26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa

Toprağa ve güneşe tutkulu bir yürek;


Attila Galatalı

Özgün ve yenilikçi bakış açısı ile önemli değerler kattığı seramiğe 35 tutkulu yılını veren Attila Galatalı bugün eserleri ile yaşıyor. Birçok kurumun duvarlarında gördüğümüz çalışmalarında sabırla yoğrulan bir ömür ve yoğunlaşan emek kendini hissettiriyor. Attila Galatalı’nın 1960’lı yıllarda başlayan ve ölümüne dek kesintisiz bir biçimde süregelen çabası, çağdaş seramik sanatına getirdiği özgün bakış açısı, seramiğin doğasını tanımlamaya yönelik savları ve eleştirileri ile seramik dünyasına önemli değerler kattı. Galatalı’nın yapıtları kişisel sergilerinde, yazıları ise sanat dergilerinde sanatseverlerle buluşurken birçok çalışması da yolumuzun düştüğü kurumların duvarlarında karşımıza çıktı/ çıkıyor. Sabırla yoğrulan bir ömrü ve yoğunlaşan emeği hissediyoruz yapıtlarında. Çanakkale Seramik Sanat Yayınları’ndan çıkan “Toprağın ve Güneşin Ozanı Attila Galatalı” Galatalı’nın yaşamını mercek altına alan bir çalışma… Bir ömrü sanatına, sanatını ise bir ömre sığdıran Attila Galatalı’nın eserlerini ve yaşam öyküsünü bu kaynaktan hareketle sizlerle paylaşmak istedik. Kitabın editörü Anna Turay Galatalı için; “Yeryüzünün kıvrımlarını ve gökyüzünün derinliklerini keşfe çıktığı tüm o yolculuklarda, avuçlarının arasında kil ve ışık vardır” diyor. Kitabı okudukça Galatalı’nın yaşamının derinliklerine iniyor ve bu betimlemenin ne kadar yerinde olduğunu görüyoruz; O’nunki seramik ile bezenmiş bir ömür.
Atilla Galatalı Arhavi’de 7 çocuklu bir ailenin altıncı çocuğu olarak dünyaya gelir. Sanatçı kişiliğinin Karadeniz’in vahşi ve zaptedilmez doğasında, nakışlar ve bezeklerle dolu bir ortamda oluştuğunu söyler kendisi.
Attila Galatalı’nın ilk sanat ödülü ortaokul yıllarında resim hocasından aldığı uzun saplı samur bir suluboya fırçası olur. Önce resimlerini yırtarak onu hırpalayan resim hocaları daha sonra onu övgülerle onurlandırırlar. Sanatsal yönelimini de yine hocaları belirler. Boyamayı, çizmeyi, yontmayı, ellerini kullanmayı sever Attila Galatalı. İçine, sanat sevgisinin ilk tohumlarını atan lisedeki resim hocası Kayıhan Keskinok, bu tohumları yeşertecek olan ise Bedri Rahmi Eyüboğlu olur. Yeteneği ve hocalarının tavsiyesi ile meslek seçimini mimarlıktan yana yapan Attila Galatalı, 18 yaşında geçirdiği menenjit hastalığı nedeniyle bu özlemini gerçekleştiremez. Tedavisinde kullanılan bir ilaç, duyma yeteneğini yavaş yavaş yitirmesine yol açar. Sesler önce giderek uzaklaşır, bir ay içerisinde de tümüyle yok olur.
1957 yılında İstanbul’a geldiğinde Bedri Rahmi ile tanışma şansına sahip olur. O yıllarda bir ekol olan Bedri Rahmi; geleneksel süsleme sanatları ile halk sanatının zengin motifselliğini bir arada harmanlamakta, şiirden resme, yazmadan mozaiğe kadar sanatın çeşitli alanlarında özgün yapıtlar üretir. Attila Galatalı da Bedri Rahmi’nin atölyesinden içeriye girdikten sonra bu dünyaya adım atar. Brüksel’de, uluslararası bir fuarda yer alacak Türkiye pavyonu için 200 metrekare genişliğinde dev bir pano yapılmaktadır o sıralarda. Bedri Rahmi’nin çizdiği desenleri üç ayrı ekip bir yıl çalışarak uygular. Attila Galatalı da bu ekiplerden birine katılır ve mozaik taşları dizmeye başlar.
Attila Galatalı, Bedri Rahmi’nin yanında bir yıldan uzun bir süre çalışır, adeta özel, akademik bir eğitim görür. O dönemde yapılan birçok projede uygulama gruplarında yer alır.
1959 yılında, Ruzin Gerçin’in iç mimarlık bürosunda çalışmaya başlar. İstanbul Belediyesi Kabul Salonu’nun duvarlarının mozaikle kaplanması için açılan yarışmaya Ruzin Gerçin ve Benal Gerçin ile birlikte, desenlerini Attila Galatalı’nın çizdiği bir projeyle katılır ve kazanırlar. 22 yaşındaki bu ilk deneyim, Attila Galatalı’ya çok şey kazandırır. Bir rastlantı eseri Göksu’da çamurla tanışan Galatalı’nın tüm yaşamı değişir. Kilin, kendisini en iyi ifade edecek malzeme olduğuna inanır; gönlüne seramik ateşi düşmüştür bir kere.

