Günümüzde Jazz

İzmir-İstanbul Arası Jazz
Bu İzmir'den yazdığım ilk yazı... İstanbul'u bırakmak hiç kolay olmadı.
Hep söylediğim gibi İstanbul, çoğunlukla zevk aldığınız için bir türlü
vazgeçemediğiniz kötü bir alışkanlık gibi... Bu alışkanlığın yan etkilerini bir
ölçüde yok eden faktör ise dostlar... Öncelikle dostlar ve ona bağlı müzikten
vazgeçemiyeceğime göre demek ki bir ayağım hep İstanbul'da olacak.
Zaten nisan başında taşınmamdan bir ay sonra kendimi yeniden İstanbul'da
buldum. İstanbul Radyosunda “Günümüzde Caz” programlarımı stoklamak,15.
Uluslararası İstanbul Jazz Festivali'nin basın tanıtımına katılmak, Nardis'de
“Genç Jazz” final elemeleri, Babylon'da Mike Stern/Dave Weckl Dörtlüsünü
dinlemek ve "Ölüm Hastalığı" adlı tek kişilik oyunda çok sevdiğim
Fanny Ardant'ı izlemek için... Bir hafta içinde yaşadığım bu olayların tümü
mutlu etti beni. Çok lezzetli yemeklerden oluşan bir şölen gibiydi (Ali
Sönmez'in kulağı çınlasın!)...
Bu yıl “Genç Jazz” elemelerinde, katılan topluluk ve yorumcuların hemen
hemen çoğu belli bir düzeyin üzerindeydi. Bu nedenle dört topluluk seçmekte
zorlandık. Bu iyiye işaret. Genç müzisyenlerimize, İstanbul Jazz Festivali'ne
katılması beklenen toplulukları kaçırmamalarını öneriyorum. Çünkü bu yıl
festival, tartışmasız çok daha doyurucu salt jazz severler için... 2 -16 temmuz
tarihleri arasında kendi dalında usta olan jazz yıldızlarını dinleme zevkine
erişeceğiz. Yine tatlı bir telaş içinde biz jazz seververler birbirimizi
bulacağız ki işin en sevdiğim yanlarından biri de bu. Paylaşmak, hep paylaşmak...
Zaten jazz sanatının özü de bu değil mi?
Benim favorilerim, büyük müzisyen piyanist Herbie Hancock'ın iki
konseri, Marcus Miller, Caetano Veloso, Al Jarreau-Dianne Reeves, Omara
Portuondo, Nina Simone Tribute gecesi, Carla Bley:"The lost chords find
Paolo Fresu" ve Mare Nostrum projeleri, Nnnenna Freelon'ın Ivan Lins
projesi... Ayrıca zaman buldukça Nardis'deki "Buluşmalar"ı kaçırmamak
isterim.
Bu büyük festivalden önce 2-3 Haziran'da bambaşka yapıda bir jazz
festivalindeydim: 8.Uluslararası Afyonkarahisar Jazz Festivali'nde... Afyonlu
müzik öğretmeni Hüseyin Başkadem'in bir tutkusu olarak başlayan festival,
çetrefilli yollardan geçerek sekizinci yılına vardı hem de uluslarası jazz
platformunda yerini alarak. Bu alçakgönüllü festivalin damarlarına kan taşıyan
olgu, Başkadem ile birlikte hiçbirşey beklemeksizin Afyon'un ilçe ve köylerine
gönüllü giden, okullarda kendi dallarında söyleşiler yapan sanatçılar,
gazeteciler,yayıncılar... Afyon benim için, çocukluğumun yolculuklarında sabaha
karşı garajında mola verilen, genellikle soğuk ve sucuk kokularıyla uyandığım
bir yerdi o kadar. Bir de annem kaymağını çok severdi. Sekiz yıl önce
Hüseyin'in davetiyle ilk kez gündüz gözüyle tüm detayıyla gördükten sonra bambaşka
bir etki yarattı bende. Her yıl, Anadolu'da böyle bir festivalin yaşamasını
hayret ve mutlulukla izleyerek ileriye dönük umutlanıyorum, herşey adına. Ayrıca,2005'de
hep beraber çıkartma yaptığımız Prag Open Jazz Festivali ile o zaman başlayan
dostluk artarak sürüyor. Bu kardeş festival, iki yıldır Çek jazz toplulukları
gönderiyor. Özellikle bu yıl, Çek jazz’cılarla bizim müzisyenlerimizin kaynaşması
hedeflendi ve başarılı oldu izlediğim kadar. Afyon garındaki Piyale Madra ve
Ahmet Yılmaz'ın karikatür sergisinde gülmeden geçmek olanaksızdı. Bence bu
festivalin en güzel yanlarından biri de birbirini tanıyan ya da ismen bilen,
birbirini uzaktan takdir eden aydınların jazz adına buluşması... Festivalin
ikinci gecesi, Millet Hamamı'nın çok zevkli bir mekana dönüştürülen bahçesinde
konser vermek üzere Paris'ten gelen Latin topluluk Trio Pa'lante, yakın dostum
Füsun Levet'nin yine Paris'ten arkadaşları. Sıcak müziğiyle Afyon'un serin
gecesini ısıtıp gençleri ve çocukları coşturdu Venezuelalı üç müzisyen. Ertesi
gün birlikte İzmir'e geldik. İzmir Caz Derneği'nin organizasyonuyla hızlarını
kesmeden bir konser daha verdiler... İdealist bir jazz tutkunu olan Füsun
Levet, Kuşadası'ndaki evini yazın belli aylarında jazz atölye çalışmalarına ayırıyor.
