27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

KENNY WHEELER:

 

YAZILARAK, ÜFLEYEREK DAMITILMIŞ CÜMLELER

 

 

Bir müzisyen düşünün en küçük gruplardan dev orkestralara kadar her tür projenin hem yaratıcısı hem de içinde var olsun.. Jazz’da bir müzisyeni usta kılabilmek için en önemli deneyimsel boyuttur bu. Çünkü, müzisyen küçük projelerde de kapsamlı orkestralar deneyimlerde de hep kendi söyleyeceğini kendi ifade ve üslubuyla var olacaktır. Bunları düşünürken, söz konusu yaratıcı özelliğin en önemli simgelerinden biri olarak bu yazımızın konusu Kenny Wheeler anımsatmak istiyoruz. 1930 Kanada doğumlu Kenny Wheeler, on iki yaşında kornet çalmaya başlamış gençliğinde ise kornette çoktan deneyim sahibi olmayı başarmıştı. Eğitimini Toronto Konservatuarında armoni ve trompet dersleri alarak sürdürdü.1952 yılında ülkesi Kanada’dan İngiltere’ye gitti. O günden bu yana İngiltere ve Avrupa’nın en büyük ustalarından biri. Wheeler, korneti hep çaldı. Ama, ana enstrümanı çoğu kez trompet, bu süre sonraysa flügelhorn olmuştu. Yani, takıntısı üfleme çalgılar olagelmişti. Ancak yalnız müzisyen kimliğiyle anılmadı Wheeler. Aynı ölçüde önemli bir kompozitördü de.

Kenny Wheeler’i jazz’ın herhangi bir akımına bağlamak sadece onun bir temsilcisi olarak düşünmek pek hoş olmaz. Çünkü sanatçının kompozisyonlarında olsun, performanslarında olsun, jazz geleneğinin derin izlerine ve modern jazz’ın çeşitli ve renkli açılımlarına bir arada rastlanılabilir. Yani, sanatçı biten yüzyılın jazz akımlarının farklı bağlamlarda hep izleriyle dolaşmıştır.  Bu uzun müzikal deneyim içinde, Wheeler jazz geleneğini tüm incelikleriyle özümsemiş, ama bu müzikteki her tür modernist açılıma, başta bebop jazz’ı olmak üzere sahip çıkmaktan hiç vazgeçmemişti. Bunların yanında, her türden soyut ve avangard deneyim içinde de yer aldı. Free jazz’dan bir dönem yoğun esinlendi. Özgür doğaçlama pratikleriyle bezeli orkestralarda da bulundu. Albümlerinde, tüm bu birikimin farklı izdüşümlerine rastlandı. Oturmuş stilinde, öncelikle çeyrek yüzyıldır özel bir romantizm, yer yer yoğun bir hüzün ve melankoliyle başbaşa kalındı. Jazz bir tutkuydu onun için. Ama, önemli olan kendine has bir üslup ve kompozisyon dili oluşturmaktı ki, bunu 1970’lerin ortasından bu yana tüm zenginliğiyle hayata geçirmeyi becerdi. Onun jazz’ının sofistikeliğinde, yer yer yaslandığı Avrupa müzik geleneğinin ve İngiliz müziğinin izlerine de rastlandı. Asıl kaynaksa çoğunlukla ABD eksenli bir modern jazz birikimi oldu.

Sanatçı, bize sorarsanız en üretken dönemine kırklı yıllarda ulaştı. Kıvamında bir sound’u bu süreçten sonra geliştirdi ve yaklaşık çeyrek yüzyıldır, deyindiğimiz müzikal açılımlarını albümlere dönüştürdü. Sanatçının ECM ağırlıklı sayısız albümü çıktı. Ama, bu konuda da bir değişim yaşadı Wheeler. Ve bu yıl son  derece genç bir firmadan onun iki yapıtına birden rastladık. Bu firmanın adı Cam Jazz.. Türkiyeli müzikseverlerin bu genç firmayla tanışmasının bir uzantısı olarak da değindiğimiz iki albüm “Where Do We Go From Here?” ve “What Now?” albümlerini geçmiş haftalarda edinme, dinleme olanağı buldu jazz severler. İşte bu vesileyle Wheeler, kıdemli, ama o denli de genç ruhlu bir müzisyen olarak ciddi bir gündem oluşturdu. Dörtlüsüyle çıkan albümünde yalnız flügelhorn çalması, sık rastlanmayan bir özellikti. Dolayısıyla, çok farklı jazz açılımları ve müzik renkleriyle başbaşa kalıyor dinleyici. Ama, bu yeni deneyimi, azıcık da olsa anmadan önce, Wheeler’ın özel müzik tarihinin de küçük bir panoramasını çizmek istedik. 

