“BANLIEUES BLEUES” 25
YAŞINDA
Paris’ten Mektup – 20-22 Mart

Miles Davis
Her zaman olduğu gibi kararlı-inançlı-inatçı bir avuç insanın
enerji, azim ve fedakârlık tavır ve duygularına, ilerici ve aydınlık bir
politika, siyasi irade ve idari merci sahip çıkarsa ortaya insanoğlunun en
yetkin, yaratıcı ve başarılı ürünler yaratma şansı da artar. Geçtiğimiz 14 Mart
– 18 Nisan tarihlerinde 25. yaşını keyifle kutlayan “Banlieues Bleues (BB) /
Mavi Banliyöler” işte böyle bir yaklaşımın tipik örneğidir. Banliyöler son 30
yılda kalkınmışlığın, uygarlığın zirvesi sayılan Batı Avrupa ülkelerinde
eşitsizliğin, sosyal adaletsizliğin simgesi haline geldi. 3-4 senedir bazı
büyük kentlerin banliyölerinde patlak veren olaylar, aslında oralardaki
gündelik gerçeğin tümünü yansıtmasa da dünyanın kolektif-görsel belleğinde
‘varoş’ hatta ‘gecekondu’ olgularıyla eşleşiverdi. Halbuki 2. Dünya Savaşı’nı
takip eden ‘Parlak 30’lar’da (1945-75 arası) banliyöler artan nüfusun, hızla
büyüyen, zenginleşen ekonomilerin, içi içine sığmayan toplumsal ilerlemenin
döllenme yatakları, üretici beşikleriydi. Halen de böyle olanlar mevcut. Örnek
mi ? BB, Mavi Banliyöler... Hem de nerede !
1973-74’te petrol krizleriyle başlayan neo-liberal zihniyetin
‘Karanlık 30’lar’ı toplumdaki sosyo-ekonomik dengesizlik, işsizlik, yoksulluk
sürecini hızlandırdı. Bu süreçten özellikle banliyölerde yaşayan zayıf halka
nasibini aldı. Göçmenler, dargelirliler, vs, vs... Fransa’nın en fakir
vilayetlerinden, ‘Büyük Paris’ diyebileceğimiz bölgenin kuzey ve kuzey-doğusunda
bulunan Seine-Saint-Denis (93) il sınırları içindeki belediyeleri son 3-4 yılda
çoğunuzun bildiği, duyduğu yakma-yıkma, polisle çatışma görüntülerine sahne
oldu. Ancak son çeyrek yüzyılda aynı mekanlarda farklı, zevkli, keyifli,
müzikli, danslı, jazzlı sahneler de kurulmuştu. Onları televizyonlardan, gazete
sayfalarından izleme, tanıma hakkınız yoktu ! Üstelik o sahneler yaklaştırır,
birleştirir, imrendirir, örnek bile olabilirdi. Ama kuşkusuz klişeler,
vurmalı-kırmalı-yangınlı kızıl-kara banliyöler, şen-şakrak mavi-pembe
banliyölerden daha iyi ‘satıyor’, daha fazla ‘izleniyor’du !
93 bölgesinin iyice yoksul yörelerinden Aulnay-sous-Bois
belediyesi Kültür Merkezi’nin 1981-83 arasında komşu 3 belediyenin ortaklığıyla
düzenlendiği “Jazz en Aulnois” festivali deneyimi bir avuç idealiste olayı
büyütmek fikrini veriyordu. Her ne kadar başta sadece, “Birlikte bir ‘Jazz
Festivali’ düzenlemek düşüncesi” ile yola çıkılsa da, 7’sinin girişimi 11
belediyenin anlaşmasıyla kurulan “BB” Derneği başlangıç için yine de çok
iddialı gibi gözüken bir hedef belirliyordu: “En geniş halk kesimlerine ‘Jazz’
müziğinin zenginlik ve çeşitliliğini göstermek.” BB 25 yılda derneğin
kurucuları başkanı Bernard Vergnaud ve de özellikle 2001’e kadar festivalin
müdürlük görevini üstlenmiş Jacques Pornon’un bile tasavvur edemiyeceği bir
düzeye vardı. BB bugün ‘Jazz’ın zenginliğini, onun yalnızca seçkinci bir müzik
türü olmadığını kanıtladığı gibi, Fransa, Avrupa hatta dünya çapında bir
festival konumuna geldi. Jazzseverler, cazomanyaklar ‘kutsal’ (!) bir buluşma
mekanı daha edinirken; 93 vilayeti, Fransa ve genç jazz’cılar, müzik
öğrencileri çok yönlü bir Jazz müziği ve eğitimi üssünün yanı sıra, herkes ama
herkes benzersiz bir gösteri ve yaratım merkezi de kazanıyordu. Başı çekenlerin
başkaca arzuları da vardı: “Jazz konserlerini biraz olsun başkentin tekelinden
kurtarmak, çeşitlilik yelpazesini genişletebilmek, yaratıcılığa daha fazla yer
ayırabilmek, gösteri salonlarını daha geniş kitlelere açabilmek, vs,vs...
