2007 Yaz Jazz Festivalleri

Metheny/Mehldau
Yazın Avrupa’nın dört bir yanında düzenlenen Jazz
Festivallerinin ardından daha durgun bir jazz dönemine girdik. Temmuz ayına
sıkıştırılmış festivallerde bu yıl, programlar adeta birbirinin kopyasıydı.
Davet edilen sanatçıların çoğu tüm Avrupa festivallerini teker teker gezdiler.
Bu yüzden gittiğim festivaller arasında en özel olanların arasından, tanıklık
etme fırsatı bulduğum en özel konserleri yazmayı tercih ettim.
JAZZ A VIENNE 2007, FRANSA
Avrupa’nın en saygın jazz festivallerinden biri olan Vienne,
bu yıl da her yıl olduğu gibi harika bir sanatçı kadrosu ile sevenleriyle
buluştu. Festivalin ana sahnesi Antik bir Roma açık hava tiyatrosu... Her
geceyi farklı temalar altında toplayan sanat yönetmeni, festivalde bu yıl
Afrika, Küba, New Orleans, Çingene Müziği, Çağdaş Jazz temaları ile
gruplamıştı.
Her yıl dört gözle beklediğim bu festivalin bu yılki isimleri
arasında, benim projelerini büyük beğeniyle takip ettiğim Joshua Redman vardı.
Son birkaç yıldır kendini SF Jazz Collective grubuna adayan Redman, bu projenin
sanat yönetmenliğini yapmaktaydı. Görevini Joe Lovano’ya devrederek, kendini
tekrar kişisel projelerine verdi. Son albüm çalışması ‘Back East’in piyasaya
sürülmesinin ardından Avrupa turnesine çıkan Redman’a, Vienne Jazz
Festivali’ndeki sahnede davulda Pat Metheny grubundan da hatırlayacağınız
Meksika asıllı Antonio Sanchez ve St. Thomas asıllı basçı Reuben Rogers eşlik
etti.
Trio konserde son albümden parçalara yer verdi. Konser,
Brooks Bowman’ın ‘East of the Sun (and west of the Moon)’u ile başladı.
Düzenlemesini Redman’ın yaptığı bu parçanın ardından trio konsere,‘Surrey with
The Fringe On Top’ ile devam etti. Yağmur ve rüzgarın şiddetlenmesi ile konsere
ara vermek zorunda kalan üçlü, kuliste gayet mutlu bir şekilde sıralarını
beklediler. Sahneye daha sonra Redman’in annesi için bestelediği ‘Zarafah’ adlı
parça ile döndüler. Konserin başarısını sadece Redman’a mal etmek hiç doğru
olmaz. Rogers, çağdaş jazz sahnesinin en yetenekli ve en çok aranan basçılarından...
Sürekli olarak Dianne Reeves, Charles Lloyd ve Joe Locke ile aynı sahneyi
paylaşan genç basçı harika bir performans sundu. Aynı zamanda Pat Metheny’nin
devamlı davulcusu olan Antonio Sanchez de aynı şekilde grubun güçlü bir
elemanıydı.
Festivalin dört gözle beklenen bir diğer projesi de
Metheny/Mehldau buluşmasıydı.
Bu yılın dev jazz beraberliklerinden sayılan bu proje, hem
Vienne’de hem de diğer önemli jazz festivalerinde beklenenin de üzerinde bir
performans gösterdi. İkiliye davulda Mehldau’nun daimi triosundan davulcu Jeff
Ballard ve basçı Larry Grenaider eşlik etti.
Konseri, Metheny ve Mehldau ikili olarak açtı. Yeni
albümlerinden üç parça çalan ikiliye, Ballard ve Grenadier daha sonra
katıldılar. Konserde, Nonesuch’dan çıkan "Metheny Mehldau" ve
"Metheny Mehldau Quartet," albümlerinden parçalara yer verildi.
Konser büyük beğeni topladı… İkili de çok keyifliydi, 5 kez
bis yaptılar. Konserin benim için en önemli anı Metheny’nin 42 telli Pikasso
gitarıyla çaldığı "The Sound of Water,"dı…
İkili müzikal açıdan sahip oldukları farklılıkları en
mükemmel şekilde yoğurup, birbirlerini her parçada misafir etmeyi başarmışlar.
Bu tip beraberliklerden daha çok dinlemek umuduyla konserden ayrıldık.
