New York’ta serbest doğaçlamanın mini kalesi: The Stone…

Yaprak Melike Uyar
yaprakmelikeuyar@gmail.com
John Zorn’u müzik dünyasında bu denli önemli bir figür yapan; besteci
ve saksofonist kimliği dâhilinde sazının olanaklarını zorlamasının, eklektik
bestecililiğinin, yetkin doğaçlama yeteneğinin ve bir nevi müzikal yaratımının
deneysellik, yenilik, akıcılık ve şaşırtıcılık ile beraber anılır olmasının yanı
sıra; özgür doğaçlama, serbest jazz ve deneysel müzik dünyasında, girişimciliği
ile bu müziklerin daha geniş kitlelere ulaşmasındaki rolü olarak anılabilir.
1995’te kurduğu Tzadik plak şirketinin yanı sıra John Zorn; 2005’te açılmasından
bu yana kısa sürede avangard müziğin New York’taki kalesi haline gelen The
Stone isimli performans kulübünün de kurucusu ve sanat direktörü…
The Stone kâr adağı minimum olan, deneysel müziğin mekânlarda hayat
bulmasına adanmış bir performans salonu… Kulübün girişi aksi belirtilmedikçe
New York’ta bir kulüp için cüzi denebilecek bir miktar olan 10$ ve kulüpte içki
satışı yapılmıyor. Performanstan elde edilen gelirin tamamı o gece çalan
müzisyenlere kalıyor. The Stone’un masrafları, yapılan bağışlarla ve kulüpte
kaydedilen albümlerin satışından elde edilen gelirle karşılanıyor. Aylık
programları oluşturmakla her ay başka bir müzisyen görevlendiriliyor, tabi
sanat direktörü olarak John Zorn’un boy göstermesi, kulübün New York yeni müzik
hayatındaki mühim yerine katkı sağlıyor.
Aslında The Stone’dan bahsettiğim yazımın, kulübe olan ziyaretimi
takiben derginin geçen sayısına yetişmiş olması gerekiyordu. Tam kulüp hakkında
bir yazı yazma olasılığını rafa kaldırmışken, kulüpte kaydedilen Lou Reed,
Laurie Anderson ve John Zorn performansının, The Stone: Issue Three ismi ile
yayınlanması kulüpten bahseden mini bir yazı yazma arzumu pekiştirdi. Bu
kadronun bir araya geldiğini duymak, elde kırılgan cisim varsa yere düşürmenize,
miller uzağında da olsak performans anının kaydına cam şangırtısı ile dahil
olmanıza sebebiyet veresi…
Kulübü ziyaret ettiğim 20 Mart 2008 akşamı, kariyeri boyunca Cecil
Taylor, Henry Grimes, William Parker, Alan Silva gibi özgür jazz’ın mühim
isimleri ile çalmış olan Sabir Mateen ve altılısı sahne alıyor. Performansa
tenor saksofon ile başlayıp, 2. parçada flüt, 3. parçada Si bemol klarnet,
sonraları da alto klarnet; bariton, soprano ve alto saksofona geçen Sabir
Mateen’in, performansın sonlarına doğru acaba şimdi ne çıkaracak diye beklediğim
anda, bildiğimiz polis düdüğünü üflemeye başlaması ile girdiğim hayret sonlanmıyor,
son bir hamle olarak cebindeki anahtarları çıkarıp sallamaya başlıyor.
Performansa dair en aklımda kalan keman ve çellonun dehşetengiz uyumu oluyor,
Sabir Mateen o parçada hangi enstrümanı kullanacağı düşünedursun, iki yaylı,
gürültünün estetiğine dair alabildiğine keyifli boyutlara götürüyor salonda
bulunanları.
İstanbul sınırları içersinde The Stone’un yaptığının bir benzerini
yapan ve kar amacı gütmeden deneysel müziği destekleyen bir performans salonu
ne yazık ki yok. Galata Perform; Islak Köpek gibi serbest doğaçlama topluluklarına
programında yer vermesi ve 2008 Şubatında düzenlenen, Aralık 2007’de kaybettiğimiz
efsanevi besteci Karlheinz Stockhausen’ı anma gecelerine ev sahipliği yapması
ile bu felsefeye en yakın duran performans salonu olarak anılabilir. Onun yanı
sıra Atlas Pasajı’ndaki yerinden Çukurcuma’daki yeni yerine taşınan plak dükkânı
Deform Müzik de doğaçlama performanslara ev sahipliği yaparak deneysel müziğin
performans salonlarına taşınmasında zamanla büyüyecek bir yer sahibi olmaya
aday.
The Stone gerçek zamanlı kompozisyona bir dinleyici olarak dahil olmanın
müzikal keyfini sonuna kadar yaşatan bir performans salonu... Ne derler
bilirsiniz, yalnızca içinde bulunduğumuz an var. Bazı zamanlar iç dengeye
götüren yolun gürültüden geçtiği de aşikâr.