Herbie Hancock RIVER,
The Joni letters

Stan Getz ve Joao Gilberto'nun birlikte kaydettikleri
"Getz/Gilberto" 1964’te yılın albümü kategorisinde Grammy ödülünü
almışlardı. Bu kategoride ikinci kez bir jazz albümü 2008 yılında bu ödüle
layık görüldü. Herbie Hanckock’un folk rock şarkıcısı Joni Mitchell’in
besteleri üzerine yaptığı çalışma, “RIVER, The Joni Letters”… Bu çalışma aynı
zamanda en iyi jazz albümü Grammy’sini de aldı.
Sanırım müzik endüstrisinde Herbie Hancock kadar saygı
kazanmış ve etkin olmuş çok az kişi vardır. Ölümsüz Miles Davis,
otobiyografisinde onun hakkında şöyle diyor: “Herbie, Bud Powell ve Theolonius
Monk’un müzikal takipçisi idi. Onu takip edebilen birini ise henüz dinlemedim”.
Herbie Hancock, henüz 11 yaşında Chicago Senfoni Orkestrası
ile birlikte Mozart piyano konçertosunu seslendirdi. Lise yıllarında Oscar
Peterson ve Bill Evans etkisi ile jazz çalmaya başladı. 1960’ta 20 yaşında iken
trompetçi Donald Byrd tarafından keşfedildi. Aralarında Phil Woods ve Oliver
Nelson’ın da bulunduğu birçok önemli müzisyen ile iki yıl birlikte çaldıktan
sonra resmen bir Blue Note müzisyeni oldu. İlk albümü “Takin’ Off” ile büyük
bir başarı yakaladı. Albümde yeralan “Watermelon Man” R&B ve jazz
radyolarının gözde parçalarından biri oldu. Yine 1963’te Miles Davis’in
efsanevi beşlisinde yer alması için aldığı davet onun için bir dönüm noktası
oldu. Miles ve Herbie dışında saksofonda Wayne Shorter, kontrbasta Ron Carter
ve davulda Tony Williams’dan oluşan Miles Davis Quintet, 60’ların en önemli
jazz grubu olarak nitelendirilir. Müzikalitenin dorukların ulaşan beşli her
biri jazz klasikleri arasına girmiş ESP, Nefertiti ve Sorcerer gibi albümleri
kaydettiler. Beşliden ayrıldıktan sonra da Miles ile çalmaya devam eden Herbie
jazz fusion’un ilk örnekleri olan “In a Silent Way” and “Bitches Brew”
albümlerinde de çaldı.
Araştırıcı ve yenilikçi yaklaşımı ile 1960’lardan bu günlere
değin sınırları aşan ve müzik tarzlarının, kalıplarının dışına taşan, aynı
zamanda müzikal dilinin özgünlüğünü koruyan Herbie, halen vizyoner kimliği ile
dinleyicileri kendine hayran bırakıyor. Elektronik klavyeli çalgıların jazz
müziğinde kullanılmasına öncü olan Herbie Hancock sanatsal platformda ulaştığı
büyük başarıya ek olarak özellikle 1970 ve 1980’lerde güncel müziklere yakınlaşması
ve elde ettiği ticari başarı tutucu jazz çevreleri tarafından pek takdir
edilmedi. O, hala her yeni projesine yaratıcılığının sınırlarını genişletmek
arzusu ile büyük bir motivasyon ile yaklaşıyor.
Yakın arkadaşı Joni Mitchell’in bestelerini çaldığı Grammy
ödüllü “The Joni Letters” bu projelerden en güncel olanı…Verve yöneticilerinden
Dahlia Ambach Caplin’in fikrinden yolan çıkan Herbie Hancock, yakın arkadaşı
olan şarkıcı Joni Mitchell’in bestelerinden oluşan bir albüm kaydetmeye karar
verdi. Aynı zamanda Herbie’nin yapımcısı Larry Klein’ın eski eşi olan Joni
Mitchell, gitar ve vokal stili, folk müziğe olan yenilikçi yaklaşımı, jazz
etkileşimi, aynı zamanda usta bir ressam ve fotoğrafçı oluşu nedeni ile nerede
ise 40 yıldır gündemde olan bir kişilik. Toronto’nun sokaklarında ve küçük gece
kulüplerinde başlayan müzik kariyeri, 1960’ların ortalarında New York’ta ortaya
çıkan folk müzik akımının etkisinde kaldı. 1960’ların sonlarında şöhreti
yakaladı ve Güney Kaliforniya folk rock sahnesinin en önemli figürlerinden biri
oldu. 1970’lerde pop ve jazz türlerinin kaynaştırdığı deneysel çalışmalar
yaptı.
