26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

FRANSIZ JAZZ’ININ BABASI ÇİNGENE (Mİ?)

 

Jazz dünyanın en evrensel müzik türü oldu çıktı. Ama onun bu ‘evrensellik’ özelliği, biz şimdi altını çizdik diye, son senelerde belirginleşen bir özellik değil. Bu eşsiz özellik jazz’ın doğuşundan, çeşitli müzik veya müzikal ifade tarzlarının onunla ilk temas ettiği anlardan itibaren başlayan bir süreç. İnsanoğlunun en temel gereksinim ve dürtülerini karşılayabilmek amacıyla saldırmaya, aramaya, dolaşmaya, ticarete girişmesiyle milattan belki 4-5 bin yüzyıl önce ortaya çıkan ilkel küreselleşme çabaları gibi. Küreselleşmenin geniş alan ve kesimlere yayılması nasıl yeni olguların doğması, ‘Alternatif Küreselleşme’yi gündeme getirdiyse, jazz’ın da diyelim ki köklerinin, ilk ürünlerinin şekillenmeye yüz tuttuğu Kuzey Amerika’daki yuvasından sıçrayıp başka topraklara tohum atması zaman içersinde, diğer süreçten farklı olarak ‘antagonizm’ içermeyen seçenekler doğurdu. Zira jazz’ın özünde başka temel bazı özgüllükler, hassalar yatıyordu. Örneğin: “Jazz her döllendiği ortamda olumlu yavrular verdi. İnsanı birleştirici, dil, din, sınır, milliyet, cinsiyet, irsiyet, vs, vs farklarını yok edici, gittiği yerde aldığından fazlasını cömertçe bağışlayan; hiyerarşi, oligarşi, monarşi ve benzeri ‘arşi’leri tanımayan bir isyan çocuğu olarak büyüdü. ‘Öteki’ne çoğu zaman tertemiz, önyargısız, doğal baktı, yaklaştı. Birlikteliklerine doğaçlamayla katıldı, çıkar beklemeden kattı, gelişti. Tanıttıklarıyla yeşertti, tanıdıklarıyla çiçeklendi, meyvelendi. Sömürmedi, zenginleştirdi. Isırmadı, vurmadı okşadı. Ezmedi, kösteklemedi destekledi. Jazz en evrensel dil, ‘Müzik’in maymuncuğu oldu. En mahrem kilitleri açtı. Klasik, ilkel; dünya, yerel; litürjik, tekno hepsi potasında eridi, hepsi jazz’la temas ettikçe çoğalarak, çeşitlenerek yeniden doğdu. Jazz korkusuz, komplekssiz, özgür, her zevke, her keyfe açık sonsuz barış dolu bir çeşni sundu insanlığa. Ve sunmaya devam ediyor...”

