27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Michael Brecker’ın Anısına Bir Albüm

Saxophone Summit;

Liebman, Lovano, Coltrane;

 

 

2007 yılının ocak ayında ölen, jazz saksofonunun  büyük ustalarından Michael Brecker’ın anısına, kısa süre önce bir albüm yayımlandı. Brecker, son kırk yılın jazz tarihine adını altın harflerle yazdıran nadir müzisyenlerindendi. O, jazz vizyonu inanılmaz geniş; geleneksel jazz’dan avangart olana zengin bir müzik spektrumu olan bir müzisyendi. Son derece özel bir tenor, büyülü bir ruhaniliği ve müzik rengi olan bir saksofoncuydu. Önüne konan her parçayı aynı mükemmeliyette çalan, doğaçlama yetisi inanılmaz yüksek bir müzisyendi. Brecker, 2004 yılında, yine tenor saksofonun iki büyük ismi David Liebman ve Joe Lovano’yla bir “Saxophone Summit” albümü çıkarmıştı. Asıl adı “Gathering Of Spirits”ti bu albümün. Jazz ortamında yankılar uyandırmışlardı. Modern jazz’ın tüm kanalları içinde bu üç müzisyen aynı özgünlükte geziniyorlardı. Bugünün gözüyle, modern jazz’a apayrı bir vücut kazandırmışlardı. Saksofoncuların üçü de, kendi stillerinden ödün vermeden çalmışlardı. Ortaya, kusursuz bir yapıt çıkmıştı. Bu birliktelik turne ve konserlerle sürdü. Ama, üçlü, ikinci bir albüm için stüdyoya girmeden, Brecker hayata gözlerini yumdu.

Liebman ve Lovano, Brecker’ın ölümünün ardından, onun anısına bir albüm çıkarmayı tasarlamışlar. Ancak sorun, onun boşluğunu dolduracak bir başka tenor saksofoncuyu bulmaktı. Bu, oldukça zor bir durum olsa gerekti. “Gathering Of Spirits”teki doygunluğa, rafineliğe ulaşmaları için, oldukça önemli bir tenorcuya ihtiyaçları vardı. Sonunda seçimlerini yaptılar ve “Saxophone Summits-II” albümünde Brecker’ın yerine John Coltrane’in, o daha iki yaşındayken öldüğü, oğlu Ravi Coltrane’i aldılar. Kayıtlara geçen yılın sonbaharında girdiler ve kısa süre önce bu yeni üçlünün Brecker’ın anısına hazırladığı “Seraphic Light” albümü çıktı.

İlk albümdeki üç zirve müzisyenin yanında; piyanoyu Phil Markowitz, bası Cecil McBee, davuluysa Billy Hart çalmıştı. Bu ünlü ritimciler, üç büyük saksofoncunun farklı projelerinde de çoğu kez rastladığımız isimlerdi. Enstrümanlarının, andığımız saksofoncular kadar usta isimleriydiler. Ravi Coltrane’li yeni albümde de bu üç müzisyen yine yerlerini almış. Buna ek olarak, Michael’ın anısına bir albüm olduğundan, onun ağabeyi ünlü trompetçi Randy Brecker da biri kendi bestesi, iki parçada albüme katkıda bulunuyor. Çalınan saksofonlar tenor ağırlıklı olsa da, bazı parçalarda soprano ve alto saksofonlar da kullanılıyor. Buna ek, saksofoncuların klarinet ve flüt çaldıkları kesitler de var.

Grubun yeni ve görece genç saksofoncusu Ravi Coltrane, 1965’de doğduğunda, Amerika’nın jazz ve ötesi müzik dünyasını en çok sarsan etkileyen isimlerden biri, Hintli sitar virtüözü Ravi Shankar’dı. Alice ve John Coltrane’de tutkuyla sevdikleri bir isim olsa gerek ki, bu üçüncü çocuklarına Ravi adını vermişlerdi. Ravi Coltrane’in işi gerçekten zordu. O iki yaşındayken ölen, jazz tarihinin efsane ismi John Coltrane onun babasıydı ve kendisi de bir tenorcu olarak ilk gençliğinden itibaren jazz ortamında var oluşunu sürdürmeye çalışacaktı. Ravi’nin tenor stilinde babasının esintilerine hep rastlandı. Ama geçen yıllar içinde, özellikle de 1990’ların sonlarına gelindiğinde Ravi Coltrane babasının izinden ve müziğinde yarattığı ruhanilikten oldukça farklı bir tenorcu olmanın yollarını aralamıştı. Onun ilk gençliğindeki öncüsü, M-Base hareketinin guru’su olan Steve Coleman’dı. Ve genç Coltrane M-Base’ın bir müzisyeni olmayı başarmıştı. Coleman’ın müzik kavramı Ravi’yi fazlasıyla etkilemişti. Ve süreç içinde Coltrane; Geri Allen’dan Kenny Baron’a, McCoy Tyner’dan Herbie Hancock’a ve hatta Stanley Clarke’a kadar yıllar boyu birçok usta müzisyenin konser ve projelerinde çaldı. Onu jazz ortamına tüm hakikiliğiyle lanse edense, 1991 yılında Wallace Roney olacaktı. Babasının efsane grubunun davulcusu Elvin Jones’un “Jazz Machine”inin de üyesi olmuştu. California’dan New York’a geçtiğinde kendi gruplarını da kurmuştu Ravi.