Festivalin diğer önemli konserleri arasında EST’in açılış
konseri yer almakta. Chano Dominguez ve Juan Carmano Grubu peşpeşe hareketli
konserler verdiler. Bu yazın diğer bir yeni projesi de George Benson ve Al
Jarreau’ydu. George Benson geri planda kalmayı tercih etti. Seyirci ile
sempatik bir sohbete giren de Al Jarreu oldu. Festivalin Afrika gecesinde Dee
Dee Bridgewater’ın bu yılki ‘Mali Yolculuğu’ adlı projesi yer almaktaydı. Hem
göze hem de kulağa hitap eden konserde Cheick Tidiane Seck konuk olarak sahne
aldı. Diğer özel bir gösteri de David Murray ile Cassandra Wilson’un aynı
sahneyi paylaşmasıydı. Al Green, Spirit of New Orleans, Mitch Woods' Big Easy
Boogie, Charles Tolliver Big Band, sanat yönetmenliğini Joe Lovano’nun
üstlendiği SF Jazz Collective Monk yorumlarıyla herkesi büyülediler. Küba ritimleriyle
herkesin coşku ile dans ettiği geceye imzasını, büyük piyano ustası Chucho
Valdes attı. Festivalin en son ve en özel gecesi olan ‘Bütün Gece Jazz’ da ise
Manu Dibango ve Archie Shepp sahne alan sanatçılar arasındaydı.

McCoy Tyner
NORTH SEA JAZZ FESTİVALİ 2007, HOLLANDA
North Sea Jazz Festivali bu yıl tam bir müzik karnavalıydı.
Neredeyse aklınıza gelebilecek her türlü müziğin programa dahil edildiği
festival aynı zamanda, uluslararası yeni ve eski jazz isimlerini de biraraya
getirmeyi ihmal etmemişti.
Festival son birkaç yıldır JVC müzik yapımı tarafından
organize edilmekte; ki JVC Mojo’nun bir parçası. Bu sebepten dolayı NSJF
bildiğimiz jazz festivallerinden çok daha farklı özelliklere sahip. Bu yıl
Rotterdam’da gerçekleşen festivalde, müzikseverler 3 günde 15 sahne üzerinde
gerçekleştirilen 180 konsere tanıklık ettiler. Bu festival öyle bir festival
ki... Ornette Coleman, Wynton Marsalis, McCoy Tyner, Sly and the Family Stone,
Steely Dan ve Elvis Castello’yu ya da Snoop Dog (?)’u aynı saat diliminde
izlemenizin mümkün olduğu türden bir festival... Benim için festival, ilk günün
3.saatinde itibaren festival olmaktan çıkıp bir savaş halini aldı. Bir sahneden
diğer bir sahneye koşturarak tüm jazz konserlerine yetmeye çalışan ben en
sonunda bunun imkansızlığını kabullenip, basın odasında kendime öncelikli bir
liste yaptım. Zaten hangi sahneye giderseniz gidin, garanti edilebilecek tek
şey müziğin kalitesiydi... Bu festivalin benim için en özel konseri Ornette
Coleman konseriydi…
Ornette Coleman’ı canlı izleme fikrine alışmak bayağı bir
zamanımı aldı zaten. Coleman’ın müziği ve müziğinin arkasında yatan felsefesi
hakkında çok okuyup, albümlerini dinledim Kendisinin ‘Harmolodik’ olarak
adlandırdığı kendi müzik türüne tanıklık edecek olmam benim ve salonda bulunan
diğer seyirciler için de tarihi bir andı.
Eleştirmen Davis Was’ın, jazz’ın Samuel Beckett’i olarak
adlandırdığı Coleman, kendisini müzikal açıdan sürekli sınırlarının dışına
zorlayan, geçtiğimiz son 50 yıl içerisinde birçok müzisyeni etkilemekle
kalmayıp, hem jazz’ın hem de diğer müzikleri de anlamaya çalışan bir sanatçı,
felsefecidir. Uzun bir aradan sonra geçen yıl piyasaya sürdüğü ‘Sound Grammer’
adlı albümü ile sahneler dönen Coleman bu yıl hem Grammy hem de Pulitzer
Ödülü’ne layık görüldü.
‘The Shape of Jazz’ albümünden beri, jazz dünyasını her
yaptığı proje ile birbirine katan Coleman; hem kendi neslinin müzisyenlerine
hem de yeni nesil jazz müzisyenlerini etkilemeyi başarmış. Coleman’ın bugüne
kadar müzisyenlerine inanılmaz bir yaratıcılık özgürlüğü vermekte. Hatta tüm
besteleri de müzisyenlerin kendi hayal güçlerini ve fikirlerini özgür bir
şekilde. Coleman’ın deyimiyle ‘Müziği kast sisteminden kurtarmak amacındayım’.
