Wolfgang Muthspiel

Güzümüzün en iyi jazz gitaristleri arasında gösterilen
Avusturya’lı gitarist Wolfgang Muthspiel ve Pitchler kardeşlerden oluşan
üçlüsü; 24 Mayıs’ta Akbank Sanat’ta bir konser vermek üzere ülkemizi ziyaret
etti. Muthspiel’in gitarından salınan bitmek tükenmek bilmeyen melodik yapı,
klasik müzik geçmişinin altını çizen arpejler, rock’tan Barok döneme uzanan
anımsatıcı unsurlarla; Pitchler kardeşlerin yalın ve duru eşliğininin harmanı,
salonda bulunanlara ağır başlı bir müzik ziyafeti yaşattı. Gary Burton
Quintet’in -Pat Merheny’nin gruptan ayrılmasıyla 12 yıl boyunca boş kalan-
gitar sandaliyesini doldurmak üzere davet edilmesiyle kariyerinde önemli
adımlar kaydeden; Paul Motian, David Liebman, Django Bates, Peter Erskine, the
Vienna Art Orchestra ve Steve Arguelles ile olan çalışmalarıyla jazz dünyasında
hatırı sayılır bir yer edinen besteci, kemancı ve gitarist Muthspiel’in
başarısı, 1994?te Musician Magazine tarafından Avrupa’nın en iyi 10 jazz
gitaristi arasında gösterilmesi ile pekiştirilmiş oldu. 2006 yılında basta
Matthias Pitchler ve davulda Andreas Pitchler’dan oluşan üçlüsüyle kaydettiği
“Bright Side” albümünün turnesi kapsamında ülkemizi ziyaret eden Muthspiel,
yine geçtiğimiz yıl davul üstadı Brian Blade’le ortak çalışması olan “Friendly
Travelers”ı yayınladı. Aynı zamanda Aydın Esen, Rebekka Bakken gibi isimlerin
de albümlerini yayınlayan Material Records’un da sahibi olan Muthspiel’le;
müzikal geçmişi ve jazz dünyası üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik...
Müziğe erken yaşlarda keman çalarak başlamışsınız ve
gitarla ilişiğiniz sonraki yıllarda olmuş. Eğer kemanla devam etseydiniz
hayatınızın nasıl olabileceğine dair düşünceleriniz oldu mu?
Evet bunu düşündüğüm zamanlar oluyor. Büyük ihtimalle bir
klasik müzik icracısı olurdum ki bu da ilginç olurdu. Ama her türde besteler
yapabileceğim, benimle çalması için diğer müzisyenleri davet edebileceğim ve
belki de daha yaratıcı olabileceğim başka bir yöne kaydığım için memnunum.
Çünkü klasik müzikte genelde diğer müzisyenlerin bestelerini çalıyorsunuz, bu
da tabi ki çok güzel ama doğaçlama yapmak gibi bir imkanınız olmuyor. Bu da
jazz’ın güzelliği. Bu arada değinmeliyim ki en sevdiğim müzisyen Türkiye’de
yaşıyor.
Aydın Esen, değil mi?
Evet.
Siz New York’ta mı yaşıyorsunuz?
Önceleri evet, şu an Viyana’da yaşıyorum.
Avrupa ve Amerika jazz çevreleri hakkında ne
düşünüyorsunuz?
Gerçekten çok farklı. Hala bir şekilde New York’un jazz’ın
merkezi olduğunu düşünüyorum. Tabi ki Avrupa’da da çok iyi müzisyenler var, ama
konu davulcular ve bascılar gibi ritm bölümünü oluşturan müzisyenler olduğunda,
New York en yoğun yer olarak akla geliyor. Avrupa’da ki iyi müzisyenler
gerçekten iyiler ve her yerdeler. Ama New York’ta bu seviyenin üzerinde
müzisyenlere rastlamak daha olası. Gerçekten zor bir soru, çünkü iki yerde
bulunmak birbirinden oldukça farklı deneyimler ve ikisi de seviyorum. Şu an
Viyana’da yaşıyor olmayı çok seviyorum, New York’ta yaşamayı da çok seviyordum.