Dave Liebman


Coltrane’ın kendi grup turne ve projeleriyle yetkinleşmesi 1990’ların sonlarını buldu. 1997’de 30 albümde “sideman” olarak çalan bir Ravi Coltrane vardı. İlk albümü “Mountain Pictures”sa ancak 1998’de çıktı. Yani müzisyen tam 33 yaşındayken. İkinci albümüyse 2000 yılında “From The Round Box” adıyla ilk albümü gibi bağımsız bir firmadan çıkacaktı. Bize sorarsanız, Coltrane’in stilini biricikleştirmesinin yanında, saksofon çalışındaki ustalığa ve kompozisyondaki yetkinliğe ulaşmasını sağlayan üçüncü albümü “Mad 6” (2002) oldu.

Onun için, bugün başarılı bir post-bop saksofoncusu demek mümkün. Süreç içinde iyi bir prodüktör ve yapımcı da oldu Coltrane. Kendi adına RKM adlı bir firma kurdu, kendi imzasını da attığı birçok ismin albümlerini yayımladı. Festivallerin aranan bir müzisyeni oldu. Hatta bir Hindistan turnesinde, ölmeden önce, ona adını veren Ravi Shankar’la bile tanıştı. Coltrane, son beş yıl, dünyanın en önemli festivallerinin tartışılmaz konuklarındandı. Ve işin ilginci tenor stilinde, babasından çok, bir Joe Henderson stilinin esinine daha çok rastlanabilir. 2002’de kurduğu RKM’yle aile arşivini de müzisyen su yüzüne çıkardı. Artık müzisyen olarak öyle yetkinleşmişti ki, 2004 albümünde yanında Charlie Haden, Jack de Johnette, James Genus gibi devler çalmıştı. Modern geleneğe sıkı bağlı, ama yer yer onu yenileyen, kişiselleştiren bir Coltrane soundu’yla baş başa kalındı. Temiz ve ruhani bir hava yaratan tenor stili jazz ortamını artık kıyasıya etkiliyordu.

Liebman ve Lovano’nun, Brecker’ın yerini almaya aday gördükleri Coltrane, elimizdeki yeni albümde Brecker’i “aratmıyor” demek doğru olmaz. Ama, bu zirveye kendi kimliğiyle yakışmış bir genç tenorcu durumunda. Ortaya, apayrı bir üçlü saksofon modeli çıkmış. Aralarındaki teknik ve duygusal köprüyü büyük bir heyecanla kurup, inşa ediyor ekip. Brecker vesilesiyle de olsa, bu albümü gündeme getirirken Liebman ve Lovano’dan da azıcık söz etmekte yarar var. Bize sorarsanız, Liebman çoktandır jazz tarihinin bir efsanesi kabul edilmeye değer bir saksofoncu. Apayrı bir stili, hatta “lisanı” olan bir müzisyen Liebman. Bunun yanında, jazz’a kendine has bir “estetik” kazandıran nadir ustalardan biri. Tekniği temiz ve kusursuz. Ama, bunun yanında, inanılmaz bir stil zenginliği de var sanatçının. En avangart olandan “World Music”e kadar uzanan inanılmaz bir çeşitlilik içinde gezinerek yaptığı onlarca albüm, beğenildiği ölçüde şaşırtmıştır da dinleyeni. 200’e ulaşan kompozisyonundan, 100’e yaklaşan kayıtlarından söz ediliyor. Yanında çaldığı müzisyenlerin albümlerini de sayarsak, 300’e yakın kayıtta çalmış Liebman.

