Piyanistlerimiz; Çağrı
Sertel
Şu sıralar "Four in the Pocket", "Kangroove
in the Pocket", "Pluma Band" gibi projelerde dinleyebileceğiniz,
İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Aydın Esen ve Selen Gülün gibi hocaların
yetiştirdiği en yetenekli piyanistlerden biri olan Çağrı Sertel, Görüş Açısı;
piyanistler serisinin ilk konuğu.

Türkiye’de müzik yapıyor olmanın size ve müziğinize
getirileri ve götürüleri neler?
Türkiye açıkçası müzik yapmanın, hele ki orijinal müzikler
yapıp sergilemenin çok zor olduğu bir yer. Maddi anlamda getirisi olduğunu
söyleyemeyeceğim. Çünkü popüler piyasa içerisinde müzik yapmadığınız takdirde
müzikten para kazanmanız gerçekten çok zor, götürüsü bile oluyor diyebilirim.
Manevi anlamda ise tabi Türkiye'de orijinal işler çok yapılmadığı için değişik,
samimi, özenilmiş ve içsel işler yaptığımızda çok mutlu oluyoruz. En azından
ben sahneye çıkıp kendi kompozisyonlarımı seslendirirken ve karşımda bunu
dinlemekten keyif alan bir dinleyici kitlesini gördüğümde gerçekten bütün
sıkıntılarımı veya "bu işleri yapmak ne zor bu memlekette yahu" gibi
cümleleri tamamen unutuyorum. Ama tabi ne yazık ki eğer bu soruya direkt bir
cevap vermem gerekseydi, Türkiye' de müzik yapmamın müziğime getirisi
olmadığını ve bunun nedeninin de bu ülkede sanata ve sanatçıya verilmesi
gereken değerin kesinlikle verilmemesinden olduğunu, ancak bu durumun da bizi
yıldıramayacağını ve müziğimizi yapmaya ne olursa olsun devam edeceğimizi
söylerdim.
Müziğe başladığınız yıllarda kendinize kimi ya da kimleri rol model almıştınız?
Ben müzikle uğraşmaya 11-12 yaşlarımda evdeki küçük bir
oyuncak klavyeyle oynayarak başladım. Biraz meraklı bir çocuktum ve radyoda
televizyonda veya o sırada evde ne dinleniyorsa ki o zamanlarda evde dinlenen
şeyler Sezen Aksu, Nilüfer, Levent Yüksel, Nükhet Duru, Elvis Presley
albümleridir, onları o klavye ile çıkarıp çalmaya çalışırdım ve bu benim için o
yaşlarda çok zevk aldığım bir "oyundu" açıkçası. Yani bu nedenle
örnek aldığım bir piyanist veya idolüm diyebileceğim biri ne yazık ki yoktu,
daha doğrusu vardı tabi ki ancak ben bilmiyordum çünkü çevremde bilen insan
yoktu. Lise yıllarımda Fahir Atakoğlu, Yanni gibi müzisyenleri çok dinledim ve
onlardan çok keyif aldım diyebilirim ve o etkilenimle birçok müzik yazdım. Jazz
müziği ile tanışmam lise son yılında oldu. Bu tarzda beni ilk etkileyen Aziza
Mustafa Zadeh olmuştur. Daha sonrasında elbette Chick Corea, Herbie Hancock,
Keith Jarrett gibi isimleri duydum, yavaş yavaş dinlemeye başladım ve
yaptıkları işlerden çok keyif aldım. Hani kendinizi içindeyken mutlu
hissettiğiniz müzikler vardır ben de onu hissettim. Bu isimler benim idolüm
idi, ancak lise sonun sonlarında Aydın Esen'in müziği ile tanıştım. O zaman,
şimdi ve ömür boyu en büyük idollerimden biri olacak olan aynı zamanda hocam da
olan kişidir kendisi. Bunların dışında şu anda diğer büyük idollerim arasında
Brad Mehldau, Esbjorn Svensson ve Gonzalo Rubalcaba gibi isimler de var.

Şu zamandan o yıllara baktığınızda, kendiniz için çizdiğiniz yolda hedefinize
ulaşabildiğinizi düşünüyor musunuz? Ne gibi sapmalar olmuş?
