FRANSIZ JAZZ’ININ BABASI
ÇİNGENE (Mİ?)

Jazz dünyanın en evrensel müzik türü oldu çıktı. Ama onun bu
‘evrensellik’ özelliği, biz şimdi altını çizdik diye, son senelerde
belirginleşen bir özellik değil. Bu eşsiz özellik jazz’ın doğuşundan, çeşitli
müzik veya müzikal ifade tarzlarının onunla ilk temas ettiği anlardan itibaren
başlayan bir süreç. İnsanoğlunun en temel gereksinim ve dürtülerini
karşılayabilmek amacıyla saldırmaya, aramaya, dolaşmaya, ticarete girişmesiyle
milattan belki 4-5 bin yüzyıl önce ortaya çıkan ilkel küreselleşme çabaları
gibi. Küreselleşmenin geniş alan ve kesimlere yayılması nasıl yeni olguların
doğması, ‘Alternatif Küreselleşme’yi gündeme getirdiyse, jazz’ın da diyelim ki
köklerinin, ilk ürünlerinin şekillenmeye yüz tuttuğu Kuzey Amerika’daki
yuvasından sıçrayıp başka topraklara tohum atması zaman içersinde, diğer
süreçten farklı olarak ‘antagonizm’ içermeyen seçenekler doğurdu. Zira jazz’ın
özünde başka temel bazı özgüllükler, hassalar yatıyordu. Örneğin: “Jazz her
döllendiği ortamda olumlu yavrular verdi. İnsanı birleştirici, dil, din, sınır,
milliyet, cinsiyet, irsiyet, vs, vs farklarını yok edici, gittiği yerde
aldığından fazlasını cömertçe bağışlayan; hiyerarşi, oligarşi, monarşi ve
benzeri ‘arşi’leri tanımayan bir isyan çocuğu olarak büyüdü. ‘Öteki’ne çoğu
zaman tertemiz, önyargısız, doğal baktı, yaklaştı. Birlikteliklerine
doğaçlamayla katıldı, çıkar beklemeden kattı, gelişti. Tanıttıklarıyla
yeşertti, tanıdıklarıyla çiçeklendi, meyvelendi. Sömürmedi, zenginleştirdi.
Isırmadı, vurmadı okşadı. Ezmedi, kösteklemedi destekledi. Jazz en evrensel
dil, ‘Müzik’in maymuncuğu oldu. En mahrem kilitleri açtı. Klasik, ilkel; dünya,
yerel; litürjik, tekno hepsi potasında eridi, hepsi jazz’la temas ettikçe
çoğalarak, çeşitlenerek yeniden doğdu. Jazz korkusuz, komplekssiz, özgür, her
zevke, her keyfe açık sonsuz barış dolu bir çeşni sundu insanlığa. Ve sunmaya
devam ediyor...”
İşte jazz bu bebeksi saflığı, bu benzersiz hazineleriyle
dünyanın ulaşabildiği her köşesi gibi, 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Fransa’ya
daha doğrusu Paris’e de geldi. Önce dışardan, Amerika’dan ziyaretçiler,
göçenler, sonra ‘onlar gibi’ jazz yapanlar sundu, yorumladılar. O zamanlar bu
topraklar çok ‘mümbitti’, verimliydi, insani hassasiyetler ve sanat duyargaları
sonuna kadar açıktı, kültürel doğurganlık çok yüksekti. Tabii ki Claude Debussy
(1862-1918) gibi çağdaş klasik müzik dahisinin bir ‘Ragtime’ yorumu dinlemesi
bile, onu jazz’dan esinlendirmeye yetiyordu. Ama genelde Fransa yüzyılın
başında jazz’dan, tek kelimeyle ‘bi-haber’di. 1. Dünya savaşının sonuna doğru,
1917’de Fransa’ya gelen Amerikan ordusunun bandosu Afro-Amerikalı’lardan
oluşuyordu ve ne hikmetse, bu “Zenci Mızıkacı” takımlarının çaldıklarındaki
değişik ruhu birileri sezinlemişti. 20’li yıllardan itibaren kenti sıkça
ziyaret etmeğe başlayan Amerikalı “Jazz Band”’ler önce devrin Parisli
‘Avant-Garde’ aydın ve sanatçı çevrelerini cezbetti. Örneğin 350. Topçu
Tugayı’nın “The Black Devils”’i ve de özellikle 369. Piyade Tugayı’nın “Jim
Europe & his Hellfighters”ı. Amerikan modernliğiyle, Afrikalı ilkel