Festivalin ‘isim’ tercihi, daha baştan Paris’ten farklı bir
sosyal olgunun, doğal bir ayrılığın “Banliyölük”ün altını çiziyordu. Sürekli
yoksullaşan, dışlanan, soyutlanan, adeta toplumsal, kültürel yaşamdan
yalıtlanan bir sürece başkaldırının anlatımıydı. Banliyö gecelerinin yeknesaklığı,
yalnızlığı, hüznü, rengi “Bleu/Mavi”, “Blues” türü ve kavramıyla, efsanevi
“Blue Note” markasıyla çağrıştırdıklarını kattık mı, ortaya güzel harman
çıkıyordu. Şimdi iş “Üç nalla bir at bulmaya kalmıştı !!!” İlk 5-6 yıl
didindiler, uğraştılar her çevreden (hatta Paris’ten bile) kitle çekebilecek,
salonları doldurabilecek jazzcıları, sanatçıları da ağırladılar. Miles Davis,
Dizzy Gillepie gibi babaların ötesinde daha işin başından, o sıralar Fransa’da
sürgün, “Brotherhood of Breath”in (1969) yaratıcısı, Güney Afrikalı öncü jazz
piyanisti Chris McGregor (1936-1990), Afro-Amerikan politik anlamda angaje ve
Free-Jazz’ın ağır toplarından saksofoncu Archie Shepp (d. 1937 Florida),
ölümüne doğru iyice devleşecek minik adam, Fransız piyanist Michel Petrucciani
(1962-1999) gibi idealistleri de devreye sokup, okullara, sokaklara getirdiler.
Tabanla bağ kurulmuştu.
BB 10-15 yılda artık muhteşem bir küheylana, küheylanlara
sahipti. Ama iş dört nallı küheylan(lar)la da bitmemişti. Haralar, yenilerini
yetiştirecek adamlar, verimli alanlar; doğrudan deyişiyle “Jazz” tutkusuna
kazandırılacak taze kanlara, kalıcı-kurumsal temeller atmağa, kendini
döndürecek, yeniden üretecek yapılara gereksinim vardı. Merkezi devletten,
yerel bölge idarelerinden mahalle kahvelerine, ortaokul-lise sıralarına BB her
yere ‘sızdı’, destek aldı, destek verdi. Amatörü, profesyoneli; genci ihtiyarı
sürece katıldı. Bugün festivali, kalbi kabul edilen kilit yapı dışında 93
vilayeti dahilindeki 17 belediye düzenliyor. Hemen hepsinde ortaokul ve liselerde,
kent kültür merkezleri ve konservatuarlarında düzenli çalışan atölyeler var. Bu
atölyeler yıl boyu festival için yöre öğrenci, öğretmen ve halkının
katkılarıyla özgün çalışmalar hazırlıyorlar. Bu çalışmalar asla temel müzik
eğitiminin, derslerinin yerini almıyor. Her yıl konserler dışında Jazz ve
türevi, doğaçlama müzikler çevresinde planlanan yeni projeler, sipariş
besteler, müzik-dans ağırlıklı gösteriler büyük buluşma için üretiliyor. Her
yıllık buluşma özgün bir renk ve karakter taşıyor; film gösterileri, sergiler,
paneller, konferanslarla besleniyor.
Fransa’nın en sorunlu ve yoksul bölgelerinden birinde doğan
bu enfes girişim, bugün dünya arenalarında eşsiz bir ‘Kültürel Proje’ örneği
olarak sunuluyor. Bundan 5 yıl önce düşünceden kuvveye geçen bir yapı, “La
Dynamo”da 2006 Şubatı’nda başarının mavi boncuğu olarak BB ailesine katıldı.
Fransa’nın ilk ve yalnızca, özel olarak “Jazz ve Doğaçlama Müzikler” için inşa
edilmiş “La Dynamo”su gerçek bir kültür dinamosu görevini de üstlendi. 93
vilayetinin en büyük belediyelerinden, merkez kent Paris’e bitişik komşu
Pantin’de kurulan bu yapı istisnai akustik konser ve dinleme salonları kadar,
müzisyenleri süreli ağırlayan özel konutu, “Rezidans”ı; eğitim, prova, kayıt
atölye ve birimleriyle hem amatör, hem profesyonellere açık ‘demokratik’
yaklaşımıyla gerçek bir ‘model’ oluşturuyor. Yıl boyu tüm kamuya açık konser ve
gösterileri de cabası...
BB’nin kurucusu, büyük emektarı Jacques Pornon kendisiyle
yapılan bir söyleşide şöyle konuşuyor: “Yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz
deneyim göstermiştir ki, müzik ve kültür eğitiminde bir devrime ihtiyaç vardır.
