27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kuşadası’ndan Fransa’ya...

 

31 Ocak günü Tuna Ötenel in hastahanede olduğunu öğrendim. Bir kalp rahatsızlığı nedeniyle ameliyat olacaktı. Ne kadar şaşırdım. Bildiğimiz Tuna, değil hasta, nezle bile olmazdı. Derken ameliyat günü geldi. Morali son derece iyiydi. Ameliyat sonrası yoğun bakımdan çıkması oldukca uzun sürdü. Bizler son derece endişeli anlar yaşadık. Şu sıralar biliyorum ki, hala tam iyileşmiş değil ama çabası içinde.

Fransa’da, Türk jazz müzisyenlerini yıllardır takip ederim. Tuna’yı da 80’li yıllarda dinledim ilk kez. Kuşadası’nda 1991 yılında, 3 Boğa Jazz Kulübünü açtığım zaman, Cüneyt Sermet beyin bana “Tunayı davet et ve absolut bir kulağın ne olduğunu gör!” deyişini duyar gibiyim. Nitekim Tuna geldi. O arada biz de sevgili bascımız Kürşat’a da, kendisine çok güzel bir sürprizimiz olduğundan sözetmiştik. İlk konseri unutmak ne mümkün… Dostluğumuz o tarihlerde başladı Tuna ile. O da kulüpte olmaktan çok mutluydu. Kuşadası’nda henüz bilinçsiz gürültüler had safhada değildi. Müzik sırasında konuşanları ikaz edişime, daha olmadı kapıya koyuşuma hayret ediyor ve her yıl kulübün  devam etmesi açısından yeni kararlar alıyor, “biraz ticari olalım” diyordu. İsteyen olursa “New York New York” bile çalarız diyordu şakadan… Ama hiçbir zaman çalınmadı tabii. Gittiği yere kadar diyorduk birlikte.

Unutulmazlar anlar yaşandı. Ekibe Erol Pekcan’ın da katılmasıyla durumun nasıl olabileceğini anlamışsınızdır sanırım.

1994 yılında, Kuşadası’nda, ilk festivali organize ettim. Festival komitemiz yoktu. Zaten yoktan varetmiştik bu etkinliği. Richard Galliano, Daniel Humair, Maffy Falay ve adını daha sonraları ünlü olarak göreceğimiz bir çok müzisyeni davet etmiştim. Tuna’nın en büyük anılarından birisi de bu festivaller sırasında, Chan Parker ve alto saksofoncu Peter King ile karşılaşması olmuştur.

Tuna’nın Fransa’ya gelişi, yaptığımız albümler ve müzisyenlerle yaşanılan güzellikler anlatılmakla bitmez. Zaten bütün bunlar içindir ki Tuna bana, anıları, hep yazmamı söyler.

Ameliyatından bir gün önce, bana kalp ameliyatlarından sonra insanların değişime uğradıklarını söylemişti. İster misiniz onun jazz dehasına yeniler eklensin… Tanıyanlar bilirler ki, kendisi son derece esprili bir kişiliğe sahiptir. Ben sabırsızlıkla onun tamamiyle iyileşmesini ve  bu yarı uykulu halden sonra, belki bilinmeyen bir çizginin ötesinde, kimlerle karşılaştığını,  neler hissettiğini bize anlatmasını bekliyorum. İşte o zaman “şimdi oldu, ben de herşeyi kaleme döküyorum” diyeceğim. Güzel bir öykü çıkacağından eminim çünkü.

Yeri doldurulamayacak büyük usta Tuna’ya bütün pozitif enerjimi gönderiyorum. Sizlerde benim gibi yapın ve onu yine aramızda görelim yeniden.

Bu sayımızın bir özelliği de dergimizin uzun bir yolculuktan sonra 50. nci sayıya ulaşmış olması. Zuhal Focan’ın, dergi çıkarma ile ilgili isteğini, geçmiş yıllarda çok severek gittiğim Gramofon’da konuşmuştuk. Ne kadar güç bir iş olduğunun da elbette farkındaydık. Sonra bir gün benden, Paris’ten haberler vermemi rica etti. Galiba ilk yazıyı gönderen ben olmuşum...

İlk sayıda gerçekten büyük bir mutluluk yaşadım. Derginin bayilere ulaşıncaya kadar geçen işlemlerinin ne kadar stresli olduğunun, acaba herkes bilincinde miydi?

Ülke koşullarında, hele hele Jazz Dergisi olarak bu sayıya ulaşabilmenin çoook güç bir iş olduğunu takdir  edersiniz. Günümüze kadar gelmiş olmak başlıbaşına bir başarıdır ve kıvanç duyulacak bir durumdur.

Dergimiz, bir avuç jazz gönüllüsünün emekleri sonucu ortaya çıkmıştır. Okuyucularımızı mutlu etmek hep hedefimiz olacaktır. Belki yenilikler getireceğiz, projeler üreteceğiz... Herşeyin daha iyiye gideceği kaçınılmaz...

