Seramiğin
özgür ve özgün elleri
Seramik
sanatçısı Ayla Yüce çok cesur bir kadın. Sosyoloji mezunu olup üniversitede
asistanken istifa edip yeniden okula başlayan Yüce 40’ında seramik diplomasını
aldı ve yıllardır hem yapıtları, hem de Kuzguncuk’taki atölyesinde verdiği
derslerle hayata güzellikler katıyor.
“Ellerim
benden akıllı” diyor seramik sanatçısı Ayla Yüce ve akıllı elleriyle sanat
eserleri yarattığı çamura olan sevgisi anlatıyor, gerekçeleri yüreğinden, “Ben
avucumu çok güzel doldurduğu ve çok güzel bir dokunma hissi verdiği için çok
seviyorum çamuru. Kendimin bir parçası gibi düşünüyorum. Çamurdan yaratma
sürecini doğurmaya da benzetebilir insan ama her şey kendiliğinden oluyor.
Tarif etmesi çok zor… Asıl tutkum öncelikle dokunmak ve şekillendirmek.”
Adana’da
doğan, hamuru toprakla, doğayla yoğrulan Yüce’nin seramikle macerası çok
sonraları başlamış. Bu sevdanın tohumlarıyla dünyaya geldiğini düşünüyor ki,
zaten Yüce’ye göre tüm insanlar ‘ama az, ama çok’ fakat türlü melekeyle doğuyor
ama hayatın budamalarıyla pek çoğundan iz bile kalmıyor.
“Ben çok
kurgusal bir aklı sevmiyorum. Yürekten, içeriden geleni, duyguyla geleni
seviyorum. Didaktik aklı da hiç sevmiyorum. Ellerim benden akıllı. Elimin
aklıyla çıkanları seviyorum. Hayatı da öyle yaşamıyorum. Sosyologluktan çamura
geçmemin nedeni de belki bu oldu. Farklı malzeme kullanıyor olabilmek de önemli
benim için.”
Evet, Ayla
Yüce öte yandan bir sosyolog. Seramiğe uzun yolları ve yılları aşarak
ulaşabilmiş, gerçek mutluluğu sonradan yakalayabilmiş bir sanatçı. Liseden
mezun olduğu yıllarda Adanalı ailesinin, sürüp giden olaylar nedeniyle
İstanbul’a gitmesine uzak bakması nedeniyle Ankara’da Sosyoloji okuyan Yüce
sosyolojiyi asistan olmuşken terk etmiş, “Çok uzun bir yoldu. Ben seramik
diplomamı 40 yaşında aldım. Önce sosyoloji okudum, uzunca bir süre sosyolog ve
hoca olarak çalıştım. 1989 yılında Mimar Sinan Üniversitesi’nde asistanken
istifa ettim. Bir süre yurtdışına gittim, düşündüm. Ellerimi kullanmayı çok
istiyordum. Lise sonrası hep Güzel Sanatlar istiyordum. Ama Adanalıyım ve ailem
İstanbul’a yollamak istemedi, çok olay var diye. Ankara’ya Sosyoloji kazandığım
için gittim. Mezuniyetten sonra üç yıl Adana’da öğretmenlik yaptım sonra bir
yıl ODTÜ’de yüksek lisans okudum, o arada İstanbul’da Mimar Sinan
Üniversitesi’nde sosyoloji bölümü açılıyordu, gittim, girdim, orada denedim
şansımı. Bu arada arkadaşlarımın da yaşadığı Kuzguncuk’a yerleşmiştim.
Kuzguncuk’la istediklerim çok örtüştü. Birlikte bir şeyler yapabileceğim çok
insan vardı. Bedri Rahmi Atölyesi’nden bir ressam arkadaşım buradaydı, onunla
birlikte ilk önce yazmalar yaptık sonra farklı işlere daldık. Yavaş yavaş
yaklaştım seramiğe. İngiltere ve Hollanda’dan döndükten sonra evde resim
yaparken gittim bir torba çamur aldım. Ve başladım. Çamur beni çok çeler. Çünkü
müthiş bir dokunma duygum var. Çamura dokunmak çok güzel geliyor. Bu arada
evlendim ve eşim bana destek oldu. Ve okumaya karar verdim, tekrar sınavlara
girdim. Ve de başladım. 35 yaşında tekrar okullu oldum ve bu arada oğluma hamile
kaldım. Çocuğum nedeniyle okuldaki haklarımı dondurarak iki yıl kadar bir ara
verdim yani okulu altı yılda bitirdim ama okul birincisi olarak. Ve 40 yaşında
seramik diplomamı aldım. Çok hoşuma gitti o yaşta diploma almak. Sosyolog
kafası farklı bir durum, sanıyorum o nedenle benden başka türlü bir şeyler
çıktı.”