Gençlere, çocuklara Jazz’ın bütün değerlerini özümletmekte büyük yarar
görüyorum. Bu fayda yalnızca yarının jazzcılarını çoğaltmak amacını taşımaz.
Jazz artistik gelecek, sanat kariyerini seçen, seçecek bütün gençlerin
eğitiminde, kişiliklerinin yapılanmasında benzersiz bir etken olacaktır.
Jazz’ın hayata, dünyaya bakışı klasik eğitimden farklıdır. Bu türün canlılığı,
kendi kendini yenileme, sürekli aşma dürtüsü gençlere kalıplar ve modaların
ötesinde bir duyarlılık bakış, yaklaşım kazandıracaktır. Jazz dünya gibi, hayat
gibi sürekli evrim halindedir.”

Dizzy Gillespie
FESTİVALLERDEN:
BB, Bose Blue, Elmaların Altında, Şiirli Jazz, Mistik Jazz
“Banlieues Bleues/MaviBanliyöler” geçtiğimiz 14 Mart’ta 25
yaşının siftahını Fransız Karayipleri’nden Martinikli trompetçi Jacques
Coursil ile yaptı. 93 bölgesinden 17 kentte 5 hafta sürecek festivalde 27
geceye dağılmış 47 konser var. Şiirli Jazz, Sinemalı Jazz, Raplı Jazz, Gospelli
Jazz, Rocklu Jazz, Free-Jazz, Elektro-Jazz ve de bu yılın afişlerine çıkmış
Bokslu Jazz var. Irk ayrımcılığının egemen olduğu yıllarda Amerikan
toplumundaki Afro-Amerikalılar için toplumsal terfi yolunun nispeten açık
kanallarından ikisi, Jazz ve Boks’muş. BB programındaki 4 ‘olay’ gösterinin
senaryosu tamamen ‘Boks’ çevresinde kurulu. İlk gecenin ikinci yaratısı yine
trompetçi, ancak bu kez Amerikalı Wadada Leo Smith ve Organic Resonance’ydı ve
ilk zenci Dünya Ağır Siklet Boks Şampiyonu Jack Johnson’a ithaf edilmişti.
Miles Davis’in “A Tribute To Jack Johnson”undan (1971) hareketle. Miles’ın en
sofistike, en ince bateristi diye bilinen Jack DeJohnette 26’sı akşamı “Jack
Johnson-Portrait of a Legend” projesiyle Jack Johnson’un kült olmuş filminin
müziğini yeniden yorumlayacak.
Stéphane ve Lionel Belmondo biraderlerin ‘Yedili’si The
Grateful Dead’in ‘psychedelic’ rock nağmeleriyle uçarken, Debriano-Avenel-Hall
Kontrbas Üçlüsü Jimi Hendrix’in “Voodoo Child” hayaletleriyle havalanacaklar.
Bir başka Üçlü, Medeski-Martin & Wood alışkın olmadıkları tarzda popüler
Afro-Amerikalı melodiler çığıracaklar. Güney Afrikalı piyanist Abdullah Ibrahim
ustası Duke’a, Amerikalı trompetçi Dave Douglas da Free’nin babalarından Don
Cherry’ye saygı da bulunacaklar. Renaud Garcia-Fons’un kontrbas gemisi
İspanya’dan demir alırken, Arjantinli çılgın ses ve klarinet, Melingo Maldito
Tango’su Buenos Aires’in terli karanlıklarından nostaljinin tükenmez köklerine,
Fransa’ya yelken açacak. Kulaklara bir parmak balda İngiliz popunun son
kaymaklarından Antony Joseph’ten (dedikleri doğruysa nice Jazz Vokal
ilahlarına taş çıkartırcasına lezzetli) çalmışlar. Mali geleneksel Mandenk
müziğinin bir numaralı Jazzy temsilcisi, albino dahi Salif Keita, ‘Onkyo Jazz’ı
Samuray’ı namıyla anılan Otonno Yoshihidee Jazz New Orchestra, Soul’un ebedi
genç ve özgür sesi Mavis Staples yine bu senenin menüsünden... Yeter mi? 18
Nisan gecesi “Tribute to Sun Ra” ile noktayı koyacaklarsa, Ska-rock’uyla
İngiltere’yi salladığı rivayet edilen klavye prensi Jerry Dammers yönetiminde
Spatial Aka Orchestra olacak. Meraklılarına bir bu kadar daha
www.banlieuesbleues.org da...
