Gençler Festival’de Çalıyor

Türkiye’de gençlik popüler kültürün esiri olmuştu. Gençler sadece
kendilerini eğlendirecek ve kendilerini ait hissedecek popüler kültür
endüstrisinin ürünlerini tüketiyorlardı. Bir yandan da bunları kullanmaya
zorlanıyorlardı.
Ama bundan 6 yıl önce buna bir dur demek ve bu ergenlik sendromu ve
yozlaşmanın içinde kendilerini sanatsal çalışmalara adayan gençlere olanaklar
tanımak için ortaya bir kahraman daha çıktı. Bu kahramanın adı İKSV idi. İKSV
15 yıldır düzenledikleri “Uluslararası İstanbul Jazz Festivali”nde işte bu
gençlere olanak sağladılar. Bu gençler de bu endüstri çarklarını kırmak ve
“Türkiye’de gençlik daha bitmedi! Biz buradayız ve sanat adına müzik yapıyoruz!”
diye bağırarak ellerinden gelenleri yapıyorlar ve harika ürünler ortaya
koyuyorlar.
İşte bu bağlamda gençliğin ne kadar önemli olduğu ortaya çıkıyor. Çünkü
eskiden “ölü yatırım” diye adlandırılan klasik müzik ve jazz artık kendine daha
rahat sponsor buluyor, düzenlenen festivallerde daha rahat sahne alıyor ve dinleyicisi
ve icracısı hızlı olmasa da emin adımlarla artıyor.
İlk önce bu festivalin içinde bulunan ve festivale can veren İKSV Jazz
Direktör Asistanı Harun İzer ile yaptığımız bir sohbeti sizlerle paylaşmak
istiyorum. Daha sonrada işte yukarda bahsettiğim ve “Biz buradayız!” diye haykıran,
15. Uluslararası İstanbul Jazz Festivali kapsamında Nardis Jazz Club'da
gerçekleşecek Genç Jazz Konseri’nde çalacak TRIO IFF ve NEUTRIO sohbetlerini
gelecek günler için sanat adına umut dolu ve iç rahatlığıyla okuyabilirsiniz.
Çünkü gençler burada ve bu müziği seviyorlar!
Türkiye'deki genç jazz müzisyenlerinin durumu sizce nasıl?
Türkiye’de genç jazz müzisyenlerinin durumu, ülkemizde jazz
müzisyenlerinin genel durumu ile paralellik gösteriyor diyebiliriz. Çoğunlukla
sadece büyük şehirlerde olan gençler kendilerini bir parça ortaya
koyabiliyorlar, bu açıdan da çok büyük imkanları ve olanakları yok genelde. Ama
diğer taraftan da gerçekten çok değişik yerlerden çok başarılı müzisyenler çıkabiliyor,
kişisel bazda veya grup bazında. Yine, eminim şartlar bundan 15–20 yıl öncesine
göre daha iyi durumda, az da olsa bazı üniversitelerde düzenlenen festival, yarışmalar
veya müzik dinleme zevkinin artık tek bir türe bağlı kalmadığının farkına varan
mekanlar, giderek daha çok jazz müziğine yer veriyorlar. Dolayısıyla genç
jazz’cılara yavaş da olsa giderek daha çok imkan tanınıyor.

Genç jazz’a olan katılım isteği nasıldı, kaç grup başvuru
yaptı? Geçen yıllardaki izleyici katılımı nasıldı?
Uluslararası İstanbul Jazz Festivali kapsamında yapılan Genç Jazz
seçmelerimiz bu yıl altıncı kez düzenlendi. Açıkçası Genç Jazz’a katılım
oranları, gençlere yönelik rock veya başka müzik türleri için düzenlenen yarışmalara
katılan grupların sayısına göre oldukça düşük. Ama yine de biz, niteliğin nicelikten
önemli olduğunu düşünüyoruz. Zaten jazz müziğinin özünde de bu var. Geçen yıllarda
15–20 civarında grup başvuruyordu, bu yıl bu sayı biraz daha düştü ancak seçici
kurulumuz bu yıl neredeyse bütün başvuruların çok başarı olduğu yönünde
hemfikirdi. Genç Jazz’a izleyici katılımı ise tamamen farklı bir konu.
