27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Seramiğin özgür ve özgün elleri

 

Seramik sanatçısı Ayla Yüce çok cesur bir kadın. Sosyoloji mezunu olup üniversitede asistanken istifa edip yeniden okula başlayan Yüce 40’ında seramik diplomasını aldı ve yıllardır hem yapıtları, hem de Kuzguncuk’taki atölyesinde verdiği derslerle hayata güzellikler katıyor.

 

 “Ellerim benden akıllı” diyor seramik sanatçısı Ayla Yüce ve akıllı elleriyle sanat eserleri yarattığı çamura olan sevgisi anlatıyor, gerekçeleri yüreğinden, “Ben avucumu çok güzel doldurduğu ve çok güzel bir dokunma hissi verdiği için çok seviyorum çamuru. Kendimin bir parçası gibi düşünüyorum. Çamurdan yaratma sürecini doğurmaya da benzetebilir insan ama her şey kendiliğinden oluyor. Tarif etmesi çok zor… Asıl tutkum öncelikle dokunmak ve şekillendirmek.”

Adana’da doğan, hamuru toprakla, doğayla yoğrulan Yüce’nin seramikle macerası çok sonraları başlamış. Bu sevdanın tohumlarıyla dünyaya geldiğini düşünüyor ki, zaten Yüce’ye göre tüm insanlar ‘ama az, ama çok’ fakat türlü melekeyle doğuyor ama hayatın budamalarıyla pek çoğundan iz bile kalmıyor.  

“Ben çok kurgusal bir aklı sevmiyorum. Yürekten, içeriden geleni, duyguyla geleni seviyorum. Didaktik aklı da hiç sevmiyorum. Ellerim benden akıllı. Elimin aklıyla çıkanları seviyorum. Hayatı da öyle yaşamıyorum. Sosyologluktan çamura geçmemin nedeni de belki bu oldu. Farklı malzeme kullanıyor olabilmek de önemli benim için.”

Evet, Ayla Yüce öte yandan bir sosyolog. Seramiğe uzun yolları ve yılları aşarak ulaşabilmiş, gerçek mutluluğu sonradan yakalayabilmiş bir sanatçı. Liseden mezun olduğu yıllarda Adanalı ailesinin, sürüp giden olaylar nedeniyle İstanbul’a gitmesine uzak bakması nedeniyle Ankara’da Sosyoloji okuyan Yüce sosyolojiyi asistan olmuşken terk etmiş, “Çok uzun bir yoldu. Ben seramik diplomamı 40 yaşında aldım. Önce sosyoloji okudum, uzunca bir süre sosyolog ve hoca olarak çalıştım. 1989 yılında Mimar Sinan Üniversitesi’nde asistanken istifa ettim. Bir süre yurtdışına gittim, düşündüm. Ellerimi kullanmayı çok istiyordum. Lise sonrası hep Güzel Sanatlar istiyordum. Ama Adanalıyım ve ailem İstanbul’a yollamak istemedi, çok olay var diye. Ankara’ya Sosyoloji kazandığım için gittim. Mezuniyetten sonra üç yıl Adana’da öğretmenlik yaptım sonra bir yıl ODTÜ’de yüksek lisans okudum, o arada İstanbul’da Mimar Sinan Üniversitesi’nde sosyoloji bölümü açılıyordu, gittim, girdim, orada denedim şansımı. Bu arada arkadaşlarımın da yaşadığı Kuzguncuk’a yerleşmiştim. Kuzguncuk’la istediklerim çok örtüştü. Birlikte bir şeyler yapabileceğim çok insan vardı. Bedri Rahmi Atölyesi’nden bir ressam arkadaşım buradaydı, onunla birlikte ilk önce yazmalar yaptık sonra farklı işlere daldık. Yavaş yavaş yaklaştım seramiğe. İngiltere ve Hollanda’dan döndükten sonra evde resim yaparken gittim bir torba çamur aldım. Ve başladım. Çamur beni çok çeler. Çünkü müthiş bir dokunma duygum var. Çamura dokunmak çok güzel geliyor. Bu arada evlendim ve eşim bana destek oldu. Ve okumaya karar verdim, tekrar sınavlara girdim. Ve de başladım. 35 yaşında tekrar okullu oldum ve bu arada oğluma hamile kaldım. Çocuğum nedeniyle okuldaki haklarımı dondurarak iki yıl kadar bir ara verdim yani okulu altı yılda bitirdim ama okul birincisi olarak. Ve 40 yaşında seramik diplomamı aldım. Çok hoşuma gitti o yaşta diploma almak. Sosyolog kafası farklı bir durum, sanıyorum o nedenle benden başka türlü bir şeyler çıktı.”

