‘Benim Oscar’ım;
Oscar Emmanuel Peterson

Rahmetli babam gerçek bir jazz aşığı ve hastasıydı. Onun
gençlik yıllarında LP’ler henüz çıkmamış, 78 devirli plaklar da sınırlı
sayıdaydı. II. Dünya savaşı sonrası yılları olduğu için, insanların müziğe ve
eğlenceye aç oldukları bir dönem... Babam da sevdiği jazz müzisyenlerini
dinleyebilmek için aynı filme bir çok kez gidermiş. Hatta sırf Gene Krupa’nın
davul solosunu dinlemek için ‘The Benny Goodman Story’ filmine tam 7 kez
gittiğini anlatırdı. Benim çocukluğumda ise LP’ler çoktan devreye girmişti.
7-8 yaşlarındayım. Babam yurt dışından yeni bir plak
getirtmiş, yine onun gibi jazz hastası olan ablamla dinliyorlar. Aynı plak
günlerce üst üste çalındı ve dinlendi. Bir süre sonra parçayla birlikte
mırıldanmaya başladılar. Tabii ben de onlarla birlikte. Neticede, bu parça
benim de dilime takıldı. Ve takılış o takılış oldu...
Parçanın adı ‘Girl Talk’. Yorumlayan Oscar Peterson. Dilime
takılan bölüm, Oscar Peterson’nun neredeyse tüm parça boyunca süren o muhteşem
solosu. Yani o benim ilk gözağrımdır. Jazz’ı tanımaya ve sevmeye onunla
başladım. Tabii o sıralar bunun farkında değildim. Araya zamanın pop ve rock
kültürü girmişti. Jazz’ın ne denli dipsiz bir kuyu olduğunun farkında değildim.
Şimdi ise, iyi ki bu dipsiz kuyuya düşmüşüm diyorum.
Oscar Peterson ile başlayan bu serüven ciddi bir hayranlığına
dönüştü. Arkadaşlarla plak alış-verişleri başladı. ‘Şu solosu muhteşem, hayır
bu solo daha üstün’ tartışmaları, zaman zaman iddialaşmalara döndü. 1985
yılında, o zamanki adıyla Spor ve Sergi Sarayı’nda, onu canlı dinlediğimde
dünyalar benim olmuştu.
Kulağıma olağanüstü tınılar gönderen bu kocaman elli, iri
cüsseli adam, aynı zamanda da müthiş bir iletişim ve sahne ustasıydı. Her
parçadan sonra ayağa kalkıp, seyirciyi selamlamasını, güler yüzünü hiç
unutmuyorum.
Oscar Peterson, benim için, sanatından zerre kadar taviz
vermeden halk için çalan nadir piyanistlerden biridir. Ve bir avuç müzisyene
virtuözlük göstermek için, teknik yetenekleriye birbirine meydan okuma oyununu
oynayan ve ‘halkı boşver, onlar anlamaz’ tavrını sergileyen müzisyenlerden
değildir. Jazz müzisyenleri genelde, sanatlarını ve tarzlarını en iyi ifade
edebilecekleri melodik ve harmonik öğelere sahip parçalar seçme eğiliminde
gözüküyorlar. Ama bu süreç içinde, bestecinin vermek istediği ‘mood’dan da
oldukça uzaklaşıyorlar gibi. Oscar Peterson’nun inanılmaz şarkı bilgisi ve
sözlere duyduğu saygı, bence yorumlarına farklı bir boyut katmış, cümlelerini
daha zenginleştirmiştir.
Şarkıya olan bağlılığı, 50’lerin başında yaptığı 2 vokal
albümden de anlaşılmaktadır. Vokal yorumlarında da piyanosundaki ritm duygusu
ve enerjiyi duyabiliyoruz. Hikayeyi çok net anlatıyor. Bir rivayete göre, bir
kulüpte Nat King Cole ile karşılaşırlar ve Cole ona ‘Seninle bir anlaşma yapalım.
Sen şarkı söyleme, ben de piyano çalmayayım’ diye takılır.
Benim için onun aranjmanları da müthiştir ama nedense bu
yeteneğinden fazla sözedilmemiştir. Eşlikçiliğine gelince, o da başka derya.
Eşlik etmediği vokalist ve enstrümantalist yok gibi. Oscar Peterson ve Ray
Brown duo’su olarak başlayan bu serüven, Barney Kessel ve Herb Ellis gibi
gitarcıların katılması ile trio’ya dönüşmüş ve belki de onun bu denli muhteşem
bir eşlikçi olmasının temellerini atmıştır. Bu albümler saymakla bitmez. Birkaç
örnek vermek gerekirse, Lionel Hampton, Benny Carter, Lester Young, Milt
Jackson, Ben Webster, Stan Getz, Ella Fitzgerald, Anita O’ Day ve Sarah
Vaughn’la yaptığı albümler favorilerim arasındadır.
En sevdiğim yorumları arasında ise, Girl Talk. I’m In The
Mood For Love, Bossa Beguine, The Shadow of Your Smile, Teach Me Tonight,
Honeysuckle Rose ve Tenderly gibi parçaları sayabilirim. Peterson, Brown, Ellis
üçlüsünün, neredeyse telepatik denebilecek yorumları bana her zaman büyük bir
keyif verir. Tenderly ile ilgili olarak, çok sevdiğim jazz sever arkadaşım
rahmetli Murat Ersen’le ilgili bir anımı aktarmak istiyorum. ‘The Legendary
Oscar Peterson Trio – Live at the Blue Note’ albümünü dinliyoruz. CD elimize
yeni geçmiş, heyecanlıyız. Bir medley. I Remember You ile başladı, A Child is
Born’la devam etti. Uzun bir bas solosunun ardından, o müthiş ve etkileyici
block chord’larıyla öyle bir ‘Tenderly’ girdi ki, İkimiz de kendimizi yere
atıp, kelimenin tam anlamında değilse bile, ona yakın bir anlamda üstümüzü başımızı
parçaladık. Bazı eleştirmenlerin yeterince yaratıcı ve yenilikçi bulmadıkları
Peterson, alamet-i farikası olan block chord’ları laf olsun diye mi
kullanıyordu acaba? Oscar Peterson’ın piyano yorumu hakkında söylenebilecek çok
şey var. Ben teknik sulara girmek istemiyorum. Yalnızca iyi bir dinleyiciyim.
Duygusal açıdan baktığım zaman, müthiş bir içgüdü, zengin fikirler, zerafet,
yumuşaklık, neşe, mizah, melodik bir anlam derinliği ve güçlü bir swing
duyuyorum.
Oscar Peterson’ın tüylerimi diken diken eden spontan duygu
değişimleri öylesine hızlı ki, bazen takip etmekte zorlanıyorum. Sonuç olarak,
onun ritmik ve duygusal ateşi hep canlı. Zaman zaman yoğunlaşıyor, zaman zaman
da hafifliyor ama hiç sönmüyor.