Okay Temiz
doğada renk, müzikte ritim…

18 Temmuz’da 14. İstanbul Jazz Festivali’nin son
konserinde Arkeoloji Müzesi’nde Hintli grup Karnataka College of
Percussion ve İsveç’te 1974’de kurulan Oriental Wind’in ilginç müziği ile
kapatacak olan Okay Temiz ile bir röportaj yaptık…
Müziği öğrenme hikayenizle başlayalım?
Doğmadan önce anne karnında ud ile, annem udi’dir.
Sadece Türkiye’de değil dünyada bir çok başarılı işler çıkarmışsınız.
Bize biraz bahseder misiniz?
Çok iş yaptım. Çok çok iş... Avangard jazz çaldım. En
istediğim şey avangard-jazz çalmaktı. Çok severek yaptığım, istediğim bir işti.
İsveç’te ve Amerika’da en meşhur, en saygın müzisyenlerle birlikte çaldım. Jazz
festivallerinde bulundum. Stockholm Radyo Senfoni Orkestrasında
perküsyoncuydum, vurmalı çalgıların aranan kişisiydim. Amerikalı sanatçılar
Stockholm Jazz Orkestrasına geldiğinde her zaman beraber çalıştık. Vurmalı
çalgılara her zaman ihtiyaç duyulmuyor büyük orkestralarda ama ihtiyaç
duyduklarında hep aranan kişi oldum. Senelerce bu böyle devam etti. Çok insan,
çok müzisyen tanıdım. Sevilmekle birlikte dürüst olman lazım müzikte. Dürüst
olursan kazanırsın. Ama riyakarlık yaparsan zaten anlaşılır ve bunu jazz
kabullenmez. Hane dışına çıkıyorsun o zaman. Jazz’ın dışına itiliyorsun. O durumda
gelirsen de farklı müzik tarzında birşeyler yaparsın. Kimse aç kalmıyor ama
doğru birşeyler yapmak istiyorsan hakikaten dürüst olmak lazım. Pop müzik
yaparken, rock müzik yaparken de… Ne yapacaksan onda dürüstlük şart. Dürüstlük
derken anlatmak istediğim ‘müziğin çok büyük olduğu ve senin hiçbirşey
olmadığının farkına varmak’. Sanatın içinde bir hiçsin. Öncelikle müziğe saygı
göstermek lazım. Müziğe saygı gösterdiğinizde zaten arkasından devamı geliyor.
Hiçliğini kabullendiğinde, herşeyden öğrenmek istiyorsan kulağını açman
gerekli. Ama ben bunu biliyorum deyip kestirmeden düşünüp kenara itilmemeli.
Hindistan’da müzikler çok farklı bizimkinden. Yavaş yavaş çalıyorlar. Burada
ise hemen başlanıyor herşey hızlı hızlı geçiliyor. Müzik meditasyoneldir. Yavaştan
başlanmalı... Kültürlerini geliştirerek bugünkü duruma gelmişlerdir.
Müziği sindiriyorlar diyebilir miyiz?
Tabi. Daha enstrümanlarını akort ederlerken havaya giriyor,
hissetmeye başlıyorlar. Enstrümanlarını sahnede akort ederler. Ama burada o
şekilde çıkmazlar nedense... Önceden akort ederler. Bizde parçanın ortasında
akort yapılmak için durulmaz. Ayıp sayılır. O sırada durup akort yapmak müziğe
saygıdır işte. Çok dağıldık:))
Sanırım zaman ve emekle birlikte müziğin içinde
hissetmeliyiz kendimizi?
Tam toparladın işte:))
İsveç’te çok önemli bir iş yaptınız. Zihinsel engelli
çocuklarla çalıştınız. Nasıl sonuçlar aldınız?
Tiklerinde azalmalar oldu. Aleti çalmaya kanalize olunca
beyin, koldaki istem-dışı hareketler kontrol altına alınabildi. Parmakları ile
sopaları tutup çalabildiler. Bu tarz terapiler,onların konsantrasyonu için
gerekli. İşin en güzeli olumlu tepkiler alabiliyorduk.
Ailelerin tepkileri nasıldı?
‘Peygamber misin sen?’ deyip sarılan aileler çok oldu.
Çocuklarındaki olumlu gelişmeleri görünce çok duygulandılar. Dünyada ilk defa
böyle bir çalışma yapıldı. Daha önce yapılmamış olduğundan televizyon
programlarının da ilgisini çekti, engellilere ritim terapisi.
Türkiye’de de Sabancı ile çalıştınız?
Burada yaptım ama kimse ilgilenmedi. Takip etmediler. Kimse
gelip somadı ‘ne yapıyorsun?’ diye. Bu işi yaptığımız insanlar çok hassas
oluyorlar. Ayrılırken insanlar ağladı. Böyle birşey teklif edilip arkası
gelmeyince sonuç üzücü oluyor tabi. Yaş farkına göre ayıramadık. 70 yaşında bir
bayanla 10 yaşındaki bir çocukla beraber çalıştık. Ama Türkiye’de bu işi devam
ettirmek mümkün olmadı. Atölyemizde çocuklara yönelik çalışmalar yapıyoruz. Çok
yetenekli çocuklar var onlarla beraber engellileri çalıştırmak mümkün olamıyor.
Anladım ki bu iş bu şekilde değil, ancak özel merkezlerde yapılabilir.