doğaçlama alaşımından olağanüstü cazip ve şehvetli yeni bir özgürlük rüzgarı
doğmuştu, adına “Jazz” denen... Arthur Honegger, Darius Milhaud, Eric Satie,
Fernand Leger, Francis Poulenc, Jean Cocteau gibi devrin kültür, sanat, müzik
dünyasının ağır topları bu orijinal türe dört elle sarıldılar. İlk ağızda
Julien Porret, Philippe Brun gibi Fransız trompetçiler ortaya çıktı. 10 Ocak
1922’de piyanist, besteci Jean Wiener yönetiminde Paris’in efsanevi jazz kulübü
“Boeuf sur le Toit” açıldı. Hikayesini kısmen dergimizin 45. sayısında
anlattığımız, 1925’te Paris’i büyüleyen Josephine Baker (Jazz Dergisi Ocak
2007) ve eşlikçilerinden genç oyuncu, piyanist Sidney Bechet’in de
küçümsenemeyecek katkılarıyla jazz entelektüel yaşama, eğlence dünyasına bir
girdi, pir girdi. Paris hızla jazz’ın yeryüzü merkezlerinden biri, belki ilki
olmaya soyundu. Alix Combelle, Andre Ekyan, Georges Tabet, Joseph Ginsburg
(Fransız fantezi şarkıcılığının büyük ismi Serge Gainsbourg’un babası), Leo Poll
(gerçek soyadı Polnareff olan bu Rus göçmeninin oğlu Michel Polnareff, 60’lı
70’li yıllarda Fransa’nın star şarkıcılarından olacaktı), Leo Vauchant, Michel
Warlop, Roger ve Pierre Allier kardeşler, Roger Fischenbach gibi sanatçılar
veya Krikor Kelekian’ın (İstanbul 1898-1971) kurduğu “Gregor et ses Gregoriens”
ve “Ray Ventura & his Collegeans” gibi topluluklar Fransa’da yerli jazz’ı
onurlandırıp, gittikçe büyüyen belirli bir talebe de cevap verdiler. Fakat
şahsi kanımızca henüz özgün bir Fransız jazz’ından konuşmak zordu.
Sonra gün geldi, 30’larda Fransa’da yapılan jazz’a bir başka
tını, bir başka stil, renk sızdı. 1929’da ‘Çingene Müziğini’ incelemek üzere
Fransa’ya gelen Afro-Amerikalı kemancı Eddie South (1904-1962) Paris’te jazz
stilinde kaydettiği “İki Gitar” (Gramophone - 1929) isimli klasik parçayla
aslında “Quintette du Hot Club de France / QHCF”’in önünü ve yepyeni bir devri
açtı. South’a eşlik eden genç bir Roman gitarcı Django Reinhardt (1910-1953),
bir yıl sonra karşılaşacağı bir başka kemancı Stephane Grapelli (1908-1997) ile
1932’de QHCF’yü kuracaktı. İşte böylece ‘Jazz Ana’nın rahminde ‘Fransız
Baba’dan doğma değişik bir karaktere, kişiliğe sahip yepyeni bir ‘ekol’
yükseldi: “Swing Manouche”. Bebek Fransız’dı ama babaya Fransalı demek daha doğru
olacaktı. Belçika doğumlu ‘Çingene Django’ ile İtalyan baba, Fransız anneden
doğma ‘Sokak Çalgıcısı Stef” 30’lu yıllarda, Paris’in en seçkin otellerinden
Hotel Claridge’de küçük ‘Big Band’leriyle ‘snob/züppe’ eğlendiriyorlardı.
Django, Stef ve QHCF takımı Joseph Reinhardt (Django’nun biraderi), Louis
Volta, Roger Chaput nefes aralarında dinlenmek için kuliste minik “swing
jam”ler yaparken kulüp işletmecisi, ünlü jazz yazarı Charles Delaunay
çaldıklarına kulak misafiri oluyor. Tarzın cazibesini bizzat yaratıcıları
eliyle kullanıyor. Ve kısa bir süre sonra Fransız popüler dans müziği,
“Guinguette” ve “Musette” (ki aynı zamanda bir cins akordeonu andırır
geleneksel Fransız çalgısıdır) ile yolu çakışacak “Swing Manouche” jazz’a
günümüzde gittikçe sevilen gerçek bir Fransız lezzeti, renkleri katıyor.
