Diane Hubka
25, 26, 27 Mart tarihlierinde Emirates Havayolları’nın sponsorluğu ile
İstanbul’da Nardis’te bir dizi konser veren Diane Hubka ile genç vokalist
Başak Yavuz konuştu.

Müziğe nasıl başladınız? Küçük yaşlarda keman, trombon ve
gitar öğrendiğinizi okudum. Nasıl gelişti herşey?
Ailemin isteğiyle 6 yaşımda keman dersi almaya başladım.
Çalarken kollarımı ağrıttığı için kemanı bıraktım. Dördüncü sınıftayken, yani 9
yaşımda trombon çalmaya başladım. Fakat trombon, her gün sınıfa taşımak için
çok ağırdı. Gitar çalmaya 11 yaşımda başladım.
Jazz müziğiyle ilişkiniz ne zaman başladı?
Üniversiteden mezun olana kadar jazz çalmadım hiç. O zamana
kadar hep folk müzik çaldım. James Taylor, Joni Mitchell müzikleri çaldım.
Üniversitede müzik okumadım fakat özel dersler aldım. O yıllarda, yani 80’lerin
başında, jazz müzik programı olan üniversite sayısı çok azdı. Klasik müzikle
ilgili dersler vardı. Hükümet, özel derslerimin parasını bir seneliğine
karşıladı. New York’a taşındım ve Anne Marie Ross ile jazz vokal çalışmaya
başladım.
Genelde vokalistlere piyano çalmaları önerilir. Gitarla devam etmenizin sebebi
nedir?
Gitarın sesini seviyorum. İlk jazz öğretmenim bir gitar
öğretmeniydi. New York’a taşındıktan sonra bir süre piyano çalıştım aslında.
Armoniyi klavye üzerinden öğrenmek daha kolay. Akorları çalışırken klavyede
görmek, şarkı söylerken kendine eşlik edebilmek, öğrenme sürecini oldukça
hızlandırıyor. Sadece kök notayı bile basıyor olsan, çok iyi bir çalışma
metodu. Eğer jazz vokalisti olmak istiyorsan müzik çalışmak zorundasın. Jazz
biraz zor bir müzik. Sofistike bir armoni ve ritme sahip. Bu sebeple müzik
çalıştıkça bunları duymaya başlarsın. Zamanla basçının ve piyanistin neler
çaldığını, neler yapmakta olduğunu gerçekten duymaya başlarsın. Ben kendi
gelişimimde, bu çabayı göstermeden önce, evin içine dışardan bakıyor gibiydim.
Bu süreç sonunda kendimi gerçekten o odanın içinde hissettim, müzisyenlerle
aynı odanın içinde. Özellikle emprovizasyon konusunda kendimi oldukça
geliştirmiş oldum. Sarah Vaughan, Carmen Mcrae de piyano çalıyordu.
New York’a taşındıktan sonra Sheila Jordan, Jay Clayton, Barry Haris, Horald
Danko, Connie Crothers ve Howard Alden gibi isimlerden dersler aldınız. O
dönemden biraz bahseder misiniz?
Aslında öğrendiklerimin çoğunu Anne Marie Ross’dan öğrendim.
Sheila Jordan’ın atölyesine birkaç kez katıldım. Çok tatlı bir kadın. Ondan
oldukça etkilenmiştim. Şarkı söylemesini de çok seviyorum.
Jazz müziğini geleneksel yöntemle, yani doğrudan bu işin
ustalarından öğrenmekten gurur duyduğunuzu söylüyorsunuz. Bu bakış açısını
gerçekten çok sevdim. Bir yandan mimarlıkla geçimimi sağlarken bir yandan
müzisyen olma çabasındayım ve bu görüşünüz insana cesaret veriyor.
Ben de başka bir işle geçimimi sağladım. Sheila Jordan’ın da
sürekli olarak bir ofise bağlı olarak çalıştığını ve emekli olduğunu okumuştum
onunla tanışmadan önce. Tanıştığımız zaman ona kiramı ödeyebilmek için gündüz
işinde çalıştığımı söylediğimde bana; “Müziğini sürdürebilmek için yaptığın
şeylerden dolayı kendini suçlama”dedi. Onun da kızı vardı ve kızına bakmak
zorundaydı. Çok popüler bir müzik yapmadığından hiçbir zaman yeterince
kazanamamıştı. Onun harika bir şarkıcı olduğunu düşünüyorum.
Müzikal stilinize ve vizyonunuza en çok kimlerin katkısı olduğunu
düşünüyorsunuz?
Öncelikle Carmen McRae. Onu bir kez dinleme fırsatı buldum.
Sarah Vaughan’ı da canlı dinlemiştim bir kez. Konser sonrası bekleyip onu çok
sevdiğimi söylemiştim. Bunu yaptığım için çok mutluyum. Keşke Ella Fizgerald’a
da onu ne kadar sevdiğimi söyleme fırsatı bulabilseydim. Çok fazla isim geliyor
aklıma. New York’tayken ders aldığım Connie Crothers, ünlü piyanist Lenny
Tristano ile evliydi. Lenny Tristano kör olduğundan dolayı nota okuyamıyor,
duyarak çalıyordu. Eşinden etkilenmiş olmalı ki Connie, duyarak söyleme
konusunda kendimi oldukça geliştirmemi sağladı. Lester Young’un sololarını
söylememi isterdi. Bu çalışma, beni geliştiren en önemli deneyimlerden biriydi.
Çünkü onu yalnızca dinlemiyor, aynı zamanda onunla birlikte söylüyordum. Başta
bunun çok zor olacağını düşünüp, solonun transkripsiyonunu yaptıktan sonra
söylemek istedim fakat Connie bunu engelledi. Transkripsiyon elbette çalışmak
için çok iyi bir yöntem fakat bu egzersizin amacı her şeyi kulakla yapmaktı.
