27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Meltem Ege ile domino teorisi üzerine

    

Geçtiğimiz sezonun son Nardis konseri gerçekten unutulmaz bir gece oldu. Bir gün sonra gece saat 12’de seçim yasakları başlayacağından son konser 20 Temmuz akşamı gerçekleşti. Jazz’a yakın olan birçok kişi bu güzel müziğin hak ettiği ilgiyi yeterince görmemesinden yakınır ama iş bu konuda elini taşın altına koymaya gelince etrafta çok az kişi kalır. Elini taşın altına değil de dağın altına sokmaya gelince hiçbir kurum ‘Genç Vokalistler Yarışması’nı düzenleyen Nardis’in eline su dökemez. Bu yarışma futbol jargonu ile Türk jazz’ının fideliğidir.  Şimdi de size bu bahçede çok güzel şeyler olduğunun delili bir haberi sunuyorum: Nardis Jazz Club’ın geçen nisan ayında üçüncüsünü düzenlediği seçmelerde dereceye girerek Finlandiya’daki 12. Lady Summertime Genç Jazz Vokal Yarışması’na katılma hakkı kazanan Meltem Ege, yarışmada yer alan 11 ülkenin solistini geride bırakarak birinciliği elde etti. Bu yıl Estonya, Danimarka, Finlandiya, Almanya, Litvanya, Letonya, Norveç, Polonya, Romanya, İspanya, Türkiye ve Uruguay’dan vokalistlerin katıldığı uluslararası yarışma 13–14 Temmuz tarihlerinde Finlandiya’nın Hemmellinna kentinde yapıldı. Meltem Ege, hem 11 kişiden oluşan jüri üyelerinin tam puanlarıyla hem de geceye dinleyici olarak katılan halk jürisinin oylarıyla birinci seçilerek para ödülü ve çeşitli uluslararası festivallerde konser hakkı kazanmış oldu. Genç solist ayrıca, önümüzdeki yılda da festivalin açılış ve kapanış konserlerini verecek.
Nardis’teki sezonun en son gecesinde Meltem Egeyi tanıma fırsatım oldu, aşağıda okuyacağınız şeyler o gece yapılmış bir söyleşiden arda kalanlardır: Ben Meltem Ege, annem ve babam doktoralarını yaparken Amerika’da doğmuşum. 11 yıl ailemle orada yaşadım, daha sonra Türkiye’ye dönerek Ankara’ya yerleştik. Amerika’da ilkokulda başladığım özel piyano derslerime Türkiye’ye dönünce de devam ettim. Lisedeyken Bilkent Üniversitesi’nin Müzik hazırlık okuluna girmiştim, bitirince üniversitenin piyano bölümüne lisans düzeyinde devam ettim. Geçtiğimiz yıl klasik müzik piyanisti olarak mezun oldum. Ama müzikteki asıl ilgi alanım vokal oldu. Jazz vokalisti olmam iki yıl önce başladı ancak bu konudaki ilgim henüz çok taze. Jazz’a ilgimin ise ilk olarak nasıl başladığını hatırlamıyorum, ailede jazz dinleyen yoktu. Bilgisayar mühendisi olan babam klasik müzik sever. Annemin mesleği ise konuşma terapistliği, kendisi ses telleri uzmanı, kekeme çocukların tedavisinde çalışıyor. Bir de şu sırada doktorasını yapan sosyolog bir ablam var. Şu an gelecek için konuşmak ve pat diye ne istediğimi söylemem zor. Ama ben bir müzisyenim ve müzikle ilgili olarak çalışmaya devam edeceğime inanıyorum. Daha doğrusu olmam gereken yerde olacağım. Hayatta nereye gittiğin sadece senin yeteneğine bağlı değil, bu iş biraz da şansa bakıyor. Ben elimden geldiği kadar kendimi keşfetmeye çalışacağım. Şu sırada henüz akademik olarak bir jazz veya vokal eğitimi almadım. Bu güne kadar jazz ile ilgili öğrendiğim her şeyi kendi kendime keşfettim. Lisede müzikle olan ilgim gelişti, o yıllarda okulda ilk çalıştığım grupta hem vokalisttim hem de klavye çalıyordum. Daha çok rock ağırlıklı müzikler yapıyorduk. Temel