Cecil Payne

Bariton saksofonu 1940’lı yıllarda önce bebop ardından da
modern jazz ile tanıştıran ve 50 yıl boyunca bu enstrümanın sayılı ustalarından
biri olarak kalmayı başaran Cecil Payne 27 Kasım 2007 tarihinde 84 yaşında
öldü. Ölüm sebebinin prostat kanseri olduğu belirtildi.
Cecil Payne neredeyse tüm kariyeri boyunca düşük bir profil
çizdi: Liderliğini yaptığı hiç bir topluluğu olmadı, kendi adına çok az sayıda
albüm yayınladı ve çaldığı enstrüman jazz tarihinde birkaç istisnai vaka
haricinde ilgi odağı olmadı. Ama birlikte çalıştığı Dizzy Gillespie, Count
Basie, Woody Herman, Randy Weston gibi müzisyenler ve jazz eleştirmenleri
kendisinden hep övgü ile söz ettiler.
Payne’in profesyonel müzik hayatının başlangıcı bebop’un
ortaya çıktığı döneme rastlar. Karmaşık armonileri, şaşırtıcı ritmleri ve
yüksek temposu ile bu yeni müzik, yılların müzisyenlerini bile kimi zaman
zorlayabiliyordu. Bir de bazı çalgılar bebop yorumlamaya pek uygun değildi.
Hantal yapısı ile bariton saksofon işte tam böyle bir çalgı olmasına rağmen,
Payne akıcı ve melodik üslubu ile enstrümanını bebop’a uyumlu hale
getirebilmiş az sayıdaki ilk müzisyenlerden biridir.
Cecil McKenzie Payne 14 Aralık 1922 yılında Brooklyn, New
York’da dünyaya geldi. Davulcu Max Roach, piyanistler Randy Weston ve Duke
Jordan ile birlikte büyüdü. Bir plakta dinlediği tenor saksofoncu Lester
Young’dan çok etkilendi ve babasından kendisine bir saksofon almasını istedi.
Babası ona bir alto saksofon aldı ve bundan sonra Payne, Young’ı ve üyesi
olduğu Count Basie Orkestrasını yakın takibe aldı. Basie’nin tüm plaklarını
dinlemekte, çaldıkları kulüplere sıkça gitmekte, müzisyenleri neredeyse nefes
almadan seyretmekteydi. Pratiğini teori ile de birleştirmek için alto saksofon
ve klarnet dersleri de aldı. 20’sine gelmeden Max Roach’un topluluğunda çalmaya
başlamıştı bile.
Daha sonra orduya katıldı ve askeri bir orkestrada klarnet
çaldı. 1946 yılında terhis oldu ve hayatını profesyonel bir müzisyen olarak
kazanmaya karar verdi. İlk plak kaydını tromboncu J J Johnson’un topluluğunda
alto çalarak yaptı. Bu kayıtla ilgili “O gün çok korkmuştum. Çünkü hayatımda
ilk kez bebop çalıyordum” demişti. Trompetçi Roy Eldridge’in, big band’ine
müzisyen aradığını duyunca seçmelere girdi. Eldridge Payne’e, altocuya ihtiyacı
olmadığını ama bariton saksofon çalabilecek birini aradığını söyledi. Babasında
bir bariton olduğunu bilen Payne bu çalgıya çok geçmeden hakim oldu ve Eldridge
ile birlikte çalışmaya başladı. Baritondaki tını ve üslubuna bizzat şahit olan
dönemin efsane müzisyeni Dizzy Gillespie Payne’e, o günlerde çığır açmakta olan
bebop big band’ine katılmasını teklif etti. Payne bu teklifi kabul etti ve iki
yıl boyunca bu ünlü toplulukta çaldı. “Stay On It” adlı parçadaki solosu ile
dikkat çekti ve orkestranın en tanınmış kayıtlarında yer aldı. Ayrıca, bebop’un
bu ilk yıllarında unutulmaz sololar icra etmeyi başarmış bir iki bariton
saksofoncudan birisi oldu.