Hikayenin gerisini gazeteci, radyo televizyon programcısı Jean-Baptiste
Tuzet’nin hazırladığı “Jazz Manouche / Roman Jazz’ı – La Grande Aventure du
Swing Gitane – Django Reinhardt’tan Tchavolo Schmitt’e -Swing Gitane’nın Büyük
Serüveni” (yayıncı Eds. Didier Carpentier – 2007) başlıklı birbirinden güzel
fotoğraflarla bezenmiş enfes kitaptan izlemek gerek. Eser 20’şer yıllık
dilimler etrafında, özellikle Reinhardt ve Ferret aileleri örneklerinden
hareketle, belli başlı tanınmış veya az tanınan sanatçılarla bu tarzın
gelişmesini ve bugünkü yerini anlatıyor...
Bu satırların yazıldığı gün ve saatlerde Paris’in Çiçek
Parkı’nda bedava verilen yazlık jazz konserlerin başlığı “Esprit Django /
Django Ruhu”’ydu. Bu ruhu 16-17 Haziran günleri onurlandıran genç ‘Jazz
Manouche’çular ise Hurlak, Thomas Dutronc (François Hardy ve Jacques Dutronc’un
besteci ve gitarist oğulları) Boulou ve Elios Ferré kardeşler, Christian
Escoudé & ‘Nouveau Gitan Trio.
Dün göçebe çingenelerin, göçerlerin aile içi eğlencesi olan
müzik bugün Fransa trampleninden sıçrayıp evrene mal olmuş “Franko-Roman” hatta
“Fransız Jazz’ı”’na dönüştü. Dün gitarında Elvis, Beatles, Animals tıngırdatan
milyonlarca dünyalı gencin ciddi bir bölümü bugün Django, Birelli, Sansévérino
da çalabilmek için uğraşıyor. Jean-Baptiste Tuzet çok haklı: “Bu tarzın adına
ne derseniz deyin, dinlediğinizde sizleri dörtnala ritimleri, minör
melodileriyle pırıl pırıl bambaşka bir aleme, yeni dostluklara uçuruyorsa hangi
kökten geldiğinin ne önemi var...”
(Django festivalini hatırlatmadan geçmeyelim:
http://django.samois.free.fr/)

FESTİVALLERDEN:
Neia Musik, Jazza Hücum, Bağ Bozumları, Jazz Çiçekleri yine
açtı…
“Biraz Alman, biraz İsviçreli, çokça da Fransız olmam ne fark
eder. Ben üç-beş-on kültürü keyifle yaşayan bir küçük sınır kenti, Mulhouse’un
asi çocuğu ‚’Jazz à Mulhouse’un ufaklığıyım. Aklım ereli beri çoluk çocuk,
sokak meydan herkes tarafından, hem herkes için yapılabilecek ’Çağdaş Jazz ve
Deneysel Öncü Müzik’e tutkuluyum. Bu seneden itibaren ’Kafa ve Bacaklar İçin
Müzik Festivali’ düzenlemeğe karar verdim. Adım ’Neia Musik’. Beni 20 yaşına
basan Avrupa’da öncülere öncülük yapanlar arasında hatırı sayılır bir yeri olan
Mulhouse’lu hemşerilerim, ’Metamkine’ isimli müzik yapım ve hatta dağıtım
derneği doğurttu. Belediye ve bir dizi kültür kurumunun dışında birlikte
büyümeğe karar verdiğimiz İsviçre’nin Bale kenti de bana bir el verdi. 7
Haziran’da müzik aletleri dışında her şeyi çalgı aleti gibi kullanıp elektronik
kıyma makinesinden da geçiren ’Norbert Möslang’la Solo başlamıştık, 10
Haziran’da Elektro Jazzo-Popo-Blueso-Tekno ’Metamkine Sound System’le
noktaladık. Kulak için sinemadan, beyin için sergiye epeyce türlü çeşitli
faaliyet sunduk. Meraklıysanız bu sene çok geç kaldınız ama seneye bekleriz.