Eczacıbaşı Fabrikası’nın 1960 yılında Mumhane’de düzenlediği seramik kursuna katılır. 1960’lar, seramik sanatına karşı müthiş bir sevgi ve uyanış dönemidir O’nun için. Eczacıbaşı, kursun hemen ardından, 1961’de Türk Seramikçileri Derneği’nin düzenlediği sergide, yalnızca genç sanatçılar için bir ödül koyar. Füreya Koral’ın da Seçici Kurul’unda yer aldığı bu yarışmanın sonucunda, hiç kimsenin tanımadığı, akademili olmayan bir genç birinci seçilir: Attila Galatalı… Yaşamının eksenine oturttuğu seramiği tanımaya, keşfetmeye koyulur. Yolunu el yordamıyla, kendi kendine, ama alabildiğine özgürlük içinde, doğallıkla bulur. Gece gündüz çalışır, pes etmeden denemelerini yineler, dişiyle ve tırnağıyla kazıyarak seramiğin sırlarını çözer. Seramiğin yalnızca renk ve dokudan ibaret olmadığını düşünür Attila Galatalı. Formla daha çok ilgilenmeye başlar, geleneğe olan inancını ise korur. O’nun sanatını, Anadolu topraklarında filizlenen uygarlıklar besler.Duvar panolarına ayrı bir ilgiyle yaklaşan Attila Galatalı’nın bu alanda düzenlenen yarışmalarda önemli dereceleri de olur. 1963-1986 yılları arasında katıldığı yarışmalarda 26 birincilik, 2 ikincilik ve 3 mansiyon kazanır; 150’yi aşkın büyük pano uygulaması Türkiye’nin dört bir yanında yer alır. Birçok devlet binasının yanı sıra; Türk Petrol, Azot Sanayi Genel Müdürlüğü, Harbiye Ordu Evi, İzmir Efes Oteli, Çanakkale Seramik gibi kurum ve kuruluşların duvarlarında dünden bugüne Attila Galatalı imzasını taşıyan panolar vardır. Attila Galatalı o dönemde Taksim Sanat Galerisi’nin yöneticiliğini yapmakta olan ressam Ruzin Gerçin ile evlenir. 1966 yılında oğlu Ömer dünyaya gelir. Emekli Sandığı’na yaptığı 120 metrekarelik panolardan kazandığıyla ilk özel atölyesini yine bu dönemde kurar. Tempolu bir çalışma döneminin ardından üç yıl ardı ardına; 1968’de Mor Eserler, 1969’da Motif ve 1970’de Motif ve Soyutlama isimli sergilerini Taksim Sanat Galerisi’nde açar. O yıllarda temel motifi yöresellik olan Galatalı, iç içe geçmiş dairelerden, geometrik desenler ve nakışlardan oluşan kocaman güneş formları üzerinde çalışır. Bu dönemin ürünleri arasında yer alan Ay Kraterleri adını verdiği dizisi bu formda bir çalışma olur. İlk yurtdışı başarısını, 1962 yılında Çekoslavakya 4. Uluslararası Seramik Sergisi’nden gelen gümüş madalya ile tadan Attila Galatalı için 70’li yıllar, uluslararası alanda ardı ardına gelen başarılar ile belirginleşir. 