Bir Avrupalı olarak New York’ta yaşamak, oradaki ki müzik çevrelerine dahil
olmak ve sonra geri dönmek harika bir şey, benim yaptığım gibi.
Klasik müzik toplulukları için de kompozisyonlar
yapıyorsunuz, sizce jazz ve klasik müzik bir şekilde birbirlerine dahil
oluyorlar mı?
Sürekli Aydın’dan bahsetmek istemiyorum, ama sanırım bahsetmeliyim.
Çünkü konu bu olduğunda, hepsini bir arada harmanlayan kişi Aydın tek
diyebilirim. Jazz mı, klasik müzik mi, yoksa çağdaş kompozisyon mu olduğu
hakkında bir yargıya varamazsınız; sadece müzik. Bence günümüzde jazz, çağdaş
klasik müzik etkilerini oldukça içinde barındırıyor ve bunun tersi de geçerli.
Bu nedenle şimdilerde daha geleneksel bir jazz formuna daha ilgiliyim, çünkü
yaptığım şey sadece grubumla çalmaktan zevk alacağım parçalar yazmak. Gelecek
yüzyılın müziğini keşfetmek gibi bir çabam yok.
Yani kendinizi jazz’a daha mı yakın buluyorsunuz?
Evet bir jazz grubu olduğumuzu söyleyebilirim, doğaçlama ve
ritm unsuru çok önemli. Bazen benim klasik müzik geçmişimden yoğun etkiler
duyabilirsiniz, ama kendimi daha çok jazz müzisyeni olarak görüyorum. Aslında
tam olarak hiç bilemedim, çünkü genelde kendimize bunu sormayız, sadece
yapmaktan hoşlandığım müziği yapıyorum ve bunu yapabildiğim için de şanslıyım.
Ben sevdiğim şeyi yapıyorum ve biri onun jazz olduğu söylüyor. Ben sadece
sesleri takip ediyorum.
Yeni albümünüz Friendly Travelers için Brian Blade’le bir tur
tasarınız var mı?
Evet beraber bir turneye çıktık ve 2008 şubat ve martını
kapsayacak yeni bir turne için de tasarılarımız var, İstanbul’da yeniden
çalmayı planlıyoruz.
Brian Blade bu albümde bazı parçalarda gitar da çalıyor
değil mi?
Evet kayıtlarda bir parçada çalıyor, konserlerde 2 parçada
gitar çalıyor.
Aynı zamanda Joni Mitchell’le de çalışıyor değil mi?
Evet yakın zamanda beraber bir albüm kaydettiler.
Travelogue albümüyle müziği bıraktığını açıklamıştı?
Evet bu albümle geri dönüş yaptı.
Pat Metheny’nin ayrılmasıyla, 12 yıldır boş olan gitarist
konumu için Gary Burton Quintet’e davet edildiğinizde nasıl hissettiniz?
Geçmişte bu kadar iyi gitaristlerle çalışmış muazzam bir grup
lideriyle çalışacak olmaktan çok mutluydum. Pat Metheny’nin yanı sıra,
Boston’dayken benim gitar hocam olan Mick Goodwick de bu toplulukta yer almıştı
ve Gary ile bağlantılar oldukça fazlaydı. Bunun kariyerimde önemli bir dönem
olduğunun farkındaydım.
Paul Motion da dahil olmak üzere bir çok jazz devi ile
çalıştınız, bu isimler arasında müzikal stilinize ve vizyonunuza en çok katkısı
olduğunu düşündüğünüz bir isimden bahsedebilir miyiz?
Evet, Paul Motion’la çalışmak benim için çok önemliydi. Onun
ritme dahil oluşu eski jazz geleneğinden gelip çok modern birşeye dönüşür gibi.