Gillespie’den sonra Payne, dönemin önde gelen bebop
müzisyenlerinden piyanist Tadd Dameron ve saksofoncu James Moody’nin
albümlerinde çaldı. Ardından saksofoncu Illinois Jacquet’in turnelerinde 3 yıl
boyunca yer aldı. 1957 yılında İsveç’te ülkenin önde gelen trompetçisi Rolf
Ericson ile çaldıktan sonra geçici olarak müziğe ara verdi ve babasının emlak
ajansında çalışmaya başladı. “Çalışma temposu ve turneler beni mahvediyordu.
Ayrıca bir çok kötü alışkanlık da edinmeye başlamıştım” sözleriyle müzikten 3
yıl sürecek ayrılığını açıklıyordu Payne. 1961 yılında sağlığı düzelince, Jack
Gelber’in uyuşturucu bağımlılığı ile ilgili “The Connection” adlı tiyatro
eserinin hem müziklerini besteledi hem de oyunda rol aldı.
Perküsyonist Machito ve saksofoncu Lucky Thompson’un
topluluklarında çalan Payne, Lionel Hampton Orkestrası ile de Avrupa turnesine
çıktı. 1964 yılında bir defa daha müzikten koptu ve tekrar babasının yanında
çalışmaya başladı. Kariyerindeki bu ikinci mola için “bu sefer de alkolden
kaynaklanan sorunlarım oldu” açıklamasını yaptı. Bir iki yıl içinde yine
kendini toparlayan Payne önce arkadaşı Randy Weston ile çalıştı ardından da
kariyerindeki ilk beyaz topluluk olan Woody Herman orkestrasına katıldı. Swing
döneminin bu efsane orkestrasındaki tecrübe çocukluğundan beri rüyalarına giren
Count Basie Orkestrası ile iki dönem boyunca çalışmasına ön ayak oldu. “Basie
ile para almadan bile çalışabilirdim. Onun müzisyenleri benim çocukluk
idollerimdiler” demişti.
Solo yeteneklerini geliştirmek ve kendi sound’unu yaratmak
için, Payne kariyerinin geri kalan bölümünde küçük gruplarla çalışmayı tercih
etti. İstisnai olarak Benny Carter ile Japonya turnesine çıktı ve eski patronu
Jacquet ile bebop tribute konserlerinde yer aldı. Ayrıca şarkıcı kızkardeşi
Cavril Payne ile de duo çalışmaları yaptı. 1990’lı yıllarda performansları
seyrekleşti ve bir süre sonra hiç bir ortamda çalmaz ve görünmez oldu.
Dostları bir süre sonra Payne’i Brooklyn’deki evinde inzivaya
çekilmiş bir halde buldular. Görme yetisi kötüleşmiş ve imkansızlıklardan
dolayı bazı günleri aç geçirdiği olmuştu. İhtiyaçlı jazz müzisyenlerine yardım
eden “The Jazz Foundation of America” vakfı Payne’e düzenli olarak yemek
göndermeye başladı. Kısa bir süre içinde kendini toparlayan sanatçı davulcu Joe
Farnsworth ve tenor saksofoncu Eric Alexander gibi New York jazz sahnesinin
genç müzisyenleri ile birlikte çalmaya başladı. Alexander, Payne’i “hayatımda
duyduğum en tatlı bariton tınısını çıkaran kişi” olarak nitelemişti.
Sağlık durumu kötüleşip, yatakta tedavi görmeye başlayana
kadar, Eric Alexander ve topluluğu ile çalışmayı sürdürdü. Cecil Payne hayatı
boyunca şan ve söhreti hep ıskalamışsa da hiç bir zaman bu durumdan şikayetçi
olmamış ve iyimser tavrını hep korumuştu.