Yaylaköy’de yaz ve jazz...

Her bakımdan sıcak bir yaz geçirdik. Kuşadası’nın o öğleden
sonra hafiften çıkan rüzgarı bile yeterli değildi. Ama ben yine de şanslıydım.
Yaylaköy, adını gayet güzel savundu. Hatta geceleri serin bile oldu denebilir.
Yaylaköy, kurduğumuz Düşünce ve Sanat Derneğinin merkezi.
Kuşadası’na 10 dakikalık bir uzaklıkta zeytinliğin bol olduğu bir köy. Uzaktan
Samos adasının ışıkları gözüküyor. Biz, jazz’ı seven bir avuç kişi (Bilge,
Üzeyir, Alper, Mine ve Eser) böyle bir dernek kurmayı amaçladık. Bu arada
gelecekteki faaliyetlerimiz arasında, jazz yaz kursları da olacak.
Bu yıl ilkini deneyebilirdik. Ama bir basit gibi görünen
düşme sonucu ameliyat olup, 3 ay tekerlekli iskemle de yaşayacağımı
düşünmemiştim doğrusu. Bu nedenle yalnız jazz konserleri organize edebildim.
Bunlardan ilki piyanist Bibi Louison eşliğinde şarkıcı Adele
ile olanıydı. Bibi, Martinik adalarından. Uzun yıllardır Fransa’da yaşıyor.
Kendi yerel müziğini jazz’a taşımış eski bir kilometre taşı. Gecenin diğer
emektarı ise Cem (Baba) Bumin’in de şarkılarıyla sahnede yer almasıydı.
Ben bu ilk konserde ne olacağını doğrusu çok merak ettim. Bir
zamanlar var olan 3 Boğa Jazz Kulübü’nü hiç unutmayanlar olduğunu biliyordum.
Denemeden başarıyla geçtik. 50’den fazla dinleyicimiz vardı. Yeni yerimizin
bence en önemli özelliği herşeyi bozan kent gürültüsünden uzak oluşu.
Dolayısıyla gece içinde zaman zaman duyulan ağustos böceği seslerinden başka
birşey yok. Özel bir kulüp sanki ve biz özel bir gece yaşıyor gibiyiz…
Basında ve televizyonda çıkan haberlere gelince; küçücük bir
köyde “jazz okulu” açmış olduk. Hayır henüz değiliz dememize rağmen.
Yaylaköy’de yaşayan herkes, başta muhtar olmak üzere son
derece mutlu. Hatta bizi ziyarete gelipte adresimizi soranlara “aaa, evet
‘jazz evi’ hemen şurada” deyip de bir güzel tarif ediyorlar.
Geçen yıl Maffy Falay konuğum olmuştu. Şortuyla bahçede
trompetini çaldığında zaman zaman geçen traktörler yavaşlıyorlardı işitebilmek
için, alıştılar güzel seslere…
İkinci konserimiz Tuna Ötenel ve grubuydu (Emre Topak (b),
Erdinç Aktuğ (d). Brezilyalı şarkıcı Manu Le Prince’i de davet etmiştik. Bu kez
daha da kalabalıktık. Bu arada limitli küçücük bir barımız olduğunu bile
söyleyebilirim. Hani derneğiz ya dikkatli de olmak zorundayiz. Barımızı idare eden
ise yine 3 Boğa’nın emektar barmeni Cahit. O da emekli olup bu yeni mekanımıza
yerleşti. Yani ekip aynı.
Aramızda sevgili hemşirem Hülya Tunçağ da vardı. Bir haftalık
beraberliğimizde gelecek için birlikte projeler hazırladık. Sonra müthiş bir
Latin dalgası estirdik. Diego Pelaez en küçük formasyonuyla aramızdaydı.
Danslar bile edildi.
Sonbaharın son konseri 22 Eylülde yine Tuna Ötenel ile
olacak. Aslında ünlü tromboncu Raul de Souza davetlimiz di ama Eylül ayı son
derece dolu olduğu için maalesef uçaklarda yer bulamadık. Onu ve diğer dostları
gelecek bahardan itibaren aramızda göreceğiz. Baharın ilk ışıkları ve
kokularıyla birlikte stajlarımıza da başlayabileceğimizi düşünüyoruz.
Yolu buralardan geçenleri bekliyoruz.Bir tepede denizi
uzaktan kocaman gören mekanımızda konuklarımızı ağırlayabiliriz…