İşte jazz bu bebeksi saflığı, bu benzersiz hazineleriyle dünyanın ulaşabildiği her köşesi gibi, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Fransa’ya daha doğrusu Paris’e de geldi. Önce dışardan, Amerika’dan ziyaretçiler, göçenler, sonra ‘onlar gibi’ jazz yapanlar sundu, yorumladılar. O zamanlar bu topraklar çok ‘mümbitti’, verimliydi, insani hassasiyetler ve sanat duyargaları sonuna kadar açıktı, kültürel doğurganlık çok yüksekti. Tabii ki Claude Debussy (1862-1918) gibi çağdaş klasik müzik dahisinin bir ‘Ragtime’ yorumu dinlemesi bile, onu jazz’dan esinlendirmeye yetiyordu. Ama genelde Fransa yüzyılın başında jazz’dan, tek kelimeyle ‘bi-haber’di. 1. Dünya savaşının sonuna doğru, 1917’de Fransa’ya gelen Amerikan ordusunun bandosu Afro-Amerikalı’lardan oluşuyordu ve ne hikmetse, bu “Zenci Mızıkacı” takımlarının çaldıklarındaki değişik ruhu birileri sezinlemişti. 20’li yıllardan itibaren kenti sıkça ziyaret etmeğe başlayan Amerikalı “Jazz Band”’ler önce devrin Parisli ‘Avant-Garde’ aydın ve sanatçı çevrelerini cezbetti. Örneğin 350. Topçu Tugayı’nın “The Black Devils”’i ve de özellikle 369. Piyade Tugayı’nın “Jim Europe & his Hellfighters”ı. Amerikan modernliğiyle, Afrikalı ilkel doğaçlama alaşımından olağanüstü cazip ve şehvetli yeni bir özgürlük rüzgarı doğmuştu, adına “Jazz” denen... Arthur Honegger, Darius Milhaud, Eric Satie, Fernand Leger, Francis Poulenc, Jean Cocteau gibi devrin kültür, sanat, müzik dünyasının ağır topları bu orijinal türe dört elle sarıldılar. İlk ağızda Julien Porret, Philippe Brun gibi Fransız trompetçiler ortaya çıktı. 10 Ocak 1922’de piyanist, besteci Jean Wiener yönetiminde Paris’in efsanevi jazz kulübü “Boeuf sur le Toit” açıldı. Hikayesini kısmen dergimizin 45. sayısında anlattığımız, 1925’te Paris’i büyüleyen Josephine Baker (Jazz Dergisi Ocak 2007) ve eşlikçilerinden genç oyuncu, piyanist Sidney Bechet’in de küçümsenemeyecek katkılarıyla jazz entelektüel yaşama, eğlence dünyasına bir girdi, pir girdi. Paris hızla jazz’ın yeryüzü merkezlerinden biri, belki ilki olmaya soyundu. Alix Combelle, Andre Ekyan, Georges Tabet, Joseph Ginsburg (Fransız fantezi şarkıcılığının büyük ismi Serge Gainsbourg’un babası), Leo Poll (gerçek soyadı Polnareff olan bu Rus göçmeninin oğlu Michel Polnareff, 60’lı 70’li yıllarda Fransa’nın star şarkıcılarından olacaktı), Leo Vauchant, Michel Warlop, Roger ve Pierre Allier kardeşler, Roger Fischenbach gibi sanatçılar veya Krikor Kelekian’ın (İstanbul 1898-1971) kurduğu “Gregor et ses Gregoriens” ve “Ray Ventura & his Collegeans” gibi topluluklar Fransa’da yerli jazz’ı onurlandırıp, gittikçe büyüyen belirli bir talebe de cevap verdiler. Fakat şahsi kanımızca henüz özgün bir Fransız jazz’ından konuşmak zordu.

Sonra gün geldi, 30’larda Fransa’da yapılan jazz’a bir başka tını, bir başka stil, renk sızdı. 1929’da ‘Çingene Müziğini’ incelemek üzere Fransa’ya gelen Afro-Amerikalı kemancı Eddie South (1904-1962) Paris’te jazz stilinde kaydettiği “İki Gitar” (Gramophone - 1929) isimli klasik parçayla aslında “Quintette du Hot Club de France / QHCF”’in önünü ve yepyeni bir devri açtı. South’a eşlik eden genç bir Roman gitarcı Django Reinhardt (1910-1953), bir yıl sonra karşılaşacağı bir başka kemancı Stephane Grapelli (1908-1997) ile 1932’de QHCF’yü kuracaktı. İşte böylece ‘Jazz Ana’nın rahminde ‘Fransız Baba’dan doğma değişik bir karaktere, kişiliğe sahip yepyeni bir ‘ekol’ yükseldi: “Swing Manouche”. Bebek Fransız’dı ama babaya Fransalı demek daha doğru olacaktı. Belçika doğumlu ‘Çingene Django’ ile İtalyan baba, Fransız anneden doğma ‘Sokak Çalgıcısı Stef” 30’lu yıllarda, Paris’in en seçkin otellerinden Hotel Claridge’de küçük ‘Big Band’leriyle ‘snob/züppe’ eğlendiriyorlardı. Django, Stef ve QHCF takımı Joseph Reinhardt (Django’nun biraderi), Louis Volta, Roger Chaput nefes aralarında dinlenmek için kuliste minik “swing jam”ler yaparken kulüp işletmecisi, ünlü jazz yazarı Charles Delaunay çaldıklarına kulak misafiri oluyor. Tarzın cazibesini bizzat yaratıcıları eliyle kullanıyor. Ve kısa bir süre sonra Fransız popüler dans müziği, “Guinguette” ve “Musette” (ki aynı zamanda bir cins akordeonu andırır geleneksel Fransız çalgısıdır) ile yolu çakışacak “Swing Manouche” jazz’a günümüzde gittikçe sevilen gerçek bir Fransız lezzeti, renkleri katıyor. Hikayenin gerisini gazeteci, radyo televizyon programcısı Jean-Baptiste Tuzet’nin hazırladığı “Jazz Manouche / Roman Jazz’ı – La Grande Aventure du Swing Gitane – Django Reinhardt’tan Tchavolo Schmitt’e -Swing Gitane’nın Büyük Serüveni” (yayıncı Eds. Didier Carpentier – 2007) başlıklı birbirinden güzel fotoğraflarla bezenmiş enfes kitaptan izlemek gerek. Eser 20’şer yıllık dilimler etrafında, özellikle Reinhardt ve Ferret aileleri örneklerinden hareketle, belli başlı tanınmış veya az tanınan sanatçılarla bu tarzın gelişmesini ve bugünkü yerini anlatıyor...