Kalıplaşmış müzik formatlarından sıyrılıp ayrılıyor besteleri ile jazz
ustası...’Bu sayede tüm müzisyenler kendi kişisel imzalarını, en yaratıcı bir
şekilde atmakta.
Konserde, saksofon, trompet ve kemanda Ornette Coleman,
davulda Denardo Coleman ve baslarda Charnett Moffett, Albert MacDowell and
Anthony Falanga vardı Bu alışılmadık bileşim harika bir performans sergiledi.
Grubun inanılmaz birlikteliği ve zıtlığı herkesi koltuğuna çiviledi. Zaman
zaman solistler eşlikçi, eşlikçiler solist oldu. Grubun muazzam bir iletişim
kurma yeteneği var... Tüm müzisyenler tüm varlıklarını ortaya koydular ve
aralarındaki bağ daha önce dinlediğim hiç bir gruptakine benzemiyordu. Kimi
zaman birbirlerine paralel kimi zaman da tamamen zıt olarak çaldılar... İlk
Ornette Coleman müziği satın aldığım gün yaşadığım şaşkınlığı hatırladım
aniden. Önce anlayamamıştım zaten, tam bir kaos... Dinleyiciyi tamamen
zorluyor. Bir müddet sonra ise müziğini gerçekten duymaya başladığında insan,
Coleman müziğinin güzelliğinin keyfini çıkarabiliyor. Spontane, saf, enerji ve
beklenmedik virajlarla dolu bir serüven... İki basçının konser boyunca
atışması ise Coleman’ın 60’lı yıllarda beraber sahne paylaştığı Izenzon ve
Charlie Hayden düetlerini andırıyordu. Kimi zaman yumuşak bir ballad olarak
başlayan parça aniden bambaşka notaların istilasına uğrayıp basların kaotik
düellosuna dönüştü. Zıtlık ve birlikteliğin aynı anda paylaşıldığı türde bir
yaratıcılık sergiledi müzisyenler, Coleman’ın ‘harmolodik’ kavramını uygulamalı
olarak gösterdiler seyircilere...
Bitmek tükenmek bilmeyen bir hevesle araştırmaya, öğrenmeye ve
yeni müzik üretmeye devam eden Coleman ve grubu tarihi bir konser verdi.
Festivalde akıllarda kalan diğer konserler arasında McCoy
Tyner Trio, Dave Holland Beşlisi ve özellikle saksofoncu Chris Potter’ın güzel
yorumu, Wynton Marsalis’in bu yılın festival sanatçısı olması sebebiyle verdiği
birbirinde özel konserler, Richard Galliano’nun buram buram Akdeniz kokan
Tangaria projesi, Chick Corea ve Gary Burton düeti, Elvis Castello ve Alan
Touissant’ın aynı sahneyi paylaşması, Spike Lee ve Terence Blanchard’ın ‘When
the Leeves Broke’adlı belgesel projesi, Scofield-Martin-Medeski projesi, Joshua
Redman Trio ve trionun özel konukları Joe Lovano ve Miguel Zenon, SF Jazz
Collective aklıma ilk gelen diğer jazz isimleri.

Roy Hargrove
JAZZ A JUAN 2007, FRANSA
Neredeyse tam yarım asırdır, jazz tarihine geçmiş ve geçmeye
devam etmekte olan konserlere imza atan bu çok özel festival, jazz hastalarının
‘gitmeden ölme’listesine koymaları gereken bir madde... Bu sahneden kimler
geçmemiş ki, Mingus, Fitzgerald, Coltrane, Miles, Duke... Jazz’ın sahipsiz
bırakıldığı yıllarda, bu küçük kasaba sahip çıkmış jazz devlerine...
Şu ana kadar katıldığım en özel festivaller arasında. Sadece
geçmiş ve günümüzde sahne alan dev jazz isimleri sebebiyle değil, sahnesinin
konumu nedeniyle de... Sahnesi, turkuaz Akdeniz’e nazır kurulmuş, konserlerin
başlama zamanı da güneşin batışına denk düşürülmüş... Sahneye eşlik eden arka
plan sürekli değişmekte... Kimi zaman gelip geçen yelkenli yatlar, kimi zaman
da ayın göğe yükselişi ya da gökyüzünün pespembe renge bürünmesi... Bu yıl bu
manzaralara ön planda eşlik eden sanatçılar arasında benim gözüme en çok çarpan
konser Roy Hargrove beşlisi oldu.
