Bombay ve Kalküta

Dünya’nın ikinci en büyük nüfuslu ülkesi Hindistan’ın
şehirlerinde jazz müziğini aramak belkide Çin’den daha kolaydır ancak herhangi
bir Avrupa ülkesinden daha zor olduğu kesin. Asya politik, sosyal, kültürel ve
ekonomik olarak dünyanın çoğu bölgelerine göre daha değişik ve zor gelir
genelde insanlara, aslında bu zor durum müziğin ve yaşam tarzının çeşitlenmesi
açısından Asya ülkelerinde bir artı yön olarak kabul edilebilir. Hindistan gibi
kendi klasik ve konservatif kültürüne bağlı ve aynı anda teknoloji, bilim gibi
modernite’nin getirdiği batılı gelişmelere göz kapamaktan kaçmayan ülkeler de
her zaman batı müziği ile Asya müziği arasında etkileşim olduğu gözlenmiştir.
Tüm bunların yanında eğer o ülkenin denize kıyısı ve bir limanı varsa o ülke
değişik kültürler ile tanışmaya ve kaynaşmaya hazırdır demektir. Hindistan için
ise Bombay ve Kalküte aynen yukarıdaki kriterlere uyan şehirlerdir ve 1856-1950
yıllarından İngilizlerin ticaret limanı olarak kullandıkları bu iki şehir,
kendi öz kimliklerinden kopmama savaşı verirken Batı’nın kültürel özelliklerini
de yanlarında taşımışlardır.
İngiliz Aristokrat Yaşamı ve Hindistan’ın Jazz ile Tanışması
Bilindiği gibi İngilizler eğer bir bölgeyi kolonileri haline
getiriyorlarsa orada mutlaka aristokrasiden bahsedilebilir. Üstelik hiç sınıfa
meraklı olmayan toplumlar bile birden bu durumdan etkilenip sınıflara
bölünebilir, üstelik bu sınıf aristokrasi olursa. Hindistan’a jazz 1920’lerde
gelmiştir ancak geldiği tarihin önceliğinden çok burda nasıl geldiği önemlidir.
Fransa’da ve diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi ordu bandoları ile
gelmemiştir jazz Hindistan’a, jazz Kalküta ve Bombay’a talep üzerine
getirilmiştir. Özellikle Hint ve İngiliz Aristokratlarının eğlencesi olarak
sadece pahalı ve özel otellere getirilmiştir. Tabiki de bu durumda öncelikle
bölgede Avrupalı ve özellikle İngiliz Aristokrasi’si dururken Hint
Aristokrasisi için değildir ancak İngilizler ile işbirliği yapan zengin Hintler
bu yaşam tarzı ve müzikten oldukça etkilenmişlerdir. Kanada ve Amerika’dan
gelen büyük bandolar şık gece eğlencelerinin vazgeçilmez sahne şovlarıydı.
Tac Mahal Hoteli ve Jazz
1920 ve 1930’larda Hindistan’da jazz’ın merkezi Bombay’da
bulunan ünlü Tac Mahal Oteli’ydi. Hindistan belki de birçok beyaz Amerikalı’nın
haritada yerini bile bilmediği bir ülkeydi o tarihte ancak Hindistan’ın jazz
ziyaretçileri ilk başlarda beyaz Amerikalılardan çok siyah Afrikalılardı.
Afrika kıtasının çeşitli ülkelerinden siyah jazz sanatçıları ticaret
gemileriyle Bombay’a geliyor ve burada uzun süreler kalıyorlardı.
Daha da ilginç olanı ise trompetçi Chick Chocolate’ın Louis
Armstrong ile olan benzerliği ve bundan sevilce yararlanmasıdır. Trompet çalma
stili de Armstrong’a benzeyen Chocolate kendini onla özdeşleştirmiş gibi
davranıştır yıllarca ve Tac Mahal Oteli’nde bu yolla inanılmaz konserler
vermiştir.
Bunu yanında 1930 ve 40’larda yine Otel’de çalan Paul ve Tony
Gonsalves kardeşler de Hindistan’da Hollandalı ve Endonezyalılar için çalmış
olan sanatçılardır.
Amerika’dan Hindistan’a Göç Eden Solak Piyanist
Teddy Weatherford 1903 yılındı Virginia’da doğdu ve 1913
yılında New Orleans’a taşındığında jazz ile tanışmaya başladı. Küçük gruplarla
çalmaya başladıktan sonra 20’lerde Chicago’ya taşındı. 20’lerin sonunda Asya
turnesine çıktığında bir süre Japonya’da kaldı ve ardından Hindistan’a yerleşme
kararı aldı. Kalküta’ya küçük bir eve yerleştiğinde kazancını bu şehirde
zenginler için çaldığı barlardan kazanıyordu. Weatherford’un çok kaliteli bir
müzisyen olmamasına rağmen bölgede tek Amerikalı jazz’cı olması onun
diğerlerine örnek olmasını sağladı ve yaptığı blues’a yakın müzik
Kalküta’dakileri çok etkileri. 1942-1944 yılları Hindistan’da Big Band’lerin
yılları olarak adlandırılabilir.
Film Endüstrisi ve Sessiz Direniş
1945 sonrası Bombay ve Kalküta’nın tarihinde jazz açısından
pek parlak günler değildi. Bunun iki nedeni var birincisi Bollywood film
endüstrisinin büyümesi ve paranın buradan gelmesiyle birlikte yetenekli
sanatçıların buraya doğru kayması. İkincisi 1950’lerde başlayan ve Hindistan’ın
özgürlüğü için Gandhi önderliğinde başlayan Batılı herşeyin sessiz boykotu.
