Günümüzde Bir Efsane, Chuck
Israels…

Chuck Israels; Billie Holliday, Benny Goodman, Coleman
Hawkins, Stan Getz, Herbie Hancock, John Coltrane ve daha bir çok efsane
müzisyenle birlikte çalmış bir besteci, aranjör ve basçı. Sanatçı en çok 1961
ile 1966 yılları arasında Bill Evans Trio’nun bir üyesi olarak ve 1973 ile 1981
yılları arasında National Jazz Ensemble’ın müzik direktörü olarak yaptığı
çalışmalarla tanınıyor. Israels halen Western Washington Ünüversitesi jazz
bölümünün direktörü olarak akademik hayatını sürdürmekte.
Sanatçı aynı zamanda çeşitli Avrıpalı jazz gruplarıyla
misafir müzik direktörü/aranjör olarak çalışmalar yapmakta, sık sık da Barry
Harris Trio ile birlikte konserler vermektedir. Yakın geçmişte piyasaya çıkan
çalışmaları arasında, yönettiği orkestra ve trompetçi Claudio Roditi ile
birlikte kaydettiği, kendi bestelerinden oluşan “The Eindhoven Concert”, “The
Bellingham Sessions”, Hannover Filarmoni Orkestrası’nın seslendirdiği besteleri
ve tarihi National Jazz Ensemble konserleri gibi yapıtları sayılabilir.
Chuck Israels’in basçı olarak yer aldığı bir çok kayıt
içinde, olağanüstü olarak nitelendirilebilecek bazıları ise şunlar: John
Coltrane ile “Coltrane Time”, Herbie Hancock ile “My Point of View”, Stan Get
ile “Getz au Go-Go”, Bill Evans Trio ile “The Townhall Concert”, “The Second
Trio”, “Trio’65”, “Live at the Trident”, “Time Remembered” ve “Live at
Shelley’s” ve diğerleri...
15-16 Nisan tarihlerinde Nardis’te konserler verecek olan
sanatçıyla, İstanbul’a gelmeden önce elektronik olarak bir roportaj
gerçekleştirdik. Israels’in kendisine, müziğine, bugüne kadar yaptıklarına ve
bundan sonra yapmak istediklerine dair çeşitli konularda düşüncelerini anlamak
açısından benim için çok ilginç oldu, umarım siz de öyle düşünürsünüz...
Müzisyen, eğitimci, besteci, aranjör olarak farklı
şapkalar giyiyorsunuz; bir sanatçı olarak bütün bu yaptıklarınınzın ortak
noktası nedir? En çok hangisini yapmaktan hoşnut oluyorsunuz ve neden?
Besteci ve aranjör olarak küçük orkestralar için yaptığım
müzik, benim müzisyen olarak kimliğimi en iyi yansıtan çalışmalar. Daha uzun
bir zamana yayılan bir düşünce sürecinin ürünleri olan bu çalışmaların tersine,
basçı olarak yaptıklarım daha anlık, belli bir müzikal ortama gösterdiğim ve
kendiliğinden gelişen tepkileri gösteriyor. Ortam uygun olduğunda ve kendimi
hoşlandığım gibi ifade etmeme izin verdiğinde, bu da sevdiğim bir müzikal
iletişim şekli. Ancak rafine bir performans göstermek için gerekli olan zaman
darlığının yarattığı zorunluluklar genellikle müzikal bir fikrin tam ifade
edilmesi olasılığını azaltıyor. Müzisyenler arasındaki dinamiklerin en üst
seviyede çalıştğı bir grupta bas çalmak kesinlikle tatmin edici bir roldür.
Web sayfanızdaki biyografinizde ilginç bir bölüm var:
“(...) üniversitede jazz eğitimciliği yapmak bir yandan hayatını kazanmasını
sağlarken diğer yandan da müzisyen olarak yaratıcılığını sürdürebilmesi için
gerekli özgürlüğü verdi”. Bir başka yerde de Bill Evans Trio’nun ulaştığı
yaratıcılık seviyesine bir gönderme var. Bu yaratıcı süreçten biraz bahseder
misiniz ve günümüz jazz müziğinde ve müzisyenlerinde bunu ne seviyede
görüyorsunuz?
