|
Uluslararası İstanbul Jazz
Festivali 35 yaşında...
Bir jazz maratonu;

Herşey 8 Temmuz 1984’de, piyanist Chick Corea’nın gelmesiyle
başladı: Müthiş flütçü Steve Kujala ile İstanbul Festivali çerçevesinde Atatürk
Kültür Merkezi’nde sahneye çıktığında yer yerinden oynamıştı. Biz bu arada
Chick Corea sarhoşluğunu yaşarken bir başka sürprizle de karşılaşmıştık. Eşi,
ünlü şarkıcı ve piyanist Gayle Moran da yanındaydı ama konuk olarak. Corea,
kuliste ısrarımızla, bizleri kırmayarak Moran’ın bis olarak sahneye çıkmasına
izin verince bu kez salondaki dinleyiciler kulaklarına, gözlerine
inanamamışlardı. Festival yöneticileri bu ilgiyi görünce her yıl bir-iki ünlü
jazz sanatçısına, topluluğuna yer vermeye başladı. Ben o sıralarda İzmir’den
gelip izliyordum konserleri. Jazz konserleriyle birlikte yepyeni bir çevre
oluşuyordu hepimiz için: özellikle Açıkhava Tiyatrosu’nda kulise girme savaşı
verdiğimiz kader arkadaşları, kulis sohbetleri, konser sonrası mucize ortamı
sürdürme çabaları ve benim radyo kariyerime anlam katan, zenginleştiren sanatçı
söyleşilerinin önemini şimdi daha iyi anlayabiliyorum. Hele 1988’de Miles
Davis’in son efsane topluluğuyla Açıkhava sahnesinde gezinerek çalması bir düş
gibiydi. Yalnız bu kadar değidi elbette; Dizzy Gillespie’den Ornette Coleman’a,
Modern Jazz Quartet’den Stan Getz’e birçok jazz ustasını yakından
dinleyebiliyorduk festival sayesinde. Hele 1993’deki jazz programına
baktığımızda jazz/pop/folk olmak üzere 14 konserle festival içinde bir mini
festival oluştuğunu görüyorduk. İKSV yönetim kurulu ilk kez bu yavru festivali
ayırıp kendi ayakları üzerinde duran ve jazz’ın alt katmanlarını da içeren
uluslararası boyuttaki 1.İstanbul Jazz Festivali’ni müjdelediği zaman bizim
maraton da resmen başlamış oluyordu. Festivalin yöneticisi ise doğal olarak
Görgün Taner’di.
11-19 Temmuz arası tek mekanda, Açıkhava tiyatrosunda
gerçekleşen birinci festivalin programını burada yazmak çok yer kaplayacağı
için biriki isimle de boyutunu görebiliriz: Yine ilk kez belli temalar adı
altındaki konserlerden Bobby McFerrin, Toots Thielemans ve Eliane Elias, Ivan
Lins’li Brezilya Gecesi, Michel Petrucciani, Betty Carter, Stanley Clarke, John
Abercrombie, Dave Holland, Jack DeJohnette, Joe Henderson, George Mraz, Al Di
Meola, Jean Luc Ponty’nin performanslarını unutmam olanaksız.
