Takım Elbiseli Kabile
Reisi;
Pharoah Sanders
Tüketim, eğlence popüler kitle seyrinin direksiyonlarının
Fenerbahçe – Galatasaray derbisine kırıldığı, arazi takviyeli akli kulak
kültürü viteslerinin ise CRR konser salonuna geçtiği kabahatsiz bir İstanbul
akşamında, ikinci gruba dahil olmak hüznü kavak bir imtiyaz.
Salona “toplumda azınlığız” hüznünün verdiği örtük
mütekebbirlilikle girenler arasında tenasül yaşamımızı kurcalayan uzun ak saçlı
namlı bir doktor da var.
Dr. Haydar Dümen ileri derecede bir jazz dinleyicisi mi? Yoksa o akşam biz bir
avuç insanı oraya toplayan saksofon efsanesi Pharoah Sanders’in cinsel
sorunları mı var, ki doktorumuz en öne ortaya ve hastayı alttan seyredecek en
iyi yere oturdu?
“Doktor kontrolünde” çalan 67 yaşındaki tenorcunun hasta olup
olmadığını öğrenemedik, ama niye ona jazz tarihinde şimdiden yerini almış bir
tanrı muamelesi yapıldığına yakından müşahit olduk.
Çatık kaşlarıyla siyah mermerden yapılmış kübik bir heykel
Pharoah Sanders. Arkasında didinen üç adamın eşliğinde dikilen buz gibi bir
abide. Minik adımlarla koşan üçlüye dev adımlarla yürüyerek eşlik ediyor; hızlı
çekim bir geri planın önünde ağır çekim takılan bir figür gibi.
Yanındakilere kendisi kadar solo imkanı tanıyabilmek için
solo sürelerini kısa tutuyor Sanders. Çalmadığı zamanlarda ortalıkta dikilmeyi
sevmiyor. Yerinde duramıyor; hapishane voltası atıyor, sahneyi boydan boya
arşınlayarak geçiyor. Kah kulise kaçıyor, kah üçlünün arkasındaki loş
karanlıkta duran bir zanlıyı andırıyor. Ama ne inkar etmeli! Asık suratın
kendisine yakıştığı, sempatik gösterdiği bir başkası daha yoktur yeryüzünde
herhalde.
Soyut entelektüel değil, sırtını geleneklere yaslayan bir
ilericiliği var Sanders’in. Serbest tonalitenin arkasında da bir gelenek
olduğunu kafalarımıza çiviliyor. Fiziki gücü yüksek, teknik yeteneği fazla
inatçı tınılarıyla, yüksek gerilim hattıyla koruma altına alınmış özel bir
araziye ayak basıyor. Saksofonun tuşlarına üflemeden basarak elde ettiği
perküsif seslerle bitiriyor “Naima”yı.
Davulcu minimal ekipmanı ve kinetik sololarıyla dikkat
çekiyor. Birbirine ters açılarla yerleştirilmiş trampet ve tek tom sayesinde
uyguladığı kendine has bir tarzı var. Yakın mesafeden kısa ve ani hareketlerle
yaptığı solo esnasında, darbeyi doğru yere minimum enerjiyle indirirken altına
aldığı adamı pataklayan genç bir İtalyan mafya üyesini andırıyor.
CRR’de ses iyi değil. Üstüne üstlük bastaki düşük tonlama da
tuzu biberi. Basta dip sesler duyulmuyor. Bas giderek bütün bütün hiç
duyulmuyor. Ama Allah’tan enerjik bir saksofoncu Sanders. Tutkulu ve boğuk
sesli tenoruyla ortalığı yırtıyor ustası Coltrane’in “Giant Steps”ini
çalarken.
Ünlü kendi bestesi “Creator Has a Master Plan” esnasında
şarkı söyleyip kırıtarak orkestra elemanlarını tanıtıyor. “William Henderson”
diyor “piyanoda”, “Gerald Cannon” diye bağırıyor “basta”, “Joseph Farnsworth”
diye çığlık atıyor “davulda”.
Pille çalışan arkaik robotları andıran yürüyüşüyle dans
ederken daha bir sevimli görünüyor Sanders. Çatlak sesiyle canhıraş şarkı
söylüyor bir yandan. Eğilip bükülüyor, kendinden emin ve ağır hareketlerle
harika dans figürleri sergiliyor. Ne güzel adammışsın sen Pharoah Sanders.
Dışarıda derbinin neticesini nefessiz bekleyen çoğunluğa
katılmaya hazırlanırken, ellerindeki plaklarla CD’lerle kulisin kapısında
bekleşen az sayıdaki insanın gözlerine CRR’in kırmızı halılarının parlaklığının
yansıdığını fark ediyoruz.