Doğum ilanını duymadık, görmedik diyemezsiniz artık.”. Daha fazla bilgi
http://www.neia.fr adresinde…
Bask diyarının incisi Bayonne’da 12-14 Temmuz’da ’Jazz’a
Hücum’ var. ’La Ruée au Jazz’da bu sene ’MVC Şehrin Göbeği Atölyesi’nden Joshua
Redman’a, ’Ayaklar Çuvalda Şirketi’nden Henri Texier’ye 20 kadar ünlü ünsüz
topluluk hücuma katılıyor. “İyi şarap gibi yaşlandıkça olgunlaşıyoruz, artık 5
yaşına bastık”, deyip hücuma kalkan Basklıların olgunluğu, cazsal
bağımsızlıklarına yeter mi bilemeyiz, isterseniz http://larueeaujazz.com/ ’a
bir göz atın bakalım, ikna edici bulacak mısınız? Ancak biz - haddimiz
olmayarak - Bask bağları mahsülü 5 yıllık kırmızı Irouléguy şaraplarının, asil
İspanyol kuzenleri Rioja’lardan hiç aşağı kalmadığını gönül rahatlığıyla
onaylayabiliriz. Yolunuz düşerse çıtlatması bizden, denemesi sizlerden…

Henri Texier
Şarabı tescilli jazz festivali arayanlara garantili bir bölge
salık verelim: Bourgogne. Bağbozumlarını festival tarihlerine mi, yok yoksa
festival tarihlerini bağbozumlarına ayarlamışlardır, bilemiyoruz. Fakat en
erkeninden en geçine 17 Mayıs’tan 23 Eylül’e dört aydan uzun süren başka bir
festival duyduğumu hatırlamıyorum. Adı bile şarapçı jazz severlerin ağzını
sulandırmaya yeter: “Festival Musical des Grands Crus de Bourgogne / Burgonya
Büyük Mahsülleri Müzik Festivali“. Yeri gelmişken belirtelim, nam-ı diğer
“Bach’dan Baküs’a Müzik“ alt başlığını da taşıyan bu, Chablis,
Gevrey-Chambertin, Meursault, Quincy ve benzeri badelerin cenneti beldenin 21
yılını dolduran festivali yalnızca jazz’cılara hitap etmiyor. Ağırlıklı olarak
Klasik müzik ve biraz da Fransız şansonunu da içeriyor. Ayrıntılı bilgi
http://www.francefestivals.com/bourgogne/edito.html
adresinde...
Gerek şaraplarıyla tanınmış Burgonya, Bordeaux bölgelerinde,
gerek bu bölgelerin dışında Fransa’da şaraplı çok sayıda festival daha var.
İşte bir kaç örnek http://perso.orange.fr/jazzabeaune/;
http://www.festivalmusicaves.com/
http://www.jazzandbluesleognan.com;
http://www.musiqueengraves.com/
Paris’in ünlü Çiçek Parkı’ndaki bedava jazz konserleri 9
Haziran’da başladı. İlk hafta sonundaki - hafif bir yağmura rağmen - katılımcı
sayısı 17.000. Doğru okudunuz Onyedi bin kişi. İnanmazsanız aşağıdaki adresten
yoklayabilirsiniz: http:// www.parisjazzfestival 2007. fr / en / home-en. htm
Festivalin ilk günü Big Band Mania başlığını taşıyordu. Tony & Mizikopeyi
Big Band’in açtığı bu artık olağanüstü popülerleşen şenliği 28 Temmuz’da Daniel
Humair & “Baby Boom“ ve Wynton Marsalis Quintet, 29 Temmuz Pazar günü de
Chucho Valdes Quintet ve E.S.T. yani Esbjörn Svensson Trio’nun kapatacağını
ekleyelim. Her hafta sonu birbirinden güzel konserlere giriş yalnızca parka
giriş ücreti kadar yani 7 yaşından küçüklere bedava, 25 yaşına kadar 2,5, daha
büyüklereyse 5 Avro.
MEKANLARDAN:
Senem/Karadenizli Cinler, Hayati Kafe/Chez Papa, Ermeni
Bahriyeliler, Gospel/Carrousel, Brecker/Lombards
Fransa’daki gurur kaynağımız Senem Diyici geçtiğimiz 26
Mayıs’ta Marsilya’nın nadir jazz mekanlarından l’Embobineuse’de eşi Alain Blesing
(g) ve Pierre Luciani (gitar ve vurmalılar) eşliğinde bir konser verdi. 16 ve
21 Haziran’da da sırasıyla Loches ve Creuset kentlerinde Quartet ve Düo olarak
sahneye çıkacak. Senem son yıllarda müziğine kattığı cam üstüne yağlı boya
resimlerinin yanı sıra özellikle çocuklara yönelik eğitim çalışmaları ve
atölyelerle de dikkatleri çekiyor. Ayrıca 5-10 haziran tarihleri arasında
Fransa’nın doğusunda Montbeliard bölgesine bağlı Bavans kenti ilkokullarından
seçme 120 çocukla hazırladığı Türk Masalları ve Karadeniz havalarından oluşan
müzikal piyes “Cinlerle Karşılaşma”’yı Ulusal Montbeliard Tiyatrosu’nda
sahneledi. Senem önümüzdeki 13-15 Eylül’de Moldavya, 16’sında Ukrayna’da, 18-19
Eylül’de de Avusturya’nın başkenti Viyana’da (Aynı kentte 29 Haziran’da da Burhan
Öçal & İstanbul Orient Express sahneye çıkacak) konserler verecek.