Bu satırların yazıldığı gün ve saatlerde Paris’in Çiçek Parkı’nda bedava verilen yazlık jazz konserlerin başlığı “Esprit Django / Django Ruhu”’ydu. Bu ruhu 16-17 Haziran günleri onurlandıran genç ‘Jazz Manouche’çular ise Hurlak, Thomas Dutronc (François Hardy ve Jacques Dutronc’un besteci  ve gitarist oğulları) Boulou ve Elios Ferré kardeşler, Christian Escoudé & ‘Nouveau Gitan Trio.

Dün göçebe çingenelerin, göçerlerin aile içi eğlencesi olan müzik bugün Fransa trampleninden sıçrayıp evrene mal olmuş “Franko-Roman” hatta “Fransız Jazz’ı”’na dönüştü. Dün gitarında Elvis, Beatles, Animals tıngırdatan milyonlarca dünyalı gencin ciddi bir bölümü bugün Django, Birelli, Sansévérino da çalabilmek için uğraşıyor. Jean-Baptiste Tuzet çok haklı: “Bu tarzın adına ne derseniz deyin, dinlediğinizde sizleri dörtnala ritimleri, minör melodileriyle pırıl pırıl bambaşka bir aleme, yeni dostluklara uçuruyorsa hangi kökten geldiğinin ne önemi var...”

(Django festivalini hatırlatmadan geçmeyelim: http://django.samois.free.fr/)



FESTİVALLERDEN:

Neia Musik, Jazza Hücum, Bağ Bozumları, Jazz Çiçekleri yine açtı…

“Biraz Alman, biraz İsviçreli, çokça da Fransız olmam ne fark eder. Ben üç-beş-on kültürü keyifle yaşayan bir küçük sınır kenti, Mulhouse’un asi çocuğu ‚’Jazz à Mulhouse’un ufaklığıyım. Aklım ereli beri çoluk çocuk, sokak meydan herkes tarafından, hem herkes için yapılabilecek ’Çağdaş Jazz ve Deneysel Öncü Müzik’e tutkuluyum. Bu seneden itibaren ’Kafa ve Bacaklar İçin Müzik Festivali’ düzenlemeğe karar verdim. Adım ’Neia Musik’. Beni 20 yaşına basan Avrupa’da öncülere öncülük yapanlar arasında hatırı sayılır bir yeri olan Mulhouse’lu hemşerilerim, ’Metamkine’ isimli müzik yapım ve hatta dağıtım derneği doğurttu. Belediye ve bir dizi kültür kurumunun dışında birlikte büyümeğe karar verdiğimiz İsviçre’nin Bale kenti de bana bir el verdi. 7 Haziran’da müzik aletleri dışında her şeyi çalgı aleti gibi kullanıp elektronik kıyma makinesinden da geçiren ’Norbert Möslang’la Solo başlamıştık, 10 Haziran’da Elektro Jazzo-Popo-Blueso-Tekno ’Metamkine Sound System’le noktaladık. Kulak için sinemadan, beyin için sergiye epeyce türlü çeşitli faaliyet sunduk. Meraklıysanız bu sene çok geç kaldınız ama seneye bekleriz. Doğum ilanını duymadık, görmedik diyemezsiniz artık.”. Daha fazla bilgi http://www.neia.fr adresinde…

Bask diyarının incisi Bayonne’da 12-14 Temmuz’da ’Jazz’a Hücum’ var. ’La Ruée au Jazz’da bu sene ’MVC Şehrin Göbeği Atölyesi’nden Joshua Redman’a, ’Ayaklar Çuvalda Şirketi’nden Henri Texier’ye 20 kadar ünlü ünsüz topluluk hücuma katılıyor. “İyi şarap gibi yaşlandıkça olgunlaşıyoruz, artık 5 yaşına bastık”, deyip hücuma kalkan Basklıların olgunluğu, cazsal bağımsızlıklarına yeter mi bilemeyiz, isterseniz http://larueeaujazz.com/ ’a bir göz atın bakalım, ikna edici bulacak mısınız? Ancak biz - haddimiz olmayarak -  Bask bağları mahsülü 5 yıllık kırmızı Irouléguy şaraplarının, asil İspanyol kuzenleri Rioja’lardan hiç aşağı kalmadığını gönül rahatlığıyla onaylayabiliriz. Yolunuz düşerse çıtlatması bizden, denemesi sizlerden…