1971’de İtalya Gualdo Tadino Uluslararası Seramik Konkuru’nda, altın madalyaya değer görülen Galatalı, ertesi yıl Güneş/Yuvarlak Motif adlı çalışması ile birincilik ödülü kazanır ve bu yapıt Vallauris Picasso Müzesi’nde, sürekli teşhire alınır. İki yıl sonra yine aynı bienalde bu kez altın madalya ile ödüllendirilir. Attila Galatalı Ekoloji adını verdiği bir dizi çalışmasını yine aynı dönemde, 1970’li yıllarda oluşturur. Tutkuyla bağlandığı seramik sanatının, tüm verileriyle doğayı özümsediğini, organik bir nitelik taşıdığını düşünür, formlarını ve kompozisyonlarını çevreyle ilişkilendirir. 1974 yılında, yine Taksim Sanat Galerisi’nde açtığı Ekoloji başlıklı sergisi diğer çalışmaları gibi büyük ilgi görür. Yaşamında iki önemli değişiklik bu sergiden kısa bir süre sonra meydana gelir; eşi Ruzin Gerçin’le boşanırlar ve Kireçburnu’ndaki atölyeden ayrılarak Gayrettepe’de, eski bir sinemadan bozma, kocaman bir atölye kurar. Sabahlara kadar ışıkları yanan atölyenin fırını neredeyse hiç sönmez. Yaşadığı sıkıntıları her zamanki sabrı ve sessizliği ile kendini çalışmaya vererek atlatır. Uzun süren bir sessizliğin ardından 1981 yılında yaşamında yeni bir sayfa açan Attila Galatalı, kendisi gibi bir seramik sanatçısı olan Filiz Özgüven ile evlenir. Her iki sanatçı da, özgün üsluplarını bir kenara bırakmadan birbirlerini zenginleştirirler. Sanatçı çiftin Organik Yüzeyler adını verdiği sergi 1984’de Ankara Beymen Bedesten Sanat Galerisi’nde açılır ve bu sergi ile Attila Galatalı, Ankara Sanat Kurumu’nun Yılın Sanatçısı ödülüne değer bulunur. Başarılı üretimlere imza atan çift Devingen Organik Yüzey kuramını geliştirir.
Sanatçının savına göre, seramik, özü hareket olan bir yüzey sanatıdır. Galatalı, seramiği, tarihsel süreklilik içerisinde, plastik boyutu ile ele alır ve onu ‘boşluk içinde yer alan organik seramik yüzey’ kavramı ile açıklar.
‘Seramik görsel gerçekliktir,’ der Galatalı, ‘gerçeğin yanılsaması değil… Duyu, düşünce ve tasarım gücünü ifade eder. Resimdeki derinlik ve yüzey yanılsamalarını, heykeldeki örgensel ve kütlesel yanılsamaları da içerir. Yanılsamasız, soyut bir sanat dalı olan seramik, kullanım içeriği ile somutlaşır. Kullanımı, yani içeriği yadsıyan seramik sanatçısı soyut görsel olana yönelmek zorundadır.’ Attila Galatalı ses ve hareket arasındaki ilişkiyi ele aldığı Sesin Görsel Yanı adlı sergisini 1986 yılında Garanti Sanat Galerisi’nde gerçekleştirir. 18 yaşından beri uzak olduğu ses dünyasını kille biçimlendirerek kendini ifade eder.