Türkiye’ye geri dönüşünüz hakkında konuşmak istiyorum. Engin
Gürkey ‘Okay Temiz’in Türkiye’ye dönüşünün ardından perküsyon fiilen
keşfedildi.’ diye bir yorumda bulunmuş.
Çok mutlu oldum.
Yaptığınız projelerde kabul görmüş ve müzik için her
saniyenizi olumlu bir şekilde değerlendirmişsiniz?
Başka birşey yapmıyorum. Müzikle uğraşıyorum. Kendime iş
arıyorum. Konserlere, festivallere, okullara teklifi ben veriyorum. Şimdiye
kadar yardım konserleri için Banvit ile çalışabildik. Konserler verdik ve
geliri sokak çocukları için değerlendirildi.
Türkiye’ye dönüşünüzde jazz’ın etkisi nasıl bir rol oynadı?
Ben jazz yapmaya gelmedim. Burada iyi jazz’cılar var artık.
Bilgi Üniversitesi’nin son birkaç senedir beraber çalıştığı hocaları çok iyi
müzisyenler- piyanistler, saksofoncular, yetiştirdi. Bu çocuklar şimdi
Nardis’te, jazz festivallerinde çalan çocuklar. Ben geldiğimde böyle değildi.
Jazz çalabilecek kapasitede olan çocuklar o dönemler başka
sanatçılarla çalışmak durumunda kaldılar. Jazz yaşam şeklidir.Özveri
gerektirir. En önemlisi; karar vermek gerekir. Kendine sert olacaksın. Aile
yaşantın, sosyal yaşamdaki yerin, ekonomi durumun... Jazz’da fazla para yok.
Kaliteli müzik yalnız, dinleyicisi çok az.
Türk müziğinde kullanılan enstrümanları jazz’da kullandınız?
Bu deneysel olarak ortaya çıktı. Enerjiyi müzik ile birlikte
kullanmak gerekir.
Dans müziği ile ilginiz de var?
Konservatuardan çıktıktan sonra çok uzun zaman dans müziği
çaldım. Finlandiya’da bir kareograf benim müziğimi kullanarak teatral bir
şekilde yorumladı. Ortaya çok da güzel şeyler çıktı. Stockholm Şehir
Tiyatrosunda oynanacak bir piyes için müzik yaptım. Ayşe Emel’in teklifi ile
Bursa Devlet Tiyatrosu’nda konservatuar mezunu öğrencilerle birlikte müzik,
ritim ve tiyatroyu birleştirdik. Tiyaroda ritim ve enstrüman eğitimi
verilmediğinden çok yoruldum. Bir dönem Bursa’da yaşadım. Ancak şahane bir oyun
çıkmıştı. En son Ankara’da Kurban adlı oyun için müzik yaptım. Hem oyun hem de
konser havasında geçti. En uygun müziği bulmak gerekir. Müzik,oyunu farklı
açılardan yansıtabilir. Enstrümanı en basite indirip, mesajı yükselterek
çalışmam gerekti.
Beğendiğiniz Türk sanatçılardan örnek verebilirmisiniz?
Takdir ettiğim diyebiliriz. Ama jazz dünyasında Aydın Esen
var. Aslında gençlerde kabiliyet var.
Potansiyel var diyorsunuz?
Potansiyel var tabi. Ayrıca çok kalabalık bir ülkeyiz. Açığa
çıkan potansiyel çok az! İsveç’te 400 adet big band var. Düşünebiliyor musunuz?
9 milyon nüfusa 400 big band. Okullarındaki orkestralar çok iyi. Geçenlerde
vefat eden Süheyl Denizci’nin kurduğu TRT Caz Orkestrası bu işi Türkiye’de en
iyi yapan tek yer. Kültür Bakanlığının ilgisi ve desteği çok önemli bu durumda.
İlgisi olabilir ya da olmayabilir. Komite kurulması gerekli diye düşünmekteyim.
Kendini geliştirmek isteyen müzisyenlere önerileriniz varmı?
Küçüklüğümüzde müziği geliştirmek için plaklar arar
bulamazdık. Bulduğumuz plaklar ise bir hafta içinde asfalt gibi olurdu.
İmkanlar kısıtlı olunca öğrenme merakınız artıyor. Şimdi gençliği izliyorum,
her imkana sahipler ama tembeller.
Araştırsınlar,dinlesinler. Müziğe hemen hemen başlamak
istiyorlar. Yavaştan çalarak başlasınlar. Müziğimizde boşlukları keşfederek
değerlendirsinler. Müziği sindirerek çalsınlar. Bir telaş var bizde.
Anlatabiliyor muyum? Gereksiz bir telaş.
Başka söylemek istediğiniz şey var mı?
Dünyada çok tanınmış bir marka olan Roland Meinl Türkiye’den
çalışmak için beni seçti. Birçok ülkede tanınmış sanatçılarla ortak projeler
üreten şirket Latin Amerika’dan Hindistan’a kadar dünyanın bilinen
perküsyoncularıyla ortak etkinlikler düzenliyor. Türkiye’de de birlikte
projeler üretip, insanlara iyi müzikler götürmeyi hedefliyorum. 18’inde
İstanbul Jazz Festivalinin son konserini Arkeoloji Müzesinde Hintli grup
Karnataka College of Percussion ve 1974’de İsveç’te kurduğum Oriental wind ile
kapatıyoruz. Bu iki grubun birleşmesi çok ilginç bir müzik türünü de
beraberinde getiriyor. Bence yeni yetişen müzisyenlere öncü ve örnek olacak bir
proje, herkesi bekleriz.