Dünyanın en iyi 10 kadın
şarkıcısından biri olarak gösterilen
Tierney Sutton Nardis’te…

10 senelik jazz geçmişi boyunca kaydettiği 7 başarılı albümle
ve sayısız performansla gelip geçici bir isim olmadığını tüm dünyaya
kanıtlamış, son zamanların en dikkat çekici jazz vokalistlerinden Tierney
Sutton, hem müzikalitede hem de vefakârlıkta eşi benzeri olmayan grubu ile
birlikte 3-4-5 Nisan tarihlerinde Nardis Jazz Club sahnesinde olacak.
Üniversite yıllarına kadar jazz’dan habersiz, Wisconsin
doğumlu bir koro şarkıcısı, sonrasında jazz’la bir tanışıyor, pir tanışıyor.
Berklee School of Music eğitimi sonrası, 1998 yılında katıldığı Thelonious Monk
Jazz Vocal yarışmasında yarı finale kalması, hem Tierney’in kanına jazz’ı daha
da çok enjekte ediyor hem de isminin farkedilmesiyle birlikte yavaştan ortalığı
ısıtmaya başlıyor. Arkasından 1999 yılında ilk solo albümü Introducing Tierney
Sutton, jazz severlerle buluşuyor. Nasıl başlarsa öyle gider demişler... İlk
başta Old Country, If I were a bell, It never entered my mind, Caravan gibi
tanıdık standartları bir araya getiren, ‘sıradan’mış gibi görünen bu albüm,
Indie Award’a en iyi jazz vokal albümü dalında aday gösterilince, Sutton, jazz
vokal kariyerine hiç de sıradan olmayan bir başlangıç yapmış oluyor.
Sutton aynı yıl, bundan sonraki 5 albümü boyunca birlikte
çalışacağı Telarc firması ile anlaşma imzalıyor. Böylece kendisine daima ilham
vermiş, Clifford Brown, Dizzy Gillespie, Wayne Shorter, Jimmy Rowles gibi
müzisyenlerin, şarkıcılar tarafından pek yorumlanmamış bestelerine el atma
fikri, Telarc’tan çıkan ilk albümü ile hayat buluyor: Unsung Heroes.
2001 senesinde çok daha kişisel bir projeye el atan Sutton,
üçüncü albümü Blue in Green ile Bill Evans’a saygı duruşuna geçiyor. Bu albümün
Sutton’ın sınırları zorlamayı seven diğer albümlerine göre, incelikle
hazırlanmış, daha oturaklı bir tribute albümü olduğunu söyleyebiliriz.
2002 tarihli Something Cool albümüyle Sutton, sıkı bir dönüş
yapıyor. Bu kez karşımızda notalarla oyun oynamaktan büyük keyif alan, neşeli,
yaratıcı, duygusal, emprovizasyondan korkmayan, alabildiğine cesur bir vokal
var. Her zamanki gibi ona tüm dinamizmiyle eşlik eden grubunu, şarkılardaki
modern düzenlemeler ve yenilikler tamamlıyor. Sutton bu albümle hem
dinleyenlerinin hem de eleştirmenlerin gözündeki yerini daha da
sağlamlaştırıyor. Ve kısa bir sürede jazz listelerinde bir numaraya yükseliyor.
2004 senesinde, Bill Evans’tan sonra bir de Frank Sinatra’ya
vefa borcunu ödemek isteyen Sutton’ın beşinci albümü geliyor: Dancing in the
Dark. Sutton, proje için Frank Sinatra dendiğinde akla ilk gelen şarkılardan
çok, kendisi için özel olan ve kişisel anlamlar ifade eden şarkıları seçmiş.
Belki de bu yüzden, sıradanlığın yakınından bile geçmeyen bu albüm, 15 hafta
boyunca listelerin zirvesinden inmiyor. Üstelik Sutton’ın bu albüm sonrasında
efsanevi New York Oak Room’da verdiği konserin başarısı, onu Carnegie Hall’a
doğru götürüyor.
2005 yılında Tierney Sutton Band’in New York Birdland’de
verdiği konser, kayıt edilince, grubun ilk ‘live’ albümü yapılmış oluyor: I’m
with the band. Aynı sene, JazzWeek Radyosu tarafından yılın vokalisti ödülüne
layık görülen Sutton’ın başarısı bununla da kalmıyor. 2005 yılı, Sutton’a I’m
with the band ile en iyi jazz vokal albümü dalında Grammy adaylığı da getirmeyi
ihmal etmiyor.
Sutton’ın geçtiğimiz yıl, içinde “mutluluk” geçen şarkılar
konseptinden yola çıkarak oluşturduğu albümü On the Other Side, hem kendisi hem
de eleştirmenler tarafından yaptığı albümler içinde açık arayla en iyisi olarak
tarif ediliyor. Albümde salt mutluluk içeren şarkılar bekliyorsanız,
yanılıyorsunuz. Albüm kapağında şarkıcının kendi sözleriyle albümde “mutluluğun
peşinden koşarken duyulan heyecandan, mutluluğu arayıp bulamamaya, mutluluğu
kaybettiğimizde duyduğumuz kalp acısından, hayatın bize beklediğimizden
fazlasını verdiği anların mutluluğuna kadar” birçok şey var...

