Max Roach

Modern jazz’ın yaratıcılarından ve çağımızın çığır açan davulcularından biri
olan Maxwell L. Roach, 16 Ağustos sabahı bir kaç yıldır yattığı hasta yatağında
aramızdan ayrıldı. Charlie Parker ve Dizzy Gillespie gibi önemli müzisyenler
ile bebop stilinin yaratılmasında büyük rol oynayan Max Roach, genç yaşında tüm
jazz davulcularının örnek aldığı büyük bir üstat olmuş ve idol haline
gelmiştir.
Master tezimin de konusu olan bu önemli figürün; jazz dünyası
için ne anlama geldiğini ve hayat hikayesini size sunmak benim için çok gurur
verici ama bir o kadar da buruk olacak. Max Roach artık aramızda olmasa da,
geride bıraktığı yüzlerce albümün onu hep canlı tutacağından ve daha binlerce
müzisyene yol göstereceğinden hiç şüphem yok...
Modern davulculuğun babası
Davulculuk adına Kenny Clarke’ın başlattığı yeni fikirleri
tam olarak uygulayabilen ve 1940’lı yıllarda bebop stilinin yaratılmasında
büyük emeği geçen Roach’un stilistik buluşları, davulculuğun grup içindeki
rolünü belirleyen ve modern davulculuğun önünü açan gelişmelere vesile
olmuştur. Max Roach, aynı Miles Davis ve John Coltrane gibi her on yılda bir
yeni bir fikirle dinleyicinin karşısına çıkan, hep ileriye bakan, çok yaratıcı
bir müzisyendi. Davulculuğunun yanında, kompozitör, eğitmen, ve 60’lı yılların
önemli bir politik figürü olan Roach’un hayat hikayesi, 10 Ocak 1924’te North
Carolina’da dünyaya gözlerini açması ile başlar.
Dört yaşında ailesiyle Brooklyn’e taşındıktan sonra hayata
zor şartlar altında başlayan Roach’un en büyük dayanağı, müzikle iç içe büyümüş
olmasıdır. Gospel söyleyen bir anne ve piyanist bir teyze ile aynı evde büyüyen
Roach’un çok geçmeden piyano çalmaya başlaması çok doğal bir gelişme, fakat
sekiz yaşındayken taşındıkları bir evde bırakılmış ve içerisinde Jelly Roll Morton
ve Fats Waller besteleri olan otomatik piyano, hayatının jazz ile içiçe devam
etmesinde büyük rol oynamıştır. Parmaklarını otomatik olarak aşağı inip çıkan
bu piyanonun tuşlarına koyarak öğrendiği jazz ve blues parçaları, geliştirdiği
piyano becerisi ve müzisyen olma isteği, Roach’un çok geçmeden kilisede davul
dersleri almasıyla devam etmiştir. Babasının ilkokul mezuniyet hediyesi olarak
ona ilk davulunu alması ise, küçük yaşta müzisyen olma kararı almasında çok
büyük etken olmuştur. Max Roach ve çocukluk arkadaşı piyanist Bud Powell,
yaşları tutmadığı için New York’taki jazz kulüplerinin kapı aralarından ve
bazen gizlice içeriye sızarak, 1930’lu yılların en iyi jazz’cılarını izlemiş ve
bu konserlerden çok şey öğrenmişler. Jo Jones ve Sid Catlett gibi o dönemin
önemli davulcularıyla bu sayede tanışan ve jazz’a olan merakını giderek
arttıran Max Roach’un küçük yaştaki bu hevesi, bulunduğu ortam ve piyanonun
Charlie Parker’ı olarak adlandırılan Bud Powell’ın çocukluk arkadaşı olması,
doğru zamanda doğru yerde olduğunun bir göstergesidir. New York gibi bir yerde
bu işin içine girmesi, hızla tanınmasını ve önünün açılmasını sağlamıştır.
1942 yılında liseden mezun olduktan sonra aktif olarak
müzisyenlik hayatına atılan Roach, Manhattan’da 52. caddede Charlie Parker,
Dizzy Gillespie, Thelonious Monk gibi müzisyenlerle tanışmış ve çok geçmeden
bebop olarak adlandırılacak bu yeni müziğin yaratıcılarından biri haline
gelmiştir. Charlie Parker’ın en önemli kayıtlarında hep karşımıza çıkan Max
Roach, özellikle 1945 Savoy kayıtlarındaki performansı ve çaldığı sololar ile
ne kadar müzikal ve zamanının ötesinde bir davulcu olduğunu sergilemektedir.
1940’larda stilistik olarak geliştirdiği konseptler ile davulcunun fonksiyonunu
değiştiren Roach, swing dönemindeki gibi sadece arka planda zaman tutan
davulculuk anlayışını tamamen değiştirerek, davulcunun müziğe olan katkısını
arttıran ve bir solist haline gelmesine yardımcı olan yeniliklere imza
atmıştır.
Bu yeniliklere uyum ancak enstrümana tam hakimiyet ile, yani
el ve ayak koordinasyonunun en üst seviyelerde olması ile mümkündü. Max Roach
davul tekniği açısından kendini çok geliştirmişti ve buluşlarında bu teknik
hakimiyetin müzikalitesi ile birleşmesinin çok büyük etkisi olmuştur. Bas
davuldan çok, zilleri ön plana çıkaran bu yenilikler ve davula melodik
yaklaşım, halen modern jazz davulculuğunun en önemli elementleri olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Bebop’tan Hard bop’a
Bebop davulculuğunu dünyaya tanıtan Max Roach, çok geçmeden
New York’ta en çok aranan davulcu haline geldi. 1949’da Miles Davis’in ‘Birth
Of The Cool’ albümü gibi dönemin birçok önemli albüm kaydında çalan Roach,
1952’de Charles Mingus ile ‘Debut Records’u kurdu. Charlie Parker, Dizzy
Gillespie, Bud Powell ve Mingus ile çaldığı, kritikler tarafından gelmiş geçmiş
en iyi jazz konseri olarak adlandırılan ‘Jazz At Massey Hall’ konseri, Debut
Records’dan çıkan en önemli albümlerden biri olmuştur. Aynı yıllarda Manhattan
School Of Music’te kompozisyon okumaya da vakit bulan Max Roach’un, Clifford
Brown ile 1954’te kurduğu beşlisi başka bir yeniliğe imza atarak hard bop
stilinin ilk örneklerini sergilemiştir. Harold Land, Richie Powell ve George
Morrow’un da bulunduğu bu önemli grup, bir yıl sonra Sonny Rollins’in, Harold
Land’in yerini almasıyla iki sene boyunca hiç durmadan turneler düzenlemiş,
onlarca albüm kaydetmiş ve Amerika’da çok büyük bir başarı elde etmiştir. Brown
ve Powell’ın 1956’da geçirdikleri bir trafik kazasında hayata veda etmeleri ise
Max Roach’u bir süre depresyona ve alkole sürüklemiştir. Buna rağmen Roach,
Kenny Dorham, George Coleman, Stanley Turrentine gibi isimleri grubuna alarak
müzikal yolculuğuna kaldığı yerden devam etmiştir. Bu yıllarda hard bop
repertuarını 3/4’lük ve 5/4’lük gibi alışılmamış zamanlarda çalarak
yeniliklerine devam eden Max Roach’un 1957’de çıkardığı ‘Jazz in 3/4 Time’
albümü, kendisinin o yıllardaki davulculuğunu ve müzikal düşüncelerini çok iyi
yansıtmaktadır.