müzik eğitimim olduğundan bunun üstüne vokalistliği koymak zor olmadı. Bir Eylülde Amerika’ya uçuyorum, “Berklee School of Music”e kabul aldım, orada jazz vokalistliği okuyacağım. Meltem Ege pırıl pırıl bakışlı ve hayat dolu bir genç insan. Konuşurken karşısındaki insanı kendi dünyasına bir çekiyor, pir çekiyor. Onun jazz’a nasıl başladığını hatırlamadığını öğrenmiştim, ama bana anlattığı renkli dünyada vokalistliğe nasıl başladığı net olarak belli idi: Vokal konusundaki ilgimin nasıl başladığını hatırlıyorum. İlkokulda okul ödevi olarak bir biyografi hazırlamam gerekiyordu, ben konu olarak Nat King Cole’u seçtim. Onun albümünü alıp dinlediğimde her şey başladı. Gördüm ki onun söylediği şarkılar çok popüler ve birçok başka şarkıcı tarafından da söyleniyor. Zamanla onun söylediği müzikleri keşfetmeye başladım ve bu şekilde de jazz vokalına girmiş oldum. Nat King Cole’ün en sevdiğim parçası “Straighten Up and Fly’dır. Nardis’teki yarışmaya geçen sene de katılmıştım. İşe biraz kaderci yaklaşmamın sebebi şu, benim bir önceki sene mezuniyetim Nardis’in yarışmasının ilk yılındaki finali ile aynı güne düşüyordu. Sınavdan dolayı yarışmaya gelememiştim ve o zaman daha henüz 3 aydan beri jazz çalıyorduk. Biraz da şimdi müzik olarak ben neredeydim diye öğrenmek için geldim. Yarışma beni çok eğitti. Açığımı gördüm, bilgim eksikti, ses ve ses kullanımı üzerine kendimi tanıdığımı fark ettim. Bir yarışmaya gelirken biraz taktiksel yaklaşılması gerekiyordu. Kendini göstermen için uygun parçalar seçmen ve özgün bir şeyler sunmam gerekiyordu. Tüm bunları gördüm. Geçen sene yarışmaya tekrar katıldım ama sonuçta Estonya’ya kimi göndereceklerini seçemediler. Ferhat Öz, Sezgi Olgaç ve ben bir kere daha sahneye çağrıldık ve Ferhat Öz’ü seçtiler. Bu sene ise birinci ikinci dememek için Sadece Estonya ve Finlandiya’ya yarışmaya gidecek kişileri seçtiler. Özge Estonya’ya gitti ben Finlandiya’ya Lady Summertime yarışmasına gittim. Orada birinci oldum. Beni çok beğendiler. Çıldırtıcı bir farkla birinci oldum, işin güzel tarafı da bu oldu, deli bir birincilik aldım. Orada ‘Moody’s Mood for Love’ söyledim. En çok ilgi çeken parça bu oldu, James Moody’nin ‘I am in the mood for love’ adlı parçadaki bir solosu üzerine yazılmış vocalese tipi bir şey. Lirikler Mark Murphy’nindi. Bir de yarı finalde Latin yorumuyla bir ‘Nature Boy’ söylemiştim. Finalde önce “I’m a fool to love you” adlı bir ballad, arkasından da “Twisted” adlı bir vocalese söyledim, kendim hakkında da bir çok şey öğrenmiş oldum. Çok rahattım, etrafımda birçok gereksiz bir hırs ve ego ile gelmiş kişi vardı, kendimin onlar gibi olmadığımı gördüm. Çevremdeki insanlarla çok güzel bir iletişim kurdum. Fark ettim ki kendimi tanıyorum ve bu işi çok rahat yapıyorum. Önder Focan bana parçalarımı iyi seçtiğimi ve tüm birikimimi jüriye gayet doğal olarak ilettiğimi söyledi. Benim hoşuma giden de bu rahatlık oldu. Başka bir eksik de görmedim. Siz bu satırları okuduğunuzda Meltem bambaşka bir müzik dünyasında yaşıyor olacak. Biraz da onun bu yeni dünyası üzerine sohbet açtık: Benim geçmişimde reddedilemeyecek boyutta bir klasik müzik geçmişi var. Piyano dönemim şimdilik arka planda kaldı, şimdi vokal tarafımın üzerine gidiyorum ama elbette ileride bunlar da birleşecek.