Henri Texier

Şarabı tescilli jazz festivali arayanlara garantili bir bölge salık verelim: Bourgogne. Bağbozumlarını festival tarihlerine mi, yok yoksa festival tarihlerini bağbozumlarına ayarlamışlardır, bilemiyoruz. Fakat en erkeninden en geçine 17 Mayıs’tan 23 Eylül’e dört aydan uzun süren başka bir festival duyduğumu hatırlamıyorum. Adı bile şarapçı jazz severlerin ağzını sulandırmaya yeter: “Festival Musical des Grands Crus de Bourgogne / Burgonya Büyük Mahsülleri Müzik Festivali“. Yeri gelmişken belirtelim, nam-ı diğer “Bach’dan Baküs’a Müzik“ alt başlığını da taşıyan bu, Chablis, Gevrey-Chambertin, Meursault, Quincy ve benzeri badelerin cenneti beldenin 21 yılını dolduran festivali yalnızca jazz’cılara hitap etmiyor. Ağırlıklı olarak Klasik müzik ve biraz da Fransız şansonunu da içeriyor. Ayrıntılı bilgi

http://www.francefestivals.com/bourgogne/edito.html adresinde...

Gerek şaraplarıyla tanınmış Burgonya, Bordeaux bölgelerinde, gerek bu bölgelerin dışında Fransa’da şaraplı çok sayıda festival daha var. İşte bir kaç örnek http://perso.orange.fr/jazzabeaune/; http://www.festivalmusicaves.com/

http://www.jazzandbluesleognan.com; http://www.musiqueengraves.com/

Paris’in ünlü Çiçek Parkı’ndaki bedava jazz konserleri 9 Haziran’da başladı. İlk hafta sonundaki - hafif bir yağmura rağmen - katılımcı sayısı 17.000. Doğru okudunuz Onyedi bin kişi. İnanmazsanız aşağıdaki adresten yoklayabilirsiniz: http:// www.parisjazzfestival 2007. fr / en / home-en. htm Festivalin ilk günü Big Band Mania başlığını taşıyordu. Tony & Mizikopeyi Big Band’in açtığı bu artık olağanüstü popülerleşen şenliği 28 Temmuz’da Daniel Humair & “Baby Boom“ ve Wynton Marsalis Quintet, 29 Temmuz Pazar günü de Chucho Valdes Quintet ve E.S.T. yani Esbjörn Svensson Trio’nun kapatacağını ekleyelim. Her hafta sonu birbirinden güzel konserlere giriş yalnızca parka giriş ücreti kadar yani 7 yaşından küçüklere bedava, 25 yaşına kadar 2,5, daha büyüklereyse 5 Avro.

 

MEKANLARDAN:

Senem/Karadenizli Cinler, Hayati Kafe/Chez Papa, Ermeni Bahriyeliler, Gospel/Carrousel, Brecker/Lombards

Fransa’daki gurur kaynağımız Senem Diyici geçtiğimiz 26 Mayıs’ta Marsilya’nın nadir jazz mekanlarından l’Embobineuse’de eşi Alain Blesing (g) ve Pierre Luciani (gitar ve vurmalılar) eşliğinde bir konser verdi. 16 ve 21 Haziran’da da sırasıyla Loches ve Creuset kentlerinde Quartet ve Düo olarak sahneye çıkacak. Senem son yıllarda müziğine kattığı cam üstüne yağlı boya resimlerinin yanı sıra özellikle çocuklara yönelik eğitim çalışmaları ve atölyelerle de dikkatleri çekiyor. Ayrıca 5-10 haziran tarihleri arasında Fransa’nın doğusunda Montbeliard bölgesine bağlı Bavans kenti ilkokullarından seçme 120 çocukla hazırladığı Türk Masalları ve Karadeniz havalarından oluşan müzikal piyes “Cinlerle Karşılaşma”’yı Ulusal Montbeliard Tiyatrosu’nda sahneledi. Senem önümüzdeki 13-15 Eylül’de Moldavya, 16’sında Ukrayna’da, 18-19 Eylül’de de Avusturya’nın başkenti Viyana’da (Aynı kentte 29 Haziran’da da Burhan Öçal & İstanbul Orient Express sahneye çıkacak) konserler verecek. http://www.senemdiyici.com/

