İki isim iki yöntem
Farklı geçmişleri ve karakterlerine rağmen
F. M. Alexander ve Joseph Pilates’in birçok ortak noktası
vardı. Her ikisi de kabul etmeyi reddettikleri fiziksel kusurlara sahipti,
kendilerine has zayıflıklarının üstesinden gelmeye yardım edecek metotlar
bulana kadar kendi bedenleri üzerinde çalıştılar.

Joseph Pilates

F.M. Alexander
Joseph Pilates ve F.M. Alexander bedeni geliştiren yerleşik
sistemleri kabul etmektense, kendi potansiyellerini keşfetmek için çalışmaya
devam ettiler. Etraflarındakiler bu iki insanın yaşadığı değişimi gördü ve
onlardan geliştirdikleri teknikleri öğretmelerini istediler. Böylece bize bir
miras kaldı: Bedeni doğru kullanmanın basit yöntemleri... Siz de bu kitap
sayesinde kendi bedeninizde onların takip ettikleri adımları keşfedeceksiniz.
Kitabın rehberiniz olmasına ve önünüzde yeni kapılar açmasına izin verin.
Kendinizi geliştirdikçe iç sesinizi ve bedeninizi daha çok duyumsayacak.
Kendinizi yeniden tanıyacaksınız.
Sizi aklınızdan bedeninize doğru giden yolu yeniden
keşfederek, günlük yaşamda bedeninizi nasıl kullanacağınızı gösteren yeni ve
taze bir başlangıca davet ediyoruz. Bedeninizdeki nörolojik yollar, çok verimli
bir şekilde çalışmayabilir, çünkü uzunca bir zaman üzerlerine ayak basılmamış
olabilir. Bu halde vahşi bir ormanda otlarla sarılı bir patikaya benzerler. Bu
patikalardan tekrar tekrar geçerek onları kullanmayı öğreneceksiniz.
F.M. Alexander (1869 – 1955)
Alexander Tekniği, adını Avusturyalı aktör F. M.
Alexander’dan alıyor. Sanatçının kariyeri sık sık geçici ses kayıplarına yol
açan kalıcı bir boğaz problemiyle başlıyor. Doktorlar tedavisinde sayısız kere
başarısız olduklarında, sorununa bir çözüm bulabilmek için içsel bir keşfe
çıkıyor.
Oyuncu, ses problemine yol açan ezber okuma çalışmaları
sırasında, yeni bir okuma yöntemi bulup bulamayacağını görmek için aynada
kendini gözlemlemeye karar veriyor.
Aylar sonra, boynunu kastığını ve başını çektiğini
keşfediyor. Sonraki gözlemlerinde sesini bu şekilde kullanışının beden
hareketlerinin bir parçası olan kas basıncının göstergesi olduğunu fark ediyor.
Bu buluş her şeyi etkiliyor ve başındaki, boynundaki, sırtındaki denge
değişimlerini fark ediyor. Bedeninin bu bölümlerini kullanma şeklini
değiştirmeye karar veriyor. Bu karar, genel vücut kullanımını geliştirmenin de
anahtarı.
Alexander bu yanlış duruşun ezberden okumaya hazır olduğu
anda da ortaya çıktığını keşfediyor. Bu düşünce bile, aynı bir refleks gibi
hareketlerini düzeltebilmesi için yeterli oluyor. Boynunu, sırtını ve başını
doğru kullanmak için ezber çalışmalarına başlamadan önce yanlış vücut duruşuna
son vermeyi öğreniyor. Bu keşfin bir sonucu olarak genel bir hareket özgürlüğü
elde ediyor ve sesi gelişiyor.
1904’te tiyatrodan arkadaşları ve içlerinde Henry Shaw,
Lilly Langtry, George Bernard Shaw ve Aldous Huxley’in de bulunduğu
öğrencileriyle gösterişli egzersiz çalışmalarını yapmaya başlayacağı Londra’ya
taşınıyor. Diğer eğitmenleri çalıştırarak başladığı 1913’ten, öldüğü 1955
yılına dek verdiği emeklerin bir sonucu olarak bugün dünyanın her yanında kendi
adını taşıyan kurslar düzenleniyor.