Ayla Yüce’nin küçük, ferah, Kuzguncuk’un yeşilliğine açılan kalabalık bir atölyesi var. Öğrencileri ve yardımcılarıyla haftada dört seans seramiğe doyuyorlar. Sanatçının yarattıklarıysa tıpkı düşünceleri gibi yaşamın akışınca özgür ve özgün… Atölyenin giriş kapısının üstünde ‘canlı’ bir gömlek var. Bitirme tezinin yapıtaşlarından biri… Üretimde çamurun yanısıra türlü malzeme kullanmayı seviyor ve önceliği kumaşta.

“Bir şeyi düşündüğümde, malzeme olarak ne uygunsa onu kullanıyorum. Seramik temel ve çok seviyorum ama çeşitli malzemeleri de katarak çalışıyorum. Benim annem çok güzel dikiş diker ve el becerilerimi ondan almışım. Bitirme tezimi de otobiyografik bir öyküye dönüştürdüm. İlla kumaşı kullanarak seramik yapmak istedim. Hocam da inandı, gömleklerin içine önce bir şeyler koyarak ayakta tutmaya çalıştım, defalarca farklı uygulamalar yaptım, benim için önemli olan bu malzemeyi biraraya getirmekti. Yani kumaş ve çamur biraraya gelecekti ve ortaya bir avuç kül de çıksa ben onu sergileyecektim. Nihayet sağlam parçalar elde etmeyi başardım ama çalışırken bütün okulu duman sardı.”

Yüce hayatını artık dostları olan öğrencilerine ders vererek ve kurumsal firmalara özel hediyelikler tasarlayarak kazanıyor. Hiçbir ürününü sevmeden bitirmiyor, teslim etmiyor, “Okulu bitirdikten sonra uzun süre kendi atölyem olamadı. Arçelik’e, Profilo’ya özel tasarımlarla özgün ve kurumsal hediyelikler yaptım. Ama özel tasarımlardır tümü. Yanısıra ders vererek hayatımı götürebildim. Bunu da çok severek yaptığım için başardığımı düşünüyorum. Çok severek çalışmak çok önemli… Hem kurumsal ürünler, hem de sergiler için kendimi sınırlamadım. Her yaptığım özgün ve özgür olsun isterim. Seriler üretmeyi de sevmiyorum ama 2001 yılında kaftanlar üretmeye başladım. Eczacıbaşı Sanat Atölyesi’nde bir sergi için bir dönem çalıştım. Onun sonuna doğru bir yaz karması sergisi olacaktı, şehzade giysileri ile bir şeyler yapmak istedim ve yaptım, o yıllarda Osmanlı hediyelikleri yoktu, hep Anadolu Uygarlıkları temaları vardı. Oradan başlayarak başka Osmanlı figürler de geldi. Küçük ama emek yoğun işler oldu. On bin tane üretilecek işlerim yok benim. Atölyem de, ruhum da böylesi bir üretime uygun değil. Bin tane yapmayı istemem.”

Öğretmeyi değil de paylaşmayı seven biri Ayla Yüce, bunca üretime karşın tek bir kişisel sergi açabilmesine karşın birlikte yer almayı sevdiği sanatçıların da içinde bulunduğu karma sergileriyse handiyse sayısız. “Senelerdir birlikte çalıştığım öğrencilerim var. Şimdilik on kişilik bir öğrenci grubum var. Onlarla birlikte yaptıklarımızı Barış Manço Kültür Merkezi’nde sergiledik birlikte. Ben öğrencilerimin hevesini hiç kırmam. Zaten herkesin ‘ama çok, ama az’ yetilerle dünyaya geldiğine inanıyorum. Çamuru ise sıksanız bile elinizin izi çıkar hiç olmazsa. Belli seramik yöntemlerini gösterdikten sonra herkes bir şeyler yapabiliyor. Kadınların eli ise çamura çok yatkın oluyor. Avucumun içi elimin ve bedenimin bir parçası ve beni korkutmadığı gibi insanları da korkutmuyor. Her insan yeteneği ile doğuyor ve daha sonra kişilik oluşması dediğimiz yere gelirken bunlar budanıyor. Doğduğumuzdaki zenginlik giderek yitiyor. Blokajlar çok yoğun. Bilinçaltımızda bunların hepsi var ama bloke ediyoruz. Bilincinizi rahat bırakırsanız daha yaratıcı olursunuz. Okulda öğretmen olmayı sevmiyorum ama bildiğim bir şeyi paylaşmayı çok seviyorum. Her şeyi paylaşırım.”

Tel: 0543 780 29 19

 

 

 

 

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


71283 - unknown - 38.107.179.237