Karpuzları sayabilen var
mı?;
Archie Shepp

17. Akbank Jazz Festivali’nin hiç şüphesiz bu yılki en büyük
sürprizi, bir koltukta 10 karpuz taşıyan çok kimlikli sanatçı; besteci,
piyanist, şarkıcı, şair, oyun yazarı Amerikalı saksofon virtüözü Archie Shepp.
Bu festivalden her zaman sürpriz görmeye kendini çok
alıştırmış, hatta giderek isteklerini de birazcık şımartmış jazz
dinleyicilerini memnun etmek günden güne zorlaşsa da, Archie Shepp adı eminim
ki, ister şımarık olsun ister yüksek beğenili, her türden beklentiyi
ziyadesiyle karşılayacak kadar kuvvetli.
Shepp, jazz tarihini az buçuk bilenler adına sadece geçmişten
kalma bir hazine değil. Görünen o ki, zaten bu kaba ve dar tarif sanatçının
kendisi tarafından da pek kabul edilebilir bir şey değil. Çünkü Shepp’in en
hazzetmediği şeylerden birisi, babaannelerimizin bavulunda sakladığı naftalin
kokulu nostaljik bir hırka ya da kasaba ahalisinin arada bir geçerken mel mel
baktığı ve anlam veremediği meydan heykeli gibi görülmek.
Büyük bir müzisyen olarak size biçilen bu tip tariflere ya
rıza gösterir ya da bunu yüksek egonuza dokunan bir şey olarak görür ve yumuşak
koltuğunuzu terk ederek kolları sıvayarak evinizden dışarı adım atarsınız.
Shepp geçmiş yıllarda her iki durumu da yaşadı. Önce bir ara
ununu eleyip eleği de duvara asarcasına saksofonunu dekoratif bir eşya olarak
görmeyi aklının kıyısından geçirir gibi oldu. Ama bunun kendisine asla
yakışmayacağı düşüncesinin onuruyla, tekrar Afro-Amerikan müziğinin en
mücadeleci temsilcisi sıfatına sahip çıktı.
Geçmişin şaşaalı anılarını, bol ışıklı sahnelerinin zamanında
yazılmış tefrikalarını yok sayarcasına yaşama dört elle sarılan büyük usta, son
bir yıldır yeniden gözde müzisyenler arasına katmayı becerdi kendisini.
Yetmiş yaşındaki usta, gençliğinin radikal, saldırgan ve
mücadeleci sound’undan halen taviz vermiyor. Gençliğinin özgür doğaçlama
ruhunu, ne çalarsa çalsın ceketinin iç cebinde muhafaza ediyor.
Yaşamında “İkinci Bahar” perdesini aralayan Shepp, bu yılın
başlarında “İhtiyar Delikanlı” sıfatını da peşine takarak ve yaşından
umulmayacak bir gayret göstererek, kendisine ait yapım şirketinden yepyeni iki
CD birden çıkardı. İlki uzun süredir beraber çalıştığı partneri Alman piyanist
Siegfried Kessler ile birlikte gerçekleştirdiği “First Take”, ikincisi ise Le
Dar Gnawa De Tanger ile yaptığı “Kindred Spirits”. Bununla da yetinmedi; bir de
üstüne modern zamanların formatına ayak uydurmakta zorlanmadığını
gösterircesine Kuzey Afrikalı müzisyenlerle yaptığı çalışmalarını “The Geneva
Concert” adıyla ayrıca bir DVD’de topladı.
Usandırıcı bir geriye bakış psikolojisi, işin ayrılmaz bir
parçası olmakla birlikte aksatıcı yanlarından budanması gereken bir mesele oldu
Shepp için hep. Bu yaşam sanatçısının özelindeki kuyruğu dik yaşam hikayesi,
Archie Shepp’ce bir kültür savaşının en radikal anlarını hatırlatıyordu bize.
Kendisi için büyük bir rüya olan kendi plak şirketini, bazı
Fransız dostları ve bunlardan da öncelikle Monette Berthomier sayesinde hayata
geçirmişti. Artık prodüksiyonları daha iyi kontrol edebileceğini ve yeni
Afro-Amerikan müzisyenleri için bir şeyler yapabileceğini düşünebiliyordu.
Bunun anlamı şüphesiz piyasanın kısıtlayıcı kurallarından bağımsızlaşmak oldu.
Massachusetts’deki küçük çiftliğinin tahıl ambarını stüdyoya
çevirmek de önemli projeleri arasında yer aldı. Şirketi Archiball için sık sık
Paris’e gitmek zorunda kalan yaşlı kurt bunu Avrupa’da sık sık sahneye çıkmak
fırsatına dönüştürüyor artık.
Bu fırsat şimdi geldi, bizim kapımıza dayandı.