26 Mart’ta başlayıp 11 Nisan’a kadar sürecek Bose Blue Note
Festival çok daha klasik bir yaklaşım, ancak ne keyif, ne keyif... Vokal mi
istersiniz ? (kronolojik sırayla) Stacey Kent, Dianne Reeves, Eliane Elias,
Alice Russel, Musica Nuda, Mina Agossi... Yoksa entsrümantal önerelim: Moutin
Reunion, Erik Truffaz, Bugge Wesseltoft, Kenny Werner, Lee Konitz, Tom Harrell,
Médéric Collignon, Trio Sud... ( www.bosebluenoterecordsfestival.com )
En büyük aşklar ille de ‘Yıldızların Altında’ yaşanmaz ya...
Adamların yalnızca elma ağaçları varsa, onlarda Jazzy aşklarını ‘sous les
pommiers / elmalıkların altında’, Jazz dinleyip Calvados yudumlayarak yaşarlar.
Sakın ‘elma, armut, kel a...t !’ deyip geçmeyin. “ Jazz sous les Pommiers” her
yıl epeyce yaratıcı ve dolgun özgün programlar sunar. Paris’e 2-3 saatlik bir
mesafedeki Normandiya’nın Manş yöresi tarihi Coutances kentini ne zamandır merak
ederim. Hiç gidemedim. Şaka maka bu yıl 27. yaşına basacak festivalin özelliği
her sene 4-5 yeni yaratı sahnelemek olduğu gibi 7-8 günlük programa günde
bazen 5 ile 15 arası konser sığdırmak. İnanmıyorsanız
www.jazzsouslespommiers.com’a bir göz atıverin...
12-15 Mart arasında Paris Şiir Evi “Festival Jazz-Poésie /
Şiir-Jazz Festivali”ni ağırladı. Jazz gitaristi Mimi Lorenzini’nin başını
çektiği küçük-kısa ama ‘oksijen’ yoğun bir festival. Metinlerin daha ziyade
doğaçlama ağırlıklı bir Jazz sayesinde göğün 7. katına yükseldiği, müziğin de
edebiyat sayesinde dünyaya başka gözle baktığı hoş ve benzersiz bir
birliktelik. (www.maisondelapoesieparis.com)
Geçtiğimiz 8-13 Şubat tarihlerinde, yeri geldikçe Paris’te
“Müziğin Kâbesi” deyişini kullandığımız Cité de la Musique’te bir mistik Jazz
şenliği vardı. Her yıl yaklaşık aynı tarihlerde tematik buluşmalar düzenleyen
Cité dört dörtlük bir girişimin altından daha başarıyla kalkmıştı. “Le jazz
Mystique / Spritual Unity” başlığı altındaki Amerikan Saint John Coltrane Church’ün
konseriyle açılan festival ertesi gün (9 Şubat) çok boyutlu, dinin değil (!)
“Mistisizmin Jazz’daki Yeri” üzerine geniş katılımlı bir forum düzenliyordu.
Aynı gün Albert Ayler etrafında çifte özgün konser veriliyordu. Özellikle
ikincisi, Marc Ribot – Spiritual Unity zihinlerden silinmeyecek bir ‘olay’dı.
11’inde Fransızların yeniden dirilen efsanevi Jazz-Rock grubu Magma ve
13’ündeki Compagnie Nine Spirit’in verdiği “Duke Ellington’s Sacred Music”
konseri ve daha sonraki Sun Râ Arkestra gösterisi tarih yazdı.
( www.cite-musique.fr )

Jimi Hendrix
MEKANLARDAN:
Duc des Lombards, La Cigale, Café de la Danse
Paris’in en küçük sokaklarından ve en büyük jazz
bulvarlarından değil, en büyük jazz bulvarı Rue des Lombards’ın kare ası yine
tamamlandı. Siyamlı ikiz kardeş kulüpler Sunset / Sunrise ve Latinci Le Baiser
Sale’yi 8 aydır tamirat ve bakım nedeniyle yalnız bırakan Duc des Lombards 20
Şubat’ta bir ‘Phil Woods’ konseriyle yeniden açıldı. Maalesef henüz gidemedik.
Çok merak ediyoruz. Salonunun fiziği hakkında duyumlar olumlu. Ancak programlar
‘olumlu’dan da öte, bomba. Mart ayından ‘cüzi seçme’ bir demet : 1 Mart Tania
Maria, 3-4-5 Daniel Humair, 7-8 Ricky Ford & Christian Vander, 10-11 Red
Holloway-Bobby Durham-Rhoda Scott, 13 Gabor Gado, 17-18 Henri Texier Strada
6tet, 20-21 Omar Sosa, 26 “Three for Chet” / Belmondo-Del Fra- Jean-Marie,
28-29 Lee Konitz, 31 ve 1 Nisan Benny Green, 2-3 Nisan Tom Harrell... Gel de
çatlama ! Paris’te tek bir mekana bu kadar adam. Bu haksızlığın daniskası değil
mi yani ? (www.ducdeslombards.com/)
La Cigale çok yönlü ve amaçlı kullanılabilen bir salon. Son
yılların Fransız Jazz’ının tartışmasız en parlak iki birader topluluğundan
biri, ikiz Moutin’lerin (öteki biraderler Belmondo’lar) kurduğu Moutin Réunion
Quartet 4 Nisan’da bu mekanda 10. yılını kutluyor. Kontrbasta François,
bateride Louis Moutin, klavyede Pierre de Bethman ve tenor saksofonda Rick
Margitza’dan oluşan dörtlünün o gece üç konuğu olacak. Elisabeth Kontomanou
(vokal), Joe Locke (vibrafon) ve üstad ve en emektar Fransız piyanisti Martial
Solal. Aynı mekanda 21 Mayıs’ta Fransız jazz’ının ABD’ye kaptırdığı eşsiz
elektrik keman Jean-Luc Ponty var. (www.lacigale.com)
Paris’in en sevimli mekanlarından biridir, Café de la Danse.