Sibel Köse ile Nardis’te tanıştım, harika bir insan, beni Polonya’daki bir yaz okuluna gönderdi, orada da birçok ülkeden gelen değişik vokalistlerle tanıştım. Bu deneyim bana yurt dışında bir müzik okuluna başvurma düşüncesini verdi, Berklee’ye gitmek istedim ve müracaat ettim, kabul edildim. İnsanın hayatında her kapı bir başka kapıyı açıyor. Piyanoda sıkıldığımdan vokala geçmiştim, şimdi de Amerika’ya gidip oradaki sınırlarımı göreceğim. Örneğin aranjman dersleri göreceğiz, o konuda neler yapabilirim teknoloji ile bunu ne kadar bağlıyabiliyorum merak ediyorum. Piyanoda nereye döneceğim bunu da bilmiyorum. Aslında neler olacağını da bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Yol kendini gösterecek. Yol tabi ki kendini gösterecek ama önemli olan o yolun geçtiği dünyanın doğru algılanması. Biraz da Meltem’in içinde yaşadığımız dünyayı nasıl gördüğü üzerinde durduk. Türkiye birçok açıdan büyük potansiyeli olan bir ülkedir. Çok akıllı ve azimli insanların yaşadığı bir ülkeyiz. Ama bana göre önümüzde müzikle ilgili olarak aşılması gereken bazı engeller var. Jazz eğitim imkânı Türkiye’de çok sınırlı, Örneğin Ankara’da geçmişte jazz eğitimi alma imkanı özel hocalardan ders almak dışında pek yoktu. Bana göre Türkiye’de birçok başka müzik okulunun açılması gerekiyor. Çevremizdeki birçok kişi bize Türkiye’de ne işiniz var, yurt dışına gidin ve ne yapacaksanız orada yapın diyorlar. Ben bu görüşe karşıyım. Evet, yurt dışına gidelim bu doğru, ama bir başka doğru da şu. Burası doğup büyüdüğümüz ülke. İnsan dışarıda güç toplamalı ama sonunda ülkesine geri dönmeli. Bir kişi tek başına önemli bir fark yaratamaz diyorlar. Buna da katılmıyorum. Doğru insanlarla çalışıp kendimizi geliştirirsek fark yaratabiliriz diye düşünüyorum. Ben bir kişinin fark yaratma çabasının kendi ötesinde olumlu bir domino etkisi yaratacağına inanıyorum. Bence ölümsüzlük diye bir şey yok, hayat sürelerimiz sınırlı ama geriye bırakabildiğimiz bir şey var. Genç beyinlerde bir güzellik bırakabiliriz. Bu güzellik ise sonsuzluk olabilir, senin devrilecek bir tek taşın oluyor ama o tek taş sonsuza kadar başka taşları devirebiliyor.
Meltem Ege’ye o domino taşı olarak bu dünyaya bir çocuk getirmek isteyip istemediğini sordum. Ona göre bir çocuk yetiştirmek konsantrasyon gerektiriyor, hayatının yurt dışına gitmek üzere olduğu bu aşamasına giderayak böyle bir konsantrasyon mümkün gözükmüyor. Sonra kulağıma fısıldıyor, zaten bir koca adayı da yokmuş. Ancak çok sevdiği Lidya adlı yedi yaşındaki Golden Retriever cinsi köpeğini kime emanet edeceğini de söylemedi. Müziğin dışında onun için en önemli şey bu varlık.