Ayla
Yüce’nin küçük, ferah, Kuzguncuk’un yeşilliğine açılan kalabalık bir atölyesi
var. Öğrencileri ve yardımcılarıyla haftada dört seans seramiğe doyuyorlar.
Sanatçının yarattıklarıysa tıpkı düşünceleri gibi yaşamın akışınca özgür ve
özgün… Atölyenin giriş kapısının üstünde ‘canlı’ bir gömlek var. Bitirme
tezinin yapıtaşlarından biri… Üretimde çamurun yanısıra türlü malzeme
kullanmayı seviyor ve önceliği kumaşta.
“Bir şeyi
düşündüğümde, malzeme olarak ne uygunsa onu kullanıyorum. Seramik temel ve çok
seviyorum ama çeşitli malzemeleri de katarak çalışıyorum. Benim annem çok güzel
dikiş diker ve el becerilerimi ondan almışım. Bitirme tezimi de otobiyografik
bir öyküye dönüştürdüm. İlla kumaşı kullanarak seramik yapmak istedim. Hocam da
inandı, gömleklerin içine önce bir şeyler koyarak ayakta tutmaya çalıştım,
defalarca farklı uygulamalar yaptım, benim için önemli olan bu malzemeyi
biraraya getirmekti. Yani kumaş ve çamur biraraya gelecekti ve ortaya bir avuç
kül de çıksa ben onu sergileyecektim. Nihayet sağlam parçalar elde etmeyi
başardım ama çalışırken bütün okulu duman sardı.”
Yüce
hayatını artık dostları olan öğrencilerine ders vererek ve kurumsal firmalara
özel hediyelikler tasarlayarak kazanıyor. Hiçbir ürününü sevmeden bitirmiyor,
teslim etmiyor, “Okulu bitirdikten sonra uzun süre kendi atölyem olamadı. Arçelik’e,
Profilo’ya özel tasarımlarla özgün ve kurumsal hediyelikler yaptım. Ama özel
tasarımlardır tümü. Yanısıra ders vererek hayatımı götürebildim. Bunu da çok
severek yaptığım için başardığımı düşünüyorum. Çok severek çalışmak çok önemli…
Hem kurumsal ürünler, hem de sergiler için kendimi sınırlamadım. Her yaptığım
özgün ve özgür olsun isterim. Seriler üretmeyi de sevmiyorum ama 2001 yılında kaftanlar
üretmeye başladım. Eczacıbaşı Sanat Atölyesi’nde bir sergi için bir dönem
çalıştım. Onun sonuna doğru bir yaz karması sergisi olacaktı, şehzade giysileri
ile bir şeyler yapmak istedim ve yaptım, o yıllarda Osmanlı hediyelikleri
yoktu, hep Anadolu Uygarlıkları temaları vardı. Oradan başlayarak başka Osmanlı
figürler de geldi. Küçük ama emek yoğun işler oldu. On bin tane üretilecek
işlerim yok benim. Atölyem de, ruhum da böylesi bir üretime uygun değil. Bin
tane yapmayı istemem.”
Öğretmeyi
değil de paylaşmayı seven biri Ayla Yüce, bunca üretime karşın tek bir kişisel
sergi açabilmesine karşın birlikte yer almayı sevdiği sanatçıların da içinde
bulunduğu karma sergileriyse handiyse sayısız. “Senelerdir birlikte çalıştığım
öğrencilerim var. Şimdilik on kişilik bir öğrenci grubum var. Onlarla birlikte yaptıklarımızı
Barış Manço Kültür Merkezi’nde sergiledik birlikte. Ben öğrencilerimin hevesini
hiç kırmam. Zaten herkesin ‘ama çok, ama az’ yetilerle dünyaya geldiğine
inanıyorum. Çamuru ise sıksanız bile elinizin izi çıkar hiç olmazsa. Belli
seramik yöntemlerini gösterdikten sonra herkes bir şeyler yapabiliyor.
Kadınların eli ise çamura çok yatkın oluyor. Avucumun içi elimin ve bedenimin
bir parçası ve beni korkutmadığı gibi insanları da korkutmuyor. Her insan
yeteneği ile doğuyor ve daha sonra kişilik oluşması dediğimiz yere gelirken
bunlar budanıyor. Doğduğumuzdaki zenginlik giderek yitiyor. Blokajlar çok
yoğun. Bilinçaltımızda bunların hepsi var ama bloke ediyoruz. Bilincinizi rahat
bırakırsanız daha yaratıcı olursunuz. Okulda öğretmen olmayı sevmiyorum ama
bildiğim bir şeyi paylaşmayı çok seviyorum. Her şeyi paylaşırım.”
Tel: 0543
780 29 19