Tarihi
bir lezzet şöleni…
Osmanlıdan
günümüze ulaşan birçok özel yemek tarifi ve aslına uygun olarak sürdürülen
şerbet geleneğiyle tarihi mirasın iz sürücülerinden Güler Osmanlı Mutfağı’nda
saray dönemi yaşatılıyor…
Güler Osmanlı Mutfağı,
Kadıköy Hasanpaşa’da butik
restoran olarak faaliyet gösteren, sahiplerinin misafirperverliği eşliğinde müşterilerini
karşılayan sıcacık bir mekan. Duvarları Osmanlı dönemine ait İstanbul
resimleri, gravürler ve yağlıboya tablolarla süslü. Girişin karşısında bulunan
kolonun üzerindeki Osmanlı arması,
masaların üzerindeki resimler ve en önemlisi o döneme ait lezzetlerle mazinin
İstanbul’u burada yaşıyor.
Güler
Osmanlı Mutfağı; Türk ve Osmanlı Mutfağı’na ait
230 çeşit yemek reçetesine sahip. Mekanın açık mutfağında her gün hazırlanan
yaklaşık on dört çeşit yemek, müşterilerin damak zevkine sunuluyor. Ali Güler; ağabeyi Şeref Güler ve eşi
Ayfer Güler ile birlikte üçüncü kuşak olarak burayı işletiyor. Aslında 1965
yılında babaları, dedeleri ve amcaları tarafından Güler Pastanesi olarak
kurulan işletme, 1989 yılında Güler Kebap’a
dönüşmüş, 2003 Ekim ayından beri de Güler Osmanlı Mutfağı olarak faaliyet gösteriyor.
Kastamonulu
olan Güler ailesi, yöre mutfağının spesiyallerini de günışığına çıkarıyor. Kastamonu
mutfağında kırk altının üzerinde çorba çeşidinin bulunduğunu dile getiren Ali
Güler, bu çeşitliliği restoranlarda göremediğini şöyle belirtiyor; “Çorba
zengini bir ülke olmamıza rağmen restoranlarda ezogelin ve mercimek dışında
çorba bulmak mümkün olmuyor. ‘Müşteriler başka çorba istemiyor’ deniyor. Oysa
iyi sunulmuyor.”
‘Soran
yemez’ çorbası
Ali
Güler, yaptığı işi seven, araştırmacı ve tanıtıma büyük önem veren yapısıyla çoğunluktan
farklı bir çizgiye sahip. Farklı lezzetleri müşterilerine sevdirmek, yemek
konusunda önyargıları yıkmak gibi bir amacı var. Ve bu uğurda bir nefer gibi
çalışıyor. Bunun için de başlangıç için istenilen bütün çorbaların adı; ‘Soran
yemez.’ Ali Bey bunun nedenini şu sözlerle açıklıyor; “Bizim çorbalarımızın
adı, ‘Soran yemez’dir. Bütün çorbaların adı aynı; çünkü, Türkiye’de insanlar
ezogelin ve mercimek dışındaki çorbalara antipatiyle yaklaşıyorlar. Size
çorbanın bakla, yeşil zeytin, bamya ya da kereviz çorbası olduğunu söylesem,
‘Ali Bey kusura bakmayın, ben çorba almayayım’ diyebilirsiniz. Bu nedenle
çorbaların tadına bakıncaya kadar isimleri soran yemez. Tadına bakıldıktan
sonra ne çorbası olduğunu söylüyoruz. Bu şekilde misafirlerimize ‘Hayatta
yemem’ dedikleri sebzeleri yedirip, sevdiriyoruz. ‘Bamya yemem’ diyerek benimle
iddiaya giren üç kişiye bamya çorbası yedirip gömlek kazandım.
Türk ve
Osmanlı Mutfağı’nın yeterince tanıtılmadığından dem vuran Ali Güler, “Biz kendi
kendimizi avutuyoruz. Dünyada Osmanlı ve Türk Mutfağı’nın bir geçerliliği yok.
İki yıl önce dünyanın en büyük restoranı Şam’da açıldı. Bu restoranda beş ana
mutfak vardı. Fransız, Çin, İtalyan, Hint ve Lübnan Mutfağı… Ülkemize gelen
yabancı turistlere soruyoruz, Türk ve Osmanlı Mutfağı ile ilgili en ufak bir
fikirleri yok. Bugün Google’a Turkish Cuisine yazdığınızda karşınıza kebap
çeşitleri ve döner dışında bir şey gelmiyor. Türkiye’deki otellerde Türk
geceleri düzenlenir, mangalda kebap partilerinden başka bir şey yapılmaz,”
diyerek Türk ve Osmanlı Mutfağı’na sahip çıkmanın böyle olmaması gerektiğine dikkat
çekiyor.