http://www.senemdiyici.com/
2. albümü “Candies” (Hemiola - 2005) ile 200 SACEM ödülü
kazanan Murat Öztürk (piyano) geçtiğimiz 21 Nisan’da ‘Rombas Kültürel
Mekanı’nda bir konser verdi. 20-24 Ağustos’ta da ‘La Borie Sanatçı Evi’nde yeni
albümü için şantiyeye girecek.
http://www.murat-ozturk.com/
Yılların Crooner’ı İsveçli Türk sanatçı Hayati Kafe
geçtiğimiz 24-26 Mayıs tarihlerinde Paris ‘Chez Papa’da sürpriz 3 konser verdi.
Cannes Film Festivali’nde olduğumuz için maalesef bu tarihi fırsatı kaçırdık.
http://www.hayatikafe.com./

Joshua Redman
Arto Tunçboyacıyan ve bahriyelileri bu yaz Fransız sularında
epeyce dolaşıyorlar. Son yılların en ilginç topluluklarından The Armenian Navy
Band, 2006-7 Ermeni Yılı çerçevesinde 13 Mart’ta Décines, 8-9 Haziran’da
Paris’teydi. 28’inde Nice, 29 ve 30’unda Lyon’da olduktan sonra Bahriyeliler 6
Temmuz’da Pont-du-Gard’da yelkenleri suya indirecekler. Tunçboyacıyan ve 11
arkadaşı muhtemelen Barcelonette’te de konser verecekler fakat tarihi belirsiz.
Paris’e en azından turizm amaçlı gelenlerin olmazsa olmaz bir
mekanı varsa o da Eyfel kulesi kadar, Louvre müzesidir. Gezenler bilir, bu
müzenin girişinde yeraltına yerleştirilmiş Carrousel adlı bir ticaret ve sergi
merkezi de vardır. Bu mekanda önümüzdeki 22-23 Eylül tarihlerinde “2. Gospel
Fuarı / Salon du Gospel” düzenlenecek. Konserler hatta sergi ve konferanslar da
öngörülüyor, ancak amaç - sıkı durun - ticari. Evlilik, moda (defileler dahil),
güzellik, görsel-işitsel teknikler, gereçler, vs için standlar, showcase’ler
sözüm ona hep Gospel etrafında kurulacak.
http://www.spcm.org/Journal/spip.php?article9133
Geçtiğimiz 13 Ocak’ta yitirdiğimiz Amerikalı besteci,
saksofoncu Michael Brecker (1949-2007) anısına Lombards sokağının üç jazz
şövalyesi, Duc Lombards, Sunset ve Baiser Salé isimli jazz kulüpleri 28 Mayıs
gecesini hep birlikte “Brecker Saygı”’ya ayırdılar. Tek biletle ve sırasıyla
Rick Margitza Quartet, David El Malek Quartet ve François Constantin Quintet
Brecker’in eserlerinden derlenmiş birer konser verdiler.
ÖDÜLLERDEN:
Zaferler Bojan, Collignon, Hadouk ve Portal’ın
2 Haziran’da seçilen “Les Victoires du Jazz – 2007 – Jazz’ın
Zaferleri” 9 Haziran gecesi açıklandı. Yılın en medyatik jazz ödülleri bu sene
şöyle dağıldı. Jüri iki çalışmayı En İyi Albüm ödülüne layık gördü. Michel
Portal (cl),“Birdwatcher” (Emarcy-Universal) ve Bojan Z (p) “Xenophonia” (Label
Bleu). Yılın Fransız Keşfi özgün “Porgy & Bess” (Discograph) yorumuyla
Médéric Collignon (cep kornetçisi ve vokal) olurken, En İyi Enstrümantal topluluğu
“Utopies” isimli albümüyle Trio Hadouk seçildi. Onur Zaferleri ise Dee Dee
Bridgewater ve Archie Shepp arasında paylaştırıldı.
http://victoiresjazz.france3.fr/
Belçikalı genç piyanist Jef Neve (d. 1977) “Nobody Is
Illegal” (Universal) isimli albümüyle Belçika’nın Flaman dünyasının en önemli
müzik ödüllerinden “Zamu Award”’sın büyük jazz ödülünü kazanmış.
Gözüme hiç ilişmedi ama bilemiyorum sizin oralarda duyuruldu
mu? İzninizle kendi kendimize koyduğumuz sınırlardan taşalım ve gözümüzde
ABD’nin Grammy Award’larından çok daha değerli bir ödül ve sahibine değinelim.