İnanılmaz zenginlikte bir programla bizi şaşırtan 1995
yılındaki ikinci jazz festivali, Açıkhava tiyatrosunun yanısıra Atatürk Kültür
Merkezi ve Aya İrini Müzesi’ne de uzanarak konserleri niteliğine göre
değerlendirmeye başlıyordu: Latinden klasik jazz’a, fusion’dan etnik jazz’a
ustaların çoğunu iki hafta içinde deli gibi dinleyip tüketmiştik bile. İstanbul
Jazz Festivali’ne dek Avrupa’daki jazz festivalleri hep ilgimi çekmiş,
birikisini izlemiş ve programlarımda yıllarca dünyaca ünlü festival kayıtlarını
sunmuştum. Ne güzel! Artık bütün bu yıldızları göz teması burada dinleme,
onlarla söyleşi yapma ve konser dışında dostluk kurma gibi bir lükse
kavuşmuştum. Ayrıca her yıl, giderek bilinçlenen, olgunlaşan bir jazz dinleyici
kitlesi de dikkatimi çekiyordu. Özellikle genç jazz severlere ulaşabilmek çok
önemliydi. Yeni kuşak çok şanslıydı. Çünkü bizim daha önce yıllarca yalnızca
plaklarından, kayıtlarından ulaşabildiğimiz birinci sınıf müzisyenleri her yıl
dinleme şansına erişmişlerdi. İşte ikinci festivalden bir kesit: Irakere, Tito
Puente, John McLaughlin Free Spirits, Wynton Marsalis Lincoln Center Orchestra,
Oregon, Randy Crawford, Geri Allen- Ron Carter- Lenny White Trio, Joshua
Redman, Jan Garbarek, Aziza Mustaphazade ve önemli Türk jazz’cılar (Aydın Esen,
Kerem Görsev, İstanbul Jazz Dörtlüsü gibi)... İstanbul Jazz Festivali ilk kez
1997 yılında açılış konseriyle eleştiri almıştı anımsadığıma göre, Legends adı
altında biraraya gelen Marcus Miller, Eric Clapton, Steve Gadd, Joe Sample ve David
Sanborn’a aitti açılış. Naif ve ticari soul jazz yapısıyla Legends, koyu jazz
severlerce açılışa layık görülmemişti. Oysa en çok satan konserdi ve festival
yine zengin bir programa sahipti. Elvin Jones Dörtlüsü, Jacky Terrasson Üçlüsü,
Dino Saluzzi, Night Ark, Diana Krall, Güher & Süher Pekinel –Jacques
Loussier Üçlüsü, Kronos Quartet, Joshua Redman, Nicholas Payton, Roy Hargrove,
Michel Camilo ve dahası...
1998’de beşincisiyle birlikte tanıtım filmleri ve afişleriyle
de dikkati çekiyordu jazz festivali... Ayrıca jazz’ın alt türleriyle Türk jazz
sanatçıları da ağırlık kazanmaya başlıyordu. CRR Konser Salonu, Roxy, Cafe
Gramofon gibi mekanlar, Esma Sultan Yalısı’nın da katılmasıyla zenginleşmişti.
Açılışın Esma Sultan’da yapılması, mekan’ın güzelliği, ulaşılabilirliği
nedeniyle gelenekleşecekti. Yine üstüste çakışan müthiş konserler... İnanılmaz
bir tempo içinde birinden çıkıp diğerine koşturuyorduk. Birinin tadı geçmeden
diğerinin tatlı şokunu yaşıyorduk. Ama çaresiz kaçırdıklarımız oluyordu. Ne de
olsa tek boyutlu bir zamanda yaşıyorduk ve hiçbirimiz biyonik değildik.
Festivalin içeriği, sunuluşu, mekanlar yalnızca bizleri değil, gelen konuk
müzisyenleri de çok etkiliyor, bizleri bu nedenle çok şanslı buluyorlardı.
Beşinci festivalde ilk kez Björk’ün Açıkhava’daki konseri bir olaydı (her ne
kadar jazz olmasa da). Koyu jazz sevenler için de Terence Blanchard, Chick
Corea, Origin, Kenny Garrett, John McLaughlin, McCoy Tyner, Dave Holland,
Kenny Werner büyük olaydı.
1999’daki festival programı, gerek içeriği gerek mekanlarıyla
yine zengindi. Açıkhava tiyatrosu 7-17 temmuz arası, bir gün dışında her gece
doluydu: Brezilya Dans Gecesi ile başlayıp sırasıyla Latin ve Küba Müziği
Gecesi, Woody Herman Orkestrası, Patti Smith, Suzanne Vega, Marc Ribot- Michel
Camillo, Stefon Harris, Joshua Redman, Branford Marsalis (en güçlü gece), Ben
Harper, Kenny Garrett, Courtney Pine ve Khaled ile noktalanıyordu. Doğal olarak
diğer mekanlardaki harika konserlerle de çakışıyordu. Örneğin, AKM’deki Brad
Mehldau Trio, Bob James Trio, Tuna Ötenel Trio, Emin Fındıkoğlu -Detant,
Charles Lloyd, Scofield –Holland –Lovano –Foster Dörtlüsü, Ayşe Tütüncü, Maffy
Falay ile, Roxy, Babylon ve Dulcinea’da ise modern jazz’ın ve günün yeni
eğilimlerini yansıtan topluluklara geç de olsa yetişmek gerekiyordu.
