ŞARABIN
MÜZİĞİNE DAİR...

Tıpkı müzik gibi, şarabın da onu
tatmayı ve özümsemeyi bilenin hayatına getirdiği güzellikler yadsınamaz. Çağlar
boyunca ismi birlikte anılan bu ikilinin hizmet ettiği, zamana ve mekâna bağlı
olarak değişen, iki ayrı uç olarak kendini bulma ve kendini kaybetme eylemleri,
bu ikiliyi daha da vazgeçilmez kılmakta. Robert Fripp “Müzik sessizliğin
kadehini dolduran şaraptır” diyerek özetlemekte bu hazların benzerliğini.
Şarabın birçok müzisyene de ilham kaynağı olduğu da bir gerçek; Amerikalı
kompozitör Curtis Bryant “Şarap Severin Çello Rehberi” isimli eserinde, eseri
oluşturan 5 ayrı bölümü, 5 ayrı şarabın karakteristiklerine odaklanarak
besteleyerek ve müziğin akışıyla o bölümü temsil eden şaraba uygun bir atmosfer
yaratarak, bu ikiliye olan şükranını sunmakta.
Bir diğer nokta ise şarap ne kadar
canlı ise bir kaydın da o kadar canlı olduğu. Üzüm şişelendikten sonra da devam
eder yaşamaya; bir gün açtığınız şarap ile yarın açacağınız aynı hasattan
yapılmış şarap arasındaki nüanslardan söz edildiğini sıkça duymuştur şarapla
amatör seviyede ilgilenenler dahi. Bir albümün canlılığından bahsederken,
kişinin onu algılaması diye değiştirmek istiyorum tabiri. Dikkatli ve eforlu
bir dinleyici için de bir kayıt tıpkı şarap gibidir, dinleyicinin kendine
eklediği her şeyle kayıttan algıladığı değişir.
En büyük ortak noktaları olarak
söze dökülmekten öte dahil olunup keyif alınması gereken bu ikili söz
konusuysa, şarabın müziğine dair betimlemeler yaparken nesnel olmak söz konusu
değil sanırım. Bundan sonra okuyacağınız eşleştirmeler tamamen kişisel olup,
belli üzümlerin karakteristiklerine odaklanarak, atmosfere dair bir tamamlayıcı
olarak belli müzisyenler önermemin nedeni, bu ikiliye dair kişisel ilgimden öte
değildir.
Cabarnet Sauvingon kuşkusuz en
tanınmış üzümlerin başında gelir, tıpkı bayan vokaller söz konusu olduğunda
birçoklarının aklına Nina Simone’ın gelmesi gibi. Cabarnet’nin bu kadar yaygın
olmasının nedeni ekildiği her yerde değişik iklim şartlarına uyum gösterebilme
özelliğidir. Nasıl Nina ne kadar jazz, soul, gospel, pop ya da blues janrlarına
ait olarak tanımlanan parçalar seslendirirse seslendirsin, ses renginin
özgünlüğü belli ederse kendini; Cabarnet de yetiştiği yer ve stilden bağımsız
olarak frenküzümünü çağrıştıran kokusunu belli eder.
Söz konusu üzüm Pinot Noir ise
eşlikçisi olarak John Coltrane’in 1965 tarihli Meditations albümü atanabilir.
Pinot’nun kokusunu tarif etmenin ve tanımanın zor olduğu söylenir. Son
dönemlerine odaklanırsak Coltrane’in müziğini tanımak bariz olsa da, o dönem
için tarif edilmesi ve değeri anlaşılması zor olduğu su götürmez bir gerçek.
Coltrane’in son dönemlerindeki eserlerinin değerinin kitlelerce anlaşılabilmesi
için nasıl üstünden yıllar geçmesi gerektiyse; arada istisnalar olsa da,
Pinotların çoğu on yılda içime hazır hale gelir ve bu süre ilerledikçe çoğu
şarapta olduğu gibi değeri artar. Pinot’ların kokularını tanımlamak içinse
tatlı ve çürük, ferahlatıcı ve is çağrışımı gibi tezatlardan yararlanır şarap
uzmanları, tıpkı Coltrane’in müziğinizdeki karmaşayı betimlemek için başvurulan
sonsuz tezat sıfat gibi.
Eğer seçiminiz Chardonnay ise,
Coleman Hawkins’in zarif, akışkan ve zaman zaman karamsar tonu en uygun
eşlikçisi olmaya adaydır. Dünyanın en kaliteli beyazlıklarından olan Chardonnay
nasıl beyazların üzerine çektiyse dikkati, Hawkins de benzerini jazz dünyasında
tenor saksofon için başarmıştır. Hawkins’in Body & Soul albümü bir şişe
Chardonnay’in yanında mükemmel bir tamamlayıcı olacaktır.
Diğer kırmızılara oranla daha
yumuşak olarak betimlenen Merlot’nun yanına ise kolonlardan yükselmek üzere
Bryan Ferry’nin buğulu ve doygun ses tonu uygun bir aday olabilir. Merlot;
tatlımsı, meyve kokulu aroması ve açık kırmızıya kaçan rengiyle diğer
kırmızılara oranla ayırt etmesi daha olası bir üzümdür; bu gibi özelliklerinden
dolayı bazı şarap severlerce ifadesiz olarak nitelendirilip tercih edilmez.
Nitekim ben bu gruba dahil değilim; bir şişe iyi kalite Merlot ve Bryan
Ferry’nin 1973 tarihli coverlardan oluşan These Foolish Things albümü
yarattıkları duyguların benzerliği itibari ile mükemmel bir ikili olabilir.
Her ne kadar farklı duyulara hitap
etseler de, birinin olduğu yerde diğerinin eksikliği göze çarpar bu ikilinin
sevenlerince. Her açılan şişede farklı tınlar şarap, her geçen günle tadı ve
yoğunluğu değişir kaydın. Sözü Sabahattin Eyüboğlu’na bırakırsak:
“Benim canım hep şarabın
izindedir,
Kulağım ney ve rubap sesindedir.”
Son Söz: Bu yazının oluşumu
aşamasında bir şişe Melen Kalecik Karası tat ve koku; Charles Lloyd 1966
tarihli Forest Flower albümü işitme duyularına hizmet etmiştir.