Joe Zawinul
11 Eylül 2007’de Sonsuzluğa Doğdu...

Hayır, ölümden korkmuyorum. Bunun sebebi, çok küçük yaşlarda
her gün ölümle burun buruna bir ortamda yaşamış olmam olabilir. Gerçek bir
savaşın ortasında, bomba saldırılarının altında yaşamak hiç bir şeye benzemez;
herhalde bunlar beni ölüme hazırlamış olsa gerek. 11-12 yaşındaki bir çocuk
normal olarak oyuncaklarıyla oynar sanırım; ben savaşta ölenlere mezar
kazdığımı hatırlıyorum. Dolayısıyla, savaş bittikten sonra herşey bana biraz
daha kolay gelmişti”.
Joe Zawinul bu sözleri 1997 yılında yaptığı bir röpörtajda
söylemiş. Aradan 10 yıl geçtikten sonra son nefesini verirken bu sözleri aklına
gelmiş miydi bilemeyiz tabii ama zaten oğlunun onun ardından söylediklerine
kulak verirsek Zawinul’un sadece başka bir boyuta geçtiğini düşünebiliriz: “Joe
Zawinul 7 Temmuz 1932’de dünyaya geldi, 11 Eylül 2007’de de sonsuzluğa doğdu”.
Geçen yıl Kasım ayında Lincoln Jazz Center’da kendisini ilk
kez bir konserde izlerken, muhtemelen bunun son defa olduğunu da aklımdan geçirmiştim
doğrusu (bu konserin kaydı LJC web sayfasında var). Dünyanın dört bir yanından
gelen müzisyenlerle birlikte çalan Syndicate, Zawinul’un tuşlarından yayılan
sonsuz enerjinin itici gücüyle grup emprovizasyonunun nelere kadir olduğunu
gösterir gibiydi adeta. Bu konserin sonunda olanları bugün düşündüğümde sanki
Zawinul’un Amerika’ya vedası gibi olmuş diye düşünmekten kendimi alamıyorum.
Dinleyiciler arasında olan ve o gün doğum günü olduğunu söylediği oğlunu
sahneye çağırdıktan sonra, “müzisyen olarak yaptıklarımı gerçekleştirmeme imkan
veren bir ortam sağladığı için bu ülkeye teşekkür ediyorum” diyerek konseri
tamamlamıştı. Konserden sonra, “bu yaşlardaki bir adamın hala turnelere çıkıp,
torunu yaşındaki insanlarla müzik yapmasını sağlayan nedir?” şeklinde derin
konulara girmiştik.
Hayatın her alanında olduğu gibi, Zawinul’u farklı kılan da
hiç bir şeye benzememeyi istemesi, yeni denizleri keşfetme arzusu, sınırları
değiştirme tutkusuydu sanırım. İşte adına ne derseniz deyin, doğaçlama müzikte
yeni bir çığır açan Zawinul devriminin kendi sözleriyle arka planı: “Standart
jazz formundan çok sıkılmıştım, herkesin bildiği A-A-B-B işte... Saksofon,
trompet, bas solo, sonra davul, sonra tekrar melodi; yıllarca aynı şeyi
çaldıktan sonra artık bu bana hiç bir anlam ifade etmiyordu. İşte o zaman yeni
bir şeyler yapmaya karar verdim ve müziğim birdenbire yepyeni olasılıklara ve
bir çok yetenekli müzisyene açılmış oldu. Wayne (Shorter) ile birbirimizi çok
iyi anlamıştık. İlk tanıştığımızdan sonra bir gün birlikte çalacağımızı, bir
grubumuz olacağını sanıyorum ikimiz de biliyorduk. Benden farklı bir geçmişten
gelmesine rağmen, onun da yeni fikirlere sonuna kadar açık, sınır tanımayan bir
müzikal anlayışı vardı” .
Bu meseleyi biraz daha açmak için yine bir röpörtajdan alıntı
yaparak Zawinul’un nasıl düşündüğünü anlatmaya çalışmak en iyisi. Kendisine
günümüzde jazz denilince artık ilk akla gelen isimlerin Wynton Marsalis ve
Keith Jarrett gibi isimler olduğu hatırlatılarak, bununla ilgili ne düşündüğü
soruluyor. “Benim için çoğunlukla bu çok sıkıcı bir müzik. Bu müzisyenler
mükemmel bir teknikle ve olağanüstü bir tınıyla çalıyorlar fakat bunun jazz
için bile iyi bir şey olduğu kanaatinde değilim. Onlara hayatta başarılar
diliyorum ! Kendileri için de mutluyum esasında; çünkü, mesela ben bir isim
yapmaya çalıştığım yıllarda çok zor şartlarda yaşadım, onlar için öyle olmadı.