Düşündüğümden çok daha kolay oldu ve harika bir deneyimdi. Eğer çaldığını
söylersen ve söylediğini çalarsan, her şeyi iki katı hızla öğrenirsin.
Sürekli performansların yanı sıra workshoplarda özel öğrenciler
yetiştiriyorsunuz. Ülkemizdeki genç vokalistlere neler önerirsiniz?
Öğretmeyi seviyorum. Şarkıcıları, kendilerini müzisyen olarak
düşünmeleri konusunda cesaretlendirmeye çalışıyorum. Birlikte olmanızı tavsiye
ederim. Bir araya gelin, bir piyanist bulun. Ben, arkadaşlarımla bunu yapmıştım
ve kendimi en çok geliştirdiğim dönemlerden biriydi. Ama piyanist
ayarlayamazsanız bile bir araya gelin, müzik dinleyin, birlikte söyleyin,
birbirinizi cesaretledirin. Şarkı söylemenin en güzel tarafı, her şarkıcının
enstrümanının farklı olması. Ben şarkı söylemeyi seviyorum ama diğer
şarkıcıları dinlemeyi de seviyorum. Jazz bir iletişim biçimidir.
Önce o dili öğrenmeli ve kendi cümlelerini kurmalısın. Başta
her şey çok karışık gelir. Armoniyle, ritmle, teknikle ve şarkılarla uğraşmak
zorunda kalırsın. Yapacağın iş küçük parçalara bölmeni tavsiye ederim. Bu çok
iyi bir yöntem. Kenny Warner’ın “Effortless Mastery” adında okunası bir kitabı
var. Genellikle genç vokalistler enstrüman çalanlar kadar müzik bilmiyor.
Eğer jazz söylüyorsan bilmek zorundasın. Michele Weir ve Judy
Niemack’ın yazdığı harika kitaplar var. Aslında şarkı söylemek bazı açılardan
daha zor. Çünkü duymadan söyleyemezsin. Çalışırken, klavyede CMaj7 akorunu
basmanı ve yalnızca beyaz tuşları kullanarak aynı el pozisyonunda ilerlemeni
öneririm. Bu harika bir egzersiz. CMaj7, D-7, E-7, FMaj7, G7, A-7, B-7b5
akorlarını elde etmiş olacaksın. Bu akorları söyleyerek çalarsan ve bunu
metronomla yaparsan, kulak eğitimi konusunda çok yol katetmiş olursun.
Göründüğü kadar zor değil. Bu akorlara bütün şarkılarda rastlayacaksın ve
şarkılarını duymaya başlayacaksın, emprovizasyon için fikirlerin oluşmaya
başlayacak.
Yakın gelecekte ne gibi projeler var?
Mayısta Japonya’ya gidiyorum. İki albümde misafir şarkıcı
olarak söyleyeceğim. Bunlardan biri Masaki Kanamaru adında bir şarkıcının
albümü, diğeri ise Eiji Taniguchi adında bir klarnetçinin. Aralık ayında
kaydettiğimiz “Live in Tokyo” albümüm de önümüzdeki Mayıs çıkacak.
Birlikte müzik yapmayı hayal ettiğiniz isimler?
Bu harika bir soru. Çok fazla var. Joe Pass’la müzik yapmayı
çok isterdim. Hala yaşayan birilerini mi söylemeliyim? Bill Evans’la da bir
şeyler yapmayı çok isterdim.
Geçtiğimiz üç gece boyunca sizi Nardis Jazz Club’da dinleme imkanı bulduk.
Önder Focan, Erdal Akyol ve Ediz Hafızoğlu ile birlikte çaldınız. Nardis’i
nasıl buldunuz?
Nardis, ideal bir büyüklüğe, güzel izleyicilere, oldukça iyi
bir ses sistemine sahip. Şimdiye kadar söylediğim en güzel yerlerden biri,
kendimi New York’taki bir jazz kulübünde gibi hissettim. Buradaki müzisyenlerle
söylemek harikaydı. Bazen kontrabası duymak, kontrabasla söylemek zor
gelebiliyor, fakat Erdal’la çalarken böyle bir sıkıntı hiç duymadım. İyi
müzisyenler her zaman iyi eşlik edemeyebiliyor; Önder, Erdal ve Ediz bir
şarkıcıya nasıl eşlik etmeleri gerektiğini kesinlikle biliyorlar ve harika
müzisyenler. Onlarla söylemek benim için büyük keyifti.

Diane Hubka 1999 yılında çıkardığı ilk albümü ‘Haven’t We
Met’in başarısı ile her geçen gün uluslararası tanınırlığını arttırıyor. Eşlikçiler
arasında alto saksofon efsanesi Lee Konitz’in de olduğu albüm ‘En İyi Çıkış
Albümü’ kategorisinde aday gösterilmişti. Solo olarak ya da grup ile yaptığı
performansları All Music Guide ‘jenerasyonunun en iyi vokalistlerinden biri’
olarak yorumlanıyor. Yaklaşık 20 yıldır New York jazz piyasasının önemli
elemanlarından biri olan Hubka 2004’te Los Angeles’a taşınıncaya kadar iki adet
çok başarılı albüm kaydetti. ‘Hollywood’a taşınmasını ise piyanist Christian
Jacob ile kaydettiği ‘Dian Hubka Goes to the Movies’ isimli albümle kutladı.
Son dönemde, ‘Sinatra Society of Japan’in yürüttüğü bir tur yaptı. Bu turun kayıtları
ise 2008 yılında bir albüm olarak piyasaya çıkacak. www.dianehubka.com sanatçının
web sayfası.