2. albümü “Candies” (Hemiola - 2005) ile 200 SACEM ödülü kazanan Murat Öztürk (piyano) geçtiğimiz 21 Nisan’da ‘Rombas Kültürel Mekanı’nda bir konser verdi. 20-24 Ağustos’ta da ‘La Borie Sanatçı Evi’nde yeni albümü için şantiyeye girecek.

http://www.murat-ozturk.com/

Yılların Crooner’ı İsveçli Türk sanatçı Hayati Kafe geçtiğimiz 24-26 Mayıs tarihlerinde Paris ‘Chez Papa’da sürpriz 3 konser verdi. Cannes Film Festivali’nde olduğumuz için maalesef bu tarihi fırsatı kaçırdık.

http://www.hayatikafe.com./


Joshua Redman

Arto Tunçboyacıyan ve bahriyelileri bu yaz Fransız sularında epeyce dolaşıyorlar. Son yılların en ilginç topluluklarından The Armenian Navy Band, 2006-7 Ermeni Yılı çerçevesinde 13 Mart’ta Décines, 8-9 Haziran’da Paris’teydi. 28’inde Nice, 29 ve 30’unda Lyon’da olduktan sonra Bahriyeliler 6 Temmuz’da Pont-du-Gard’da yelkenleri suya indirecekler. Tunçboyacıyan ve 11 arkadaşı muhtemelen Barcelonette’te de konser verecekler fakat tarihi belirsiz.

Paris’e en azından turizm amaçlı gelenlerin olmazsa olmaz bir mekanı varsa o da Eyfel kulesi kadar, Louvre müzesidir. Gezenler bilir, bu müzenin girişinde yeraltına yerleştirilmiş Carrousel adlı bir ticaret ve sergi merkezi de vardır. Bu mekanda önümüzdeki 22-23 Eylül tarihlerinde “2. Gospel Fuarı / Salon du Gospel” düzenlenecek. Konserler hatta sergi ve konferanslar da öngörülüyor, ancak amaç - sıkı durun - ticari. Evlilik, moda (defileler dahil), güzellik, görsel-işitsel teknikler, gereçler, vs için standlar, showcase’ler sözüm ona hep Gospel etrafında kurulacak.

http://www.spcm.org/Journal/spip.php?article9133

Geçtiğimiz 13 Ocak’ta yitirdiğimiz Amerikalı besteci, saksofoncu Michael Brecker (1949-2007) anısına Lombards sokağının üç jazz şövalyesi, Duc Lombards, Sunset ve Baiser Salé isimli jazz kulüpleri 28 Mayıs gecesini hep birlikte “Brecker Saygı”’ya ayırdılar. Tek biletle ve sırasıyla Rick Margitza Quartet, David El Malek Quartet ve François Constantin Quintet Brecker’in eserlerinden derlenmiş birer konser verdiler.

 

ÖDÜLLERDEN:

Zaferler Bojan, Collignon, Hadouk ve Portal’ın

2 Haziran’da seçilen “Les Victoires du Jazz – 2007 – Jazz’ın Zaferleri” 9 Haziran gecesi açıklandı. Yılın en medyatik jazz ödülleri bu sene şöyle dağıldı. Jüri iki çalışmayı En İyi Albüm ödülüne layık gördü. Michel Portal (cl),“Birdwatcher” (Emarcy-Universal) ve Bojan Z (p) “Xenophonia” (Label Bleu). Yılın Fransız Keşfi özgün “Porgy & Bess” (Discograph) yorumuyla Médéric Collignon (cep kornetçisi ve vokal) olurken, En İyi Enstrümantal topluluğu “Utopies” isimli albümüyle Trio Hadouk seçildi. Onur Zaferleri ise Dee Dee Bridgewater ve Archie Shepp arasında paylaştırıldı. http://victoiresjazz.france3.fr/

Belçikalı genç piyanist Jef Neve (d. 1977) “Nobody Is Illegal” (Universal) isimli albümüyle Belçika’nın Flaman dünyasının en önemli müzik ödüllerinden “Zamu Award”’sın büyük jazz ödülünü kazanmış.