Bakmak zorunda olduğumuz ailelerimiz vardı filan... Aslında jazz’a emek vermiş
müzisyenler için gösterdiği çabalarından dolayı Wynton’ı çok asil buluyorum,
kendisine çok saygı duyuyorum ama müzik biraz kısa kalıyor... Bugün hala
Cannonball, Horace Silver, Art Blakey, Miles gibi müzisyenlerin yaptıklarını
dinledikçe onları çok ama çok daha üst düzeyde buluyorum, tamamen başka bir
ligdeler. Yeniler farklı bir şekilde programlanmış gibiler ve yaptıkları benim
işim değil. Eğer bugün yeniden başlıyor olsaydım yine o yöne gitmezdim diye
düşünüyorum. Aslında bu söylediklerime onların yaptıklarını beğenmemek
diyemeyiz, çünkü tamamen kendilerinin kontrolünde olan bir durum değil, sanatın
her alanında böyle oluyor”.
Joe Zawinul Viyana’da dünyaya gelmiş. Konservatuar eğitimi
aldıktan sonra, Berklee Müzik Okulu’ndan aldığı bursla 1959’da Amerika’nın
yolunu tutmuş. İlk yıllarında Maynard Ferguson ve Dinah Washington ile
çalıştıktan sonra 1961 yılında Cannonball Adderley’nin grubuna girmiş. Dokuz
yıl süren bu dönemde ilk hit parçası olan “Mercy, Mercy, Mercy”nin yanı sıra
insan hakları savunucusu ünlü Amerikalı lider Jesse Jackson için de “Country
Preacher” adlı parçayı bestelemiş. 1960’ların sonuna doğru Miles Davis ile
çalışmaya başlayan Zawinul, bugün jazz fusion dediğim türün ortaya çıkmasına
sebep olan müzisyenlerden biri olmuş. Miles Davis’ gruplarında hiç bir zaman
sürekli yer almasa da, “In a Silent Way” ve “Bitches Brew” albümlerinde besteci
ve klavyeci olarak imzası var. İlk albüm ile aynı adlı parça ve ikinci
albümdeki “Pharaoh’s Dance” besteleri bugün dahi devrimci niteliğini
kaybetmemiş, insana (en azından bana) o yıllarda yazılmış olduğuna inanılması
güç, adeta başka bir gezegenden gelmiş hissi veren parçalar. Bu albümlerde
Wayne Shorter’ın da çaldığını belirtmek gerekir . Zawinul, Miles Davis grubunda
klavye çalan Chick Corea ve Herbie Hancock ile birlikte elektrik piyanı ve
synth kullanan ilk müzisyenlerdendi. Ayrıca okuduğum bir yazılardan birinde
Fender-Rhodes ile wah-wah pedalını ilk kullananlardan biri olduğu da
belirtiliyor.
Jo Zawinul 1970’de Wayne Shorter ile birlikte, jazz müziğinin
seyrini sonsuza dek değiştirdiği söylenen Weather Report grubunu kurmuş.
İnanılması güç bir şey ama 1977 tarihli “Heavy Weather” albümündeki efsanevi
“Birdland” adlı parça Billboard pop listesinde 30 numaraya kadar yükselmiş !!!
Bu parçanın Manhattan Transfer’den Quincy Jones’a kadar farklı müzisyenler
tarafından yapılmış değişik versiyonlarının her birinin ayrı ayrı ticari başarı
kazanmış olması efsanenin zaman içinde daha da güçlenmesine yol açtı sanıyorum.
Bu parça Amerika’da radyolarda en çok çalınan jazz müziği olma rekorunu da açık
ara elinde tutuyor. 1986 yılına kadar süren Weather Report çığır açan bir çok
albüme imza atmaktan başka Miroslav Vitous, Peter Erskine, Jaco Pastorius, Omar
Hakim, Airto Moreria, Alex Accuna gibi olağanüstü müzisyenleri de zaman içinde
bünyesine barındırmış. Aslında 15 yıl içinde, Zawinul ve Shorter dışındaki
müzisyenlerin sürekli değiştiğini söyleyebiliriz. Weather Report ile ilgili
anlatılacak çok şey var ancak bunlar rahatlıkla başka bir yazı (dizisi) konusu
olabilir.

Kariyerinin sonraki dönemini Syndicate adını verdiği değişken
bir grupla sürdüren Zawinul, “Stories of the Danube”adlı bir senfonik eserden
Salif Keita’nın “Amen” adlı albümüne kadar uzanan çalışmalara imza atmış.
Birlikte çalıştığı müzisyenler arasında Arto Tunçboyacıyan ve Burhan Öçal’ın da
olduğunu ekleyelim. Ayrıca yolunuz Viyana’ya düşerse sahibi olduğu Birdland
adlı kulübe uğrayıp, bir zamanlar kendisinin geçtiği yerlerin havasını da
teneffüs edebilirsiniz.