Pulitzer Müzik ödülü bu sene tarihinde 4. kez bir jazz sanatçısı, 2. kez de
yaşayan bir jazz’cıya verildi. Ödülü kazanan 77 yaşındaki Free Jazz’ın
babalarından, alto saksofon ustası Ornette Coleman’ın 2005’te Almanya’daki bir
konser kaydından oluşan “Sound Grammar” (Artist) albümü jürinin önündeki 140
seçki arasında bile yokmuş. Cazomanlar’a özel duyurulur...
YAYINLARDAN:
Gerber, Laurella, Bridgewater, Ruegg ve Erşahin
Kitap seçkilerimize Jean-Baptiste Tuzet’nin başlangıçta
sözünü ettiğimiz “Jazz Manouche” başlıklı hazine kitabını hatırlatarak
başlayalım. Dilerim ki günün birinde birileri bu kitabı Türkiye’de yayınlar.
Yazar, jazz eleştirmeni, Goncourt Hikaye ödülü dahil çok
sayıda ödüllü eseri de imzalamış Alain Gerber (d. 1943) bir ay önce yeni bir
kitapla gündeme geldi. Gerber yalnızca jazz romanları yazmadı. Çok sayıda her
biri araştırmaya dayanan John Coltrane, Lester Young, Clifford Brown, Bill
Evans, Jack Teagarden üzerine deneme kitapları da hazırladı. Bu kez Folio SENSO
dizisinden yayınlanan “Balades en Jazz / Jazzda Gezintiler”de 13 gerçek hikaye
etrafında çoğu ünlü jazz’cıyla olan şahsi ilişkilerini veya jazz’a dair özel
anılarını anlatıyor. Kitapta ayrıca çok sayıda orijinal renkli veya siyah-beyaz
fotoğrafta yer alıyor.
Christian Laurella’nın mesleği turne yöneticiliği, uzmanlığı
jazz konserleri. Uzun yıllardır kısa gecelerin, uzun yolculukların, özel
bagajların, hassas adamların sırdaşı, gözdaşı, yandaşı olmuş. Sonunda anılarını
yazmağa kara vermiş. Ne gözlemler, özlemler, ne dertler, çileler... “Tournée
Générale” Eds. du Layeur yayınlarından çıkmış. Fransızca bilmek ayrıcalığına
sahip olupta jazz’cıların gündelik hayatlarını merak edenlere eşi bulunmaz bir
kaynak...
Aylık jazz dergilerimizden Jazzman geçtiğimiz Nisan ayında
“Duke Ellington’dan Lionel Loueke’ye jazz’ın Afrika’ya nasıl baktığına”
eğilmiş. Aynı sayıda Mali’de albüm kaydeden Dee Dee Bridgewater ile yapılmış
uzun bir söyleşi yer alıyor.

Jazz Magazine’nin de dosyası Dee Dee üzerine. Mayıs sayısının
kapak konusu Bobby McFerrin. Ayrıca ‘Vienna Art Orchestra’nın zirvedeki 30
yılı’, ‘Bugün jazz nasıl dinleniyor’ gibi ilginç dosyalar var. Haziran
sayısında ağırlık Yaz Festivalleri’nin programlarında. Aynen diğer iki dergide
olduğu gibi...
Jazz Magazine Mayıs sayısında 70. yaşını kutlayan
Afro-Amerikalı dev saksofon yorumcusu Archie Shepp’e odaklanmış. Haziran
sayısında festival ayrıntılarının dışında Roman gitarist Bireli Lagrene ile
ilgili zengin bir çalışmaya da yer verilmiş.
Jazz Hot ise her zaman olduğu gibi sayılarını söyleşiler
üzerine kurmuş. Nisan’da kapak konuğu Ron Carter. Ayrıca Dave Holland, Jean
Warland söyleşileri ve Danimarka jazz’ı hakkında ilginç bir inceleme yazısı
göze çarpıyor. Mayıs sayısının kapak kahramanıysa Vienna Art Orchestra ve
lideri Mathias Rüegg. Bir de Percy Heath ile ilgili güzel bir portre var.
Haziran sayısında festivaller dışında Ira Gitler dosyası ve Charnett Moffett,
yine çok sayıda dolgun söyleşi göze çarpıyor.
Jazzman’ın Nisan sayısına bir sayfalık Jacques Denis imzalı,
“Eklektik Mavi” başlıklı bir yazıyla, genç Türk sanatçısı İlhan Erşahin’le
yapılmış bir söyleşiden hareketle hoş bir inceleme eklenmiş.