Herbie Hancock 2006 yılında kaydettiği "Possibilities”
albümünde de popüler müziğin sularında gezinmişti. 2007 projesi “RIVER, The
Joni Letters” da piyaniste muhteşem bir kadro eşlik etmiş. Saksofonda Wayne
Shorter, kontrbasta Dave Holland, gitarda Lionel Loueke ve davulda Vinnie
Colaiuta… Herbie Hancock ve Wayne Shorter’ın yarattıkları müzikal atmosfer bizi
1960’lara, Miles Davis beşlisinin müziğine götürüyor. İyi ve evrensel müziğin
aslında zamandan, mekândan, tarzlardan ve dönemlerden bağımsız olduğu bence bu
sihirli anlarda gizli… Ayrıca aralarında Norah Jones ("Court and
Spark"), Tina Turner (“Edith and the Kingpin”), Corinne Bailey Rae ("River"),
Leonard Cohen ("The Jungle Line") ve Mitchell’ın kendisinin
("Tea Leaf Prophecy") de bulunduğu şarkıcılar da albümde yer alıyor.
Albüm genel itibarı ile oldukça sakin, “cool” bir havada.
Nerede ise tüm parçalar ballad formunda, abartıdan ve virtüöziteden uzak… Herbie’nin
muhteşem piyano sound’u, armonik ve ritmik yaklaşımı, Wayne Shorter’ın artık
ermiş bir bilge olgunluğu ile çaldığı sololar ve şarkıcıların melodilerine
yaptığı eşlikler, Dave Holland’ın koyu bas tonu, üst seviye davul tekniği ile
tanınan Vinnie Colaiuta’nın sadece fırça kullanarak yarattığı tamamen ifadeye
dayanan minimal yaklaşımı ile ortaya çıkan müzik beni oldukça etkiledi. Herbie
Hancock, albümde seçtiği parçaların aralarında Joni Mitchell’in pek te
tanınmayan sofistike bestelerinin de olduğunu söylüyor. Albüm ile aynı adı
taşıyan “River” açıkçası favorim oldu. Müzik tarzlarının karışımları ile
hoşlaşmama rağmen folk rock ile jazz’ın bu birleşimine hayran kaldığımı
söylemeliyim. Herbie’nin intro’su, Wayne Shorter’in ulvi soprano saksofon tonu,
Vinnie’nin fırça sound’u, parçanın sonlarına doğru serbestleşen ritm, Herbie ve
Wayne Shorter’in ortak outro’su… Müzikalitenin üst sınırlarına yaklaşılan
anlar…
Şarkı sözlerinin içeriğine çok bağlı olan müzik türlerindeki
bestelerin enstrümantal olarak yorumlanması her zaman için problematik bir
konudur. “RIVER, The Joni Letters”da çalınan “Both Sides Now” ve “Solitude”
kanımca Herbie’nin sololarındaki melodik yaklaşım ve parlaklık sayesinde ifade
açısından vokal içeren parçaların hiç de altında kalmıyor. Albümde Joni
Mitchell imzası taşımayan tek parça efsanevi bir Shorter bestesi “Nefertiti”.
Gayet serbest bir tavır ile çalınan bu parça ile Herbie ve Wayne, eski dostları
ve ustaları Miles Davis’e selam gönderiyorlar.
“RIVER, The Joni Letters” aslında Grammy ödüllü albüm
niteliği ile değil müzikal içeriği ile hafızalara kazınacak ve güncelliğini
kaybetmeyecek bir albüm… Herkese hararetle tavsiye ederim.