Amp Fiddler
Caddenin karşısındaki müzisyen;

Eminem’in aynı adı taşıyan filmi sayesinde “8 Mile Road”ın ne
olduğunu bilmeyenimiz kalmadı. Amerika’yı görenimiz, görmeyenimiz; görüp de
görmeyenlere ballandıra ballandıra anlatırken kendini başka bir sınıfa ait
görmenin “seçkinliği”ni ilan edenlerimiz. Evet, artık hepimiz iyi biliyoruz ki,
burası Detroit’in yaya olarak geçilmesi zor ana caddelerinden biri.
Görüp de görmeyenlere anlatanların anlatmadığı, ya da kim
bilir “aman boş verin böyle meseleleri” fanusunda süren yaşamdan çıkmayanlara
eklenmesi gereken bir şey var ki, o da bu cadde gerçeğinin kendisi.
Bu namlı cadde, her şeyden önce hala siyahlarla beyazların
oturduğu bölgeyi birbirinden ayıran sınır. Bir başka deyişle, bizim çektiğimiz
fotoğraftan göremediğimiz sınıfsal ve ırksal bir gerçeği var bu caddenin.
Çünkü gerçekten böyle bir sokaktır ki bu; hilafsız burada
yaşayan siyahların yarattığı nevi şahsına münhasır alt kültürün dekorudur.
Siyahlar mütemadiyen sokakta, köşe başlarında takılırlar, kuyruklu eski model
arabalarıyla dolaşırlar ve abur cubur ağırlıklı olmak kaydıyla alışveriş
ederler.
Filme dönecek olursak; dikkatimizi çeken şeylerin başında
müzikler geliyor tabii ki. Burada eğer Eminem’in yaptığı 8 millik bir müzik
ise, bunun en az 7 mili Joseph “Amp” Fiddler’e ait.
Filmin müziklerinin arkasındaki adam, yani bizim şarkıcı ve
klavyeci Amp Fiddler, işte bu sokakta doğmuş büyümüş bir delikanlı. Amp’in bu
cadde üzerinde seksenlerin başında kurduğu bir stüdyosu var. Adı “Camp Amp”. Bu
stüdyo, semtin tüm delikanlılarının takılıp kıraat ettiği, müzisyenlerin
toplanıp sohbetin belini kırdığı, Detroit aleminin yaratıcı ve sosyal bir
kurumu ya da semtin “Kanarya Sevenler Derneği” adeta.
Amp, bu eski Amerikan karışımla Amerika pazarında hiç şansı
olamayacağının farkında, uyanık, zeki ve çalışkan bir müzisyen. Bu nedende bir
İngiliz yapım şirketiyle çalışıyor, üstelik de bu durumdan hayli memnun.
Gerçi memleketinde iyi bir kariyeri var Amp’in. Bu çatlak
sesli yetenekli adam zamanında Prince’den Brand New Heavies’e, George
Clinton’dan Ramsey Lewis’e kadar bir dolu büyük müzisyenle çalışmış. Ancak
Amerikan şirketlerinin kendisini cilalamakta çok zorlanacaklarını düşünüyor.
Arkasındaki tuhaflıklara gülüp geçerek bakan Amp, bir müzisyen olarak bazen
lanet paradokslarla dolu olan hayatın güneşli tarafını görmeyi tercih ediyor.
Ama Amerika’yı görüp de görmeyenlere ballandıra ballandıra anlatanlarımız gibi
değil.
Amp şimdi semtini kısa bir süre için terk ederek bizim semte
gelecek. Niye mi? Akbank Jazz Festivali’nde konsere çıkmak için tabi. Siz siz
olun kaçırmayın. Zira kaçırmayanlar kaçıranlara ballandıra ballandıra
anlatacak. Ya da kaçıranlar kaçırmayanları dinlemek zorunda kalacak.