Louvre müzesi
ALBÜMLERDEN:
Kartet, Gustavsen, VAO, Alour ve “Furtuna”
Bazen kendi kendime şaşıyorum (yanıyorum), nasıl oluyor da şu
veya bu grubu daha önceden hiç tanımamışım, diye. Elbette pek makul açıklamalar
var. ‘Profesyonel’ olmamak, ‘her şey’e yetişememek gibi. Ama zararın neresinden
dönülse kârdır, ne keşfetsek yarardır, diye teselli buluyoruz. İşte böyle kör
noktalarımıza denk gelmiş Fransız gruplardan biri de Kartet Dörtlüsü. Günümüz
Fransız jazz’ını epeyce etkilediği söylenen, 1989’da kurulmuş topluluğun
demirbaşlarından piyanist Benoit Delbecq’i keşfedeli şöyle bir temiz 5 sene
oldu. Ancak bu grubun yeni çıkan ve de muhtemelen yılın en iyi eserlerinden
biri olmaya aday namzet “The Bay Window” (Abeille) albümünün 5. çalışmaları
olduğunu öğrenince şapkam uçtu. Ornette Coleman, Dave Holland hayranı grubun,
çok ama çok nadiren Fransa’da konser verdiğini öğrenince cahilliğimden duyduğum
utanç biraz hafifledi.
Huzur tatmak için Norveç fiyortlarına kadar gitmenize gerek
yok. Norveçli piyanist Tord Gustavsen, Üçlüsü ve son CD’si “Being Here” (ECM)
ile aradığınızı kulağınıza getiriyor. Özgün bir üçlemenin son ayağı olan albüm
genç sanatçının 4. çalışması. 13 Haziran’da Paris La Maroquinerie salonunda
başarılı bir konser veren Gustavsen, 2003 Vienne Jazz festivalinde E.S.T ve
Brad Mehldau ile çıktığı bir konserde gecenin yıldızı olmuş ve prestijli
meslektaşlarını gölgede bırakmıştı.

Jef Neve
“Triology / Üçleme” (3 CD – Universal) ise Vienna Art
Orchestra’nın (VAO) son enfes albümünün adı. “American Dreams, European
Visionaries and Dreams” alt başlıklı üç bölümden oluşan eser bütün
müşkülpesentleri tatmin etmişe benziyor. Avusturya’nın dünyaca ünlü tek Big
Band’ı 30. sanat yılını eleştirmenlerin tümünün gönlünü haklı olarak kazanan
bir çalışmayla kutluyor. Topluluğun tartışmasız şefi Mathias Rüegg, “Albüme
başlarken iki dünya arasındaydım. Artık gerilerde kalmış bir ‘avant-gardlık’,
öncülükle henüz tanımı belirsiz ‘öteki şey’. Klasik müzik bestelemeğe başladım
ve bu bana fevkalade yardımcı oldu.“ Bravo, usta! Eline, beynine, gönlüne
sağlık...
Bilirsiniz enstrümantal jazz dünyası siyasi hayattan bile
beter erkek ağırlıklı bir dünyadır. Rahmetli Dixie Bell’den (bir sonraki
bölümde geliyoruz) beri saksofoncu kadın jazz’cı bulmak hayli zordur. Sophie
Alour’u hiç dinlediniz mi bilmiyorum, ancak 32 yaşındaki tenor saksofonuyla
çıkarttığı ikinci albümü “Uncaged” (Nocturnal Art) pek öyle kimsenin
‘kapatması’ olmayacağa benziyor. İsterseniz http://www.sophiealour.net/
adresine bir göz atın. 2006’da kazandığı “Altın Django”nun hiç de o kadar
raslantı olmadığını göreceksiniz.
Ve Türkiye’den bir albüm. Albüme benzersiz enerjisiyle, o
eşsiz çoşku ve cümbüşünü katan, Fransalı Türk kemancı Nedim Nalbantoğlu da
olduğu için söz etmeye karar verdik. Klasik çalgımız kanuna gerçekten taze bir
nefes, yeni bir boyut getiren Göksel Baktagir’le birlikte hazırlanmış albüm
“Furtuna” (Kaf) büyük oranda jazz ve Roman esintileri taşıyor. Özellikle
Baktagir bestesi “Fırtına” uzun zamandır duymadığımız keyifli anlar yaşattı.

Archie Shepp
Yakın geçmişin Franko-acil albümlerinden küçük bir demet:
- André Ceccarelli (dm) – “Golden Land” (Cam Jazz)
- Eric Le Lann (tp) & Jannick Top (elb) – “Le Lann Top”
(Nocturne)
- Jean-Michel Pilc (p) – “New Dreams” (Dreyfus)
- Julien Lourau (ts, ss, elp) – “Vs Rumbabierta” – (Label
bleu)
- Manu Codija (g) – “Songlines” (Bee Jazz)
ŞAPKALAR:
Barcelona, Belle, Bibi, Hill, Scott ve Gülbay, Şahin,
Başkadem.