Müzik toplulukları için de “Rezidans / Konukevi”dir aynı zamanda. Mevsimliğine
buraya yerleşen, trompetin sürpriz harika çocuklarından Nicolas Folmer
yönetimindeki Paris Jazz Big Band (PJBB) her ay özel bir konuk eşliğinde
konserler veriyor. Ama sanmayın ki bu süre zarfında Café’nin sahnesinden
yalnızca jazzcılar yararlanıyor. Amacı Fransız geleneksel şarkıcılığı “Chanson”
ve genç nesil “Pop/Rock”çuları da desteklemek için açılmış bu mekan kamu
yararına işletilen bir araç, bir tramplendir. PJBB Nisan ayında İspanyol
saksofoncu Perrico Sambeat ve Fransız gitarist Louis Winsberg bir flamenko
yaratısı sahneleyecek, Mayıs’ın konuğu da Amerikalı besteci saksofoncu Bob
Mintzer olacakmış. Ortak projelerini öğrenemedim.
Dans Cafe’sinin geçici sitesi
http://www.chez.com/cafedeladanse/

Dave Douglas
ÖDÜLLERDEN:
Académie, Sunside, Sête, Porquerolles,
Lieberchies ve ‘Herbie’
7 Ocak’ta dağıtılan L’Académie du Jazz /Jazz Akademisi
ödülleri şöyle: Django Reinhardt Ödülü, Fransız piyanist Pierre Christophe (En
iyi müzisyen – d. 1969); Büyük Ödül Joe Lovano/Hank Jones ve “Kids”; Fransız
Albümü Ödülü, piyanist Andy Emler Megaoctet (İsmine aldanmayın kendisi
Fransızdır. d. 1958) – “West in Peace”; Avrupalı Müzisyen Ödülü, İtalyan
kontrbasçısı Ricardo del Fra (d. 1956); Klasik Jazz Ödülü, Amerikalı piyanist
besteci Roger Kellaway (d. 1939) ve “Heroes”; Vokal Jazz Ödülü, Fransız grup
Voice Messengers ve “Lumières d’automne”; Soul Ödülü, Amerikalı Mavis Staples
(d. 1939) ve “We’ll Never Turn Back”; Blues Ödülü, Amerikalı Beverly “Guitar”
Watkins (d. 1940) ve “Don’t Mess with Miss Watkins”.
Sunside Jazz Kulübü de 2007’den itibaren ödül vermeğe
başladı. 1. yılın genç talihlerini aktaralım: 1. Topluluk, kemancı Scott Tixier
ve Quintette’i; 2. Topluluk, piyanist Jean Kapsa’nın Trio Sphère’i; 1. Besteci
piyanist Paul Anquez, 2. Besteci yine Jean Kapsa; 1. Solist kadın baterist Anne
Paceo; 2. Solist vibrafoncu Stephan Caracci ve son olarak Jüri Özel ödülleri
gitarist Maxime Fougères ile baterist Thibault Pierrard arasında
paylaştırılmış.
Ödül sezonları genellikle yaz sonrası ve sonbaharda
olduğundan bir iki yeni olanağı hatırlatmakla yetinelim. Bu seneki başvurular
için çok geç olabilir. Meraklılar gelecek sene için şimdiden not alabilirler:
Jazz à Sête festivali iki yıldır genç jazzcılara ufuk açmaya
çalışan bir olanak yarattı. Temmuz’da dağıtılacak Tramplen’ler için,
www.jazzasete.com.
Akdeniz kıyılarının sevimli köyü Porquerolles trampleni için
www.jazzporquerolles.org, ve Django Liberchies trampleni için de
www.django-liberchies.be e-adreslerinden geçmenizde yarar vardır. 23-24-25
Mayıs’ta yapılacak Brüksel Jazz Maratonu’na katılmak isteyenler varsa,
www.brusselsjazzmarathon.be adresine bakabilirler.