2000 yılındaki 7.Festival, beş mekanı, 30’dan çok
konserleriyle geçmişle geleceği birleştiren çizgisini korumayı sürdürüyordu. Bu
yılın bombaları, Buena Vista Social Club, Lou Reed, Bryan Ferry, Mingus Big
Band, Ute Lemper, Christian McBride Band, Patricia Barber’dı. Yine ilk kez,
Türkiye’den genç kuşağın da kendisini gösterdiği bir festivaldi bu.
2001, 8.Uluslararası İstanbul Jazz Festivali, renkli program
yelpazesini mekanlara göre oluştururken, 1990’ların sonunda, belki de biraz
çekinerek ilgi gösterdiği yeni biçemlere bu kez kararlı bir biçimde
yaklaşıyordu. Hedef kesinlikle genç kitleydi çünkü.
Nick Cave, PJ Harvey, Beady Belle, Sting, Bugge Wesseltoft,
Pink Martini, Rainer Trüby, Peter Kruder gençleri mutlu ederken (ya da benim
gibi yeniyi merak edenler), Omara Portuondo, müthiş “Celebrating Sarah Vaughan”
projesiyle Dianne Reeves, Brad Mehldau Trio, Esbjörn Svenson Trio, Kenny Barron
–Regina Carter da jazz tutkunlarına sesleniyordu.
Bana göre 2002, festivalin silkinip rutini kırdığı bir yıldı.
Açıkhava, Lütfü Kırdar Konser Salonu, Esma Sultan, Babylon, Roxy’ye ek olarak
Venue Maslak, Kız Kulesi gibi yeni ve ilginç mekanlar, ilk kez jazz vapuru ile
Boğaz turu (Montreux Festivali’ndeki Leman gölü turu gibi), sokak konserleri ve
atölye çalışmaları, metropolü tam bir şenliğe dönüştürüyordu. Açıkhavadaki
“anma” geceleri, ünlü ikililer, usta şarkıcılar ve düzeyli kulüp konserleriyle
dikkati çekiyordu bu festival. “Charlie Parker’ı anma gecesi”, Miles Davis ve
John Coltrane’i anma gecesi”, Jan Garbarek, jazz-fusion gecesi, Marianne
Faithfull, Charlie Haden – Pat Metheny, Chick Corea – Gonzalo Rubalcaba, Chano
Dominguez Altılısı, Jane Monheit, Claudia Acuna, Mari Boine, Esbjörn Svenson
Trio, festivalin çok ilgi gören konserleriydi.
2003 ve 2004 festivallerinde bazı sanatçıları, yeni
projeleriyle bir kez daha izleme olanağını bulmuştuk. Paco De Lucia- Burhan
Öçal, Joan Baez, Bobby McFerrin, Charlie Haden’s Liberation Music Orchestra,
John Scofield, ilk kez katılanlardan Kurt Rosenwinkel, Cibelle, The Bad Plus,
Stacey Kent iz bırakanlardı. 2004’ün getirdiği yenilik ise “Genç Jazz”
projesiydi. Genç müzisyenleri teşvik amacını güden bu proje bekleneni verdi.
Önce çekingen kalan gençler, görülen ilgi ve festival yöneticilerinin
istikrarlı davranışıyla kendilerini günümüze kadar kanıtlama olanağını
buldular.