Yeryüzündeki kadın saksofoncuların en yaşlısı, 1920’li
yıllarda sırasıyla Melody Girls, Early Girls, Victory Belles ve Dixie Belles
gruplarını da kurmuş olan Dixie Bell geçtiğimiz 12 Şubat’ta vefat ettiği zaman
102 yaşındaymış. Gerçekten ŞAPKA...
1929 Havai doğumlu, jazz’a Hawai Dixie All Stars’da başlayan,
1958’den sonra uzun süre Louis Armstrong’la çalışan baterist Danny Barcelona 1
Nisan’da kanserden öldü.
Bir zamanlar Paris sahnelerinin en aranan kontrbasçılarından,
1939 doğumlu Gilbert ‘Bibi’ Rovere 13 Mart’ta yakalandığı akciğer kanserinden
kurtulamayarak aramızdan çok zamansız ayrıldı.
Free Jazz’ın Chicago ekolünün önde gelen simalarından besteci
piyanist Arthur Hill de 12 Nisan’da uzun zamandır mücadele ettiği akciğer
kanserine yenik düştü.
Billie Holiday, Sarah Vaughan’a eşlik etmiş, Duke Ellington
ve Bill Evans’la çalışmış klarinet kadar farklı enstrümanlara da vakıf
Amerikalı, 85 yaşındaki jazz sanatçısı Tony Scott 28 Mart’ta Roma’da dünyaya
gözlerini yumdu.
Kendisinden çok parlak başarılar beklediğimiz Parisli besteci
piyanistimiz Ahmet Gülbay ismi, son Jean Becker filmi “Bahçıvanımla
Sohbetler”in orijinal müziğinde karşımıza çıkınca sevincimizden uçtuk. Darısı
gerisinin başına...
Buralardan oralara da iki şapka. Aslen Ortacalı (Internet
basınına göre) Timuçin Şahin ve Afyonlu Hüseyin Başkadem’e. Bu yıl 14.cüsü
düzenlenen Muğla’ya bağlı ilçe, “Ortaca Çevre ve Turizm Festivali” çevresinde
Sarıgerme köyünde bir jazz konseri veren 1973 doğumlu gelecek vaat eden jazz
gitaristi Timuçin Şahin ve Üçlüsü bildiğimiz kadarıyla Amsterdam ile New York
arasında yaşıyor. Cevherini arada bir de daha geniş bir çevreyle paylaşabilen
genç sanatçıya Paris’ten bir ŞAPKA.
Ya Hüseyin Başkadem’e kaç ŞAPKA? Derelerden, tepelerden, nice
engebelerden geçirdiği Afyonkarahisar Jazz Festivali’ni 7. yaşına bastırtan
Başkadem’e ne kadar madalya verilse, ne kadar methiye düzülse yeridir.
Buralardan gözüktüğü kadarıyla milliyetçilikle dinciliğin cirit attığı,
hoşgörüsüzlüğün askeri-polisiye kisveye sığındığı bir diyarda bu kardeşimize
bol cesaret ve sabır diliyoruz. Sesimizi duyarsa, dilerse kendisine destek
olmağa hazırız.
1920 Tennessee doğumlu, 1948 yılında Müslümanlığı seçip Yusef
Lateef adını alan ünlü Afro-Amerikalı jazz’cı, tenor saksofon ve flütün yanı
sıra çok sayıda başka enstrümanda çalıyor. Felsefe ve ‘İslam’da eğitim’ üzerine
bir doktorluk diplomasına sahip ve 1974’den beri aralıklı olarak Viyana’da
yaşayan jazz sanatçısı bir süre önce “Die Presse” isimli bir Avusturya
gazetesinin kendisiyle yaptığı söyleşide, dünyadaki gelişmeleri ve İslam’ı
yorumlarken şu sözleri de eklemiş:
“Hem sosyal, hem ahlaki açıdan daha iyi bir insan olmanın
yolu ancak ve ancak insanın kendi içinde, kendine açacağı ‘Gerçek Cihat’tan
geçer, başkalarına karşı yapılacakla değil...”
Cüppesi, züppesi; çarşafı, üniforması; tekkesi, takkesi az,
sazı jazz’ı bol bir toplumda gönlünüzce yaz günleri yaşamanız dileğiyle şen
kalın...