Jazz da bir boykot olmuştu Hindistan’da. Bir batı fikri olarak jazz boykot
edilmeye ilk karar verilen şeylerden biriydi. Ancak devletin kurulmasının
ardından kendilerini Hint İngiliz (Anglo-Indian) diye tanımlayan bir grup jazz
sahnelerini yeniden yeşertmeye başladı. 1940’larda kurulmuş olan Bombay Swing
Club 1950’lerde Saksofon çalan Norman Mupsbee tarafından yeniden popüler hale
getirildi. Devletin kurulmasıyla beraber bir Hint yüksek sınıfı da ortaya
çıkmış oldu. Bu sınıf genelde kendini Hindistan Kriket Kulübü gibi yerlerde ve
lüks otellerde aynen eskiden olduğunu gibi göstermeye başladı. 1950’lerdeki
başka bir gelişme de Amerikan Devleti’nin jazz’ın tanıtımı için sanatçıları
uzak yerlerde sponsor etmesiydi. Louis Armstrong, Jack Teagarden ve Red
Nicholas ilk defa Bombay ve Kalküta’da konserler verdiler. 50’lerin diğer bir
önemli gelişmesi ise Braz Gonsalves adlı Hintli saksofoncunun yükselişidir.
1960’ların başında Bombay’da Charlie Parker’la tanışan Gonsalves onun tarzından
o kadar etkilenir ki yaklaşık 5 sene kadar buna çalışır ve ardından da başarılı
olur. Japonya ve Avrupa’nın birçok yerine turnelere çıkar. 1960’larda ise Duke
Ellington’un Bombay’a gelişi olay olur. Konserinin yapılacağı mekanın hemen
yanındaki restoranlarda ise Ellington’ın orkestra üyeleri ile Gonsalves
jam-session yapmaktadır. Tüm bu organizasyonlar tüm gençliği çekmeyi
başarmıştır. Bir diğer ünlü kişi de Louis Banks’tir. 1940’ların başında Kalküta’ya
yerleşen Nepal doğumlu Bank birçok Avrupalı grupla turnelere katılmaya başlar.
Ardından oğlu müzik okumaya karar verir ve ülkesi Hindistan’a geri döner. O da
hala Kalküta’daki Hindustan Otel’de çalmaktadır.
Büyük Üçlü Birleşiyor: Yatra Sextet
Hindistan’ın en tanınmış jazz vokali ile güçlerini
birleştiren Braz Gonsalves ve Louis Banks Yatra Sextet adlı grubu oluştururlar.
Birçok Hintli jazz müzisyenine göre Yatra Sixtet Hint jazz’ının dünya
sahnesinde en önemli grubudur. Bu grubu ve jazz festivalini en çok destekleyen
Hintli sanatçı da Niranjen Jhaveri’dir. Bombay’da doğan ve burada hayatını
sürdürmüş olan Jhaveri Latin Amerikalı sanatçı Xavier Cugat Orkestra’dan
etkilenir ve bu müziğe yönelir. Adından 1950’lerin sonunda Hindistan’ın ilk
jazz dergisi olan Blue Ryhthm’i çıkarır. İlginç olan durum ise derginin
Pakistan, Burma ve Ceylon’da yüksek sayıda abonelerinin olmasıdır. Hint
ezgilerinden etkilenmeye başlayan Amerikalı jazz’cılar şarkılarında bu
müzikleri kullandıklarını açıkça söylemişlerdir. Örneğin John Coltrane’in My
Favorite Thing adlı parçası Hint ezgileri içerir. Saksofoncu Sonny Rollins ve
Trompetçi Maynard Ferguson’un Hindistan gezileri de kültürün yayılması ve
etkileşime girmesini sağlamıştır.
1975 Jazz India ve Jazz Yatra
Jhaveri’nin önderliğinde kurulan Jazz India kuruluşu ise
Yatra Müzik Festivali’ne 1978’de sponsor oldu ve başlamasını sağladı. Yatra’da
sadece jazz çalınmıyordu; klasik, karnatik, gosper, new age, samba, Güney
Afrika folklor ve Hint-jazz’ı gibi bir çok çeşit müzik çalınıyordu. Jazz
India’nın kurulması ile beraber Bombay’da çeşitli jazz okulları da açılmaya
başlandı. Ayrıca festivalin başlangıcı ve birçok yabancı sanatçının bu
festivalde çalıyor olması yerel hint jazz sanatçılarını da cesaretlendirdi.
Film endüstrisi bile jazz’dan oldukça etkilenmeye başladı. 1970 ve 80’lerde
yapılan birçok Bolywood filmini müzikleri jazz’dan etkilenmiştir. 1982’de
Bombay’ın merkezinde yerel grupların çalması için her Pazar günleri bir jazz
kulübü oluşturuldu. Ayrıca Amerika’nın sponsor olmasıyla günümüzde yılda birçok
uluslararası wokshoplar düzenlenmektedir.
Günümüzde Hint jazz’ı etnik müzik ile karışık bir yapı
içerisindedir. 1970’lerdeki hızlı çıkışını sürdüremese de hala belirli bir genç
grup Bombay ve Kalküta gibi modern şehirlerde jazz geleneğini
sürdürmektedirler. Bombay’da Jazz by the Bay adlı kulüpte haftada 3 ya da 4
kere jazz dinlemek mümkündür. Kalküta ise Bombay’a göre daha zayıf bir
durumdadır ancak hala jazz okulu mevcuttur. Maalesef Hindistan çok sayıda ünlü
jazz sanatçısı çıkaramamıştır.