Biliyorsunuz biz Genç Jazz etkinliklerini ücretsiz düzenliyoruz. Buna bağlı
olarak da öncelikle bu grupların yakınları ve arkadaşları etkinliklere büyük
ilgi gösteriyorlar. Diğer taraftan, genel jazz izleyicisi açısından aynı
derecede bir ilgi olduğunu söyleyemeyeceğim. Tabi bunu jazz dinleyicisinin
seçiciliğine de verebiliriz ancak gençlere bu anlamda da “bir fırsat tanınması”
gerektiğini düşünüyorum.
Geçen 5 yılın ardından amacınıza ulaştınız mı yoksa daha alınacak
çok yol var diye mi düşünüyorsunuz?
Bu soruyu amaçlarımızın bazılarına ulaştık ama çoğuna henüz ulaşamadık
diye cevaplamak lazım. Mesela İstanbul Jazz Festivali olarak (bunu alenen ilan
etmiş olmasak da) Genç Jazz’ı uzun vadede uluslararası bir yarışma haline
getirmek istiyoruz. Şu anda imkanlarımızın kısıtlı olması sebebiyle bu tür bir
hamle henüz mümkün değil. Bunun gibi çeşitli planlarımız var, mesela bunlardan
biri de Genç Jazz’da başarılı olan gruplara Türkiye dışında da sahne alabilecekleri
fırsatlar sağlamak. Şu anda bu konuda ancak bireysel bazı çabalara fikir ve
bilgi bazında yardım ediyoruz. Mesela geçen yıllarda Genç Jazz’da yer alan bazı
grupların yurtdışındaki jazz yarışmalarına katılmalarına, kendilerine sponsor
bulmalarına yardım ettik. Bu yıl da böyle bir durum oldu ve BUMK Jazz
Korosu’nun Viyana’da bir jazz yarışmasına katılabilmesi için onlarla beraber
çalışıyoruz. Kısacası amaç jazz ile ilgilenen genç müzisyenleri teşvik edecek
imkanlar yaratmak olunca yapılabileceklerin sınırı yok.
Ama bu konuda önemli bir not da düşeyim, biz İstanbul Jazz Festivali
olarak Genç Jazz’ı yıllardır neredeyse hiçbir destek almadan, tamamen “kendi yağında
kavrulan” bir etkinlik olarak düzenlemekteyiz. Bu tür büyük planlar, önemli
mali desteklere de ihtiyaç duyuyor. Bu açıdan genç jazz müzisyenlerine ve genel
anlamda Türk kültür sanatının genç yeteneklerine destek olmayı isteyen
sponsorların desteği de bizim için çok önemli ve gerekli. Genç müzisyenlerin
her zaman yakındıkları konulardan biri çalacak yer bulamamaları ve bazı imkânsızlıklardır.
Tabi birde jazz çalınacak mekânların pahalı olması gibi bir durum da söz
konusu. Bu öğrenci olduklarını düşünürsek “genç jazz” izleyicisini de etkileyen
bir durum. Bu bağlamda genç jazz’cılara yönelik başka çalışmalar planlıyor
musunuz? Yukarıda da bahsettiğim gibi, bizim bu konudaki mali kaynaklarımız
oldukça kısıtlı, halihazırda kendimize ait bir konser salonumuz veya mekanımız
da yok. Ama bu konu bizim de her zaman üzerinde durduğumuz bir konu zira iş “bu
gençler iyidir” demekle bitmiyor, onları yönlendirmek, en azından belli bir
noktaya gelene kadar onlara bir “kariyer planı” yapmak da gerekiyor. Bunu da
elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. Genç jazz etkinlikleri sonrasında bu
gruplarla bağımızı koparmayıp, onları yakın ilişkide bulunduğumuz mekanlara,
kurumlara veya başka festivallere yönlendiriyoruz, tavsiye ediyoruz. İKSV, İstanbul’da
kültür ve sanatın merkezinde yer alan bir kurum. Bu açıdan bu tür konularda
bize sıkça danışılıyor ve mümkün mertebe Genç jazz gruplarını da bu kişi veya
kuruluşlara yönlendiriyoruz. Bir de yine yukarıda bahsettiğimiz daha uzun
vadeli bazı planlar var tabi, umarız onları da kısa süreler içerisinde gerçekleştireceğiz.
