27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Diane Hubka 
25, 26, 27 Mart tarihlierinde Emirates Havayolları’nın sponsorluğu ile İstanbul’da Nardis’te bir dizi konser veren Diane Hubka  ile genç vokalist Başak Yavuz konuştu.

 

 

Müziğe nasıl başladınız? Küçük yaşlarda keman, trombon ve gitar öğrendiğinizi okudum. Nasıl gelişti herşey?

Ailemin isteğiyle 6 yaşımda keman dersi almaya başladım. Çalarken kollarımı ağrıttığı için kemanı bıraktım. Dördüncü sınıftayken, yani 9 yaşımda trombon çalmaya başladım. Fakat trombon, her gün sınıfa taşımak için çok ağırdı. Gitar çalmaya 11 yaşımda başladım.


Jazz müziğiyle ilişkiniz ne zaman başladı?

Üniversiteden mezun olana kadar jazz çalmadım hiç. O zamana kadar hep folk müzik çaldım. James Taylor, Joni Mitchell müzikleri çaldım. Üniversitede müzik okumadım fakat özel dersler aldım. O yıllarda, yani 80’lerin başında,  jazz müzik programı olan üniversite sayısı çok azdı. Klasik müzikle ilgili dersler vardı. Hükümet, özel derslerimin parasını bir seneliğine karşıladı. New York’a taşındım ve Anne Marie Ross ile jazz vokal çalışmaya başladım.


Genelde vokalistlere piyano çalmaları önerilir. Gitarla devam etmenizin sebebi nedir?

Gitarın sesini seviyorum. İlk jazz öğretmenim bir gitar öğretmeniydi.  New York’a taşındıktan sonra bir süre piyano çalıştım aslında. Armoniyi klavye üzerinden öğrenmek daha kolay. Akorları çalışırken klavyede görmek, şarkı söylerken kendine eşlik edebilmek, öğrenme sürecini oldukça hızlandırıyor. Sadece kök notayı bile basıyor olsan, çok iyi bir çalışma metodu. Eğer jazz vokalisti olmak istiyorsan müzik çalışmak zorundasın. Jazz biraz zor bir müzik. Sofistike bir armoni ve ritme sahip. Bu sebeple müzik çalıştıkça bunları duymaya başlarsın. Zamanla basçının ve piyanistin neler çaldığını, neler yapmakta olduğunu gerçekten duymaya başlarsın. Ben kendi gelişimimde, bu çabayı göstermeden önce, evin içine dışardan bakıyor gibiydim. Bu süreç sonunda kendimi gerçekten o odanın içinde hissettim, müzisyenlerle aynı odanın içinde. Özellikle emprovizasyon konusunda kendimi oldukça geliştirmiş oldum. Sarah Vaughan, Carmen Mcrae de piyano çalıyordu.


New York’a taşındıktan sonra Sheila Jordan, Jay Clayton, Barry Haris, Horald Danko, Connie Crothers ve Howard Alden gibi isimlerden dersler aldınız. O dönemden biraz bahseder misiniz?

Aslında öğrendiklerimin çoğunu Anne Marie Ross’dan öğrendim. Sheila Jordan’ın atölyesine birkaç kez katıldım. Çok tatlı bir kadın. Ondan oldukça etkilenmiştim. Şarkı söylemesini de çok seviyorum.

Jazz müziğini geleneksel yöntemle, yani doğrudan bu işin ustalarından öğrenmekten gurur duyduğunuzu söylüyorsunuz. Bu bakış açısını gerçekten çok sevdim. Bir yandan mimarlıkla geçimimi sağlarken bir yandan müzisyen olma çabasındayım ve bu görüşünüz insana cesaret veriyor.

Ben de başka bir işle geçimimi sağladım. Sheila Jordan’ın da sürekli olarak bir ofise bağlı olarak çalıştığını ve emekli olduğunu okumuştum onunla tanışmadan önce. Tanıştığımız zaman ona kiramı ödeyebilmek için gündüz işinde çalıştığımı söylediğimde bana; “Müziğini sürdürebilmek için yaptığın şeylerden dolayı kendini suçlama”dedi. Onun da kızı vardı ve kızına bakmak zorundaydı. Çok popüler bir müzik yapmadığından hiçbir zaman yeterince kazanamamıştı. Onun harika bir şarkıcı olduğunu düşünüyorum.


Müzikal stilinize ve vizyonunuza en çok kimlerin katkısı olduğunu düşünüyorsunuz?

Öncelikle Carmen McRae. Onu bir kez dinleme fırsatı buldum. Sarah Vaughan’ı da canlı dinlemiştim bir kez. Konser sonrası bekleyip onu çok sevdiğimi söylemiştim. Bunu yaptığım için çok mutluyum. Keşke Ella Fizgerald’a da onu ne kadar sevdiğimi söyleme fırsatı bulabilseydim. Çok fazla isim geliyor aklıma. New York’tayken ders aldığım Connie Crothers, ünlü piyanist Lenny Tristano ile evliydi. Lenny Tristano kör olduğundan dolayı nota okuyamıyor, duyarak çalıyordu. Eşinden etkilenmiş olmalı ki Connie, duyarak söyleme konusunda kendimi oldukça geliştirmemi sağladı. Lester Young’un sololarını söylememi isterdi. Bu çalışma, beni geliştiren en önemli deneyimlerden biriydi. Çünkü onu yalnızca dinlemiyor, aynı zamanda onunla birlikte söylüyordum. Başta bunun çok zor olacağını düşünüp, solonun transkripsiyonunu yaptıktan sonra söylemek istedim fakat Connie bunu engelledi. Transkripsiyon elbette çalışmak için çok iyi bir yöntem fakat bu egzersizin amacı her şeyi kulakla yapmaktı. Düşündüğümden çok daha kolay oldu ve harika bir deneyimdi. Eğer çaldığını söylersen ve söylediğini çalarsan, her şeyi iki katı hızla öğrenirsin.