Wheeler, İngiliz jazz ortamında adını yarım yüzyılı aşkın bir süre önce duyurmaya başlamıştı. Kendine has, stili daha genç yaşlarda dikkati çekiyordu.

Onu ilk etkileyen isimler Buck Clayton ve Roy Eldrige olmuştu. İngiltere’ye göç ettikten sonraysa Miles Davis ve Fats Navarra, onun diğer sevgilileriydi. Wheeler, ilk Londra’ya yerleştiği yıllarda, ticari hayatını sürdürmek için dans orkestralarında çalarken, öte yandan giglerde Joe Harriott ve Ronnie Scott gibi modernistlerin yanında asıl jazz algısını geliştirmeye başlamıştı. İçinde yer aldığı önemli bigband’ler arasında Roy Fox ve Vic Lewis’ınkiler anılabilir. Onun asıl çekici dönemiyse 1959 yılında gerçekleşti. Tam 1965’e kadar ünlü Johnny Dankworth’un grubunda trompetçiydi. Newport dahil birçok jazz festivalinde dikkatleri toplayan bir müzisyen durumundaydı. Wheeler’ın bir besteci ve aranjör kimliğiyle ortaya çıkması da bu deneyim içinde belirginleşir. Yine 1960’lı yıllarda Friedrick Gulde’yle yaşadığı müzikal deneyim ve Clark –Boland Big Band’deki soloist kimliği ve virtüözitesi Wheeler’ı gitgide ön plana çıkaracaktı. Sanatçının, başta andığımız özgür doğaçlama arayışları da aynı zaman diliminde gün ışığına çıkmıştı. Bu çizgide ilk kez John Stevens&The Spontanious Music Ensemble’ın çekirdek üyesiydi. Daha sonra, aynı türden deneysel pratikliği Tony Oxley Altılısı’nda yaşamıştı. 1969’dan itibarense Mike Gibbis Orkestrası’nda çalmaya başladı. O çağın jazz algısına ayak uydurmanın da bir uzantısı olarak akustik yanında elektrikli sound arayışlarının hiç dışında durmadı. Rock ritimlerinden hep kıyasıya yararlandı.