2005 yılında Görgün Taner, meşalesini, kendisi gibi
çıraklıktan yetişen yardımcısı Pelin Opçin (Çorumluoğlu)’e verdi ki bu vakfın
bir geleneği gibiydi. Çünkü, 35 yıl boyunca İKSV, ustaların elinde yetişen
gençlere bir okul görevini görmüştü. Yeni genç yöneticisi ile jazz festivali,
jazz’dan modern popa, yabancı ve Türk yeni projelere, “Genç Jazz”a da inancını
yitirmeden kapılarını açtı. Tori Amos, Elvis Costello, Jamie Cullum, Dianne
Reeves, Lhasa gibi şarkıcılar hayranlarını heyecanlandırırken, Türk
sanatçılarla ünlü yabancı jazz’cıların koalisyonları başarılı oldu: Dizzy
Gillespie All –Star Big Band’in konuğu Muvaffak Falay, Önder Focan – Ercüment
Vural Project’in konuğu davulcu Steve Smith, Neşet Ruacan Beşlisi’nin virtüoz
solisti ise trompetçi Claudio Roditi’ydi.
2006’da ise festival ilk parlak günlerine dönüş yaptı. Tüm
renkleri kapsayan zengin programıyla hem jazz tutkunlarının hem de müzikte yeni
kavramların peşinde koşanların yüzünü güldürdü. Bu arada “Genç Jazz”a ilginin
artması, çok sevindiriciydi.
Açıkhava tiyatrosunda Ahmad Jamal Trio, Gilberto Gil,
Orchestra National De Jazz, Sangam, Trio Beyond, Diana Krall, Paul Weller, Tuna
Ötenel Trio çekerken, Aya İrini’de Chick Corea’nın “Mozart” projesiyle Arild
Andersen Trio, Sepetçiler Kasrı ve İstanbul Jazz Center’da sahneyi yıkan Chris
Botti, yine JC’s’in müthiş festival programı (Robert Glasper, Raul Midon,
değeri anlaşılamayan Moutin Reunion Quartet), 2006’nın yıldızlarıydı.
2007’de daha az ve öz bir programla karşı karşıya kaldık.
Michael Bolton, Robert Plant, Bryan Ferry, Robin Gibb, Norah Jones gibi
sansasyonel rock ve pop sesleri ön planda dikkati çekerken, jazz alanında asıl
yıldızların Wynton Marsalis, Terence Blanchard, Randy Crawford- Joe Sample,
Mike Manieri & Steps Ahead, Mike Stern olduğu da bir gerçekti. Ayrıca, ilk
kez Fransız Kültür Merkezi’nin bahçesinde oluşan “European Jazz Club” da Türk
ve yabancı sanatçıların ortak projeleri festivalin en olumlu yanıydı. Örneğin;
Sibel Köse Band & Michiel Borstlab, South Mexico & Mehmet İkiz, Önder
Focan “The Bosphorus Project” & Stephane Spira, Selçuk Sun & Bodil
Nilska Quartet.
Yine bu yıl ilk kez Arkeoloji Müzesi bahçesinde Okay
Temiz’in, İsveç’ten Bobo Stenson, Lennart Aberg, Güney Hinditan’dan Karnataka
College of Percussion gibi eski dostlarıyla biraraya gelip yeniden dünyalarını
birleştirmeleri, anlamlıydı. Büyük projelerden biri de Aya İrini’de
gerçekleşti: “Symphojazz: Evergreens of the 20th Centrury”.
2007’de ayrıca “Genç Jazz” ve Türk toplulukları da bu renk
paletini zenginleştirdi. Jazz’ı sokaklara ve denize yayma hedefi de yine yerini
buldu. Önemli bir nokta da Wynton Marsalis, Jazz at the Lincoln Center ve Joe
Sample’ın söyleşisi ve ustalık sınıfıydı.
İnanılmaz bir hızla geçen müzik dolu 14 yıl. Konserlerde,
oradan oraya koştururken kazanılan dostluklar; ben buna “Jazz Kardeşliği”
diyorum, dünya çapında müzisyenleri yalnızca göz teması dinlemekle kalmayıp
onları “birey” olarak yakından tanıma olanağı, ülkemizdeki eski ustaları yeniden,
gençleri ise yeni keşfetme zevki, en önemlisi, jazz’ın doğası gereği İstanbul’a
ne denli yakıştığının farkındalığı. Bunca yılın özü bu...
Kendi adıma İKSV’nin 35., İstanbul Jazz Festivali’nin 14.
yılını yürekten kutluyor, tüm emek verenleri sevgiyle kucaklıyorum. Çünkü,
benim ve sevdiklerimin yaşamına renk kattınız.
|
|