Biz ILK grubu tasarımcıları olarak genç nesil için bir örnek oluşturmak istedik. Bu bizim sorumluluğumuzdu aynı zamanda. Türk tasarımcısının önünde büyük bir fırsat var. Radikal farklılık yaratan tasarım grupları, deneysel çalışmalar, araştırma grupları oluşturulmaya başlanmalı.

İnci Mutlu’nun tasarım süreci nasıl işliyor? Bir duygu mu, düşünce midir tasarımlarınızın esinlenme anında öne çıkan, yoksa tasarıma sebep teşkil eden bir ihtiyaç mıdır bu eylemi harekete geçiren?
Her zaman insanlar için anlam ifade eden ürünler yapmaya gayret ettim. Tasarladığım ürünler insanları mutlu eden, beraber yaşaması kolay ve zevkli ürünler olsun istedim. Kullanıcılardan gelen yorumlar tasarımlarımın insancıl, yumuşak ve esprili olduğu yönünde. Aynı zamanda yeni bir fikir barındırması, bir yasam felsefesi içermesi de benim için önemli. Tasarımda espri, mizah, fikir elbette olmalı. Kullananda bir duygulanım yaratmalı. Belki bu yüzden yaptığım pek çok ürün çok satıyor, çünkü samimi bulunuyor. Samimiyet, kendin gibi olabilmek de çok gerekli bir meziyet, ürün tasarlarken. Öykünmekten kaçınmalı diye düşünüyorum. Günümüzde insanların tasarımdan beklentisi sadece fonksiyonel ihtiyaçlarını karşılaması değil, bu zaten bir şart, bir mecburiyet. Şimdi kullanıcı tasarımın ona zevk vermesini de talep ediyor.
Bir üründen beklentimiz, sanattan, heykelden, bir tablodan beklentimiz ile aynı hale gelirken, sanat ise şimdi daha politik, düşündürücü ve sorgulatıcı bir kimlik kazandı. Ben de tasarladığım ürünlerle, insanların yaşamlarını kolay yaşamalarına aracılık ederken aynı zamanda onları düşündürmek ve hayatlarını sorgulatmak istiyorum. Bu urun tasarımı ile başarılabilir. Bunu başarmak için felsefe ile urun tasarımını bir arada düşünmeye başladım artık. Bu noktada tasarımcının sorumluluğunu da tanımlamış oluyorsunuz…
Tasarımcı olarak sorumluluğum endüstrinin sürekli satmak için ürün üreten dişlilerine kapılmamak, çarkın bir parçası olmamak. Aynı zamanda kendi çapımda bazı minik çarkları insanlığın yararına döndürmeye başlayarak, harekete geçmeyen gençlere ve düzene kapılmış giden tasarımcılara ilham vermek…Nitekim tasarımcı asi olmak, baş kaldırmak durumundadır. Üreticileri iç görüsü ile eğitmek de sorumlulukları arasındadır. Kısacası sadece göze hoş gözüken ürünler tasarlamak yeterli bir gaye değil benim için. Niyet önemli. Ayrıca tasarladığım ürünlerin toplumun hangi kesimine fayda sağlayıp yaşamlarını ve ekonomilerini iyileştirebilir diye düşünüyorum. Seçtiğim projelerin toplumda ihtiyacı olan kesime gelir sağlaması gerektiğini düşünerek proje geliştiriyorum.

Günümüzde banyoların geçirdiği dönüşüm hakkında neler söylenebilir? Bu dönüşüm ürün tasarımını ne yönde etkiledi?
Endüstri devrimiyle beraber gelen kanalizasyon sistemi ve ilk yapılan klozetten bu yana banyo dünyasında temelde bir şeyin değişmediğini söylesem şaşırır mısınız? Çünkü gerçek bu. 1800lü yıllardan 2000li yıllara prensip hiç değişmedi aslında. Yani banyo endüstrisi, otomobil veya uçak endüstrisi gibi değil, yepyeni buluşlara izin vermiyor. Bunun yerine banyoda rahatlığa, ergonomiye, yasam stili oluşturmaya, hijyeni arttırmaya, engellilere ve yaşlılara kolaylık getirmeye, kolay bakım/onarım sağlamaya, kişisel bakıma ve keyif verici fikirler üzerinde yoğunlaştık. Nitekim en son teknolojileri barındıran tüm bu banyoların altında aynı atık borusu, aynı su borusu yer alıyor. Dünyada su azaldıkça banyo tasarımları bundan etkilenecek diye düşünüyorum. Bu düşünceler ışığında VitrA ve Droog ortak ürünü olan Potsink lavaboyu tasarladım. Potsink insanlara gerçekte lavabonun ne olduğunu sorgulatan bir urun. Bu projeyi Droog üretmek istediğinde kendilerine VitrA Eczacıbaşı'nın üretici olmasını önerdim. Bu ürünün üretimi ancak VitrA gibi derin bir seramik teknolojisine sahip bir firma tarafından üretilebilirdi.

“Potsink”in tasarım felsefesi nasıl oluştu?
Potsink'de klasik “terracotta” saksıları yüksek vitrifiye teknolojisi ile dayanıklı ve hijyenik lavabolar haline getirdik. Ürün tümüyle baştan yapılandırıldı. Dışı “terracotta” olarak kalırken içi de parlak beyaz sır kaplandı.

Aslında bu lavabo, yani bu saksı, yani "potsink" herhangi bir ürünün gerçek anlamı üzerine tüketiciyi sorgulatan ve düşündüren bir ürün. Aslında lavabo dedikleri şey nedir ki? Pişirilmiş topraktır. Bugüne kadar üretilen tüm lavabolarla saksıların ortak noktası, Latince “terra cotta” Türkçe 'pişirilmiş toprak' olmalarıdır. Böyle bir yaklaşımla da ortaya çıkan bir ürün haliyle çok samimi, insana yakın ve doğal bir urun oldu.

Mutlu+Milano Design Studio

Strada Statale 181-12030
Manta CN Italy
Tel : 00.39.0175 86027

www.incimutlu.com

 

 

 



© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70566 - unknown - 38.107.179.237