Alice Coltrane’nin Göğe
Yükselişinin Gizli Dili...

Bu yıl, jazz dünyası ve jazz severler için gerçekten de çok
hüzünlü bir yıl oldu. Usta Michael Brecker ve Alice Coltrane’yi, aynı hafta
içinde kaybettik. Her ne kadar daha evvel, Alice Coltrane adına özel bir tören
düzenlenmiş olmasına rağmen, jazz dünyası bu büyük ustayı, geçtiğimiz ay New
York St. John Divine Katedrali’nde yeniden andı. Daha önce katıldığım hiçbir
konsere ya da anma törenine benzemiyordu, b u pek bir özel tören. Gece jazz
tarihini yazmış müzik notalarıyla, kutsal ruhların bir arada dans ettiği bir
valse dönüştü.
Nefes kesen bir katedral, St. John Divine... Jazz’a ve
paylaşıma adanmış bir hayatı anmak için daha anlamlı bir mekan bulmak güç
olurdu heralde... Coltrane ailesini, ne jazz dünyası ne de jazz aşıkları yalnız
bıraktılar o gece. Gecede Alice’in beraber sahne paylaştığı müzisyenler, hayat
arkadaşları ve ailesi; geceyi ve Alice’yi onore edecek konuşmalar yaptılar.
Sahnenin arkasındaki projektörden yansıyan güzel imajı, Alice Coltrane’in
aramızdaki varlığını hatırlatıyordu adeta.
Ocak ayında hayata gözlerini yuman Alice Coltrane, sadece
piyanist, harpist ve John Coltrane’in eşi değildi. Alice McLeod olarak 1937
yılında Detroit, Michigan’da dünyaya gelen sanatçı 7 yaşında piyano çalmaya
başladı. Müzik kariyerine 1950’li yılların sonunda başladı. 1960’lı yıllarda
Bud Powell ile beraber Paris’de jazz çalışmalarına devam etti. Bir kaç yıl
sonra Terry Gibbs ile olan müzikal beraberliği sırasında John Coltrane ile
tanıştı. Zaten hemen sonrasında Gibbs’in grubundan ayrılarak Coltrane ile
evlendi. Coltrane’in grubundan McCoy Tyner’ın ayrılması üzerine, onun
piyanodaki yerini aldı. Bu şekilde bu iki özel müzisyenin, müzikal
beraberlikleri de başlamış oldu. John Coltrane müzikal açıdan sınırlarını
zorlarken, Alice Coltrane de kendini geliştirerek Trane’e bu yolda eşlik etti.
Alice her zaman, Trane’in kendisi üzerinde muazzam bir etkisi olduğunu
vurguladı. 1967 yılında John Coltrane’in ölümünden sonra kendisini çocuklarına,
piyanosuna ve arpına adadı. Daha çok Hint ve Uzakdoğu etkilerinin yer aldığı
albümlere imza attı; 1968’de A Monastic Trio, 1969’da Huntington Ashram
Monastery, 1970'de Ptah ve the El-Daoud Journey in Satchidananda. Daha
sonrasında yaylı çalgılarla, avangard tarzı müzik kullanarak 1971'de Universal
Consciousness, 1972’de World Galaxy ve 1973’de Lord of Lords (1973) albümlerine
imza attı.
1970’li yıllarda Coltrane, kendini Uzakdoğu felsefesine
adadı. Sürekli Hindistan’ı ziyarete giden sanatçı, orada Swami Satchidananda
ile çalıştı. Amerika’ya dönmesinin ardından, San Francisco’da Vedantic
Merkezini kurarak, dini liderlik ünvanı aldı. Bütün bu yaptıklarının yanı sıra,
aynı zamanda, son 40 yıldır, John Coltrane’in müzik arşivini yönetmekteydi.
2001 yılında ise John Coltrane Derneği’nin kurulmasına katkıda bulundı. Dernek,
yüzlerce genç jazz müzisyenine burs ve performans imkanları sağlamakta.
Gece, oğlu Ravi Coltrane’in ‘O, gerçekten de birçok kişinin
annesiydi’ cümlesi ile başladı. Bundan 3 yıl önce, Ravi’nin prodüktörlüğünü
yaptığı ‘Translinear Light’ albümü ile Alice Coltrane jazz dünyasına 25 yıl
aradan sonra dönüş yapmıştı. Bu albümde Alice, Charlie Haden, Jack de Johnette
ve Jeff ‘Tain’ Watts gibi jazz sanatçılarıyla biraraya gelmişti. Bu gece de
yine aynı sanatçılar sahnede yerlerini alarak, yakın dostları Alice Coltrane’ye
saygılarını sundular. Geceye aynı albümden çalınan parçalarla devam edildi.
Çalınan parçalardan biri vardı ki, katedrali sanki farklı bir ortama bürüdü.
Alice Coltrane’nin 1970’li yıllarda kaydettiği ‘Blue Nile’ parçası... Bu
parçada davulda John ve Alice Coltrane’e de, o yıllarda eşlik eden davulcu
Rashied Ali eşlik etti. Basda Cecil McBee, arpda Brandee Younger ve flütlerde
Steve Wilson ve Gamiel Lyons vardı. Sonrasında ise Geri Allen (p), Charlie
Haden (b) ve Jeff Watts (d) sahnedeki yerlerini alarak ‘Jagadishwar’ı çaldılar.
Beni gecede en çok etkilyen parça, Charlie Haden’ın Alice Coltrane için yazdığı
narin notalarla dolu‘For Turiya’parçası oldu. Geri Allen’ın mükemmel yorumuyla
parça daha da büyük bir anam kazandı. Charlie Haden, konuşması sırasında
aslında bu parçayı Alice’in arp ile çalması için, 1970’li yıllarda Alice’e uzun
zaman yalvarmak zorunda kaldığını dile getirdi. Emeline ulaştığı zamanı ise
‘Sanki cennete çıkmış gibi hissettim kendimi...’ diyerek anlatmaya çalıştı.
Gecede bir çok dini anlam taşıyan konuşmalar gerçekleşti.
Ancak bu özel kişiye ve müziğine olan hayranlığım sebebiyle, konuşmaları takip
etmek yerine, bu özel atmosferi güzel müzik eşliğinde solumayı tercih ettim.
Özellikle de ‘Translinear Light’ı Ravi Coltrane’in sopranosundan ve ona eşlik
eden Jack de Johnette ve Geri Allen’dan dinlemenin getirdiği duygusal yoğunluğu
kelimelerle anlatmak mümkün değildi. Ölümünden kısa bir süre evvel yapımını
tamamladığı The Sacred Language of Ascension, kısa bir süre sonra piyasadaki
yerini alacak.
Bayan Coltrane’nin hayatından kesitlerin alındığı video
gösterimi sırasında Ravi ve kardeşlerinin hıçkırıklara boğulması, herkesi çok
üzdü. Bu özel gece, çok özel jazz adamlarının eşliğinde ve desteğinde
gerçekleşti. Adını bahsettiğim sanatçıların yanı sıra, David Gilmore, Pat
Metheny, Duane Eubanks ve New York jazz sahnesinin bir çok sanatçısı o gece
Alice Coltrane’in-tıpkı son albümünün ismi gibi, göğe yükselişine tanıklık
etti.