Mütekasif kokulu geceler; Chuck Israels
15 - 16 Nisan / Nardis
Chuck Israels, Oliver Groenewald
Bazı akşamlar jazz için yaratılmıştır; Prusya mavisi tonlarının
gökyüzüne hakim olduğunda, dar sokak aralarına sızan huzurlu bir hüzün eşliğinde…
Chuck Israels’in Nardis’te çalacağı geceler, hava mütekasif biçimde jazz
kokuyor.
Gitar ve davulu bizden; Önder Focan ve Ediz Hafızoğlu’nun, efsane basçı
Chuck Israels ile trompetçi Oliver Groenewald’ı evlerinde ağırladığı özel bir
proje bu. Isınma turu gibi geçen “Stella By Starlight”, bu repertuarı açmak
için kusursuz bir seçim. “Lover Man”, Alman trompetçi, uzun bir solo alıyor.
Old-school müzisyen olarak Oliver, tipik post-cool döneminden kalma melodiler
üflüyor. İnsanlar Yaşadıkça filminin unutulmaz sahnesinden verdiği fotoğraflarla,
Frank Sinatra’nın dövülerek öldürüldükten sonra Montgomery Clift’in başında
trompet çalışını anımsatıyor bize.
Ardından Ernie Krivda bestesi “Irv’s at Midnight” geliyor. Müzisyenler
arasında öne çıkmanın, kendini göstermenin, sesini yüksekten duyurmanın esamisi
yok. Müzikal feeling alabildiğine kontrol altında, saygı ve nezaket ön planda.
Gitar mütevazı bir pozisyon alışla dahil oluyor parçalara. Davulcu, vazife adamı
olmaktan öte bir heyecana gerek duymuyor, doğru bir düşünceyle.
Trompetçimizin sahneden inişiyle, editörümüzden Israels’in zevcesi olduğunu
öğrendiğimiz orta yaşın üzerinde bir hanımcağız geliyor sahneye. Mikrofona
“Embrace Me”yi okumak üzere eğiliyor, kibarca. Kuvvetli değil; ince, titrek,
ama alabildiğine duygusal, nostaljik sepya tonunda bir ses. “How About You”yu
söylüyor ardından ve yine aynı kibarlık ve sessizlik içinde terk ediyor
sahneyi.
Oliver “Bye Bye Blackbird” ile dönüyor sahneye ve hemen bir solo alıyor.
Focan’ın diğer müzisyenler arasında çok daha genç biri ruhu temsil ettiği açıkça
hissediliyor bu parçadaki solosunda. “Laverne’s Work”; ilk bölümün sonu…

Chuck Israels ve eşi Margot
Jazzın canlı tarihi Israels. Gelenekçi tarzıyla bir dönemin efsanesi,
hattı düzgün, parlak ve ifadeleri berrak müzisyeni, ikinci yarıyı içinde
Oliver’ın surdinli bir solosunun yer aldığı kendi bestesi “Gardens of the
Lights” ile açıyor. Israels’in kontrbasını gitar tekniğiyle çalarak girdiği
“The Boy Next Door”, yerini “Autumn Leaves”e bırakırken, salondaki sessizlik
ilkesine saygılı, beğeni kriterleri yüksek, bilgi seviyesi yerli yerinde
izleyicilerin yüzünden, entelektüel bir hoşnutluk okunuyor. Dipsiz kuyunun
derin boşluğuna bakarcasına, aklından çok şey geçiyormuşçasına çalıyor Israels;
geçmişin içinden süzülerek “Minorty”yi.
“Bu parça 1933 tarihli, yani benden üç yaş büyük” diyor Billy Strayhorn
bestesi “Johnny Come Back”e başlamadan evvel. Israels, tepeden tırnağa jazz
adamı. Sound’uyla bütünleşmiş özgün tarzda bir tekniğe sahip. Çalarken tona
önem verdiğini dinleyicisine iyi hissettiriyor. Daha iyi tarif etmek gerekirse;
yansıtma gücü yüksek kuvvetli olan sound ile disipline edilmiş bir yoğunluktan
söz etmek yerinde olur. Aslında Israels’in konsantre olduğu şey; düzenlemelerin
içine gizlenmiş şarkı kişiliklerini açığa çıkarmak. Bu gecelerin mütekasif jazz
kokusu galiba buradan yükseliyor.
Murat Beşer
muratbeser@muratbeser.com