1968 yılında kendi liderliğinde ilk albümünü yayımladı. Görüldüğü gibi özgürlükçü bir müzik ve jazz vizyonu içinde yeşeren Wheeler’ın entelektüel  bir bakış tarzı vardı.  “Windmill Tilter”. Bir bigband için yazdığı kompozisyonlar Cervantes’in “Don Kişot” öykülerine ithafen bestelenmişti. Bu arada, Almanya kökenli, Alexander Von Schlippenback’in liderliğini yaptığı “Global Unity Orchestra”nın üyesiyken Avrupa’daki her türden deneysel açılımların tam da göbeğinde bir müzisyen olduğu artık kanıtlanmıştı. Bu grubun birbirinden enteresan üç albümünde de Wheeler tam birikimiyle yer almakta. 1971 yılındaysa, avangard jazz’ın belki de ilahlarında kabul edebileceğimiz, jazz’a sınırsız yenilikler kazandıran Anthony Braxton’ın grubunda çalarken, bu efsanenin sound’una yepyeni jazz renkleri taşıyordu Wheeler. “The Complete Braxton” adlı ünlü albümde özel bir müzikal deneysel rol üstlenmişti trompetçi. Wheeler, hem Avrupa eksenli bir deneyim göbeğinde, hem de ABD, New York’daki modern jazz açılımlarından uzak durmayan; bu iki kanalı da özümsemiş ilginç bir İngiliz müzisyen kimliğini işaretliyordu. Yani Global Unity Orchestra veya Braxton grubunda soyutlamacı bir jazz algısı içinde gezinirken, aynı zamanda daha formal yapılı projelere doğru da yönelebilecekti. 1973’de çıkan “Song For Someone” adlı ikinci albümü bu çizgilerin birtakım müzikal bileşenlerini arayan bir Wheeler’ı gösteriyordu. 1960’ların bu jazz ve doğaçlama tavrına sahip çıkan ECM firmasıyla yaptığı anlaşma ve 1975’de yayımlanan “Gnu High”la son derece yetkin bir Avrupalı müzisyen tavrını öne çıkaracaktı. İkinci albümde free ve jazz elementler ön plana çıkmış, bu ilk ECM albümündeyse tam bir Wheeler kaynaşımı belirginleşmişti. Bu parlak albümün gündem oluşturmasında grubun müzisyen kadrosu da çok önemli. Çünkü ekipte piyanoyu Keith Jarrett, bası Dave Holland, davulu Jack de Johnette çalmaktaydı. Yani üç ECM sanatçısı birden. Jazz medyasının belki en çok ilgi gören albümlerinden biri oldu “Gnu High” albümü. Wheeler’ın albüm projeleri devam ederken, 1977’de yaratıcılarından biri olduğu bir trioyu da anmak gerek: Azimuth. Ünlü İngiliz jazz piyanisti, yeni duo ve quarted albümündeki yol arkadaşı John Taylor ve Norma Winstone’dan oluşuyordu bu trio. Komplike bir avangard algı ve jazz deneyiminin sonucuydu bu proje. Birbirinden etkili üç de albüm yayımladılar ECM’den. Yine 1977’de Wheeler’ın bir de “Deer Wan” adlı bir albümü daha çıktı ki artık sanatçı kendi jazz çizgisinde bir mükemmeliyete ulaşacaktı. Albümdeki konukları Jan Garbarek, John Abercrombie, Dave Holland, Jack de Johnette ve Ralph Towner’dı. Wheeler’ın müzikal çizgisinde oluşturduğu bir üst nokta durumundaydı albüm.

Kenny Wheeler 1980’li yıllarda daha da geliştirip zenginleştirdi müziğini. Sanatçının kaynaşım jazz’ına belli ölçülerde hep sempatisi olageldi. Az önce de değindiğimiz gibi rock unsurlar onun müziğinde farklı izler taşıdı. Ayrıca rock ve jazz’ın kesişme alanlarında gezinen müzikal projelerde gruplarda Wheeler’a hep rastladık. 1970’lerin sonlarında kurulan “United Rock &Jazz Ensemble”ın da yaratıcıları arasındaydı. Tam anlamıyla bir fusion proje değildi ortaya çıkan. İki müzik çizgisi de zedelenmiyor, zenginleştiriliyordu. 1980’ler daha çok onun yıldızlardan oluşan beşlisinin turne ve albüm projeleriyle geçti. Holland, Abercrombie, John Taylor ve Peter Erskine’li bir kadroydu bu. Öte yandan, hemen her albümü benzeri ve değişken kadrolarla oluştu. Örneğin 1983 albümü “Double, Double You’da Michael Brecker da devredeydi. Bu arada Wheeler, 198387 arası Dave Holland Beşlisi’nin de çekirdek üyesiydi. Destek müzisyen olarak hiç ara vermeden performans ve kompozisyon yetisini yeniledi, geliştirdi. Başta Kanada olmak üzere birçok ülkenin eğitim merkezleri ve üniversitelerinde ders, workshop ve performans veren bir Wheeler’da bu deneyim aktarışını günümüze dek sürdürmekte.