İnsanların çoğu Alexander Tekniği’ni bir tür beden duruşuna
benzetir. Bu tanım hareketsiz bir hali çağrıştırıyor ama, Alexander Tekniği
eğitmenleri gerçekte beden hareketleriyle daha çok ilgililer.
Siz de, belli bir zaman süresince bu kitaptaki egzersizleri
takip ederek beden kullanımındaki yanlışların farkına varacaksınız. Bu teknik
en basit günlük işlerinizi bile nasıl yaptığınıza daha çok dikkat etmenizi
sağlayacak. Bedeniniz giderek daha az zorlama ve enerji kaybıyla çok daha
duyarlı bir enstrüman haline gelecek.
Tüm bunlar okurken yaptıklarınızı yargılamamaya çalışın,
sadece gözlemleyin.
Günlük yaşamda herhangi bir işi yapış biçimimiz Alexander
tekniğinde merkezi öneme sahip.
Her şey sağlıklı bir işlev içinde geliştirilebileceği gibi,
sıradan, olumsuz alışkanlıklarla zararlı bir işlev de kazanabilir.
Alışkanlıklar bilinçli olarak düşünmeden, dikkatimizi başka
şeylere vererek yaptığımız davranışlardır. Örneğin; çocukken ayakta durmayı
öğrenmek zorundayızdır ama büyüdüğümüzde ayakta dururken kolayca tabak
yıkayabiliriz! Davranışlarımız çok daha karmaşık bir hale gelir. Becerilerimizi
bize yararları dokunacak şekilde öğrenmemiz iyidir. Bu sadece bir problemle
karşılaştığımızda ve onu her zamanki gibi değiştirmeye çalıştığımızda sorun
yaratır.
Değişim için, öncelikle bir şeyi nasıl yapıyor olduğumuzu
tekrar bilinçli bir şekilde düşünmeye başlarız. Alışkanlık haline gelen
davranışları çözmek bir hayli zordur, bunun nasıl yapılacağını öğrenmekse
Alexander Tekniği’nin büyük bir bölümünü oluşturur.
Zihni susturmak
İlerleyen egzersizler ve alıştırmalar sırasında, özellikle
de yoğunlaşmaya çalıştığınızda düşünceler, imgeler ve iç sesler gelip gitmeye
başlar. Bunları, zihin beden farkındalığının önemli bir parçası olarak her
zaman olduğundan çok daha fazla hissedeceksiniz. Zihninizdeki bu hareketliliği
sorun etmeyin, neler olup bittiğini gözlemleyin ve bırakın doğal olarak geçip
gitsin. Bu içsel sürece odaklanmanız giderek kolaylaşacak ve günlük sorunlarla
ilgili istenmeyen sorunlar çok daha hızlı gelip geçecek.
Alexander Tekniği’nin temel ilkeleri
• Bedene zarar veren hareketlerin farkına varmak.
• Düğümleri çözmek ve değişime izin vermek amacıyla nerede
durmanız gerektiğini öğrenmek.
• Devinim duygusunu eğitmek.
• Zihin, beden bütünlüğüne odaklanmak için zihni susturmak.
• Doğru bir baş-boyun ilişkisi kurmak.

Alexander, insanlarda kasların kronik bir şekilde kısalmasıyla sonuçlanan
kafayı geriye çekme eğilimi olduğunu keşfetti.
Bedeninizi nasıl kullandığınızı gözlemleyin
Bu satırları okurken bir dakikalığına durun ve ne tür bir
pozisyon içinde olduğunuza dikkat edin.
• Sırtınız düz mü yoksa eğik mi?
• Omuzlarınıza neler oluyor?
• Başınız yana mı eğik?
• Bacaklarınız hangi pozisyonda?
• Ayaklarınız yere değiyor mu?
• Kollarınız nerede?
• Yüzünüzde nasıl bir ifade var?
• Ne kadar zamandır bu pozisyondasınız?
• Bedeninizde herhangi bir sertlik ve rahatsızlık hissediyor
musunuz?