Bill Evans Trio ve birlikte olgunlaştığım diğer müzisyenlerin
yaratıcılık düzeyi müzisyenlerin kendi aralarındaki ve dinleyicileriyle olan
iletişimlerinden besleniyordu. Bu tür bir ilişkiyi uzun zamandır görmüyorum ve
böyle bir şeyi destekleyecek kültürel ortamın yokluğunda jazz gibi anlatımcı
bir sanatın o seviyeye çıkmasını beklemek de gerçekçi değil diye düşünüyorum.
Günümüz jazz dünyasında da hem üst seviyede yaratıcı hem
de ticari olarak başarılı müzisyenler yok mu?
Günümüz toplumunda böyle bir şey mümkün değil ya da çok düşük
bir olasılık diye düşünüyorum. Göreceli olarak daha başarılı olanlar jazz
geleneğini özümseyerek gelenler ve onlar buna dayanarak yaratıcılıkta gelişim
göstermekteler. Gelenek ve bunu besleyen bilgili bir toplumla iletişim yok
oldukça müzikal ilerlemeyi sağlayan ortam da yokolmakta. Bulunduğumuz noktada,
jazz dünyasında ileri gittiğimize beni ikna edecek pek bir şey görmüyorum.
Hem yaratıcı hem de başarılı olmanın formülü nedir?
Bunların bazılarını, en azından artistik başarı için gerekli
olan ortamı anlattım. Ticari başarı başka bir konu ve sanatsal içerikle
incelemeye değer bir ilgisi yok. Ticari başarının yolu oldukça açık ve bu yolun
takip edilmesi de oldukça kolay. Bu yolu takip etmenin problemi dikkatin
dağılmasına yol açması; bir sanatçının en üst seviyede anlatım seviyesine
ulaşması için şart olan zaman ve enerjiyi tüketiyor.
Oğanüstü bir kariyere sahip bir müzisyen olarak zaman
içinde nasıl bir değişimden geçtiniz? İleriye yönelik olarak hangi müzikal
fikirleri geliştirmek istiyorsunuz?
Müzikal olarak üst seviyede eğitimli ve sofistike bir
dinleyici kitlesini tatmin etmeye yetecek kadar incelikli müzik yaratımını
engelleyen kültürel bir değişim yaşıyoruz. Günümüzde baskın kültür gittikçe
daha az bu tür insanlar üretiyor. Sonuç olarak, geniş kitlelerin beğenisi ile
ödüllendirilmenin hazzını yaşamak isteyen müzisyenler, bu kitlelere benim
ilgimi çekenden daha fakir bir müzik vermek durunda kalıyorlar. Bununla ilgili
olarak yapabileceğim bir şey yok; benim için geriye sadece kendi ifade tarzımı
bulmak ve bunun değerini bilebilecek küçük bir dinleyici kitlesi ile içtenlikli
bir iletişim içine girme seçeneği kalıyor. Günün sonunda bu aslında bilinçli
bir seçim değil, çünkü karakterimi bırakıp başka biri olamam. Eğer bir şeyi
biliyorsan, ondan sonra hep onu bilirsin. Bunu bir kenara bırakıp, yaşadıkların
hiç olmamış gibi devam edemezsin. Hayatımızdaki herşey geçmişimizle ve yaşadıklarımızla
şekilleniyor ve ben iyi müziği tecrübe edecek kadar şanslıydım. Bu tecrübeler
hayatımın bir parçası ve daha popüler olmak hayali adına onları terkedemem. Bu,
iletişim kurmak istemediğim anlamına gelmez ama dinleyicinin de lisanı bilmesi
gerekir. Anaokulu tekerlemeleriyle iletişim kuramam. Kendim için, daima
sevdiğim ve hayran olduğum Bill Evans, Duke Ellington, Billy Strayhorn, Horace
Silver, John Lewis, Charli Parker, Oscar Pettiford, Gil Evans, Sonny Rollins
gibi müzisyenleri örnek aldım; liste sonsuz değil ama Stravinsky, Prokofıev,
Bartok gibi bestecileri de ekleyerek daha devam edebiliriz... Bu müzisyenlerin
sanatını özümsediğim günden beri, kendim için onların ulaştığı yaratıcılık
seviyesine ulaşma çabasından daha anlamlı bir müzikal uğraş olabileceğine beni
ikna edecek bir şey görmedim. Sonraki kuşakların başka hedefleri olabilir ama
benimkiler bunlar.