Wheeler’in çok yönlü müzik vizyonunun grup projelerine bakış tarzının tutkulu üslup ve kompozisyon yetisinin en anlamlı bir araya geleceği proje 1990 yılında hayat buldu.   “Music For Large And Small Ensemble” adlı ilginç tasarımı bu yıl bir ECM firmasından çıkan yeni albümü olacaktı. Büyülü bir albümdü ortaya çıkan. Profesyonel hayatının kırkıncı yılında, tüm birikimlerini bu projeye taşımış, ortaya sofistike bir jazz yapısı çıkmıştı. Geleneksel, modern ve deneysel olan iç içeydi bu projede. Jazz’ın kökleri, Siyah duyarlılığının derin izleriyle doluydu albüm. Son andığım ünlüler beşlisinin yanında geniş bir nefesliler ve üflemeliler grubu yer alıyordu. Wheeler’ın orkestral yetisi ilk kez bu denli öne çıkmıştı. Bu dev orkestrayla turneler yapıp konserler verdiler. Kompozisyonları tüm Avrupa jazz ortamını daha da etkiler olmuş; bu süreçte Roma, Helsinki, Stokholm Radyo Orkestraları kıyasıya Wheeler besteleri çalmaktaydı. ABD’de bu çizgide biraz sulanmış bigband projelerine Avrupa merkezli bir alternatifi temsil etti bu albüm. Free jazz onun müzik kavramını kıyasıya besleyip ortaya yeni bir jazz ve orkestral vizyonun doğmasına neden olacaktı. Orkestra jazz’ının uzun yıllardır arka plana atıldığı bir zaman diliminde böyle bir yapıtla var olmak bu yapıtı ilginç kompozisyonlarla beslemek Wheeler’in jazz algısındaki yenilikçi, ilerici bakışın en önemli sembollerinden kabul edilmeli.

Ortaya çıkan Wheeler jazz’ının bir başka karakteristik yanı büyük orkestralara yaptığı etkili beste ve düzenlemelerin yanında, çalış tekniği ve bestelerindeki ayrıcı zenginlikti. Güçlü bir bireysellik, müziğinin yarattığı atmosferin ana ekseni olmuştu artık. Neşeli bir havanın içine aniden sinen bir melankoliydi sanki çoğu kez müziğinde beliren.  Artık çağdaş jazz’ın en önemli ayracı olan, bireyselliği, enstrümanları ve üslubu yoluyla bambwaşka bir kimliğe dönüştüren Wheeler için söz konusu dönem bu özelliklerinden dolayı onu tartışılmaz bir usta kılmıştı. Yine 1990’da çıkan “The Widow In The Window” albümünde de bu özelliğe rastlanıyordu. 1990’lar üretim noktasında da önemli bir zaman dilimiydi. Özellikle de 1996 yılı. Bu yıl yayımlanan üç albümü arasında “Angel Song”, şimdiden bir jazz klasiği kabul edilebiliyor. Bu albümün ardından bir underground rock yıldızı David Sylvian’ın yanında çalan bir genç Wheeler’la da karşılaşabiliyorduk. Bu dönem Avrupa merkezli yeni dörtlüsünde John Taylor’ın yanında Chris Laurence ve Adam Nussbaum yer almaktaydı. Özellikle “Angel Song”, Wheeler’in yarım yüzyıllık birikimi kadar kendine has lirizminin şarkıyı algılayış biçiminin en önemli ip uçlarını içinde barındırıyordu. Grup üyeleri de bu anlamda Wheeler’in önemli duygudaşlarıydı.

      Wheeler’ın çok yönlü deneyimi son on yıl da tüm incelikleriyle sürüyor. Her gün daha bireyselleşen, olgunluğunu sound’una devamlı taşıyan bir ustayı ilgiyle izler olduk. Eğitmenliği bu aşamada ön plana çıksa da, sayısız albüme de imza attı. Küçük veya büyük grup projelerine. Kanada dergisi Jazz Report onu 1998’de yılın bestecisi seçti. “All The More” (1998), “Moon” (2001), “Summerflood” (2002) ve “Dream Sequence” (2003) albümleri onun Avrupa ve ABD jazzı’na bakışını, kaynaşım arayışını, jazz geleneğiyle kurduğu köprüleri ve gelecek ufkunu farklı bağlamlarda hep içinde barındırdı. Bu albümler arasında özellikle, 2002 albümü “Summerflood”sa bizim için andığımız Wheeler özelliklerinin bir  çoğunu içinde barındırıyordu.  Ama, Wheeler’ın özellikle trompet ve flügelhorn çalış stilini bir başka ustayla bile artık karşılaştırmak kesinlikle olası değil. Belki 70’lerin başlarına dek durum böyleydi. Otuz yıldırsa hep Wheeler’ın müzik vizyonu ve tekniği belirleyici.