2008 Grammy’lerde Jazz ve Herbie Hancock’un “River, the Joni
Lettres” zaferini hatırlatmak bizim görevimiz değil, ama değindik işte. Ne
olur, ne olmaz! Affola...

Kenny Werner
YAYINLARDAN:
Cahiers de Jazz, Jazzman, Jazz Mag, L’Odyssée de Jazz,
Wheather Report
Bir aksilik olmazsa Jazz’ın akademik dergisi “Les Cahiers de
Jazz/Jazz Defterleri” bundan böyle yılda bir çıkacak. 2007 sonunda basılan 4.
Sayı
Lucien Malson’un özgün bir araştırma yazısıyla açılıyor:
“Brother Ray & Lady Day”. Brezilya ve Jazz, Triolar için doğaçlama,
Fotoğrafçılıkta Jazz , Slam’ın Etnografyası için, Katrina’dan iki yıl sonra New
Orleans, Pierre Mac Orlan, Claude Luter gibi her biri araştırma ürünü
makalelerin yer aldığı dergi ancak abonmanla sağlanabiliyor.
3 ay önce yayınını durduran Jazz Hot’un yeniden yayınlanacağı
günü heyecanla beklerken, son derece kaliteli bulduğumuz diğer aylık dergiler
Jazzman ve Jazz Magazine görevlerini aşkla sürdürüyorlar. Son üçer sayılarına
hızlıca bir göz atacak olursak rekabetten ziyade birbirini tamamlayıcı
nitelikteki bu dergiler Jazz amatörlerine keyif veriyorlar.
Jazz sanatçılarının 2008’e yönelik dileklerini Ocak sayısına
ekleyen Jazzman Joshua Redman, Lee Konitz, Bobby Hutcherson, Stéphan Oliva ve
bu sene 40. yılını kutlayan Alman Free Jazz orkestrası Globe Unity’ye geniş yer
ayırmış. Şubat sayısı Cabu, Blutch, Munoz gibi büyük imzaların çizim ve
metinlerinin zenginleştirdiği bir “Jazz ve Çizgi-Roman” dosyasına hasredilmiş.
82’lik delikanlı Roy Haynes uzun bir söyleşide 60 yıllık kariyerini özetleyen
son toplu kutusundan ve hayattan söz ediyor. Aynı sayıda 82 yaşında taze
yitirdiğimiz Oscar Peterson hakkında Pierre Bouteiller’nin hazırladığı hoş ve
yararlı iki sayfalık bir referans yazısı var. Fransız Jazz dünyasının
varlığından kıvanç duyduğu Label Bleu yapımcılık şirketi batma tehlikesiyle
karşı karşıya. Jazzman ince ayrıntılarını okurla paylaştığı bir dosyada herkesi
uyarıyor. Ve kapak kahramanı Joe Lovano olan Mart sayısı. Ve bir dosya, “Jazz
Solcu mudur?” Zekice hazırlanmış bir dosya. Soruyu cevaplayanlar arasında
Fransız siyasi düşün hayatının harika çocuğu Jacques Attali de var. Bu sayıda
yeni albümleri çevresinde Evan Parker, Marilyn Mazur ve Fabien Mary ile de
görüşülmüş.
Jazz Magazine okuruna üç aydır birbirinden ilginç ve zengin
başucu dosyaları sunmuş. Her dosya merkezine konan bir jazz sanatçısı etrafında
geliştirilmiş. Ocak ayında Gilles Peterson ve “Acid Jazz’ın 20 Yılı”, Şubat’ta
Steve Coleman ve “Jazz-Ruhsallık” ve son olarak Mart ayında Jimmy Smith ve
“Hammond Orgu”nun hikayesi, yorumcuları. Ocak ayındaki Lennie Tristano’ya
saygı ve Lee Konitz söyleşisi, Şubat’ta Oscar Peterson’a saygı, Roy Haynes ve
eseri, hayatı, soloları ve ruhlarla dans eden Omar Sosa, Mart’ta Joe Lovano ve
Christophe Marguet söyleşisi, Didier Lockwood imzalı Stéphane Grappelli
yazısı, 68 Mayısı’nın Jazz belirtileri ve popüler sanatçıların şahı Henri Salvador’a
büyük saygı. “Bir Swing Bulutu” başlığı altında geçtiğimiz 13 Şubatta 90
yaşında yitirdiğimiz tam bir showman, benzersiz bir crooner Henry Salvador
anılıyor. Ayrıca her zaman olduğu gibi her derginin, her sayısında ortalama
yüzün üstünde yeni CD ve DVD tanıtılıyor. Yeri gelmişken belirtelim,
Jazzman’ın Yazı İşleri müdürü Alex Dutilh 2007 yılında, yalnızca kendilerine
yollanan yeni CD ve DVD sayısını 2256 adet olarak veriyor.