Şimdi de Genç jazz sahnesinde yer alacak Trio Iff’den Semih
Önyer’e kulak verelim…
Grubunuz ve müziğiniz hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Tanışıklığımızdan bu yana ben ve Buğra birçok konuda hem fikir olduğumuzu
düşündük ve bu düşünceyi paylaştık. Bu paylaşım ikimizinde fikirlerinin ortak
bir noktada kesiştiğini gösterdi bize. Bu da jazz müziğiydi. Bir müziğin gelişimi
içinde düşünülmesi gereken her şeyi planlı olarak paylaşmışız gibi, öncelikli
önem gösterdiğimiz şeyler bir bütünü oluşturmaya başladı. Bu birliktelik
duo’dan bir trioya; TRIO IFF’e dönüştü ve ilk davulcumuzdan sonra Olgun
eklendi. O da yeni bir ruh getirdi bize, kişiliği ve anlayışıyla... Jazz, sanatın
her alanında olduğu ve olması gerektiği gibi “yaşayan” “değişen” bir olgu. Bu
değişimi izlemeye başladık. Parker’dan bugüne kadar. Bu esnada yaratıcı tavrımızı
da bu seyrin içine yerleştirdik. Sonuç olarak, modernizmi izleyen bir anlayışla
kendi bestelerimizden ve standartlardan oluşan bir repertuar içinde bulduk
kendimizi.
Gençler daha çok popüler kültür ürünü müzikler tüketirken
siz jazz’ı seçtiniz. Herkes tarafından bilinen bir gerçektir ki Türkiye’de
Klasik müzik ya da jazz para kazandırmaz. Eğer para kazanmak istiyorsan ya
topçu olacaksın ya popçu. Nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz ki bu müziği
benimsediniz?
Hayat standardı göreceli bir kavram tabii ki. Para kazanmanın öncelikli
olduğu bir noktada sanat öğelerini kaybeder. Ticarete ve veya zanaata dönüşmeye
başlar. Sanatın kendisine bir aracı ile ulaşılmaz. Bu basit bir hizmete girer,
özgür olması gerekirken kısıtlanır. Bu bilincin içinde olan bu üç kişi böyle
bir hesabı yapmadığı için burada zaten. İlla bir gelecek hayal edilmesi
gerekiyorsa, diğerlerinin adına konuşmaktan çekinmiyorum; “akıl ve beden sağlığı
içinde birikimlerimizi yıllarca çalmak, aktarmak, anlatmak ve paylaşmaktır.
Hayat standardını paranın ölçmediği konusunda hem fikir isek, iyi bir gelecek
hayal ediyoruz sanırım.
15. Uluslararası İstanbul Jazz Festivali’ne katılmaya nasıl
karar verdiniz ve ne gibi aşamalardan geçtiniz. Nasıl bir heyecandı bu?
Olgun’un askerliği, benim okuldaki zamansızlığım kısa bir boşluk yarattı.
Bu sırada, Buğra kurduğu bir gitar trio ile 2007 yılında katılmıştı. Yani katılacağımız
kararını aslında 2007’de vermiştik. Bir araya gelebildiğimiz an planlarımızın
içine bu yarışma çoktan dahil olmuştu. Prosedürün gereği ilk aşama için Ege
Üniversitesi stüdyosunda bir kayıt hazırladık ve İKSV’ye gönderdik. İlk sekiz
grup bu yolla belirlenecekti ve bu sekizin içinde olduğumuz haberini aldık.
Final Nardis’te yapılacaktı ve bir pazar ordaydık. Tabii ki tatmin edici bir
heyecandı. Kendi müziğimizle uluslararası bir festivalde olabileceğimiz açıklandığında
da bu heyecanımız kat kat arttı tabii ki. Tüm bu serüvenin sonunda 11 Temmuzda
19.30’da Nardis’te yaşayacağız. Bekleriz...

Peki, bu sorulara NEUTRIO’dan Çağrı Erdem ne demiş?