Duvar panosu, detay. 1993, 4.20 x 4.20 m. Büyük Efes Oteli, İzmir

Anna Turay, ‘Toprağın ve Güneşin Ozanı Attila Galatalı’da sanatçının son dönem işlerinde yalınlık ve arınmışlık duygusunun belirginleştiğine dikkat çekiyor. Galatalı’nın işlerinde ne olursa olsun, değişmeyen tek bir gerçeğin olduğuna vurgu yapıyor: Yükselen, yayılan, kapanıp açılan, kıvrılarak uzaklaşan, sürekli devinim içinde olan bir enerji kendi kendini çoğaltmaktadır… Gayrettepe’deki atölyenin satılması üzerine, atölyesini bir kez daha değiştirmek zorunda kalan sanatçı, 1986 yılında eşi Filiz’in Cihangir’deki minik atölyesine geçer ve üretimini burada sürdürmeye başlar. Ancak çalışmalarını atölyesinin sınırları ile belirlemez. Özellikle son yıllarda büyük boy çalışmalarını Çan’daki Çanakkale Seramik Fabrikaları’nda gerçekleştirir.
Attila Galatalı, tutkusu olan hareket ve enerjiyi yalnızca formun kendisinde ya da yüzeyde aramaz. Kilin rengini, yumuşak geçişlerle kendi içinde çeşitlendirirken, kullandığı karşıt dokular, mat ve parlak cilalarla da toprağın hareket olanaklarını, hacim ve mekan ilişkilerini araştırır. Motif, Form, Yöresel İlişkiler, Organik İlişkiler biçiminde adlandırdığı yapıtlarında da bunu görmek mümkündür. Attila Galatalı, her fırsatta üslubunu, tarihsel sürecin ve çağdaş verilerin birlikte oluşturduğunu, tamamladığını belirtir: ‘Seramik, yükselen ve yayılan organik bir bütündür. Ben, boşluk içinde yayılan bu iki şekli de birlikte aradım. İkisinin de mekansal bir düzlem olarak geliştiğini gördüm ve bunu organik seramik yüzey olarak tanımladım…
Benim formlarımdaki karakteristikleri, Anadolu uygarlıklarında, panolarımdakini ise Türk çinilerinde aramak gerek. Çiniye baktığım zaman lale motifini değil, orada bana yararlı olacak organik ilişkileri, malzemeyi, siyah-beyaz çalışmaları görüyorum. Beni ilgilendiren bunlar. Bu açıdan bakıldığında tarihsel süreçten çok şey çıkarılabilir. Formlarım genellikle gergin yüzeylidir. Başlangıçta işlevsel formları gergin yüzeyli yapıp, üzerini dekordan arındırmaya çalıştım. Motifi de ifade aracı olarak kullandım. Bu durumda bana geniş yüzeyler gerekiyordu. Sonra yüzey çalışmalarıyla form çalışmalarını birbirinden ayrıştırmak istemedim. Kısacası, panonun ötesine geçerek seramiği araştırınca ister istemez form gündeme geldi, formla yüzeyi kaynaştırmaya çalışınca da yüzey çalışmaları daha formel bir karakter kazandı ve ikisi biri biriyle bütünleşti.’
Attila Galatalı 1994 Mayıs’ında, bir sonraki yıl gerçekleştirmeyi planladığı iki sergi projesini hayata geçiremeden yaşama veda etti. 35 yıl süren ve tutucu olmadan, hep yeniyi arayan serüveni boyunca, seramik dünyasına unutulmaz yapıtlar ve değerler kattı.


Duvar panosu, detay. 1980, 21.70 x 1.50 m. TPAO Genel Müdürlük Binası Yemek Salonu, Ankara

 

ATİLLA GALATALI

1936 - Arhavi'de doğdu.
1955 - Geçirdiği menenjit rahatsızlığı sonucu işitme duyusunu yitirdi ve Trabzon Lisesi 2. sınıftan ayrıldı.
1957 - Bedri Rahmi ve Eren Eyüboğlu'nun atölyesinde mozaik çalışmaları yaptı.
1959 - Grup halinde katıldığı ilk yarışmada birincilik ödülü aldı. İstanbul Belediye Sarayı'nda 7 mozaik panosunu uyguladı.
1960 - İ. Hakkı Oygar ve Hakkı İzzet'in Seramik Kursu'na katıldı.
1962 - Taylan Seramik Fabrikası'nda çalışmaya başladı.
1967 - Kireçburnu'nda ilk atölyesini açtı.
1972 - Vallauris-Fransa Uluslararası Seramik Bienali'nde birincilik ödülü'ne değer bulundu ve bir yapıtı Vallauris Modern Seramik Müzesi'nde sürekli sergilemeye alındı.
1984 - Ankara'da açtığı sergi ile Ankara Sanat Kurumu tarafından "Yılın Sanatçısı" seçildi ve "Sanatçı-Sanat-Sav" başlıklı bildirisini yayınladı. İkinci eşi Filiz Özgüven Galatalı ile birlikte "Devingen Organik Yüzey" kuramını ortaya attı.
1985 - Seramik üzerine kuramsal araştırmalar yapmaya ve yazmaya başladı. Sanat Çevresi Dergisi'nde "Eleştirim" başlıklı ilk yazısı yayınlandı.
1994 - 25 Mayıs tarihinde yaşama veda etti.

 

 

<< Önceki Sayfa


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70568 - unknown - 38.107.179.236