AYTEN ALPMAN
BİR BAŞKA EFSANE HANIM

Bu yıl gerçekleştirilecek olan 14. İstanbul Jazz Festivali
iki sanatçıya Yaşam Boyu Başarı Ödülü verecek. Ayten Alpman ve Rüçhan Çamay 2
Temmuz Pazartesi günü Esma Sultan Yalısı’nda gerçekleştirilecek bir törenle bu
ödülü alacaklar.
Haberi alınca içim bir hoş oldu, sevindim, geçmişe döndüm ve
derin bir nostalji duygusuna kapıldım. Kapıldım diyorum çünkü ben kendimi
bildim bileli Ayten Alpman hayatımın içinde oldu.
Çocuktum, o devirde İstanbul eğlence hayatının müdavimlerinden
annem ve şimdi rahmetli olan babamdan önce onun sesinin ve yüzünün güzelliğini
dinlemiştim.
Yaşım ilerledikçe onu resimlerinden ve albümlerinden tanıdım.
Sonra gün oldu, Jazz Dergisi için 1998 yılında onunla uzun bir röportaj
yaparken hayallerimdeki Ayten Alpman ete kemiğe büründü ve karşıma çıktı.
O gün Ayten Alpman’ın geçmişine dönerek uzun bir yolculuk
yaptık. Önce 1974 yılı Kıbrıs Çıkartmasının bayrak şarkısı “Memleketim”in
öyküsünü anlatmıştı.
Jazz sanatçısı Ayten Alpman’ı efsane yapan şarkı aslında üç
beş kuruş para kazansın diye Fecri Ebcioğlu tarafından önerilen ve Fikret
Şenses tarafından Türkçe sözler yazılmış bir Mirelle Mathieu şarkısı idi. Daha
da ilginci, şarkının aslının İbranice bir halk şarkısı olduğunu öğrenmem
olmuştu.
Sonra kedilerinden, kuşlarından ve yeni kuşakların jazz
dinlememesinden konuşmuştuk. Ona hangi hayvan olmak istersin diye sorduğumda
kuş demişti, neden diye sorduğumda ise “kuşlar hürdür, güzel sesleri vardır,
karamsarlıkları iyimserliklere çevirebilirler” diye cevap vermişti. Bu ifade
aslında onun kendisini nasıl gördüğünün cevabı idi.
Tam 9 yıl sonra o yazıyı tekrar okuyunca onun müzik hakkında
söylediği şeyleri hatırladım:
Tüm yaşamım müzikle içiçe geçti ama ben de kim olduğuma karar
veremedim, niye bu dünyaya geldim, ne yapıyorum hala tam bilemiyorum. Müzik
nedir diye soruyorsunuz, bakın bunun cevabı zor, müzik insanın yaşamı, hayatı
her şeyidir. Müziksiz bir hayat olmaz, mutsuz da mutlu da olunca müzik
dinlerim. Yemek içmek ne ise müzik de o işte, bitmeyecek bir ihtiyaç, yaşamın
sürmesi için gereken bir şey. Bak şimdi de jazz nedir diye soruyorsunuz, jazz
benim 40 senemi verip de hala anlayamadığım bir müziktir. Bakın insanların beni
aptal sanmasını istemiyorum, ama jazz’ı sökmek ve içine girebilmek gerçekten
zordur. Dinlerken bir şeyler anlarsın ama çalan ile konusunca bambaşka şeyler
sana söyleyebilir, jazz’ın öykülerini anlamak zordur. Mainstream jazz
seviyorum, hani şu herkesin bildiği jazz’ı. Jazz’ın tüm babalarını dinledim.
Hrant Lusikyan bir zamanlar Yeşilköy Çınar’da çalardı, biz bisikletle onu
dinlemeye giderdik, Hrant o zamanların çok mühim bir müzik adamı idi, hepimiz
bayılırdık çalışına. Birgün bana sordu; “sen niye şarkı söylemiyorsun?”. Ben o
zamanlar Judy Garland’ın şarkılarını söylerdim. “sesin güzel, ders almalısın,
istersen ben sana ders vereyim” dedi. Hrant bana jazz’cı olabileceğimi
hissettiren ilk kişidir. Beni Cüneyt Sermet ile tanıştırdı, Cüneyt de beni
yetenekli buldu. O da beni Arif Mardin ile tanıştırdı. Arif Mardin ve Cüneyt
çok iyi arkadaştılar, ikisi de Sarıyer’de otururlardı. Bana jazz plakları
verdiler, eğer jazz’cı olmak istiyorsan çok dinlemelisin dediler. Dinleyip
dinleyip tekrar onlara gittim, şarkılarımı dinlediler. İkisi birden bana Sevinç
Tevs’i örnek gösterdiler. O yıllar, 1945-46, jazz’ın ilk tadına vardığım
seneler oldu, 1945 1946 yılları.
Ayten Alpman ilk evliliğini bir başka tanınmış müzik adamı
olan İlham Gencer’le yaptı. İki çocukla bu evliliği bitirdi. Nedenini ise eski
eşine olan saygısından hiçbir zaman açıklamadı.
Bunun hemen ardından İsmet Sıral ile İsveç’e gitti, orada
jazz tutkusu tekrar depreşti, ders alarak şarkı söyleme tekniğini geliştirdi.