Gözüme hiç ilişmedi ama bilemiyorum sizin oralarda duyuruldu mu? İzninizle kendi kendimize koyduğumuz sınırlardan taşalım ve gözümüzde ABD’nin Grammy Award’larından çok daha değerli bir ödül ve sahibine değinelim. Pulitzer Müzik ödülü bu sene tarihinde 4. kez bir jazz sanatçısı, 2. kez de yaşayan bir jazz’cıya verildi. Ödülü kazanan 77 yaşındaki Free Jazz’ın babalarından, alto saksofon ustası Ornette Coleman’ın 2005’te Almanya’daki bir konser kaydından oluşan “Sound Grammar” (Artist) albümü jürinin önündeki 140 seçki arasında bile yokmuş. Cazomanlar’a özel duyurulur...

 

YAYINLARDAN:

Gerber, Laurella, Bridgewater, Ruegg ve Erşahin

Kitap seçkilerimize Jean-Baptiste Tuzet’nin başlangıçta sözünü ettiğimiz “Jazz Manouche” başlıklı hazine kitabını hatırlatarak başlayalım. Dilerim ki günün birinde birileri bu kitabı Türkiye’de yayınlar.

Yazar, jazz eleştirmeni, Goncourt Hikaye ödülü dahil çok sayıda ödüllü eseri de imzalamış Alain Gerber (d. 1943) bir ay önce yeni bir kitapla gündeme geldi. Gerber yalnızca jazz romanları yazmadı. Çok sayıda her biri araştırmaya dayanan John Coltrane, Lester Young, Clifford Brown, Bill Evans, Jack Teagarden üzerine deneme kitapları da hazırladı. Bu kez Folio SENSO dizisinden yayınlanan “Balades en Jazz / Jazzda Gezintiler”de 13 gerçek hikaye etrafında çoğu ünlü jazz’cıyla olan şahsi ilişkilerini veya jazz’a dair özel anılarını anlatıyor. Kitapta ayrıca çok sayıda orijinal renkli veya siyah-beyaz fotoğrafta yer alıyor.

Christian Laurella’nın mesleği turne yöneticiliği, uzmanlığı jazz konserleri. Uzun yıllardır kısa gecelerin, uzun yolculukların, özel bagajların, hassas adamların sırdaşı, gözdaşı, yandaşı olmuş. Sonunda anılarını yazmağa kara vermiş. Ne gözlemler, özlemler, ne dertler, çileler... “Tournée Générale” Eds. du Layeur yayınlarından çıkmış. Fransızca bilmek ayrıcalığına sahip olupta jazz’cıların gündelik hayatlarını merak edenlere eşi bulunmaz bir kaynak... 

Aylık jazz dergilerimizden Jazzman geçtiğimiz Nisan ayında “Duke Ellington’dan Lionel Loueke’ye jazz’ın Afrika’ya nasıl baktığına” eğilmiş. Aynı sayıda Mali’de albüm kaydeden Dee Dee Bridgewater ile yapılmış uzun bir söyleşi yer alıyor.

Jazz Magazine’nin de dosyası Dee Dee üzerine. Mayıs sayısının kapak konusu Bobby McFerrin. Ayrıca ‘Vienna Art Orchestra’nın zirvedeki 30 yılı’, ‘Bugün jazz nasıl dinleniyor’ gibi ilginç dosyalar var. Haziran sayısında ağırlık Yaz Festivalleri’nin programlarında. Aynen diğer iki dergide olduğu gibi...

Jazz Magazine Mayıs sayısında 70. yaşını kutlayan Afro-Amerikalı dev saksofon yorumcusu Archie Shepp’e odaklanmış. Haziran sayısında festival ayrıntılarının dışında Roman gitarist Bireli Lagrene ile ilgili zengin bir çalışmaya da yer verilmiş.

Jazz Hot ise her zaman olduğu gibi sayılarını söyleşiler üzerine kurmuş. Nisan’da kapak konuğu Ron Carter. Ayrıca Dave Holland, Jean Warland söyleşileri ve Danimarka jazz’ı hakkında ilginç bir inceleme yazısı göze çarpıyor. Mayıs sayısının kapak kahramanıysa Vienna Art Orchestra ve lideri Mathias Rüegg. Bir de Percy Heath ile ilgili güzel bir portre var. Haziran sayısında festivaller dışında Ira Gitler dosyası ve  Charnett Moffett, yine çok sayıda dolgun söyleşi göze çarpıyor.

Jazzman’ın Nisan sayısına bir sayfalık Jacques Denis imzalı, “Eklektik Mavi” başlıklı bir yazıyla, genç Türk sanatçısı İlhan Erşahin’le yapılmış bir söyleşiden hareketle hoş bir inceleme eklenmiş. 