İstediğim noktaya gelmek sorusunun yanıtı her zaman hayır
olacaktır sanırım ve öyle de olmasını umuyorum. Çünkü bu düşünce insanı hep
daha iyi olmaya zorluyor. Ama tabi küçüklüğümde Türkiye'de adını duyduğum ve
çalışmak istediğim bir çok isimle zaman içerisinde çalışma imkanı buldum. Halen
de büyük bir memnuniyet içerisinde bu isimler ile çalışmaktayım. Bu mutluluk
verici bir durum elbette. Genel anlamda müzik adına yapmak istediğim bir çok
şeyi imkanlarım el verdikçe yaptım ve o çalışmalar adına da mutluyum. Kısmen
hedeflerime ulaştım gibi, ama tabi ki öğrenmek istediğim çok fazla şey var ve
henüz ulaşamamış olduğum hedefler var, yurt dışına açılmak gibi...
Kendinizi 20 yıl sonra nerde ve nasıl görmek istersiniz?
Kendimi 20 yıl sonra akıl ve ruh sağlığı halen gayet yerinde,
başarılı projelerin altında imzası olan ve kendini geliştirmeyi sürdüren veya
hep sürdürecek olan bir müzisyen olarak görmek isterim.
Sağlık durumunuz müzik yapmanızı engelleyecek olsa hayatta neye tutunurdunuz?
Sanırım makarna lokantası açardım. Yapmayı, yemeyi sevdiğim
ve iyi becerebildiğim bir yemektir kendisi.
Müzisyen olarak geliştirdiğiniz en güçlü ve geliştirmeniz gereken en zayıf
özelliğinizin ne olduğunu düşünüyorsunuz?
En gelişmiş özelliğimin duyumum olduğunu söyleyebilirim.
Çünkü çaldığım şeyleri okumanın yanı sıra daha çok duyarak analiz ettim,
içselleştirdim ve bu özelliğimin kesinlikle hep daha ileri seviyede olması için
çabalıyorum. Üniversiteye kadar kendi kendimi eğitmiş olmamdan ve bir mentorum
olmadığı için klasik müziğe çok vakit ayıramamış olmamdan dolayı zayıf yönümün
biraz bu olduğunu söyleyebilirim. Ancak bununla ilgili de kendimi elimden
geldiğince geliştirmeye çalışıyorum.
Günlük çalışma rutininiz nasıl? Günde kaç saatinizi kendi müziğiniz için
ayırabiliyorsunuz?
Valla dürüst olmak gerekirse çalışabildiğim dönemler var bir
de çalışamadığım dönemler. Çalışabildiğim dönemde her gün piyano başına
oturduğumda yaptığım egzersizleri yapıyorum sonrasında da eser çalışıyorum.
Bunlar toplamda en minimum 5-6 saat alıyor. Kendi müziğimle ilgili ayırdığım
zamanlar daha farklı oluyor. Çünkü eğer müzik yazacaksam sadece rutin
egzersizlerimi yapıp direkt olarak yazacağım müziğe konsantre oluyorum.
Çalışamadığım dönemlerde çalışamama sebebim ise konserlerin, programların,
işlerin çok yoğun olması. Ama o dönemlerde bile her gün kalktığımda muhakkak
piyano başına oturuyorum.
Müziğinizi neler besliyor?
Duyduklarım, duymadıklarım, yaşadıklarım, izlediklerim,
gördüklerim, görmediklerim yani kısaca "her şey" müziğimi
besliyor...
Şu sıralar kimlerle, hangi projelerde çalıyorsunuz?
Şu sıralar, Kağan Yıldız (b), Ediz Hafızoğlu (d), Alp
Ersönmez (b), Elif Çağlar (vo), Mert Önal (d), Sarp Maden (g), Eylem Pelit (b),
Volkan Öktem (d), Bilal Karaman (g), Sabri Tuluğ Tırpan (p), Bora Uzer (v),
William Cardosa (d), Şenova Ülker (tp), Eser Ünsalan (b), Toygun Sözen (s),
Serdar Barçın (s), Sertab Erener (vo), Yaşar (v) gibi isimlerle çalışmaktayım
ismi şu anda aklıma gelmeyen kimse yoktur umarım. Proje anlamında da yine bu
ismini saydığım müzisyen arkadaşlarımla: "Çağrı Sertel Trio",
"Four in the Pocket", "Kangroove in the Pocket",
"Pluma Band" gibi birçok projede aktif olarak çalışmaktayız.
Bildiklerinizi birileriyle paylaşma, aktarma isteği duyuyor musunuz? Bunun için
neler yapıyorsunuz?
Elbette duyuyorum ve paylaşıyorum da. Vakit buldukça meraklı
arkadaşlarla çalışıyoruz, bildiklerimi elimden geldiğince aktarmaya, anlatmaya
çalışıyorum her zaman ve gerçekten çok keyif alıyorum bunu yaparken de.