Bedenimizi kullanırken neyi yanlış yapıyoruz?
Kaybolan duygular
Modern insan, atalarının yüzleşmek zorunda olduğu
tehlikeleri artık yaşamıyor… En son ne zaman büyük bir mamut tarafında
kovalandınız? Günümüzde bu tip gerilimler için tercih edilen aktiviteler
sinemaya gitmek, bungee jumping ya da rafting gibi ekstrem sporlarla sınırlı.
Tüm bunların popüler hale gelmesi hiç şaşırtıcı değil, çünkü bu aktiviteleri
gerçekleştirirken yaşadığımız fiziksel sinyaller, esas olarak atalarımızın
yüzleştiği gerçek zorlukların birer temsili.
Modern yaşam, fizyolojik ve psikolojik sağlımızı
koruyabilmemiz için yeterince mücadele içermiyor. Bedenimizi hep doğru
sıcaklıkta tuttuğumuzda, aç değilken de beslendiğimizde, yorgun olduğumuzda
değil de, önceden belirlediğimiz saatlerde uyuduğumuzda, gece olduğunda
bedenimizi gündüzmüş gibi kandırdığımızda, bedenin biyolojik sistemi karışıyor.
İnsanoğlu yüzyıllar boyunca bu duygularla hayatta kalabildi.
Tehlikelerden kurtulmada, susuzken su bulmada, acıktığında yemek bulmada duygularına
güvendi. Bugün yine ordalar ama onları nasıl canlandıracağımızı unuttuk.
Bedeninizi doğru kullanmayı geliştirmeniz için yeni
duyguları hissetmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Aristoteles bize beş duyu geleneğini
miras bıraktı: Dokunma, tatma, koklama, görme ve duyma. Bu duyular bedenimizi
kullanışımızla ilintilidirler ve bizi dünya hakkında bilgilendirirler. Ama asıl
önemli olan Aristoteles’in de bize hatırlattığı devinim duygusudur.
Bu duygu bizi dış dünyadan çok, iç dünyamız hakkında
bilgilendirir. Devinim duygusu vücudumuzu nasıl kullandığımıza dair bir
farkındalıktır. Günümüz insanı, ne yazık ki bu duyguyu kaybetmiş durumda.
Stres
Modern tıp eski düşmanlarına karşı olan savaşını kazanmış
olabilir (salgın hastalıklar gibi) fakat yeni düşmanlar su yüzüne çıktı. Bugün
kanser ve kalp hastalıkları gibi ölümcül rahatsızlıkların çoğunun stres
kaynaklı olduğu biliniyor. Yaşamlarımız atalarımızınkinden daha stresli değil
mi? Onlar açlıkla, susuzlukla ve soğukla; bizse işsizlikle, taşınmayla,
boşanmayla ve ev kiralarıyla başa çıkmak zorundayız. Her stres zararlı
değildir, yaşamın bir parçasıdır. Stres olmasaydı bizi harekete geçiren bir şey
olamazdı ve mücadele edemezdik. Aslında bize zarar veren stresin kendinden çok
ona cevap veriş biçimimizdir, bedenimize nasıl döndüğümüz ve nasıl
rahatladığımızdır. Asıl problem, atalarımızın yaptığı gibi stresten kaçamıyor
oluşumuzdur. Hayat bizi eskisi gibi tehdit etmiyor olsa da, modern zamana ait
sorunları çözebilmek çok daha karmaşık. Bir mamut tarafında ezilmek gibi ani
bir tehlikeyle başa çıkmak birçok açıdan çok daha kolaydı; iki seçeneğiniz
vardı, kalıp dövüşmek ya da deli gibi koşmak. Gelen elektrik ve gaz faturasına
karşı belki benzer bir tepki gösteriyor olabiliriz, fakat gerçekte bu tür bir
stresi aşması çok daha uzun bir zaman alacaktır.
Sonuç olarak; bedenlerimiz temel fonksiyonlarımız olan kavga
etme ya da kaçma modunda harekete hazır olma halini koruyor. Bu stres hali ise
savaşma görevi kadar hayati değil ve ne yazık ki, bağışıklık sistemimizi de
etkiliyor. Teknik olarak bu durum, stresi kontrol etmemizi sağlayan ve
bağışıklık sistemini kuran otonom sinir sisteminin bir parçasıdır. Harekete
geçmemizi engelleyen anti stres hormonları kanımıza karışıyor. Rahatlamayı
öğrenmek ve basıncı yenmek, hem stresi dengelemek hem de bedenimizi doğru
kullanmak açısından çok önemli. Hem aklımız hem de bedenimiz aynı etkenler
tarafından kuşatılıyorlar, bu nedenle her ikisini de eğitmemiz gerekiyor.
Rahat oturabiliyor musunuz?
Umarız oturamıyorsunuzdur! Ama bu durum çok uzun sürmeyecek.