• Bedeninizde başka herhangi bir duyum fark ediyor musunuz?
Baş – Boyun ilişkisi
Alexander’ın gerçekleştirdiği en köklü değişimlerden biri
baş-boyun ilişkisidir.
Genel olarak bir başın ağırlığı yaklaşık 6-8 kilo kadardır.
Oldukça ağır bir parça! Kafanın yer çekim merkezi kafatası ekseninde ilerler ve
bu ağır vücut parçası omurga üzerinde bir denge sağlar. Baş her zaman,
kafatasının arkasıyla iskeletin diğer parçaları arasında bağlantı kuran kaslar
tarafından ileri itilir, böylece düşmesi engellenmiş olur. Oturarak uyuyan
birilerini izleyin, kaslar serbest olduğunda kafanın nasıl öne doğru düştüğünü
gözlemleyebilirsiniz. Uyanıkken her nasılsa kafamızı dik tutan kasların farkına
varmayız. Bu uyanık haldeyken otomatik bir şekilde gerçekleşir. Alexander,
insanlarda kasların kronik bir şekilde kısalmasıyla sonuçlanan kafayı geriye
çekme eğilimi olduğunu keşfetti.
Bu refleks, stres ve şok alındayken olan bitene vücudun
verdiği bir cevaptı. Öncelikle kısalan ve gerilen baş ve boyun kasları kafayı
geriye atıyordu. Sonra basınç omuzları kaldırıyor ve kolları katılaştırıyordu.
Ne zaman kapının çarpma sesi gibi bir ses duysak, doğal bir refleks olarak
böyle bir tepki veririz ve maruz kaldığımız stres ne kadar artarsa, bunun
gerçekleşme olasılığı da o kadar artar. Bu refleksin bir sonucu olarak sadece
kafamızı geriye atmayız, aynı zamanda omurgamızı da sıkıştırırız. Bu sırtımızı
daraltır ve kısaltır.
Alexander bu problemleri çözerken kafanın arka kaslarının,
kafa ve omurga dengesini sağlayacak şekilde çalışmaya başlayacağını
düşünüyordu. Başın geriye çekilmesini önlemek için, kafanın öne doğru
bırakılması gerektiğine karar verdi.
Böylece vücuttaki tüm rahatlama mekanizmasını
canlandırıyordu. Sonuç olarak vücut hareketleri düzenleniyor ve kafa
hareketleriyle bütünleşiyordu. Bu, kediler gibi, kafanın önceki hareketleri
etrafında beden hareketlerini düzenleyen ve bu yolla kendi duyularını izleyen
dört bacaklı hayvanlarda gözlemlenebilir. Alexander bu baş-boyun ilişkisini ana
kontrol olarak adlandırıyordu.
Bu ilişki güzel bir şekilde işlediğinde hareket rahatlığı da
artar. Çünkü başın omurgayı rahatça dengelemesine izin verir.
Joseph Pilates (1880 – 1967)
Alexander gibi Joseph Pilates de, fiziksel zayıflığının
üstesinden gelmek zorundaydı. 1880’de Düsseldorf’ta doğduğunda, zayıf ve
hastalıklı bir çocuktu, fakat yaşadığı sorunların üstesinden gelmeye
kararlıydı. Bilindik fitness çalışmalarını takip etmektense birçok farklı
yöntem denedi ve aslında denediği yöntemlerin farklı parçalarını kendi
tekniğinde bir araya getirdi. Yoga, jimnastik, kayak, dans, sirk eğitimi ve
ağırlık antrenmanları gibi birçok şey onu etkiledi ve o çalışmaların belli
kısımlarını kendi bedeninde geliştirmeye karar verdi. Bu teknikleri izleyip,
her birinin en etkili yönlerini seçerek dayanıklılığım mükemmel dengesine ve
esnekliğine sahip bir sistem ortaya koydu.
