“Tasarımcı
meydan okuyandır”

Çalışmalarını İtalya'da Luca Milano ile kurduğu Mutlu+Milano Design Studio'da
sürdüren tasarımcı İnci Mutluyla, 30 tasarımcıyı örgütleyerek gerçekleştirdiği
“ILK in Milano” projesinden son tasarımlarına uzanan geniş bir yelpazede sohbet
ettik.

"Acqua" italyanca'da su demek. Bu takım da su gibi akışkan, formsuz
ve yumuşacık. Takımdaki her bir parçanın, su damlacıkları gibi birbirinden
bağımsız, ayrı birer organik formu var. Çatal bıçak takımlarında görmeye
alıştığımız simetrik ve keskin hatlar yerine doğadan gelen bir form öne çıkıyor
tasarımda. Aqua'nın en şaşırtıcı yanı da simetrik olmayışı.

Softcube serisi tasarımcının yalın çizgisini yansıtan ürünlerden biri.
Yurt dışında meslek pratiğini
yürüten bir Türk tasarımcısı olarak kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz? ILK
tasarım grubunu örgütleme fikri nasıl doğdu?
Mesleğimde belli bir yere geldikten sonra artık sadece İtalya’da kendim
için çalışmak beni tatmin etmemeye başladı. Türkiye ve Türk tasarımı için bir
şeyler yapma ihtiyacı hissettim. İstedim ki Avrupa’da Türk tasarımı beğenilsin,
adından söz ettirsin. Nitekim bir süre sonra kendim ve diğer insanlar arasında
herhangi bir fark olmadığını düşünme noktasına gelmiştim. Halbuki hepimizin
mutluluğu bireyin mutluluğu demektir. Bu amaçla tasarımcı arkadaşlarımı teker
teker arayarak, ILK tasarım grubunu oluşturma fikrimi ilettim ve elbette herkes
kabul etti. Nurus da bize inanarak sponsor oldu ve organizasyonu
gerçekleştirdi. Türkiye’nin saygın 30 tasarımcısı bir araya gelerek Avrupa’da
geçen Nisan ayında Türk tasarımının rüştünü ispat ettik, Türk tasarımını
tescilledik. Sergi tüm ziyaretçilerden tam not aldı. Bu benim bireysel
işlerimden çok daha fazla kendimle gurur duyduğum, olursa çocuklarıma anlatmak
isteyeceğim bir projedir. Türkiye pek çok anlamda negatif bir imaj çizerken,
devletin yapması gerekeni görüp, bir anda planladım ve düzinelerce gönül hemen
bana katıldı ve kısa zamanda birlik olduk. Herkesin ortak çıkarına bir projedir
bu. Kimsenin kimseden üstün olmadığı bir birliktir.
Türk tasarımını hangi noktada
görüyorsunuz?
Şu anda Türk tasarımcısının işleri kalite itibariyle elbette Avrupa
tasarımından farksız. Bazen daha da iyi. El elden her zaman ustun olabilir.
Ancak aşağılık kompleksini geride bırakmanın zamanıdır artık diye düşünüyorum.
Şurası bir gerçek ki, genç neslin geçmişle bağı Topkapı Sarayı ve Safranbolu
Evleri ile sınırlı kalıyor. Köklü bir millet olmamıza rağmen sanki geçmişimiz
cumhuriyetin ilan edilişi ile başlıyor gibi. Bunu bir sorun olarak görüyorum. Tasarımcımızın
geçmişle ve geçmişten gelen değerlerle ilişkisi kesik. Biz ILK grubu
tasarımcıları olarak genç nesil için bir örnek oluşturmak istedik. Bu bizim
sorumluluğumuzdu aynı zamanda. Türk tasarımcısının önünde büyük bir fırsat var.
Radikal farklılık yaratan tasarım grupları, deneysel çalışmalar, araştırma
grupları oluşturulmaya başlanmalı.
İnci Mutlu’nun tasarım süreci
nasıl işliyor? Bir duygu mu, düşünce midir tasarımlarınızın esinlenme anında
öne çıkan, yoksa tasarıma sebep teşkil eden bir ihtiyaç mıdır bu eylemi
harekete geçiren?
Her zaman insanlar için anlam ifade eden ürünler yapmaya gayret ettim.
Tasarladığım ürünler insanları mutlu eden, beraber yaşaması kolay ve zevkli
ürünler olsun istedim. Kullanıcılardan gelen yorumlar tasarımlarımın insancıl,
yumuşak ve esprili olduğu yönünde. Aynı zamanda yeni bir fikir barındırması,
bir yasam felsefesi içermesi de benim için önemli. Tasarımda espri, mizah,
fikir elbette olmalı. Kullananda bir duygulanım yaratmalı. Belki bu yüzden
yaptığım pek çok ürün çok satıyor, çünkü samimi bulunuyor. Samimiyet, kendin
