Telli sazdır bunun adı,
çingenelik bunun neresinde?

Bireli Lagrene / Sara
Lazarus - 22 Mart Cumartesi – İş Sanat
Sahnenin hareketlenmesiyle beliren üç adam, konuşmadan
girişiyorlar çalgılarına. Bireli Lagrene’in semi-akustik kasa Gibson’ının soft
jazz akor dizilerine endeksli yürüyen erken hard-bop parçalar çalıyorlar. Eski
tarz, eski sound, geleneklerle barışık ve uygun adım mainstream jazz çalıyor
üçlü; büyük bir keyif içinde.
Stan Getz ruhlu gevrek sololarıyla romantik yüzünü öne
çıkaran saksofoncu Franck Wolf, sound’unda oldukça derin Brezilya jazz’ı
etkileri taşıyor. Gerçek bir romantik gibi, çağının geride kalan zamanlarını
yansıtıyor, nefesini yöneten parmaklarında. Yüzünden gülümsemesi eksik olmayan
kompleksiz ve silik karakterli genç basçı Diego Imbert, standart vazife adamı.
Müziğin alt seslerinin güvenle ellerine bırakıldığı sadık adam, konser boyunca
gözünü bir saniye olsun ayırmıyor, Bireli’nin çok şey anlatan sempatik
mimikleri ve refleks dolu parmaklarından.
Sahnede neden üç kişi olduklarını, biri romantik ballad olmak
üzere ilk üç sözsüz parçanın ardından Bireli’nin açıklamasıyla öğreniyoruz.
Bireli’nin uzun süreli mesai arkadaşı olarak tanıdığımız ritim gitarcı Hono
Winterstein, hasta yatağında yüksek ateşle yattığı için aralarında bulunamıyormuş.
Ardından birlikte imzaladığı son projesi “It’s All Right with Me” albümünün
jazz vokal dalında Thelonious Monk Uluslararası Jazz Ödülü sahibi ortağı Sara
Lazarus’u davet ediyor sahneye Bireli; duymaması üzerine tüm sempatisiyle yaka
paça bağır çağır.
Birlikte jazz’ın belki de en heyecan verici zamanlarına
gidiyorlar; aşk hakkında kalp çarpıntılı balladlara yöneldikleri albümünden
“Down with Love” ve “Deed I Do” adlı standartlarla. Repertuar heyecan verici
bir zaman dilimine, dünyanın duygularla birlikte henüz kirlenip bozulmadığı, en
mühimi karşı cinsler arasında aşkın olduğu bir döneme ait, ama bu projedeki
sürümleri tıpkı günümüz gibi. Tamam, Sara’nın çok iyi bir vokal olduğunu
söylemek mümkün, ancak sahnesinin ışıklı olduğunu aynı kolaylıkta
söyleyemiyoruz. Sahnede matematik öğretmeni suratlı, kuralcı Amerikan ev kadını
imajlı, sert bir genç anne görüntülü soğuk nevale Sara. Sahne notu sıradan bir
kulüp şarkıcısından taş çatlasa yarım puan yukarıda. İnsandan insana geçen,
kalpten kalbe akan o ılık elektrik akımı çok az bahşedilmiş kendisine. Belki
biraz bunun bilincinde; hiçbir hareketinde aşırıya kaçmadığı gibi, vermek
istediklerinin de gerisinde kalmamaya azami gayret gösteriyor.
Şarkılar en çok Bireli’nin solo performansları esnasında bir
üst seviyeye taşınıyor. Onun tıkmaz, ufak tefek, şekilsiz balık eti gövdesine
mütenakıs parmaklarıyla ve muazzam tekniğiyle attığı kuvvetli soloların bazen
hızına rüzgar bile yetişemiyor.
Sara’nın soğukluğuyla ayakkabılarının altındaki iki renkten
bile rahatlıkla okunan Bireli’nin çingene ruhu, tatsız bir tezat oluşturuyor.
Bu projedeki en masum tezat belki de bu; çünkü bu yan yana gelişte başka
müzikal zorlamalar da söz konusu. Öncelikle bu projenin adı neden çingenelikle
alakalı? Anlayan varsa beri gelsin…Çingene Bireli’nin önünde saygıyla eğildiği
ve tarzına gönderme yaparak çaldığı Django Reinhardt’tan başka bunun konuyla
alakası yok, ki bu da zaten Bireli’nin her halinde mevcut.
Albüme adını veren Cole Porter bestesinin ruhu ile “Taking a
Chance on Love”ın ortasındaki çok renkli kompleks Bireli Lagrene solosu bile
ümit edilen tansiyonun altında geçiliyor. Ön sıralardaki jazz şarkıcısı olmaya
hevesli birkaç genç kız bile heyecanlanmıyor. Sadece hareketli “Cheek to
Cheek”, duygu yüklü “Jim” ve “What a Little Moonlight Can Do” yorumlarındaki
Bireli’nin soloları, parçalara bambaşka bir hava veriyor; gelecekten çalıyor
gibi, geçmiş zamanın içine doğru.
Cumartesi yanlış gün bu konser için. Tipik bir pazartesi
akşamı dinletisi. Konserin akıllarda kalan tek espri sahnesi, Bireli’nin
bisteki “The Way You Look Tonight”ın solosu esnasında birkaç saniye için
durarak yanağını kaşıması oluyor.