Kendini jazz’ı öğrenmiş hissederek Türkiye’ye döndü ama onun döndüğü devirde
jazz yavaş yavaş İstanbul’dan ayrılıyordu. Ümit Aksu ile hayatını birleştirdi,
sonsuza kadar evli kalamadılar ama her zaman çok yakın dost oldular. Jazz’ı ise
hiç unutmadı ve onu her zaman içinde bir ateş olarak taşıdı. Jazz ona her zaman
bana bir ayrıcalık duygusu ve gurur verdi. Bakın o söyleşide jazz hakkında
neler söylemişti:
Jazz çalınan bir yere girince evime girmiş gibi olurum, o
mekân benimdir, benden bir parçadır. Bana hep jazz dinle dediler ve ben de çok
jazz dinledim. Zaman içerisinde jazz’ın içersinde oluşan sesleri ve diyalogları
çözmeye başladım. Tam jazz’ı anlamaya başladım zannederken aslında hiç
anlamadığımı hissettim. Ama anlamadığım zamanlarda bile ritim ve swing
duygularını anladım. Swing jazz’ın vazgeçilmez bir parçasıdır, eğer swing yoksa
hemen hissedilir. Hep jazz’ın içinde oldum. Özellikle Big band’i çok severim. O
ne müthiş bir sestir, Big Band’in önünde söylemek çok başkadır. Yıllardır buna
hasret kaldım. Suheyl Denizci TRT jazz orkestrasını kurdu ama bana altı yıl kan
kusturdu ve şarkı söyletmedi. O emekli olunca Neşet yerine geçti, sağ olsun
beni çağırdı.
Ondan sonra Ayten Alpman birçok kere şarkı söyledi. Taksim
Atatürk Kültür Merkezinde yapılan 50. sanat yılı konserine bilet bulmak için ne
kadar sıkıntı çektiğimi ben bilirim. Dokuz yıl önce kendisini terk edilmiş ve
yalnız hisseden o kadın inanılmaz bir şekilde yeniden küllerinden doğdu ve
aramıza döndü. Eski albümleri yeniden basılmaya başladı. Geçtiğimiz günlerde
bir başka hoş gelişme oldu.
Son plak kaydı için 1979’da stüdyoya girmişti, 28 yıl aradan
sonra yeniden stüdyoya giren Ayten Alpman, “Bir Başkadır Ayten Alpman” adlı
albümünü yaptı. Ossi Müzik tarafından yayınlanan 2007 tarihli bu yeni albümünde
Türk popunun dünü ve bugününden seçilmiş 10 şarkıyı kendine has bir şekilde
yorumladı.
Albümün tanıtım yazısında şöyle yazılmış:
“Yaklaşık 30 yıl sonra ilk kez yeniden stüdyoya giren ve daha
önce hiç seslendirmediği türde şarkılar söyleyen Ayten Alpman iki binli yıllara
da damgasını vurmaya hazırlanıyor. “Memleketim” , “Tek Başına” , “Ben Böyleyim”
ve “Ben Varım” gibi unutulmaz şarkılarla dolu Ayten Alpman kariyerine yepyeni
şarkılar ekleniyor...”
Bu albümün prodüktörü Hakan Eren ile sevgili arkadaşım Naim
Dilmener vasıtasıyla tanışmıştım. O günlerde Naim ve benim programlarımız Açık
Radyo’da arka arkaya idi. Aklıma müthiş bir fikir geldi, Naim ile paylaştık.
İlham Gencer ve Ayten Alpman’ı canlı yayında arka arkaya iki programda misafir
edecektik. Önce olabilir mi dedik ama Hakan’ın lügatında “hayır” kelimesi
yoktu. Büyük bir hızla her şeyi ayarladı. O gün geldiğinde içim içime sığmıyordu,
önce benim programımda onların jazz günlerinden başladık, sonra Naim’in
programında Türkçe pop ile devam ettik ve bitirdik. Tüm arşivi de Hakan
sağlamıştı. Bir ara dördümüz birlikte şarkı söylerken hepimizin gözlerimizin
yaşardığını hatırlıyorum.
Umarım sevgili Hakan bir başka albüm daha yaparak ömrü
boyunca jazz’a gönül vermiş Ayten Alpman’ı bu sefer de gerçek aşkı olan jazz
ile buluşturur.
Geçtiğimiz günlerde Süheyl Denizci aramızdan ayrılınca Neşet
Ruacan bir kere daha Ayten Alpman’ı davet etti ve Efsane Hanım TRT jazz
orkestrasının önünde eski dostu için bir şarkı söyledi. Erol Pekcan, Ümit Aksu
ve Süheyl Denizci’nin bir başka dünyada jam session yapmak üzere buluştuklarını
düşünüyordu. Tek temennisi ise yakın bir zaman içerisinde bu üç sevgili arkadaşının
aralarına bir kadın solist istememeleri oldu.
Ayten Alpman günümüz Türk müziğinin gerçek efsane
hanımlarından birisi. Bu ifadeyi sevgili arkadaşım Sema Mortiz’in Eko
albümünden ödünç aldım ve Ayten Alpman’a ithaf ediyorum.
Türk jazz’ının yaşayan efsanesi, daha nice yıllara, yolun
açık olsun.