Louvre müzesi

ALBÜMLERDEN:

Kartet, Gustavsen, VAO, Alour ve “Furtuna”

Bazen kendi kendime şaşıyorum (yanıyorum), nasıl oluyor da şu veya bu grubu daha önceden hiç tanımamışım, diye. Elbette pek makul açıklamalar var. ‘Profesyonel’ olmamak, ‘her şey’e yetişememek gibi. Ama zararın neresinden dönülse kârdır, ne keşfetsek yarardır, diye teselli buluyoruz. İşte böyle kör noktalarımıza denk gelmiş Fransız gruplardan biri de Kartet Dörtlüsü. Günümüz Fransız jazz’ını epeyce etkilediği söylenen, 1989’da kurulmuş topluluğun demirbaşlarından piyanist Benoit Delbecq’i keşfedeli şöyle bir temiz 5 sene oldu. Ancak bu grubun yeni çıkan ve de muhtemelen yılın en iyi eserlerinden biri olmaya aday namzet “The Bay Window” (Abeille) albümünün 5. çalışmaları olduğunu öğrenince şapkam uçtu. Ornette Coleman, Dave Holland hayranı grubun, çok ama çok nadiren Fransa’da konser verdiğini öğrenince cahilliğimden duyduğum utanç biraz hafifledi.

Huzur tatmak için Norveç fiyortlarına kadar gitmenize gerek yok. Norveçli piyanist Tord Gustavsen, Üçlüsü ve son CD’si “Being Here” (ECM) ile aradığınızı kulağınıza getiriyor. Özgün bir üçlemenin son ayağı olan albüm genç sanatçının 4. çalışması. 13 Haziran’da Paris La Maroquinerie salonunda başarılı bir konser veren Gustavsen, 2003 Vienne Jazz festivalinde E.S.T ve Brad Mehldau ile çıktığı bir konserde gecenin yıldızı olmuş ve prestijli meslektaşlarını gölgede bırakmıştı.


Jef Neve

“Triology / Üçleme” (3 CD – Universal) ise Vienna Art Orchestra’nın (VAO) son enfes albümünün adı. “American Dreams, European Visionaries and Dreams” alt başlıklı üç bölümden oluşan eser bütün müşkülpesentleri tatmin etmişe benziyor. Avusturya’nın dünyaca ünlü tek Big Band’ı 30. sanat yılını eleştirmenlerin tümünün gönlünü haklı olarak kazanan bir çalışmayla kutluyor. Topluluğun tartışmasız şefi Mathias Rüegg, “Albüme başlarken iki dünya arasındaydım. Artık gerilerde kalmış bir ‘avant-gardlık’, öncülükle henüz tanımı belirsiz ‘öteki şey’. Klasik müzik bestelemeğe başladım ve bu bana fevkalade yardımcı oldu.“ Bravo, usta! Eline, beynine, gönlüne sağlık...

Bilirsiniz enstrümantal jazz dünyası siyasi hayattan bile beter erkek ağırlıklı bir dünyadır. Rahmetli Dixie Bell’den (bir sonraki bölümde geliyoruz) beri saksofoncu kadın jazz’cı bulmak hayli zordur. Sophie Alour’u hiç dinlediniz mi bilmiyorum, ancak 32 yaşındaki tenor saksofonuyla çıkarttığı ikinci albümü “Uncaged” (Nocturnal Art) pek öyle kimsenin ‘kapatması’ olmayacağa benziyor. İsterseniz http://www.sophiealour.net/ adresine bir göz atın. 2006’da kazandığı “Altın Django”nun hiç de o kadar raslantı olmadığını göreceksiniz.

Ve Türkiye’den bir albüm. Albüme benzersiz enerjisiyle, o eşsiz çoşku ve cümbüşünü katan, Fransalı Türk kemancı Nedim Nalbantoğlu da olduğu için söz etmeye karar verdik. Klasik çalgımız kanuna gerçekten taze bir nefes, yeni bir boyut getiren Göksel Baktagir’le birlikte hazırlanmış albüm “Furtuna” (Kaf) büyük oranda jazz ve Roman esintileri taşıyor. Özellikle Baktagir bestesi “Fırtına” uzun zamandır duymadığımız keyifli anlar yaşattı. 


Archie Shepp

 

Yakın geçmişin Franko-acil albümlerinden küçük bir demet:

- André Ceccarelli (dm) – “Golden Land” (Cam Jazz)

- Eric Le Lann (tp) & Jannick Top (elb) – “Le Lann Top” (Nocturne)

- Jean-Michel Pilc (p) – “New Dreams” (Dreyfus)

- Julien Lourau (ts, ss, elp) – “Vs Rumbabierta” – (Label bleu)

- Manu Codija (g) – “Songlines” (Bee Jazz)

 

ŞAPKALAR:

Barcelona, Belle, Bibi, Hill, Scott ve Gülbay, Şahin, Başkadem.