Çoğu zaman kötü bir şekilde tasarlanmış koltuk ve sandalyelere oturuyoruz.
Fakat ergonomik sandalyeler bile bizim duruşumuz için problem yaratabilir.
Çünkü hareket etmemiz gereken bir zamanda bile bizi oturmaya teşvik
edebilirler.
Sadece bir gün içinde kaç saatinizi oturarak geçirdiğinizi
hatırlamaya çalışın; evde, ofiste, arabada ve otobüste… Sonuç gerçekten
korkutucu! Hareketsiz bir yaşam biçimi tüm kas sistemimizin dengesini bozuyor.
Açıkça görülüyor ki, yeteri kadar hareket etmiyoruz.
Sportif faaliyetler ve spor sakatlanmaları
Şüphe yok ki her zaman olduğundan çok daha fazla bir spor
bilincine sahibiz. Bu durum giderek çoğalan spor salonlarından kaynaklanıyor.
Ne yazık ki, spor salonları gibi spor kazaları kliniklerinin de sayısı artıyor.
Fitness kaynaklı kazalardaki artış daha çok egzersiz yapmaya başladığımızın ve
bu sırada kendimize zarar verdiğimizin güvenilir bir göstergesi. Neden?
Problemin bir kısmı fitness rutinini yüklenebilecek kadar
zinde olmamamız. Kaçımız yeni yılda aldığı kararla başladığı fitness sınıfını
öncesine göre daha kötü hissettiği için yarım bıraktı? Orta yaşlı kaç
futbolcunun spora geri dönüşleri bir sakatlanmayla sonuçlandı?
Problem, bedenlerimizi doğru kullanma kabiliyetini kaybetmiş
olmamız. Egzersiz sırasında onları yanlış kullanarak bedenlerimizde stres
yaratmaya devam ediyoruz. İster jimnastiğe, aerobiğe, yogaya gidiyor olun,
ister bir takım sporu yapmaya başlayın, bedeninizi doğru kullanmayı
öğrenmediğiniz sürece kendinize zarar vereceksiniz. Profesyonel atletler,
sporcular ve dansçılar bile, kariyerlerinin başında bedenlerini bu şekilde
cezalandırıyorlar ve yaşamalarının geri kalanında büyük sorunlar yaşıyorlar.
Bedenin doğru kullanımı
Bu kitabın amacı, akılcı bir beden çalışması aracılığıyla size
bedeninizi doğru kullanmayı öğretmektir. Bu ‘doğru kullanım’, egzersizlerinizde
olduğu gibi, günlük aktivitelerinizde de devam etmeli. İster profesyonel olun
ister spora yeni başlamış, doğru hareket örnekleriyle tanışacak ve bedeninizi
tekrar eğiteceksiniz. Burada öğretilen derslerden dansçılar, sporcular ya da
spora yeni başlayanlar yararlanabilirler.
Bunu yapabilmek, yani aklımızla, bedenimizle ve
duygularımızla yeniden bağlantı kurabilmek için, zihin ve kasları birbirine
bağlayan nörolojik yollar üzerinde çalışmalıyız. Bu nörolojik yollar bütün
hareketlerimizi koordine eden sinir sistemimizi şekillendirirler. Bu
hareketlerin bazıları bizim kontrolümüz altındayken, diğerleri otomatiktir;
nefes alma eyleminin bilincinde olsaydık ortaya çıkacak zorluğu düşünün.
Bilinçli kontrolümüz hareketlerimizin başlangıcıyla, bitişiyle, hızıyla,
yönüyle ve şiddetiyle sınırlıdır. Böylece ne yapmak istediğimize karar verip
gayret gösteririz. Eylemi kontrol edecek ve üstesinden gelecek kasların ve
mesajları kaslara iletecek sinir yollarının seçimini sinir sistemimize
bırakırız.
İşte bu nokta; doğru ve yanlış beden kullanımının, kötü
alışkanlıkların, zarar veren kas dengesizliklerinin ortaya çıktığı noktadır.
Yerleşik alışkanlıkları değiştirmek zordur ama hareketlerimizi eğitmeyi ve
alışkanlıklarımızı dengelemeyi sağlayan nöromüsküler yolları düzenleyerek bu
değişimi mümkün kılabiliriz.
Bu kitaptaki egzersizlerle aklınızı ve zihninizi verimli bir
ilişki içinde bir araya getirebilirsiniz. Bunun için egzersiz hareketlerinin,
nerede çalıştığınızın ve herhangi bir yerde baskı hissedip hissetmediğinizin
farkında olmanız gerek.
Bunu başarmak için beden farkındalığınızı geliştirmek,
duyularınızı uyandırmak, ardından uyumlu hareket etmenizi sağlayacak
egzersizlerle bedeninizi çalıştırmak zorundasınız. Bu yolla bedeniniz büyük bir
ahenge kavuşacak. Enerjiniz gereksiz yere harcanmayacak ve etkili bir şekilde
kullanılacak.