Michelle Nicolle Quartet
Babylon sahnesinde Anzak çıkartması;

İstiklal Caddesinin Tünel’e uzanan Galatasaray sessizliğini
bozan tek şey, bağıra çağıra konuşan, üçlü beşli, bazen onlu turist
toplulukları. Zaten yaşamın canlılığını, bir hafta içi sakinliğine yeğleyen
yegâne kesim de şehrin yabancıları.
Takvimin yaprağı 19 Nisan 2007 Perşembe dediğinde, buradaki
yabancıların Avustralyalı olanlarını heyecanlandıran başka bir konu var. Bu
heyecanın Babylon ayağında Anzak Günü anma etkinlikleri ve dünya turnesi
kapsamında yüksek oktavlı sesiyle ülkesinin kıvancı olarak sunulan jazz
şarkıcısı Michelle Nicolle ve üç müzisyen dostu, büyükelçiliklerini
katkılarıyla sahneye çıkıyor.
Dolayısıyla Babylon’un oturmalı düzeninde oturan bir avuç
kalabalık, bu akşam burada eski jazz standartlarını seslendirecek olan
hemşerileri şarkıcıyı izlemeye gelenler.
Büyükelçiliğin kıpırtılı resepsiyonundaki Avustralya
Hükümeti’nin sanat finansman ve danışma organı olan Avustralya Sanat Konseyi ve
Avustralyalı Türk İş Adamları Derneği üyelerinin yüksek gurur pozlarıyla dolu
telaşesinin ardından yanındaki üç müzisyenle birlikte sahneye gelen Nicolle,
gurbetçilerin bağrına bastığı kültür elçisi gibi. Keyifli bir tebessüme eşlik
eden kibar alkışlarla karşılanıyor. Belki de bu akşam bu yabancılar arasındaki
tek yabancı benim.
Duke Ellington’dan “Cold As You” ile açılıyor konser. Takım
taraftarı ruhunun bir başka versiyonu olan hemşericilik var biraz dinleyicide.
İlgiyle izliyorlar, numaralı gözlüklerinin ardından bakan sevecen bakışlarla
takdire ve alkışa değer hareketler arıyorlar.
Çok eski bir parçaya giriyor süzülerek Nicolle; “Fullmoon in
Empty Eyes”. En üzgün olanlarla neşeliler arasında ayrım yapmıyor. Hepsini aynı
edayla aynı işveyle okuyor. Birbirine yakım dışavurumlarla beş benzemezi
karıyor.
İkinci solo albümünden repertuarına aldığı “Blessing in the
Sky”da gitarcı Carl Dewhurts uzun bir solo ile ayakları yere sağlam basan bir
solocu olduğunu gösteriyor. Standartları klasik bir üslupla yorumlayan bir
orkestraya çok fazla bu adam. Bulunduğu yere göre çok modern.
Orkestranın en ilginç müzisyeni o şüphesiz; her solosu
dikkatle dinleniyor ve alkışlanıyor. Besteler ağırlıkla onun üzerinde yeniden
düzenlenmiş.
Balıketini hayli geride bırakmış, özensiz, hatta rüküş ve
zevksiz bir tuvaletle duruyor Babylon sahnesinde Nicolle. Kariyeri parlak, ama
sahne elektriğinin aynı derecede parladığı iddia edilemez.
Seksenlere geliyor Nicolle ve “Don’t You Forget About Me”yi
yorumluyor hüzünlü bir sesle.
Pat Metheny tınılı gitarcımız yine alımlı bir soloyla
süslüyor parçayı.
Tüyü bitmemiş basçı Tom Lee ile buram buram Avustralyalı
portresi çizen davulcu Rony Ferella, olağan eşliklerinde kusur etmiyor. Her
şeyin davul bas ikilisi gibi olağan aktığı gecede son perdeye gelirken, CD’nin
satıldığı standa davet ediyor dinleyicilerini Nicolle.
Büyük elçilik tarafından bir kültür hizmeti olarak servis
edilen bu konserde bile, arkadan yükselen barfly uğultusu sahneyi bastırıyor.
Aynı sesler birazdan İstiklal’in uykulu karanlığına terke edilmiş karanlık
sokaklarını çınlatacak.