Ben de kuramsal yanıyla katkıda bulunacağım. Örneğin, 23-27 haziran arası Latin
Vokal ve Vurma çalgılar seminerleri şarkıcı Manu Le Prince ile davulcu Gael'e
ait. Çingene tarzı gitarın ustalarından Rafael Fays ile Ağustos sonu ya da
Eylül başında bir seminer düşünülüyor. Kesinleştiğinde duyurusu yapılacak. Kuşadası'nın
ilk Jazz Festivali'ni inanılmaz bir özveriyle gerçekleştiren Füsun, yöre
ilgililerinin "ilgisizliği" nedeniyle birkaçyıl sonra festival
tutkusuna son verdi... Çünkü, değil uluslararası, ulusal bir etkinliği dahi tek
başına yüklenmek çok zor. Kaldı ki Füsun daha ilk yıllarında, Tuna Ötenel,
Richard Galliano (1994'lerden söz ediyorum), Daniel Humair, Julien Lourau,
Alfredo Rodriguez, Peter King, Jean Loup Lognon gibi önemli müzisyenleri çok
mütevazi ücretlerle, salt jazz adına ağırlamıştı. Ayrıca Charlie Parker’ın eşi
ve büyük aşkı Chan Parker da iki kez festivalin konuğu olmuştu. Chan ile dostluğum
işte o zaman Füsun'un sayesinde başlamış, 2000 yılında ölümüne kadar "Soul
Sister"lığımız sürmüştü. Kısaca jazz demek yalnızca İstanbul demek değil...
Ankara'da da jazz’a gönül vermiş kişiler ve kurumlar var. Sevda-Cenap And Vakfı
ile başlayan jazz konserleri, Ankara Caz Derneği ile festivale dönüştü örneğin.
1950 ve 1960'lardan söz etmiyorum bile... Ayrı bir yazı konusu bu.
Sonuçta Temmuz ayında yine İstanbul'dayım festival ve yanısıra beni
çok mutlu eden bir olay için... İlk kez 2006 yılı haziran ayında Akbank Sanat
Merkezi'nde 7-12 yaş arası çocuklarla atölye çalışması yapmıştım. Konu orkestra
çalgılarını tanımaktı. Çalışma amacına umduğumdan çok ulaşmış, hatta ebeveynler
kendileri için de böyle bir çalışma istemişlerdi. Bu yıl bu konuya duyarlı
Akbank Sanat yetkililerinin yeniden isteği üzerine tüm temmuz ayı boyunca cuma
günleri saat 14.00-15.00 arası çocuklarla aynı konu için buluşacağım. Yurtdışında
çoğu ülkede çalgılar çocuklara henüz anaokulundayken öğretilmeye başlanıyor.
Bizde ise ünüversite düzeyine gelmiş gençlerin çoğu tanımıyor çalgıları...
Akademi İstanbul'daki öğretmenlik deneyimimden biliyorum. Çocukların
kendilerine sunulanı nasıl sünger gibi emdiğine Afyon'da da yedi yıldır tanık
oluyorum... Elimizden geldiğince tabii...
Tüm jazz severlere festivalde keyifli jazz akşamları diliyorum.
Hülya Tunçağ
htuncag@portecho.com