Hep hissettiğim birşey vardı ki bu adam başka kimsenin çaldığı ya da
çalabileceği gibi çalmıyor. Beraber çalmaktan çok keyif aldığım ve
kendilerinden çok şey öğrendiğim bir sürü davulcu var. Ama bazı müzisyenler
vardır ki, o çalmayı bıraktığında, onun tarzı bitecektir, onun gibi çalan başka
kimse olmayacaktır. Onun tamamen kendine has bir tarzı var. Onunla çalmak
olağanüstüydü, onun müziğinin parçası olmak ve o seslerin akışına nasıl dahil olduğunuzu
görmek...
Kardeşinizle çalarken özel bir diaologunuz var mı, onla
çalmak diğer müzisyenlerle çalmaktan ne yönlerde ayrılıyor?
Tabi var, ikimiz müziği beraber keşfettik diyebilirim. Klasik
müzik eğitimi alarak büyüdük, daha jazz hakkında hiç bir fikrimiz olmadan
doğaçlama yapmaya başlamıştık. Ayrıca kardeş olmanın da getirdiği bir bağ söz
konusu... O içimizde çağdaş klasik müzik dünyasına daha yatkın olandı, ben ise
jazz dünyasına daha ilgiliydim. Benim Amerika’ya gitmemle birbirinden farklı alanlarda
geliştik ve aramızdaki iletişimin üretkenliğinin bir sebebi de bu. Her bir
araya geldiğimizde ortak bir nokta bulmaya çalıştık, biraz zor olduğu doğru ama
bunun yanı sıra harika bir şey bence bu. Eğer kardeşler beraber çalışıyorsa
iletişimin farklı olduğunu görebilirsiniz, diplomasi daha azdır, iletişim
oldukça direkttir ve zaman zaman bir denge bulmak zor olabilir. Her çalmak için
bir araya geldiğimizde içimizden birinin “senle bir daha asla, asla
çalmayacağım” demesiyle sonlanan bir tartışma çıkardı, tabi yeniden
toplanmamıza engel değildi bu tartışmalar...(gülüyor)
Rebakka Bakken’le olan çalışmalarınız için, onun sesinin merkez olduğunu ve
sizin onun sesinin etrafında döndüğünüzü söylemişsiniz. Bir solist olarak
çalarken ya da eşlik ederken ki bakış açılarınızı nasıl yorumlarsınız?
Bu oldukça ilginç bir soru. Benim grubumda, kompozisyonları
ben yapıyorum ve beraber çalıyoruz, yani bir bakıma benim müziğim gibi. Ama
Rebakka’yla ortak bir şeyler bulmaya çalışır gibi, çünkü pek de jazz diye tabir
edemeyeceğimiz parçalar seslendiriyor ve kendini bir jazz vokali olarak
tanımlamıyor. Onun sesini seviyorum ve yalnızca eşlikçi bir pop gitaristi
olmamaya dikkat ederek o parçaları konuşturmanın yollarını arıyorum. Çünkü
bunun solist olmakla ilgisi yok, parçayı destekken doğaçlama da yapabilirsiniz.
Onunla olan çalışmalarım oldukça ilginçti, hala ikili olarak çalışmalara devam
etmekteyiz. Aynı zamanda oldukça yakın arkadaşım, oturduğum yerin karşısındaki
caddede yaşıyor.
Ayrıca plak şirketiniz Material Records’tan biraz bahsedebilir miyiz? Jazz’a
odaklanmış bir plak şirketi olarak müzik dünyasındaki rekabeti de göz önünde
bulundurursak ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Ana ürünün müzik olması gerçekten zorlayıcı bir mevzu, ama
şirketimizin müzikal duruşuyla ilgili olarak oldukça memnunum. Dağıtım
kanalları bazen sorun yaratabiliyor, çok güçlü dağıtım ortaklarımız olan
destinasyonlar var ama Fransa gibi bunu sağlamakta zorlandığımız ülkeler de
mevcut. Pazarına girmesi zor bir ülke çünkü kendi müzisyenleri çok sevip
destekliyorlar, ki bu güzel birşey bence. Ama Avrupa’nın kalan kısmı için
Fransa biraz sınır yaratıyor. Ana hatlarıyla baktığınızda kaç albüm
satıldığıyla değil de, plak şirketinin duruşuna saygı duyan ve bunla ilgilenen
ortaklara ihtiyacınız var, çünkü jazz dünyasında diğer müzik türlerine oranla
satışlar oldukça düşük kalıyor. Beraber iş yaparken aynı zamanda ne sattığı
konusunda da titiz olan ortaklara ihtiyacınız oluyor. Bir plak şirketini sahip
olmak ve onu idare etmek oldukça ilginç bir deneyim. Çünkü biz müzisyenler
arasında plak şirketi hakkında yakınmak gibi bir eğilim söz konusu, benim öyle
bir tercihim olmuyor (gülüyor).