Bu tekniği kendi bedeninde uyguladıktan sonra başkaları
üzerinde de uygulamaya başladı. Birinci Dünya Savaşı’nda Britanya’da yaşadığı
sırada milliyetinden dolayı gözaltına alındı. Bu zaman dilimi içinde tekniğini
daha da geliştirdi ve kendi gibi gözaltında olanları inanılmaz bir başarıyla
çalıştırmaya başladı. Ardından Amerika’ya taşınarak karısı Clara ile birlikte
1920’lerin New York’unda bir salon kurdu. Kısa bir süre içinde en önemli
balerinleri aktörleri, atletleri ve jimnastikçileri bu mekana çekmeyi başardı.
Alexander’dan farklı olarak Joseph, Pilates metodunu
kendilerine göre yorumlayıp öğreten birçok öğrencisi olması nedeniyle hiçbir
zaman bir başlangıç programı kurmadı. Bu nedenle gerçek Pilates metodu hep bir
parça bulanık kaldı ve bugün de hala tartışılıyor. Joseph aynı egzersizi arka
arkaya nadir olarak aynı biçimde öğretti. Bunun nedeni onun öğretisinin bireysel
ihtiyaçlara bağlı olmasıydı, her bir öğrencisine tamamen farklı egzersizler
öğretiyordu. Bu öğrencilerin bir kısmı farklı bölümler üzerinde yoğunlaşarak
birbirlerine öğretmeye devam ettiler.
Pilates neredeyse 70 yıldır öğretiliyor ama tıp uzmanları ancak
birkaç yıldır bu sistemin başarısını yakından incelemeye başladılar. Pilates
öğretmenlerinin çoğu yaptıkları hareketlerin tıbbi açıklamalarını bilmeseler
de, çıraklık zamanlarında öğrendikleri doğru hizalama ve doğru beden
kullanımıyla öğrencilerine sezgisel bir eğitim veriyorlar.
Beden Kontrolü, Joseph Pilates’in çalışmaları sonucu
geliştirilen bir yöntem. Her egzersizde uygulanması gerekenler, başlıca sekiz
ilkeden oluşuyor:
• Gevşeme
• Konsantrasyon
• Düzenleme, hizalama
• Merkezleme
• Nefes alma
• Eşgüdüm, koordinasyon
• Akıcı hareketler
• Dayanıklılık
Kısaca bu metot, öncelikle nasıl rahatlayacağınızı ve
bedeninizi gereksiz basınçtan nasıl kurtaracağınızı öğretiyor. Giderek artan
bir farkındalıkla bedeninize odaklanmayı öğreniyorsunuz. Böylece doğru ve
yanlış bir duruşu daha iyi tanıyabiliyorsunuz. Doğru nefes alma çalışmaları,
hareketler için de büyük bir avantaj sağlıyor. Derindeki karın kaslarını ayırt
etmek ve onları kullanmayı öğrenmek, programdaki her hareket ve omurgayı desteklemek için çok önemli. Bu, Pilates’in sırt problemi olan insanlara neden böylesine etkili
bir şekilde yardım edebildiğini de açıklıyor. Bir kere bedeninizin dengesini
sağlayabildiğinizde, bu esas denge sürerken, bazı küçük hareketler ekleniyor.
Vücudunuzu yeniden dengelemek için eklediğimiz esneme hareketleriyle yavaş
yavaş güçlü bir merkeze sahip bir yapı kuruyoruz. Sonuç olarak; yeni
öğrendiğiniz hareketleri yaparken, hizalamayı, nefes alışı ve merkezleme gibi
ilkeleri koordine etmek zorunda kalıyorsunuz. İleri aşamadaki egzersizler ise
koreografiyle çalışılıyor ve profesyonel atletler, dansçılar için bile
zorlayıcı oluyor. Her zaman yavaş bir şekilde uygulanan hareketler başlangıçta
oldukça kolay görünüyor. Çoğu kişi yavaş hareketlerin hızlı olanlardan aslında daha
zor olduğunu fark edemiyor. Bu hareketleri çalışırken hiçbir aldatmacaya
başvuramıyorsunuz ve bu sayede bedeninizde kurulan güç, size büyük bir
dayanıklılık veriyor. Pilates bir aerobik programı olmamasına rağmen,
isterseniz daha ileri aşamalarına vardığınızda bu tekniği aerobiğe benzer bir
şekilde gerçekleştirebilirsiniz. Çoğu eğitmen, çalışma programınıza yürüyüş ya
da yüzme ekleminizi de önerir.