Birlikten müzik doğar.
10 senedir albümlerde, 14 senedir de sahne performanslarında
birlikte çalıştığı grubu Sutton’ın müziğinin ayrılmaz bir parçası. Kişisel
gelişimin ve müzikal başarısının yanı sıra Tierney Sutton, grubuyla da adeta
kemikleşmiş müzikal birlikteliklerin zamanla ne noktalara gelebileceğini tüm
dünyaya kanıtlar gibi.
İlk albümünden bu yana ona eşlik eden piyanist Christian
Jacob, basçı Trey Henry ve Kevin Axt ile davulcu Ray Brinker, Tierney’in
müziğini kusursuz bir biçimde tamamlıyor, zenginleştiriyor, yükseltiyor.
Tierney’in albümlerini dinleyen, konserlerini izleyen tüm dinleyicilerin
hayranlığını kazanmış bu sinerji, Tierney Sutton performanslarının adeta en
ayrıştırıcı özelliklerinden biri. Sutton ve grubu arasındaki bu güçlü bağ, 2005
yılında Grammy’ye aday olmuş live albümleri “I’m with the band”’e de adını
vermiş. Üstelik Sutton’ın web sitesine girip şöyle bir göz atarsanız, web
sitesinin Tierney Sutton’dan değil, Tierney Sutton Band’den bahsettiğini
farkedeceksiniz. Bir müzisyen için egoyu alt etmenin bu derecesi, gerçekten de
takdire şayan.

Modern bir jazz divası
Tierney Sutton’ın müzikalitesi hakkında söylenebilecek birçok
şey var. Dinlerken bile hızına yetişmenin zor olduğu, up tempo parçalarda
gösterdiği nefes kesen performans, güçlü ritm duygusu, kusursuz entonasyonu,
çoğunlukla tiz notalarda özgürce dolaşan berrak sesi, emprovizasyon kabiliyeti,
doğaçlamalarında bir trompetçiyi anımsatan yorumları, tüm bu teknik donanımın
hemen yanı başında duran stil ve duygusal zenginlik, onu Tierney Sutton yapan
özellikler. Bana göre Tierney Sutton’ın bütün albümlerinde göze çarpan en
önemli özelliklerden biri ise parça seçimlerindeki başarısı, gerek albümlerinde
gerekse performanslarında birbirinden farklı birçok türe ait şarkıyı, ustalıkla
bir araya getirebilmesi, zekice düzenlenmiş setlistler ile sıkıcı olmaktan
kurtulmayı çok iyi bilmesi.

We’re with the band!
Yapılan yorumlardan birinde “Albümlerinden daha harika olan
bir şey varsa o da canlı performansları.” deniyor Tierney Sutton Band için.
Sutton’ın kendisi de verdiği röportajlardan birinde “Canlı performanslarda,
stüdyo kayıtlarında olmayan, bambaşka bir şeyin ortaya çıktığını” düşündüğünü
söylemiş. Bu yorumların doğruluğundan zerre kadar şüphemiz yok. Ama biz yine de
3-4-5 Nisan tarihlerinde olayı yerinde, yani Nardis Jazz Club sahnesinde görüp
dinlemeyi ve ondan sonra “En büyük Tierney Sutton Band!” diye bağırmayı tercih
ediyoruz. Her ne kadar evde prova yapmaya şimdiden başlamış olsak bile...