Yazar ve müzisyen, Jazz Hot dergisi Yazı Kurulu Genel
sekreteri, Jazz Akademisi üyesi Noel Balen Fransızca özgün jazz tarihi
yazınının en önde gelen ismi. Yazarın ilk kez 1993’te yayına hazırladığı
“L’Odyssée du Jazz / Jazz’ın Odisesi” başlıklı 800 sayfalık referans kitabın 5.
yeniden gözden geçirilmiş baskısı çıktı. Eser gerçekten orijinali Fransızca
yazılmış tek ayrıntılı başucu kitabı. Liana Levi yayınlarından basılan kitap
müthiş zengin endeksi sayesinde çok kullanışlı bir hale gelmiş.
Wheather Report demek biraz da Elektrik Jazz’ın tarihi demek.
Le Mot et le Reste yayıncılık jazz konusunda ‘özgün ve dolgun’ araştırma ürünü
ciddi çalışmalar yayınlayan idealist bir girişimci. Kendisi de müzisyen ve
araştırmacı olan Christophe Delbrouck’ın hazırladığı “Wheather Report” başlıklı
eser jazz’ı derinlemesine tanımak isteyenler kadar, bu konuda araştırma yapmak
isteyenlere de örnek bir kitap...
Philippe Yvon’un metinlerini yazdığı, Névil’in desenlerini
çizdiği, Casterman yayınlarından basılan “La clé bleue / Mavi Anahtar” başlıklı
çizgi roman ve müzisyen-yazar Franck Pélissier’nin ikinci jazz romanı “Deux
café sans sucre / Şekersiz İki Kahve” (Chloé des Lys yayıncılık) Fransızca
bilen ve jazz sevenlere biçilmiş kaftan bir hediye (sınırlı kitlenin bilincinde
olmamıza rağmen naçizane ve acizane bir tavsiye).

Paris Jazz Big Band
ALBÜMLERDEN:
Coursil, Catherine, Escoudé, Cehennem Kazanı ve Almanlar
2008 BB’sü sayesinde tanıdığım 70’lik isyan çocuğu, Jacques
Coursil’in “Clameurs” (Universal) başlıklı, 2007’de çıkan albümünü dinlediğim
zaman ‘Jazz’ denen definede beni daha ne mücevherlerin keşfedilmek için
beklediğini hayretle gördüm. Senfonik şiir, sömürgeciliğe tokat, daha ilk
notaları duyar duymaz iliklerinize işleyen melankolik bir tını. Mino Cinélu’nün
perküsyonları kalp atışlarını andırırcasına yapışmış bu şiirli, jazz’lı gövdeye.
Şu yazıları yazdığım sürece hep Coursil’i dinledim desem çok abartmam. Nerdeydi
bu kadar yıldır bu adam ?
Belçikalı jazz gitaristi Philip Catherine (d. 1942)
“Guitars”’dan 33 yıl sonra 2. solo gitar albümünü çıkarttı. “Guitars Two”
(Dreyfus), üstüste kayıt tekniğiyle hazırlanan CD eleştirmenlerde ‘Şok’ etkisi
yaratmış. 13 orijinal beste de elektrik ve akustik gitarın usta yorumcusuna
ait.
Bir gitar ustası daha. Hem de bu kez üç kere üç gitar. Lider
Christian Escoudé hariç diğerleri has Roman gelenekten geliyorlar. “20 ans de
Trio Gitan / Trio Gitan 20 Yılı” (Nocturne) üç albümden oluşuyor. İlk CD 1987
kaydı ve Boulou Ferré ve Babik Reinhardt (Django’nun oğlu). İkincisi Dorado
Schmitt ve yine Babikli 2000 kaydı. Sonuncusu Jean-Baptiste Laya ve David Reinhardt
(Django’nun torunu) ve 2006 kaydı. Çingene gitarı severlere ebediyet
hediyesi...
Cehennem kazanı kaynıyor. Birlikte kaynamak isteyenlere baş
tavsiye, La Marmite Infernale topluluğu ve “Envoyez la suite / Gerisini
Yollayın” (ARFI). Katalan kazanını tercih edenlere genç gitarist Jordi Matas ve
Organic Trio’sunu salık veririz. “Landscape” (Abeille Musique).
İki Alman baba jazzcı. Sakın sakın ha o da olur mu, diye
burun kıvırmayın... Alexander von Schlippenbach ve “Globe City – 40 Years”
(Intakt) ve Heinz Sauer ve “The Journey”i (Act) dinleyin ondan sonra kendiniz
karar verin. Bir de yine aynı diyardan nispeten genç sanatçı (Jan) Schumacher
Quartet ve “Windstille” (Cristal Records).

Eric Le Lann
ŞAPKALAR:
MARTIAL Solal, Radoni, Le Moal, Goyens, Güines ve Henri
SALVADOR
Bir kaç gün önce 15 Mart Cumartesi günü Paris’in en prestijli
sahnelerinden Théatre du Châtelet Fransız jazz’ının yaşayan belki de büyüğünü,
besteci- piyanist Martial Solal’ı ağırlıyordu. 1927 Cezayir doğumlu sanatçı 2.