Pilates’in diğer fitness programlarından farkı nedir?
Pilates’teki beden kontrolü, duruşumuzu ilgilendiren esas
kasları hedefleyerek bedenin mimari yapısı üzerinde çalışır. Yani, kelimenin
tam anlamıyla içeriden çalışır. Bedeninizi bir evle kıyaslayın; çoğumuzun
evinin acil bir tamire ihtiyacı vardır. Sorun belki çatıda, belki borulardaki
bir çatlakta belki de duvarlarımızın boyasında… Elektrik hattında ve su
tesisatında da bir hata olabilir. Tüm bunlar çok daha ciddi yapısal
problemlerin göstergesidir. Hemen bir boyacıyı ya da dekoratörü arayabilirsiniz
ama, derinlerdeki esas sorunu bulamadığınız sürece tüm bunlar birkaç ay sonra
yeniden görünür olacaktır.
Birçok fitness programı egzersizlerin yüzeysel yanıyla, dış
görünüşteki sonucuyla ilgilidir. Pilates ise daha derindeki, içteki yapıyı
güçlendirmeye çalışır. Pilates, etkileyici düz bir karın, ince bir bel ve
yuvarlak bir popo hedefini güvenli bir şekilde elde etmenin yoludur. Buradaki
egzersizler bedene yapısal bir destek sağlamak için hatalı vücut duruşlarını
düzeltmek üzerine tasarlanmıştır. Pilates binanın kuruluşuyla uğraşır ve onun
ihtiyacı olan destekleyici kirişleri ekler. Böylece bedeni hizalayarak ve
dengeyi yeniden kurarak içeriden bir güç inşa eder. Kasların dengesizlinden ve
sağlam hareket örneklerinden bahsediyoruz ama acaba tam olarak ne demek
istiyoruz? Modern insanın yerleşik yaşam tarzı üzerine konuşmuştuk. Şimdi
basitçe sıradan bir insanın kas dengesizliği üzerinde çalışalım.
Tüm bir gün masa üzerinde kambur bir şekilde oturduğumuzda
göğüs çevresindeki ön omuz kasları gerilir. Buna ek olarak, gergin olduğumuz
zaman omuzlarımız yukarı doğru kalkar, korkma refleksi devreye girerek başımızı
arkaya eğer. Bu arada omuzlarımızı dengede tutan orta sırt kasları esnekliğini
yitirir, kısalır ve zayıflar. Uzun bir zaman dilimi boyunca oturmak gövde
üzerinde dizleri eğen kasların çok fazla kullanılmasına ve kısalıp eğilmesine
neden olur. Alt karın kasları ve kaba etler zayıflar. Sırtımızın alt tarafı ise
hareketsiz kalır ve katılaşır. Kas dengesizliklerini bir kere düzeltmeye
başladığınızda vücudunuz çok daha dengeli bir hale gelir. Ya yapacağımız hareketler?
Kaslar hareket üretirken gruplar halinde çalışırlar. Grup içindeki kaslardan
biri çok gergin veya zayıfsa, hareketin tümü başarısız olur, kas grubu görevini
tam anlamıyla yerine getiremez. Bu problemi düzeltmek için, gergin kasları
rahat bırakmalı ve uzatmalıyız, zayıf olanları güçlendirmeli ve bedenimize
doğru kas kombinasyonlarını öğretmeliyiz. Tüm bunlar, Pilates’in son 70 yıl
içinde sadece profesyonellerin maksimum performansa ulaşmalarında değil,
insanları tedavi etmede de neden bu kadar başarılı olduğunu açıklar. Pilates
bunu ilginç ve sıradışı bir yol izleyerek başarır. Hiçbir şey tedavi edici
egzersizlerden daha sıkıcı değildir. Fakat Pilates’te bilim sanatla buluşur.
Egzersizler sağlam, tıbben onaylı ve aynı zamanda da yaratıcıdır.