Klasik eğitimli bir gitarist olarak, etkilendiğiniz
müzisyenler jazz tarafına mı yoksa klasik müzik dünyasına mı yakın kişiler? En
çok etkilendiğiniz müzisyenleri öğrenebilir miyim?
Aslında hangi türe yakın olduğun pek bir önemi yok,
kendilerini yüzde yüz ifade edebildiğini düşündüğüm müzisyenler beni en çok
etkileyenler diyebilirim. Mesela Glenn Cloud’dan çok etkilendiğimi
söyleyebilirim, onun kendini ifade şekli tamamen kendine özgü, hiç bir öğenin
adaptasyonu yok gibi.
Gitar söz konusu olduğunda klasik tekniği ağır basan bir
gitarist olarak Ralph Towner’ın erken dönemlerimde bende bir etkisi olmuştur,
aynı zamanda ECM mesubu bir müzisyen. Bir buçuk yıl kadar önce onla bir tura
çıktık ve beraber albüm kaydettik. Müzik hayatım süresince önceleri oldukça
fazla dinlediğim ve etkilendiğim müzisyenlerle çalışmala imkanım olduğu için
çok şanslıyım. Aynı durum Gary Burton ve Paul Motion ile de söz konusu.
Ralph Towner’ı ilk dinlediğimde onun müziği benim için çok
derin bir deneyim olmuştu çünkü önceleri hiç böyle bir şey duymamıştım. Hala o
kadar da ünlü olmamasına şaşıyorum çünkü öyle iyi bir müzisyen ki hatta
zamanımızın en yetkin müzisyenlerinden biri diyebilim. Yarınki performans için
bizi dinlemeye gelme ihtimali var.
Bir klasik müzik bestecisi ve icracısı olarak, eserlerini yorumlamaktan
özellikte zevk aldığınız bir besteci var mı?
Özellikle yorumlamayı çok sevdiğim bir besteci var ki, o da
Bach. Gitarla da yorumlanabilecek ud için yazılmış eserleri var ve bu enstrüman
için yazılmış en iyi eserler diyebilirim. Bu kompozisyonları çalarken keyifli
vakit geçiriyordum ama belirtmeliyim ki kendi müziğimi ya da dahil olduğum diğer
topluluklarda çalmak da harika deneyimler. Eski zamanlarda yaşamış ve asla
tanışma imkanınız olmayan insanların müziğini çalmak bambaşka bir dünya, bunu
seviyorum. Biz hem bestekar hem de yorumcu kimliğiyle, müziğe bir çok açıdan
yaklaşarak modern zaman müzisyenlerini temsil ediyoruz.
Messiaen’ın işlerinden çok etkilendiğinizi okumuştum?
Son yüzyıla baktığımızda Messiaen bana en harika deneyimleri
yaşatan bestecilerden diyebilirim. Her iyi müzikte bestecinin ve icracının
ötesine geçen ruhani bir yan vardır. Bir sanatçı olarak gerçekten istediğinizi
üretirken egonuzun eserin önüne geçmemesi önemli bir durum, çünkü iyi müzik her
zaman senden büyük oluyor. Messiaen’da bunu yoğun bir biçimde hissediyorum, onu
5 dakika dinlemekle bu hale geçebiliyorsunuz. O, müziğiyle kendi varlığının
ötesinden birşey göstermeye çalışıyor. Aydın’ın müziğinde de bunu hissediyorum.

Chick Corea’nın da favorilerinden olduğunu okumuştum?