Dünya savaşı sırasında Fas’ta askerliğini yaparken önce Amerikan ordusunun
kilise ayinlerinde çalar. 1945’te profesyonel yaşama geçen Solal çoğunluğun
solo çalışır. Ancak Carmen McRae, Chet Baker, Dizzy Gillespie, Jimmy Gourley,
Lee Konitz, Paul Motion, Phil Woods, Stan Getz gibi Amerikalı sanatçılar veya
Daniel Humair, Didier Lockwood, Michel Portal, Stéphane Grappelli Fransız
jazzcılarla da konserler, eserler veren Solal hayatta 80, Jazz’da da neredeyse
65. yılını geride bırakırken sayısız beste ve kayıta da imza atıyordu.
Örneğin, Fransız sinemasının ‘Yeni Dalga’sının simgesi Jean-Luc Godard filmi
“A bout de souffle”un (1960) orijinal bestesi veya “Sans tambour ni trompette”
(1970) albümü gibi Fransız jazz’ı klasikleri. Châtelet Tiyatro sahnesinde 80
yaşının onuruna yapılan geceye Bireli Lagrène, Eric Le Lann, Roy Haynes,
Stefano Bollani gibi jazz çehrelerinin yanı sıra sanatçının jazz yorumcusu kızı
Claudia Solal da katılıyordu. Ustaların ustası Martial Solal’a nice 80 yıllar
ve ŞAPKA...
1949’da İtalya’da doğan gitarist Paolo Radoni genç yaşında
Belçika’ya yerleşti. Bir süre Belçikalı Jazz Müzisyenleri Derneği’nin
başkanlığını da yapan sanatçı geçtiğimiz 21 Aralık’ta Brüksel’de vefat etti.
Baterist Patrick Le Moal maalesef aramızdan daha da genç ayrıldı. 28 Temmuz
1955’te Paris’te dünyaya gelen Le Moal 24 Aralık 2007’de yine Paris’te son
şapkasını çıkarttı.
Cosmopolite Bruxelles veya Brussels Big Band gibi bir dizi
jazz orkestrasının da yönetmiş Belçikalı trompetçi, 10 Ocak 1920 doğumlu Al
Goyens 30 Ocak’ta aramızdan ayrıldı. 18Haziran 1930’da Küba’nın başkenti
Havana’da dünyaya gelen Tata Güines geçtiğimiz 4 Şubat’ta yine Havana’da son
şapkasını çıkarttı.
90 yaşına kadar şen şakrak yaşamak ve “jazz hayatımın
anlamıydı, ama adamlar beni sonuna kadar anlayamadılar. 80’ninde baharını
yaşamak olağanüstü hoş bir duygu. Öyle bir tadını çıkartıyorum ki, dostlar
başına...” diyebilmek ne büyük bir mutluluk. Dillere destan, kulaklar çınlatan
kahkahaları, neşeli çehresi, bitmek tükenmez bilmez iyimserliğiyle Fransızların
ebediyen gönlüne yerleşen Henri Salvador geçtiğimiz 13 Şubat’ta şapkasını
çıkartıp herkesin önünde son reveransını da yapıp gitti. 18 Temmuz 1917’de
Fransız Guyanası’nın Cayenne kentinde dünyaya gelen bu binbir yüzlü ve
marifetli eşsiz ‘Yerli’ sanatçı, Fransız varyete tarihinin tartışmasız en
büyüklerindendi. Televizyon komiği, sinema ve sahne oyuncusu, sayısız popüler
şarkının yorumcusu kendini hep Jazz sanatçısı olarak gördüğünü söyler, ancak bu
işin erbabının, yani ‘varyete tacir’lerinin kendisini hep farklı yöne
ittiğinden, kendine has ve hiç kimseyi zedelemeyen, kırmayan üslubuyla
‘şikayet’ ederdi. Çok yönlü sanatçı, 2000 yılında, 83 yaşında çıkarttığı
“Chambre avec vue” adlı albümüyle gönlünde yatan aslanın Jazz olduğunu dosta
düşmana kanıtlamıştı. Her şeyden önce muhteşem bir Crooner’dı.... ŞAPKA !!!
Duc des Lombards’ın açılışında şöyle deniyordu: “Jazz olmak,
özgür olmaktır. Jazz olmak ötekilerle, olduğun gibi, doğal ama belirli bir
zerafet içinde yaşamaktır. Jazz olmak müzikli eşsiz anları paylaşarak, tadını
çıkartarak yaşamak demektir.” Nice jazz tatlı günlerde, gönlünüzce yaşamanız
dileğiyle esen ve şen kalın...
Uğur Hüküm – Paris / 20-25 Mart 2008 /