Jack DeJohnette yeni bir
proje ile bir kez daha İstanbul’daydı...

Kasım ayında Ripple Project ile bir konser vermek üzere
ülkemizi ziyaret eden jazz tarihinin en önemli davulcularından Jack DeJohnette,
kariyeri boyunca gerek eşlikçi olarak bünyesinde bulunduğu topluluklarla,
gerekse lider olarak kaydettiği albümlerle, jazz’da güncel olanı belirlerleme
ve takip etmesinin yanı sıra, bir davulcu olarak üslubunu farklı türlerde
ustaca farkettirmeyi başardı. Son olarak ses mühendisi ve elektronik müzik bestecisi
Ben Surman ile beraber çalıştıkları Ripple Project de bunun göstergelerinden.
Ripple Project; soprano saksofon ve üflemelilerde, bas klarnetteki ustalığı ile
anılan İngiliz müzisyen John Surman; basta Sonny Rollins ve Oliver Lake ile
çalışmaları ile hatırlanabilecek Jerome Harris; vokallerde ve perküsyonda
Brazilya yerel müziklerinin gün ışığına çıkaran ve kendi tarzıyla yorumlayan
Marlui Miranda, elektronik müzik dünyasında ses mühendisi ve prodüktör olarak
birçok çalışmada bulunan Ben Surman ve davullarda, jazz davulu dendiğinde ilk
akla gelen isimlerden olan Jack DeJohnette’den oluşuyor. 12 Kasım 2007
tarihinde İş Sanat’ta verdikleri konser öncesi Jack DeJohnette ile mini bir
söyleşi gerçekleştirdik.
Biraz Ripple Projectle olan işbirliğinizden bahsedebilir miyiz? Ben Surman’la
yine proje tasarılarınız var mı?
Ben Surman’ın babası John Surmanla sıkça beraber
çalıştığımızdan dolayı Ben’le de çalışıyoruz. Ayrıca küçük kızımla evli
olduğundan Ben, benim damadım ve beraber sıkça zaman geçiriyoruz. Plak şirketim
Golden Beams’ten bir remix albümü çıkmasını istememin sebebi, çağdaş kalmak
istemem. Bu nedenle Ben Ripple Effect projesini kurdu ve bence inanılmaz bir iş
çıkardı, onun gibi remix yapan başka kimseyi tanımıyorum. Ripple Projecti
sahneye taşıma fikri de çok güzeldi çünkü bu sayede Marlui Miranda ve Jerome
Harris de projeye dahil oldu. Ayrıca Ben sahnede elektoniklerle ilgilendiği
için, bir ses mühendisi daha kadroya eklendi. Umduğumuz Ripple Effect
projesiyle olabildiği kadar çok çalabilmek. Çünkü bu geleneksel jazz’ın,
elektonik jazz’ın ve dünya müziğinin bir harmanı. Ağırlığın nede olduğu
konserden konsere değişiyor.
Bir röportajınızda kendinizi müziği boyayan biri gibi gördüğünüzü söylediğinizi
okumuştum, müziği boyamak derken neyi kastediyorsunuz?
Renkler, tıpkı bir ressam gibi. Ben sadece davul çalmıyorum,
ben müziği boyuyorum, tıpkı bir heykeltraş fotoğrafçı ya da ressam gibi.
Ritmlerle, titreşimlerle renkler yaratıyorum. Müziği boyamak derken benim
tavrım bu.
Jazz tarihindeki hemen hemen tüm saksofon devleri ile çalıştınız, bunların
içinde onunla çakarken en fazla şey öğrendiğinizi söyleyebileceğiz biri var mı?
Bir çokları var, saksofonistleri düşündüğümüzde çok fazla şey
öğrendiğim John Coltrane, Sonny Rollins ve Wayne Shorter denebilir.
Biraz AACM döneminden bahsedebilir miyiz? (yaratıcı
müzisyenlerin gelişimi derneği)
Bu oluşumu başlatan kişi Chicagolu Muhal Richard Abrams. Onun
dışında Roscoe Mitchell, Joseph Jarman, Lester Bowie ve Art Ensemble of Chicago
da buna dahildi. Bu oluşum müzisyenler için bir alternatif gibiydi,
ürettiklerini sunmaları için oluşturulmuş değişik bir konsept. 50’lerin sonları
ve 60’ların başlarıydı. Bu oluşum devam ediyor hala, Muhal Richard Abrams New
York’ta yaşıyor ama AACM Chicago’da devam ediyor.
*Bu söyleşinin sesli kaydı, 14.Kasım 2007 tarihinde Açık
Radyo 94.9, Açık Dergi programında yayınlanmıştır.