Liebman, jazz’ın beşiği New York’da, saksofonla daha çocuk yaşlarda, 12 yaşındayken tanışmış. Aynı zamanda Amerikan Tarihi lisansı da alan garip bir sanatçı bu. İlk profesyonelleşme serüveniyse 1969 yılına kadar uzanıyor. Jazz yaşı Brecker’a çok yakın. Önce bir rock grubunda, hemen ardındansa 1971- 73 arası Elvin Jones’la ve ardından gelen bir yıl Miles Davis’in grubunda çalmış. İşte, Liebman’ın yetkinleşmesi bu süreçte başlar. Ve ardından kendi gruplarını oluşturur Liebman. Apayrı jazz ve ötesi yolculuklar dener. İlk projesi  Bob Moses’la kurduğu Open Sky Trio’dur. Kendine has, kaynaşımcı bir sound arayışıdır bu projede yaptığı. “Lookout Farm’sa artık Liebman’ın performans ve kompozisyon gücünü, sezgi yetisini ve virtüözitesini öne çıkardığı projedir. Artık büyük ustalarda çalan, örneğin Chick Corea’yla bir dünya turnesine çıkan yine Liebman’dır. Ardındansa kendi gruplarıyla sound’unu pekiştiren, başkalaştıran; deneysellikten hiç vazgeçmeyen bir Liebman sound’uyla baş başa kalınmaktadır. 1981’de kurduğu Quest’se yaklaşık on yıl sürecek ve artık Liebman’ın ustalığının, estetik arayışının somut ürünlere dönüşmesini sağlar. Bu grupta, basçı George Mraz ve davulcu Al Foster’ın yenilik dolu katkıları dikkat çekicidir. Ekibe sonra katılan üyelerden biri de, elimizdeki albümün de davulcusu olan Billy Hart’dır. Son derece ilginç, sorularla dolu yedi albüm çıkarır Quest. Gitgide daha eklektikleşen bir sound, sanatçının 1990’lar sonrası grup müziğinde belirir. Jazz standartlarından Puccini’ye uzanan geniş bir arena içinde gezinir Liebman. Kendine has bir fusion’ın hep izini sürer. Son döneminde, deneyciliği onu Avrupa jazz’ına yaklaştırır. Joachim Kuhn’dan Bobo Stenson ve Jon Christensen’e İskandinav jazz’ının içinde yepyeni üretimlere yönelir.

Joe Lovano


Avrupa’nın birbirinden önemli Big Band veya Radyo Orkestralarını şekillendirir. Sound’u gitgide sofistikeleşir.

Daha üstüne çok konuşulacak bir müzisyendir Liebman. Ama, biraz da Joe Lovano’yu, yani süper saksofoncuların üçüncüsü de anımsatmak gerek. Joe Lovano ise, 1990’lı yılların belki de en önemli tenorcusudur. Onun da kendi soloist ve kompozitör kimliğini dünya jazz ortamına duyurması 30’lu yaşlarına denk gelir. 1960’ların yaratıcı avangart jazz ortamı Lovano’yu hep çok etkiler. Free- jazz’ın esin alanlarında sıkça gezinip durur. Adını jazz ortamında duyurması, 1980’li yılları bulur. Mel Lewis Big Band, bu dönem, saksofoncunun en önemli okulu durumundadır. 1981’de Paul Motian’ın grubuna geçer ki, yine Motian projeleri Lovano’nun jazz ve kompozisyon vizyonunu en çok geliştiren süreçlerdir. 1990’da çıkan “Worlds” müzisyenin kendi adına 4. albümüdür ve bu çalışmada artık Lovano’nun stilindeki kendine has duygu ve romantizm müziğinin altyapısı olmaya doğru gider. Müzisyen bu süreçte birçok önemli isimle çalar. Ama, özellikle 1989- 92 yılları arasında, John Scofield’in grubunun çekirdek üyesiyken, dünya onu daha yakından tanır. Gelenekselden avangard ve fusion’a uzanan derin bir jazz arenası içinden kendine has bir stil çıkarmıştır Lovano. Ve jazz otoritelerini 1990’lı yıllar boyu hep şaşırtmıştır. Blue Note’dan çıkan “Landmark” (1991) adlı ilk albümüyle birlikte artık jazz’ın ufuk açıcı müzisyenleri arasına girer. Tenor’un yanında soprano, alto ve alto klarneti de virtüöz düzeyinde çalar. Blue Note’dan çıkan “Universal Language” ve 1996 yapımı “Celebrating Sinatra”yla Lovano yıldızlaşır. 2000’li yıllarda “Viva Caruso”lara kadar uzanan ilginç müzikal çeşitliliğin yanında, stilindeki duygusal dokudan da hiç ödün vermeyen bir Lovano dikkat çeker.