gibi olabilmek de çok gerekli bir meziyet, ürün tasarlarken. Öykünmekten
kaçınmalı diye düşünüyorum. Günümüzde insanların tasarımdan beklentisi sadece
fonksiyonel ihtiyaçlarını karşılaması değil, bu zaten bir şart, bir mecburiyet.
Şimdi kullanıcı tasarımın ona zevk vermesini de talep ediyor.
Bir üründen beklentimiz, sanattan, heykelden, bir tablodan beklentimiz ile aynı
hale gelirken, sanat ise şimdi daha politik, düşündürücü ve sorgulatıcı bir
kimlik kazandı. Ben de tasarladığım ürünlerle, insanların yaşamlarını kolay
yaşamalarına aracılık ederken aynı zamanda onları düşündürmek ve hayatlarını
sorgulatmak istiyorum. Bu urun tasarımı ile başarılabilir. Bunu başarmak için
felsefe ile urun tasarımını bir arada düşünmeye başladım artık. Bu noktada
tasarımcının sorumluluğunu da tanımlamış oluyorsunuz…
Tasarımcı olarak sorumluluğum endüstrinin sürekli satmak için ürün üreten
dişlilerine kapılmamak, çarkın bir parçası olmamak. Aynı zamanda kendi çapımda
bazı minik çarkları insanlığın yararına döndürmeye başlayarak, harekete
geçmeyen gençlere ve düzene kapılmış giden tasarımcılara ilham vermek…Nitekim
tasarımcı asi olmak, baş kaldırmak durumundadır. Üreticileri iç görüsü ile
eğitmek de sorumlulukları arasındadır. Kısacası sadece göze hoş gözüken ürünler
tasarlamak yeterli bir gaye değil benim için. Niyet önemli. Ayrıca tasarladığım
ürünlerin toplumun hangi kesimine fayda sağlayıp yaşamlarını ve ekonomilerini
iyileştirebilir diye düşünüyorum. Seçtiğim projelerin toplumda ihtiyacı olan
kesime gelir sağlaması gerektiğini düşünerek proje geliştiriyorum.
Günümüzde banyoların geçirdiği
dönüşüm hakkında neler söylenebilir? Bu dönüşüm ürün tasarımını ne yönde
etkiledi?
Endüstri devrimiyle beraber gelen kanalizasyon sistemi ve ilk yapılan
klozetten bu yana banyo dünyasında temelde bir şeyin değişmediğini söylesem
şaşırır mısınız? Çünkü gerçek bu. 1800lü yıllardan 2000li yıllara prensip hiç
değişmedi aslında. Yani banyo endüstrisi, otomobil veya uçak endüstrisi gibi
değil, yepyeni buluşlara izin vermiyor. Bunun yerine banyoda rahatlığa,
ergonomiye, yasam stili oluşturmaya, hijyeni arttırmaya, engellilere ve
yaşlılara kolaylık getirmeye, kolay bakım/onarım sağlamaya, kişisel bakıma ve
keyif verici fikirler üzerinde yoğunlaştık. Nitekim en son teknolojileri
barındıran tüm bu banyoların altında aynı atık borusu, aynı su borusu yer
alıyor. Dünyada su azaldıkça banyo tasarımları bundan etkilenecek diye
düşünüyorum. Bu düşünceler ışığında VitrA ve Droog ortak ürünü olan Potsink
lavaboyu tasarladım. Potsink insanlara gerçekte lavabonun ne olduğunu
sorgulatan bir urun. Bu projeyi Droog üretmek istediğinde kendilerine VitrA
Eczacıbaşı'nın üretici olmasını önerdim. Bu ürünün üretimi ancak VitrA gibi
derin bir seramik teknolojisine sahip bir firma tarafından üretilebilirdi.
“Potsink”in tasarım felsefesi
nasıl oluştu?
Potsink'de klasik “terracotta” saksıları yüksek vitrifiye teknolojisi ile
dayanıklı ve hijyenik lavabolar haline getirdik. Ürün tümüyle baştan
yapılandırıldı. Dışı “terracotta” olarak kalırken içi de parlak beyaz sır
kaplandı.
Aslında bu lavabo, yani bu saksı,
yani "potsink" herhangi bir ürünün gerçek anlamı üzerine tüketiciyi
sorgulatan ve düşündüren bir ürün. Aslında lavabo dedikleri şey nedir ki?
Pişirilmiş topraktır. Bugüne kadar üretilen tüm lavabolarla saksıların ortak
noktası, Latince “terra cotta” Türkçe 'pişirilmiş toprak' olmalarıdır. Böyle
bir yaklaşımla da ortaya çıkan bir ürün haliyle çok samimi, insana yakın ve
doğal bir urun oldu.
Mutlu+Milano Design Studio
Strada Statale 181-12030
Manta CN Italy
Tel : 00.39.0175 86027
www.incimutlu.com