We Insist! - Freedom Now
Max Roach’un kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri
ise 1960 yılında bestelediği ‘We Insist! - Freedom Now’ süiti olmuştur.
Sözlerini Oscar Brown Jr.‘ın yazdığı bu çalışmanın vokallerini ise 1962’de Max
Roach ile evlenen Abbey Lincoln seslendirmiştir. Bu süitin en önemli yanı
politik olarak Amerika ve Afrika’da siyahlara yapılan eşitsizliğe karşı ağır
mesajlar içermesidir. Kısa zamanda zencilerin politik bir figürü haline gelen
Roach, bunu başaran ilk jazz müzisyeni olmuştur. Müziğini politik mesajlar
vererek yapmaya devam ederken, davulun solo olarak da dinlenebileceğini kanıtlayan
önemli denemelerde bulunmuştur. 1966’da kaydettiği ‘Drums Unlimited’
albümündeki belli formlar içinde sadece davulla çalınmış olan besteleri, Max
Roach’un davulu melodik bir enstrüman gibi kullanabildiğinin en iyi örneği
olmuştur.
1970’li yıllarda eğitmenliğe ağırlık veren Roach, University
of Massachusetts’te tam zamanlı olarak görevine başlamış ve Mac-Arthur
vakfından üstün yetenek ödeneği alan ilk jazz müzisyeni olmuştur.
Performanslarına da devam eden Roach, sadece perküsyon ve davullardan kurulu
M’Boom grubuyla turnelere başlamıştır. Bu noktadan sonra daha çok deneysel
çalışmaları ile göze çarpmış ve 80’lerin başında solo ve düo konser serilerine
ağırlık vermiştir. Cecil Taylor, Anthony Braxton, Archie Shepp ve Abdullah
Ibrahim gibi müzisyenlerle düo olarak sergilediği ve avant-garde kategorisine
giren bu konserlerin çoğu canlı olarak kaydedilmiş ve çeşitli plak şirketleri
tarafından basılmıştır. Siyahlara yapılan eşitsizliğe tepkisini hep sürdüren
Roach, Martin Luther King’in ‘I have a dream’ söylevinin ses kaydı ile
konserler vermiş ve 1983’te bir hip-hop konserinde rapçi Fab Five Freddy ve NY
Break-Dancers grubu ile çalarak genç siyah müzisyenlerin destekçisi olmuştur.
80 ve 90’li yıllarda kurduğu çeşitli gruplarla konserlerine ve eğitmenliğe eskisi
kadar çok olmasa da devam eden Roach, 2000 yılından sonra rahatsızlanarak aktif
müzisyenlik hayatına son vermek zorunda kalmıştır.

Güle güle Max...
16 Ağustos sabahı hayata gözlerini yuman Roach, geride beş
çocuk bıraktı. 24 Ağustos’ta Manhattan Riverside Kilisesi’nde iki-binin
üzerinde kişinin katıldığı cenazeye; Bill Cosby, Maya Angelou, Amiri Baraka ve
Phil Schapp gibi isimlerin konuşmaları ve Bill Clinton’ın gönderdiği başsağlığı
mesajının yanında, Jimmy Heath, Cassandra Wilson, Randy Weston, Cecil
Bridgewater, Reggie Workman, Billy Harper, Gary Bartz ve Billy Taylor gibi
müzisyenlerin seslendirdiği parçalar damgasını vurdu.
Her ne kadar acı olsa da, Max sonunda Bird, Monk, Dizzy,
Miles, Brownie ve Bud’ın yanına kavuştu. Bugünlerde yukarılarda bir yerlerde
çok iyi müzik yapıldığı kesin...