Gayet mümkün.
Peki yarın sizi dinlemeye gelicek mi?
Dün gece geç saatte ona bir mail attım, buralardaysa
geleceğini umuyorum. Bugün için de bizimle şampiyonlar ligi finalini izlemeye
davet ettim onu, tam bir futbol fanatiği...
Onunla olan çalışmalarınızdan bahseder misiniz biraz?
Benim plak şirketim Material Records’tan yayınlanan albümünde
bir parçayı ikili olarak kaydettik, ve bu doğaçlama inanılmaz bir deneyimdi,
ayaklarımı yerden kesti. Çok fazla ortak çalışmamız olduğunu söyleyemem ama bir
müzisyen olarak size daha önce farketmediğiniz bir şeyi öğretecek, ya da
tamamen seveceğiniz bir şey ifade edecek müzisyenler olması çok ö önemli. Müzik
evrenimde Aydın’ın da yer alması benim için çok önemli, beraber çalmamıza gerek
yok bunun için. O tıpkı parlayan bir ışık gibi.
Peki onun yeni albüm tasarıları olup olmadığı hakkında bir
fikriniz var mı?
Emin değilim çünkü Aydın gizemlidir biraz. Kendi kendine
sürekli kaydettiğini biliyorum. Bazı müzisyen arkadaşlarım da onun
çalışmalarını yakından takip ediyorlar. Bazen “bunu Aydın’dan aldım” denilen
bir kaset dolaşıyor el altından (gülüyor). O bir bilim adamı gibi,
laboratuarından sürekli yeni şeyler çıkıyor, ve bunların yayınlanmasıyla ne
kadar ilgilendiğini bilmiyorum, onun odağı başka şeyler...
Bir dinleyici olarak bunları duymanın, başkalarının dünyasına
da bir çok şey katacağı görüşündeyim...
Katılıyorum, bu nedenle bir plak şirketim olsun istedim. Bu
noktada da diğer soruya geliyor konu ki iyi dağıtım kanalları olması çok
önemli. Bir diğer aşama Türkiye’de de iyi dağıtım kanallarına sahip olmak
olacak. Bir plak şirketi olarak bu bizim görevimiz.
Pitchler kardeşlerle olan trio’nuz uzun süreli bir
topluluk mu yoksa proje bazlı bir işbirliği mi?
Bu uzun süreli bir topluluk, 2.5 sene önce beraber çalmaya
başladık. Uzun zamandır sürekli beraber çalacağım bir topluluk kurmayı
planlıyordum. O zamanlar Brian Blade ve Mark Johnson’la bir üçlümüz vardı ama
çok yoğun olduklarından ancak yılda 2 hafta toplanabiliyorduk. Bir noktada
istediğimiz zaman toplanıp beraber çalabileceğimiz bir topluluğun üyesi olmaya
ihtiyacım olduğunu farkettim bu nedenle genç müzisyenler arıyordum. Çalışını
gerçekten çok sevdiğim basçıyı bulduktan sonra davulcu olarak kimi beğendiğini
sordum ve kardeşini önerdi. Aramızdaki çok üretken bir şeye dönüştü ve üçümüzde
çok keyif alarak çalıyoruz. Onları bulduğum için çok memnunum.
Yakın gelecekte yeni projeler var mı?
Evet bir sürü yeni fikir var. Bunlardan biri şu sıralar
üzerinde çalıştığım bir eser, Aralık ayında sahnelenecek. Kuran ve İncil’den
bölümleri içerecek bir çalışma bu. Rebekka Bakken İncil’den olan kısımları
seslendirecek; Dhaffer Yousef ise Kuran’dan olan kısımları...
Peki günümüz jazz’ı hakkında görüşleriniz?
Bence jazz şuan an en ilginç zamanlarını yaşıyor, hiç bir
zaman jazz’ın eski zamanlarda kaldığı fikrine katılmadım. Çok üretken işler
yapan harika müzisyenler var ve jazz her zaman gelişiyor ve değişiyor. Mesela
Aydın bunlardan biri...