Zuhal Focan’a kocaman bir teşekkür borçluyuz.

Konserlere gelince: Açıkca söylemek gerekirse şöyle yüreğimi hoplatan sesler duyamıyorum. Her zaman tekrarladığım gibi eleştirmen değilim. Ama! Söyleyecek çok şeyim olduğundan emin olabilirsiniz. Susuyorum çünkü müzisyene saygılıyım. Severek dinlediğim konserlerden bazıları:

“The Barefoot lady” Rhoda Scott, yepyeni bir grupla Sunset jazz kulübündeydi. Lady Quartet Hammond orgda Rhoda Scott, alto-tenor ve davuldaki “lady”lerle yepyeni bir repertuarla dinledik. Rhoda ilerlemiş yaşına göre son derece enerjikti. Jazz’ın yaşayan en büyük organisti diyebiliriz. Diğer genç müzisyenlerin ilk heyecan tutukluğu geçtikten sonra daha rahat çaldıklarını söyleyebilirim. Özellikle altocunun da geleceğinin çok parlak olduğu muhakkak.

“Vocal Deliria” yeni vokal gruplarından. Gino Sitsonu uzun yıllar önce tanıdım. Onu bana Kamerun ülkesinin Bobby McFerrin olarak tanıştırmışlardı. Şimdilerde kendisi gibi vokalist Gretechen Parlato, Sacha Vasandini, Malika Zaran ile yeni grubunda, derin düşünce tarzlarını örnek aldığı Martin Luther King, Malcolm X, Nelson Mandela dan yola çıkarak şaşırtıcı bir ses akrobasisiyle çok ilginç bir konser oldu.

Giovanni Mirabassi çok sevdiğim bir piyanist. Chet Baker, Stefano di Battista, Daniel Humair, Flavio Boltro gibi müzisyenlerle çaldı. Bu defa Gianluca Renzi (b), Leon Parker (d) üçlüsüydü. Mirabassi, Enrico Pieranunzi dolayısıyla Bill Evans ekolünden bir piyanist. Sunsette onun için Michelange Che Guevara karışımı diyenler oldu. Katılıyorum ve nasıl bir konser olduğunu tahmin edersiniz diyorum.

Bu arada Christian Escoudé Trio Gitan ve Belçikalı gitarist Philippe Catherine’nin son albümü The Two Guitars’ı sunuş konseri de sevdiklerim arasındaydı.

“Kızlar Dörtlüsü” çok revaçta. Leila Olivesi, Paris – New York ve Sahra arasında bir piyanist. Anne Paceo (d), Chris Jennings (b), Lisa Cat- Baro (ts). Leila’nın bir SACEM ödülü var. Şarkıcı Elisabeth Kontomanou özel davetliydi ve şiirlerden düzenleme bir repertuar dinledik. Elisabeth’i ilk defa dinledim. Kişiliği ve sesiyle herkesi büyüledi.

Geçen yıl, Yaylaköy’deki derneğimiz hakkında bilgiler vermiş ve amacımın jazz konserleri yanısıra jazz atölyeleri yapmak olduğundan sözetmiştim. Bu yıl başlıyoruz. Programımızda latin vokal, latin piano ve perküsyon olacak.

Latin vokal çalışmaları için Manu Le Prince i davet ettim. Manu, günümüzün en mükemmel latin şarkıcılarından biri. Jazz-bossanova ile ilgili seminerimizde, kollektif olarak perküsyonlu onomatope söyleme, Brezilyaca telaffuz ve fonotik yazılış, nefes alma ve sesi yerleştirebilme teknikleri, beraber ve ayrı söyleme staj sonunda ise mikrofon kullanma ele alınacak.

Latin piano seminerini ise Felipe Monque gerçekleştirecek. Felipe Caracas doğumlu. Piyano, flüt çalıyor. Ahimsa, Baquedamus, Tito Puente’nin Malanga grubunda çaldı.

Pronto Comenzara Nuestro Viaje müzikalinin kompozitörü. 1974 yılından beri çok yoğun geçen müzik yaşamında çeşitli festivallere katılmış. Günümüzde salsa latin jazz konserlerine devam etmekte.

İsteğe bağlı olarak perküsyon semineri de yapmamız mümkün.

Seminerimizin kuramsal dersleri ise Hülya Tunçağ tarafından verilecek.

Haziran ayında gerçekleştireceğiz. Seminere katılacakların daha önce müzik çalışmaları yapmış olması tercihimiz.

Nisan ayı başında kesin tarihi verebileceğim. Bunun yanısıra  ücret, kalınacak yerle ilgili bilgileri doğrudan adresimden öğrenebilirsiniz. jazzzforever@yahoo.fr

Huzurlu bir bahar diliyorum herkese...

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


71086 - unknown - 38.107.179.238