Bazı jazz müzisyenleri “jazz nedir, ne değildir, sınırları
nerededir” gibi soruları çok önemsiyorlar. Siz, oda müziği ve filarmoni orkestraları
ile yaptığınız çalışmalarla sınırları bir o tarafa bir bu tarafa geçiyor gibi
görünüyorsunuz. Yaptığınız bu tip çalışmalarla ilgili ne düşünüyorsunuz, biraz
bahseder misiniz?
Jazz olduğunu düşündüğüm bir tür Amerikan müziği yazıyorum ve
çalıyorum. Bu müzik her zaman benim amaçladığım ve onu jazz yapan incelikli
anlatıma alışkın müzisyenler tarafından çalınmıyor ama benim zihnimde hep jazz
olarak duruyor. Benim hayranlık duyduğum müzisyenler bu tür kategorileri
umursamazlar. Onlar sadece müzikal anlatımın etkinliği ile ilgilenirler ve bunu
elde etmek için ne gerekiyorsa onu kullanırlar.
Çağdaş jazz müzisyenleri içinde en çok kimleri ve onların hangi yönlerini
beğeniyorsunuz?
Böyle bir listeyi yaparken ister istemez çok beğendiğim,
hayran olduğum bazılarını atlayacağım ve sonunda eksik ve adil olmayan bir
liste olacak. Yine de bazı isimleri saymak gerekirse, örneğin, Kanadalı
piyanist ve besteci Miles Black’i tanıdığım için kendimi şanslı görüyorum;
onunla bazı projelerde birlikte çalışmaktan çok hoşnut kaldım. Yine başka bir
piyanist, zaman zaman Paris’te birlikte çaldığımız Manuel Rocheman uyumlu ve
ilham veren bir müzisyendir. İstanbul’daki performanslardan sonra onunla yine
birlikte çalışma imkanı olacak. David Berger’in besteciliğine ve aranjörlüğüne
de hayranlık duyuyorum. David, grup lideri olarak son derece talepkar ve etkin
bir müzisyendir ve onun grupları en üst seviyede incelikli bir performans
gösterir. Birlikte çalmaktan hoşnut olduğum Dan Faehnle, Steve Brown ve Alex
Hagen gibi gitarcılar, Barry Davis, Hod O'Briennve Bill Dobbins gibi
piyanistler var. İşte bunlar benim birlikte çalışma şansına ulaşstığım iyi
müzisyenlerden sadece bazıları...
Son olarak, tuhaf soru için kusura bakmazsanız, jazz
müzisyenleri için emeklilik diye bir şey yok mu?
Jazz ile uğraşsın veya uğraşmasın, pek az müzisyen kendini
emekliye ayırır. Ben de, bana zevkten çok hayal kırıklığı vermeye başlayıncaya
kadar müzikle uğraşmaya devam edeceğim. Henüz kendimi yaşlı hissetmiyorum ve
kendi kendimin karikatürü olmama izin vermeyecek kadar bilince sahip olmayı
ümit ediyorum!
1996 yılında New York’da Doc Cheetam’ı izlemiştim; 90 yaşını
geçmişti ve hala büyük bir iştah ile çalıyordu. Nedir müzisyenleri böyle ayakta
tutan?
İnsanlarla müzik aracılığıyla iletişim kurmak ve kendini
yanlız hissetmemek ihtiyacından başka bir şey değil...