Günümüzün en önemli jazz trompetçileri arasında yer alan Roy,
aynı zamanda mükemmel bir müzik lideri. Bu çok yönlü sanatçıyı çalışmaları
sebebiyle takdir etmemek mümkün değil. Dur durak bilmeden yeni projelere imza
atmaya devam ediyor. Geçtiğimiz Mayıs ayı içerisinde Roy’u, kendi Big Band’i
ile New Orleans’da, Dizzy Gillespie Big Band ile New York’da, Beşlisi ile de
Londra’da izlemek mümkün oldu. Bunun dışında jazz’a ve jazz eğitimini de
desteklemekten geri kalmamakta… New York jazz sahnesinde genç jazz’cılara ve
büyük jazz isimlerinin ritim grubunda yer alan yeni yeteneklere kendi
gruplarıyla sahne almaları olanağı sağlayan Jazz Gallery’nin sahibi, Hargrove…
Konser beş yıldızlı bir konserdi. Mükemmeldi… Konserin sonunda sahneye Grammy
ödüllü vokalist Roberta Gambarini de çıktı ve Hargrove ile emprovize nota
düellosuna girdiler. Sahnede kendine has bir karizması olan Roy, herkesi
kendine hayran bırakmakta pek de zorluk çekmedi.. Piyanoda Gerald Clayton,
davulda Montez Coleman, basda Danton Boller ve saksofonda Justin Robinson yer
almaktaydı. Sahnede adeta bir ateş koruna dönüşen Hargrove’ye grubu harika bir
şekilde eşlik etti.
Son zamanlarda jazz festivalleri’nin finansal zorluklar
sebebiyle, müzik festivallerine dönüştüğü bilinen bir gerçek... Allah’tan bu
yıl Juan buna dikkat etmişti. Geçen yıl Tracy Chapman gibi isimlere yer veren
festivalin bu yılki programı daha jazz ve blues ağırlıklıydı.
Sadece izleyiciler açısından değil, müzisyenlerin de dinlenip
eğlenmeye fırsat bulduğu bir festival bu... Festival sırasında kasaba adeta
jazz karnavalına dönüşmekte… Açık havada verilen bedava konserler, geceleri asıl
konserlerden sonra yapılan jam-session’lar… Bu yılın jam session’larının kralı
Roy Hargrove’du şüphesiz. Trompetini elinden düşürmeden, yorulmak bilmeden her
gece yerel jazz gruplarıyla sahnedeki yerini aldı…
Festivalde yer alan her sanatçının performansı farklı
tadlarla bezenmişti. Festivalde EST, Roy Hargrove,Taj Mahal, Norah Jones gibi
büyük isimlerinin yanı sıra, genç yetenekli Ermeni piyanist Tigran Hamasyan
gibi isimlere de yer verilmişti. Tigran’a Fransız basçı François Moutin ve
davulcu Ari Hoenig eşlik etti. John Coltrane’in ‘A love supreme’sini de Ricky
Ford dörtlüsünden keyifle dinledik. Taj Mahal’in mükemmel sahne performansıyla
da blues’a doyduk. Bu yazki jazz festivalleri dedikodusu başında ‘Keith Jarrett
rezaleti’ yer almaktaydı. Gittiği her festivalde olay yaratan Jarrett, Juan’da
da herkesi konser öncesi ve sonrası tedirgin etti. Festivalin müdavimlerinden
olan Keith Jarrett, Gary Peacock and Jack DeJohnette triosu, nefesleri önce
tedirginlikten dolayı kesti. Jarrett’ın fotoğraf ve videoya karşı olan saçma ve
saplantılı davranışı yüzünden önce sesimizi soluğumuzu çıkaramaz, kıpırdayamaz
olduk. Jarrett piyano tuşlarına dokunmaya başlar başlamaz, bu sefer herkesin
sesi soluğu güzelim notalar yüzünden kesildi... ‘When I Fall in Love’ yorumu tüm
Jarrett eziyetlerine değdi. Dünyanın her yerinde verdiği konserler sırasında,
fotoğraf kaprisi yüzünden konserlerini terk eden Jarrett; bu yıl Umbria’da
yaptığı terbiyesiz konuşma sebebiyle festivalin yönetmeni tarafından
festivalden yasaklanmış.