Ali
Güler, Osmanlı dönemine ait kaynakları tercüme ettirip buradaki yemekleri çok
titizlikle seçtiklerini belirterek; “Osmanlı’nın her dönemine ait, çok seçkin
bir lezzet sunumu oluşturmaya gayret ediyoruz. Yaptığımız yemeklerin hem genç
nesle, hem de eski kuşağın damak tadına hitap etmesine önem gösteriyoruz,” diye
konuşuyor.
Ünlü
müdavimleri var
Güler
Osmanlı Mutfağı’nın, birçok siyaset adamı, tiyatrocu, sinema oyuncusu, sporcu,
modacı ve ünlü işadamı müdavimi var. Rauf Denktaş’ın bir kuru fasulye tutkunu
olduğunu ve mekanı her gelişinde ziyaretini büyük bir gururla anlatıyor Ali
Güler. DSP Eski Genel Başkanı Zeki Sezer’in kendisini tanımadığı halde sıcak
karşılaması ve misafirperverliğinden etkilendiğini kendisine söylemesi gibi
birçok hoş anekdot biriktirmiş burada Güler.
Osmanlı
Sarayı’nın meşhur içeceği ünlü demirhindi şerbeti şerbeti, orijinal armasına
sadık kalınarak hazırlanmış ve Güler Osmanlı Mutfağı’nın müşterilerinin
değişmez damak tadına dönüşmüş. Ali Güler, “Osmanlının en sevilen içkileri
arasında yer alan demirhindiyi aslına
uygun alarak hazırladık. Osmanlı arşivlerinde yer alan tariflere göre hazırladığımız
demirhindiye 41 çeşit baharat katarak yine Osmanlı Sarayı’nın geleneğine
sadık kaldık.” diyor.
Güler
Osmanlı Mutfağı’na meşhur demirhindi şerbetini içmek ve padişah tatlısı yemek
için gelenler var. Padişah tatlısının içeriğini tam olarak açıklamıyor Ali
Güler. Sürprizli irmik helvası olduğunu ve arasında kaymağa benzeyen kısmının
da özel bir karışımdan yapıldığını söylemekle yetiniyor. Meslek sırrı ne de
olsa…
Kanuni
Sultan Süleyman ve Osmanlı’da şerbet geleneği
Kanuni Sultan Süleyman
sıcak bir yaz günü Yeniçeri Ortaları’nı ziyaret ve teftiş ederken, susamış.
Soğuk şerbet istemiş. Ona bir kap içinde soğuk şerbet ikram etmişler. Kanuni
de, şerbeti içtikten sonra o tası altınla doldurtup, geri göndermiş. Ertesi yıl
yine ortaları ziyaret ve teftiş ederken, her ortanın önüne geldiğinde şerbet
dolu bir tas sunmuşlar ona. O da her tası altınla doldurtup, geri göndermiş. Bu
şekilde hep o mevsimde padişaha yeniçeri
ortalarından bir şerbet dolu tas gönderilmesi ve bunların altınla doldurulup,
iade edilmesi gelenek olmuş. Savaşlarda bile cepheden bu taslar saraya gönderilir
ve altınla dolu olarak geri gelmeleri beklenirmiş. Duraklama dönemindeki savaşlardan
birinde, Yeniçeriler yine İstanbul’a şerbet taslarını göndermişler. Ancak hazinede altın kalmadığı için taslar geri
gönderilmemiş. Bunun üzerine Yeniçeriler savaşı bırakıp, bir nevi greve
başlamışlar. Direniş haberi İstanbul’a ulaşınca saray mutfağındaki altın
tabaklar eritilip, bunlarla sikke bastırılmış. Şerbet tasları altınla
doldurulup hemen cepheye gönderilmiş ve böylece Yeniçeriler savaşa yeniden
katılmış.
www.osmanlimutfagi.com
Geçmişte
‘Temr-i Hindi’ denilen Demirhindi şerbeti, Hindistan`dan gelen Hint Hurması
isimli bir baharatla yapılıyor. Demirhindi tropik bölgelerde yetişen kalın gövdeli,
zümrüt yeşili oldukça ekşimsi bir meyve.
Güveçte
Çayeli Kuru Fasulyesi; taşfırında, yaklaşık 2 saatte pişiyor. Fasulyesi Erzurum
İspir’den, tereyağı Vakfıkebir’den geliyor. Yağsız dana eti eşliğinde, gazı
alınmış olarak hazırlanıyor. Güler Osmanlı Mutfağı’nın özel yemeklerinden biri…
Kapaklı
Hünkar Pidesi; Kavurması Rize’den, tereyağı Vakfıkebir’den geliyor. Kaşar
peyniri ile birlikte zenginleştirilip köy yumurtası ile servis ediliyor.