Grubunuz ve müziğiniz hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Öncelikle merhaba. Grubumuz, 2007 sonbaharında, standart bir gitar trio
formatında kuruldu. İlk başta, davulda o sıralarda Erasmus değişim programı ile
Türkiye'ye gelmiş Fabian Stevens vardı, kadronun gerisi şuan ki gibiydi (ben ve
Berker). Aslında bir grup olmaktan öte beraber çalıyorduk stüdyoda, takılıyorduk
yani sadece. Sonra baktık pek güzel oluyor, bir anda konserler vermeye başladık
ve olaylar gelişti. Sonra, Fabian Erasmus’taki dönemlerini tamamlayıp ülkesine
geri döndü ve ben de tamamen okul başvurularıma yoğunlaştım, ve bir süre bir şey
yapmadık. Ardından, biraz da genç jazz vesilesiyle, davulda Erdem Göymen ile
tekrar çalmaya başladık. Müziğimize gelirsek; ileriye dönük bir tavrımız var,
kendi seslerimizi arayışlarımız, notaların yanında sesin kendisine, enerjiye
duyulan bir tutku var her birimizde ayrı ayrı diyebilirim. Repertuarımızda
kendi bestelerimizin dışında çaldığımız parçalar çoğunlukla modal ve/veya modal
implantasyon barındıran müzikler, yani kısaca müziği daha "yatay" ve
"açık" algılayabilmemize olanak tanıyan parçalar çalıyoruz. Kişisel
olarak ben, emprovizasyonda ve kompozisyonda, köklerinden sonuna kadar beslenip
kendi sesinin peşine düşmüş biriyim, yani -çok sevmeme rağmen- ikinci bir Wes
Montgomery veya Pat Metheny olmanın hiçbir anlamı yok. Bu meslekte, Miles'ın da
dediği gibi "sünger" gibi olup, etrafında olup biten her şeyi emip
yoluna bakacaksın...
Jazz gibi bir müziği seçtiniz. Nasıl bir gelecek hayal
ediyorsunuz ki bu müziği benimsediniz?
Gelecekle ilgili; ben, önümdeki on sene için plan yapmam, asla bir işadamı
gibi çok uzun vadeli planlar yapmadım. Şu an için konservatuarı bıraktım,
Berklee'den burs kazandım, ve bir terslik çıkmazsa ağustosta oraya gideceğim
ama bu sadece eğitimimle ilgili bir gelecek planı. Para kazanıp, kariyer yapmak
konusunda ise, yukarıda da dediğim gibi ikinci bir Pat Metheny olmanın bir
anlamı yok, zaten Amerika’da yüzlercesi var, yani standartları canavar gibi
çalmanın insana hiçbir getirisi olacağını düşünmüyorum (insana çok şey öğretir
o ayrı). Ben kendi müziğimi yapmak istiyorum, ve kendi sesimi oluşturmak, kendi
cümlelerim, kendi tavrımı... Ancak böyle bir yere gelinebileceğini düşünüyorum.
Ama bu Amerika'da olur, Türkiye'de veya Uruguay’da, bilmiyorum, ama orası
neresiyse, orayı bulmak istiyorum. Sonuçta çalışan adam, her yerde, her koşulda
bir şeyler yapar bence.
15. Uluslararası İstanbul Jazz Festivali’ne katılmaya nasıl
karar verdiniz?
Aslında benim için en önemlisi çalmak. Her yerde çalmayı seviyorum, ve
her yerde çalmak isterim. Tabii ki uluslararası bir jazz festivalinde çalmak
çok önemli bir şey ve bundan çok mutluyuz. Aslında biz Fabian'la katılmayı düşünüyorduk
genç jazz'a ama o dönünce genç jazz fikrini de unutmuş gibiydik, sonra birden
Erdem'le tanıştık, ve sanırım ya son gün ya da iki gün öncesinde alelacele
vasat bir kayıt yapıp gönderdik. Açıkçası öncesinde biraz önyargılıydım, yani
genç jazz'ın belli standartları olduğunu ve bu standartlar dışındaki müziklere
yer verilmeyeceğini düşünüyordum, ama yanılmışım ki festivalde çalmaya hak
kazandık. Ayrıca bizim için herhangi bir sahne heyecanından farkı yok aslında,
umarım güzel bir enerji oluşur ve hep birlikte mutlu, mesut çalar eğleniriz. Bizlere,
bu konularda iki çift laf edebilme şansı verdiğiniz için çok teşekkür ederim
grubum adına. Her şey çok güzel olacak...