Meltem yengeç burcu, kendi ifadesiyle hem içine kapanık hem de dışa dönük bir insan. Benim görüşüm ikincisinin ağır bastığı, ayrıca kendisini çok yönlü bir insan olarak görüyor. Güzel yemek yaptığını da öğrendim. Ona “hadi, yarın akşam sana yemeğe geliyorum, bana bir menü hazırla’ dedim. O da bana şu satırları yazdığım sabah saatlerinde bile ağzımın suyunu akıtan bir sanal menü hazırladı. Meğer Meltem esaslı bir makarnacı imiş ve İtalyan mutfağına severmiş. Yemekte bana özel baharatlarla hazırlanmış bir Viyana Şnitzel ve fesleğen soslu makarna yedireceğini söyledi. Makarnanın pesto olarak pişme kıvamını, sosundaki sarımsak ve soğanın ince uyumunu, bonfilenin nasıl dövüleceği ve kereviz tozu ile kimyonun nasıl bir araya geleceğini büyük bir keyifle anlattı. Hem annesi hem de babası tarafından Egeli olduğunu, evlerinde dedesinin yaptığı aile mahsulü zeytinyağını kullandıklarını sanal davetimizin salata faslında öğrendim. Gülerek ‘yemeğimiz asla salatasız olmaz, bizde tüm aile yeşile bayılır” dedi. Tatlı konusundaki asıl uzman sosyolog abla olmasına rağmen bana 3 çeşit çikolatadan yapılan kurabiyelerin tarifini de verdi. Tüm bu yemek şöleni Meltem’in dünyasında esaslı bir Türk kahvesi ile sonuçlanıyormuş ama ne yazık ki sohbet ettiğimiz gece Nardis’teki masamızda sadece filtre kahve vardı. Epey konuşmuştuk, acelesi de vardı çünkü biraz sonra Nardis’te sahne alacaktı. Sohbetimiz de onun söylemek istediği son sözlerle kapandı: Klasik müzikle yola çıktım, piyanist oldum ama sonra yolumu değiştirdim. Artık klasik müziğe zaman ayıramıyorum ve ilham almıyorum. Bu güne kadar de ders almadan jazz müziğinde bir yerlere geldim ama şimdi iyi bir eğitim alacağım. Birçok sevdiğim ve takip ettiğim jazz müzisyeni var ama aralarında bir ayırım yapmıyorum. Daha doğrusu düşüncelerimi kendime saklamak istiyorum. Dönünce kendi ülkemde de bir şeyler yapmak istiyorum, bir okul açacak gücü toplamam gerekiyor. İnsanın kendisine dönüp bakıp ne olduğunu görmesi çok zor bir şeydir. Her alanda herkese şunu diyorum; gitmek istediğiniz yolda cesur olun, sevdiğiniz konuda bir şeyler yapmaktan korkmayın. Aslında hayatta hiçbir yenilgi yok, sadece yeni bir şeyler öğrenmek var. Ben korksaydım hiçbir yere varmazdım, ne oluyorsa zaten oluyor, cesaretle yola çıkmak lazım. Siz de korkmayın ve bir an önce yola çıkın. İşte felsefe bu, yenilmek diye bir şey yok, sadece öğrenmek var. Çoğu insan neden bu tip sohbet ağırlıklı röportajlarda karşımdaki müzisyenle konuşurken yemek konularını açtığımı merak eder, bu sefer sizlere nedenini söylemek istiyorum. Yemek yapmada gösterdiğiniz ustalık, ayrıntılara verdiğiniz değer sizin kendi işinize gösterdiğiniz özenin de aynasıdır. Yemeği nasıl yaptığımızı anlatırken aslında kendimizi anlatırız. Meltem Ege’ye gelince, onun yüreğinin götürdüğü yolda başarılı olacağına, buraya dönünce Berklee’de aldığı ışığı başka yüreklere taşıyarak tek bir domino taşının mucizeler yaratabileceğini göstereceğine içtenlikle inanıyorum. Tek üzüntüm şu, kız oralara gitmeden keşke bir şnitzelini yiyebileydim. Kısmet.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70999 - unknown - 38.107.179.237