Sürekli performansların yanı sıra workshoplarda özel öğrenciler yetiştiriyorsunuz. Ülkemizdeki genç vokalistlere neler önerirsiniz?

Öğretmeyi seviyorum. Şarkıcıları, kendilerini müzisyen olarak düşünmeleri konusunda cesaretlendirmeye çalışıyorum. Birlikte olmanızı tavsiye ederim. Bir araya gelin, bir piyanist bulun. Ben, arkadaşlarımla bunu yapmıştım ve kendimi en çok geliştirdiğim dönemlerden biriydi. Ama piyanist ayarlayamazsanız bile bir araya gelin, müzik dinleyin, birlikte söyleyin, birbirinizi cesaretledirin. Şarkı söylemenin en güzel tarafı, her şarkıcının enstrümanının farklı olması. Ben şarkı söylemeyi seviyorum ama diğer şarkıcıları dinlemeyi de seviyorum. Jazz bir iletişim biçimidir.

Önce o dili öğrenmeli ve kendi cümlelerini kurmalısın. Başta her şey çok karışık gelir. Armoniyle, ritmle, teknikle ve şarkılarla uğraşmak zorunda kalırsın. Yapacağın iş küçük parçalara bölmeni tavsiye ederim. Bu çok iyi bir yöntem. Kenny Warner’ın “Effortless Mastery” adında okunası bir kitabı var. Genellikle genç vokalistler enstrüman çalanlar kadar müzik bilmiyor.

Eğer jazz söylüyorsan bilmek zorundasın. Michele Weir ve Judy Niemack’ın yazdığı harika kitaplar var. Aslında şarkı söylemek bazı açılardan daha zor. Çünkü duymadan söyleyemezsin. Çalışırken, klavyede CMaj7 akorunu basmanı ve yalnızca beyaz tuşları kullanarak aynı el pozisyonunda ilerlemeni öneririm. Bu harika bir egzersiz. CMaj7, D-7, E-7, FMaj7, G7, A-7, B-7b5 akorlarını elde etmiş olacaksın. Bu akorları söyleyerek çalarsan ve bunu metronomla yaparsan, kulak eğitimi konusunda çok yol katetmiş olursun. Göründüğü kadar zor değil.  Bu akorlara bütün şarkılarda rastlayacaksın ve şarkılarını duymaya başlayacaksın, emprovizasyon için fikirlerin oluşmaya başlayacak.


Yakın gelecekte ne gibi projeler var?

Mayısta Japonya’ya gidiyorum. İki albümde misafir şarkıcı olarak söyleyeceğim. Bunlardan biri Masaki Kanamaru adında bir şarkıcının albümü, diğeri ise Eiji Taniguchi adında bir klarnetçinin. Aralık ayında kaydettiğimiz “Live in Tokyo” albümüm de önümüzdeki Mayıs çıkacak.


Birlikte müzik yapmayı hayal ettiğiniz isimler?

Bu harika bir soru. Çok fazla var. Joe Pass’la müzik yapmayı çok isterdim. Hala yaşayan birilerini mi söylemeliyim? Bill Evans’la da bir şeyler yapmayı çok isterdim.


Geçtiğimiz üç gece boyunca sizi Nardis Jazz Club’da dinleme imkanı bulduk. Önder Focan, Erdal Akyol ve Ediz Hafızoğlu ile birlikte çaldınız. Nardis’i nasıl buldunuz?

Nardis, ideal bir büyüklüğe, güzel izleyicilere, oldukça iyi bir ses sistemine sahip. Şimdiye kadar söylediğim en güzel yerlerden biri, kendimi New York’taki bir jazz kulübünde gibi hissettim. Buradaki müzisyenlerle söylemek harikaydı. Bazen kontrabası duymak, kontrabasla söylemek  zor gelebiliyor, fakat Erdal’la çalarken böyle bir sıkıntı hiç duymadım. İyi müzisyenler her zaman iyi eşlik edemeyebiliyor; Önder, Erdal ve Ediz bir şarkıcıya nasıl eşlik etmeleri gerektiğini kesinlikle biliyorlar ve harika müzisyenler. Onlarla söylemek benim için büyük keyifti.

 

Diane Hubka 1999 yılında çıkardığı ilk albümü ‘Haven’t We Met’in başarısı ile her geçen gün uluslararası tanınırlığını arttırıyor. Eşlikçiler arasında alto saksofon efsanesi Lee Konitz’in de olduğu albüm ‘En İyi Çıkış Albümü’ kategorisinde aday gösterilmişti. Solo olarak ya da grup ile yaptığı performansları All Music Guide ‘jenerasyonunun en iyi vokalistlerinden biri’ olarak yorumlanıyor. Yaklaşık 20 yıldır New York jazz piyasasının önemli elemanlarından biri olan Hubka 2004’te Los Angeles’a taşınıncaya kadar iki adet çok başarılı albüm kaydetti. ‘Hollywood’a taşınmasını ise piyanist Christian Jacob ile kaydettiği ‘Dian Hubka Goes to the Movies’ isimli albümle kutladı. Son dönemde, ‘Sinatra Society of Japan’in yürüttüğü bir tur yaptı. Bu turun kayıtları ise 2008 yılında bir albüm olarak piyasaya çıkacak. www.dianehubka.com sanatçının web sayfası.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


71099 - unknown - 38.107.179.240