Stilindeki rafinelik konusunda bugün en çok saygı gören tenorculardandır Lovano. Adını tek tek anamayacağımız, bugüne dek uzanan albümlerinde sanatçının özellikle kompozitör yetisi çarpıcı ve şaşırtıcıdır. Standartları da iyi çalar, avangart’ı da. Çalış stili ötekinden hemen ayrılır saflıktadır. Romantizmin yanında garip bir tutku, stilinin bir başka boyutu, rengi olur. Evet, Liebman’la bu noktada inanılmaz bir müzikal konsensus yaratmıştır. İlk “Saxophone Summit”te Brecker’la birlikte stillerinden ödün vermeden bir performans üretmişlerdir. İşte aynı durumu, şaşırarak, elimizdeki yeni “Summit”te de hissediyoruz. Hem de jazz’ın görece genç ismi Ravi Coltrane’la birlikte.

Üçlü ve ekibi, elimizdeki “Seraphic Light”la geçmişe dair birikimleriyle, bugün arasında büyülü jazz köprüleri kuruyorlar. Teknik gerçekten kusursuz. Albümde yer alan on parçanın hemen tümümün düzenlemelerini David Liebman yapmış. On parçanın son üç tanesi John Coltrane klasikleri. Ama, bu parçaları dinlerken bile, ortaya çıkan düzenleme üçlünün jazz algısını, ruhunu John Coltrane’den bile çok ön plana çıkarmış. Ama, örneğin “The Thirteenth Floor” adlı Ravi Coltrane bestesine yine Ravi’nin yaptığı düzenleme, Liebman’ın müzik fikirlerine inanılmaz yakın. Alto klarinetin de devrede olduğu, etnik motiflerin dikkat çektiği, performansın kusursuz olduğu bir parça bu.


Joe Lovano


Albümün bir konuğu, onun da Randy Brecker olduğunu vurgulamıştık. Randy’nin kardeşi Michael’a ithaf ettiği “Message To Mike” albümün en etkili kompozisyonlarından. Tempolu, ritmik, hüzün yüklü bir parça bu. Akla çok farklı motifleriyle Randy/ Michael Brecker ortak grup projeleri geliyor. Özellikle de 1970’lerin ilk yarısı. Dave Liebman’ın bestelediği “Alpha And Omega” ise bu albümün kozmik atmosferini imliyor. Hiçbir parçada rastlanmayan bir içlilik bu parçada dikkat çekmiş. Analize değer çok parça var bu çalışmada. Tek belirleyici olan, saksofoncuların stillerini birbirlerinden performans anında veya kolektif performans içinde bile hissettirebilmesi.

Ravi Coltrane


John Coltrane’in mistik jazz felsefesini, free-jazz’ı algılayışını çok iyi yansıtan üç kompozisyonu, apayrı bir yorumla, özü zedelemeden karşımıza çıkıyor. “Cosmos”da üçlünün tam bir tenor şöleniyle karşılaşılıyor. Bu melankolik besteye, başka bir ruhanilik katıyor saksofoncular. Başta piyano olmak üzere, ritim seksiyonunun tüm hakikiliğini yaydığı bir yorum bu. Albüme adını veren John Coltrane bestesi “Seraphic Light”. Bu parçada tenor saksçıların virtüözlükten çok jazz felsefeleri, John Coltrane’i algılayış biçimleri öne çıkıyor. Billy Hart’ın nefis solosu da dikkate değer. Yine ünlü Coltrane klasiği “Expression” dinlenirken, nefis bas girişi ve yaratılan mistik atmosfer, dinleyeni parça boyu etkiliyor. Büyülü bir performansı var tüm grubun. Liebman’ın düzenleme vizyonu hem John Coltrane’e sadakati, hem de günümüzün jazz ruhunu yansıtıyor.

Jazz saksofonuna tutkuyla bağlı olanlar, Michael Brecker’ı sevip hep onu anımsayan ve dinleyenler, özellikle de John Coltrane fanlarına da yanıt veren ilginç bir albüm bu. Bizi en çok şaşırtan tabii ki Ravi Coltrane ve performansı. Liebman ve Lovano ise tam bir usta müzisyen tadı ve arkadaş ölümünün hüznüyle yapıtlarına asılmışlar. “Seraphic Light”, özellikle 1960’ların yenilikçi jazz’ını sevenleri hemen kuşatacak. Öte yandan, saksofonun, özellikle de tenor’un insan kulağına getirdiği benzersiz tınılar kulaklarımızdan kolay silinmez mahiyette. Karşımıza herhan çıkacak projelerden değil “Seraphic Light” albümü. Michael Brecker’a edilecek en güzel müzikli dua bu.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


71102 - unknown - 38.107.179.238