Yeryüzündeki kadın saksofoncuların en yaşlısı, 1920’li yıllarda sırasıyla Melody Girls, Early Girls, Victory Belles ve Dixie Belles gruplarını da kurmuş olan Dixie Bell geçtiğimiz 12 Şubat’ta vefat ettiği zaman 102 yaşındaymış. Gerçekten ŞAPKA...

1929 Havai doğumlu, jazz’a Hawai Dixie All Stars’da başlayan, 1958’den sonra uzun süre Louis Armstrong’la çalışan baterist Danny Barcelona 1 Nisan’da kanserden öldü.

Bir zamanlar Paris sahnelerinin en aranan kontrbasçılarından, 1939 doğumlu Gilbert ‘Bibi’ Rovere 13 Mart’ta yakalandığı akciğer kanserinden kurtulamayarak aramızdan çok zamansız ayrıldı.

Free Jazz’ın Chicago ekolünün önde gelen simalarından besteci piyanist Arthur Hill de 12 Nisan’da uzun zamandır mücadele ettiği akciğer kanserine yenik düştü.

Billie Holiday, Sarah Vaughan’a eşlik etmiş, Duke Ellington ve Bill Evans’la çalışmış klarinet kadar farklı enstrümanlara da vakıf Amerikalı, 85 yaşındaki jazz sanatçısı Tony Scott 28 Mart’ta Roma’da dünyaya gözlerini yumdu.

Kendisinden çok parlak başarılar beklediğimiz Parisli besteci piyanistimiz Ahmet Gülbay ismi, son Jean Becker filmi “Bahçıvanımla Sohbetler”in orijinal müziğinde karşımıza çıkınca sevincimizden uçtuk. Darısı gerisinin başına...

Buralardan oralara da iki şapka. Aslen Ortacalı (Internet basınına göre) Timuçin Şahin ve Afyonlu Hüseyin Başkadem’e. Bu yıl 14.cüsü düzenlenen Muğla’ya bağlı ilçe, “Ortaca Çevre ve Turizm Festivali” çevresinde Sarıgerme köyünde bir jazz konseri veren 1973 doğumlu gelecek vaat eden jazz gitaristi Timuçin Şahin ve Üçlüsü bildiğimiz kadarıyla Amsterdam ile New York arasında yaşıyor. Cevherini arada bir de daha geniş bir çevreyle paylaşabilen genç sanatçıya Paris’ten bir ŞAPKA.

Ya Hüseyin Başkadem’e kaç ŞAPKA? Derelerden, tepelerden, nice engebelerden geçirdiği Afyonkarahisar Jazz Festivali’ni 7. yaşına bastırtan Başkadem’e ne kadar madalya verilse, ne kadar methiye düzülse yeridir. Buralardan gözüktüğü kadarıyla milliyetçilikle dinciliğin cirit attığı, hoşgörüsüzlüğün askeri-polisiye kisveye sığındığı bir diyarda bu kardeşimize bol cesaret ve sabır diliyoruz. Sesimizi duyarsa, dilerse kendisine destek olmağa hazırız.  

1920 Tennessee doğumlu, 1948 yılında Müslümanlığı seçip Yusef Lateef adını alan ünlü Afro-Amerikalı jazz’cı, tenor saksofon ve flütün yanı sıra çok sayıda başka enstrümanda çalıyor. Felsefe ve ‘İslam’da eğitim’ üzerine bir doktorluk diplomasına sahip ve 1974’den beri aralıklı olarak Viyana’da yaşayan jazz sanatçısı bir süre önce “Die Presse” isimli bir Avusturya gazetesinin kendisiyle yaptığı söyleşide, dünyadaki gelişmeleri ve İslam’ı yorumlarken şu sözleri de eklemiş:

“Hem sosyal, hem ahlaki açıdan daha iyi bir insan olmanın yolu ancak ve ancak insanın kendi içinde, kendine açacağı ‘Gerçek Cihat’tan geçer, başkalarına karşı yapılacakla değil...”

Cüppesi, züppesi; çarşafı, üniforması; tekkesi, takkesi az, sazı jazz’ı bol bir toplumda gönlünüzce yaz günleri yaşamanız dileğiyle şen kalın... 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70930 - unknown - 38.107.179.239