Sanatçının yazının başında değindiğimiz, iki albümü az öncede söz ettiğimiz bireyselliğinin belki de en çok su yüzüne çıktığı çalışmaları. Eski yol arkadaşlarıyla attığı bu adımlarda bireyselliğine koşut olarak müziğindeki lirizm ve sound’undaki tutkulu yan hemen dikkati çekiyor. Çalışmalar, günümüzün popüler jazz ortamına hiç mi hiç bağlanamaz nitelikte. O, günün değil içinden gelenin müzik cümlelerini kurup kompozisyon ve yoruma dönüştürmüş.  işte CamJazz’dan çıkan bu iki albüm, sanatçının tam anlamıyla bir olgunluk dönemi yapıtı olarak düşünülebilir. Abartısız, Avrupalı yanı her şeye rağmen öne çıkan bir Wheeler sound’u ağırlığını koymuş. Bu albümlerden ilki olan “Where Do We Go From Here?”, müzisyenin kıdemli yol arkadaşı piyanist John Taylor’la yaptığı bir duo proje. İngiliz ve Avrupa jazz duyarlılığının hakim olduğu albümde, virtüöziteden uzak, olgun, içli iki dev adamın iç ve dış jazz konuşmaları, doğaçlama dürtülerinden beliren bir şölenle baş başa kalınıyor. Belki de buradan, ulaştıkları bu noktadan daha nerelere gidebileceklerine dair sorularına yanıt arayışlarıyla dolu bu albüm. “What Now?”sa, Wheeler’ın son dörtlüsüyle yaptığı sade, yetkin bir albüm. Dörtlüde eski yol arkadaşı John Taylor ve Dave Holland yer almakta. Grubun dördüncü üyesiyse, son dönem jazz’ının en seçkin isimlerinden saksofoncu Chris Potter. Wheeler dahil hiçbir müzisyen herhangi bir varyeteye, abartıya izin vermemişler albümde. Live kaydedildiği için inanılmaz bir hakikiliği de var ortaya çıkan jazz’ın. Wheeler’ın flügelhorn’a olan ustalığının bir belgesi bu çalışma. Çünkü sanatçı albümde hiç trompet çalmıyor. İncelikli melodiler, zengin armoniler, oturmuş doğaçlamalarla dolu albümde, müzisyenler Wheeler gibi kendi bireysel yetilerinden ödün vermiyorlar. Wheeler bestelerine tutkuyla sahip çıkıyorlar. Bu albümde Wheeler’ın çok özel bir lirizmi tüm parçalara sinmiş. Sekiz kompozisyon arasında “MarchMist”, “What Now?” ve “Verona” bizce unutulmayacak kompozisyonlar. Sanatçı biraz da gençliğine, jazz köklerine yolculuklar yaparak bugünün lirizmini, jazz algısını yakalamış. Sanatçının 75. yılı için gerçekten incelikli duyarlılıklarla bezeli bir son albüm bu.

Farkındaysanız, Wheeler, devamlı eski yol arkadaşlarıyla grup projelerini ve bireysel çalışmalarını hayata geçiriyor. Onlarsız hareket edemiyor. Ama bu durum başta deyindiğimiz gibi Wheeler’in yalnızca bir yüzünü yansıtmakta. Onun orkestral projleri bu noktada saklı tutulmak zorunda. Wheeler’i hiçbir zaman virtüöz gibi düşünmek doğru olmaz. Daha çok, kendine özgü bir felsefesi ve stili olan bir trompetçi, flugelhorncu olarak anmak gerek.onun müziğinde çok derinlerde yatan bir folk unsura da rastlanmakta. Bizce lirizmini de besleyen öğelerden biri bu. Yazımıza neden olan son iki albümü yalnız Wheeler’i ve enstrümanlarını sevenlere önermiyoruz. Atlantik’in iki yakasında yapılan her tür jazz ve kaynaşım sound’larının derinlikli izlerine bu albümlerde de karşılaşılıyor. Aslında soyutlama düzeyinde üstüne çok farklı yorumlar, değerlendirmeler yapılabilecek iki çalışma bu. Biz şimdilik bu çalışmaları anımsatmakla yetiniyoruz. Aslında iki albüm arasında da bir yanıyla derin akrabalıklara öte yandansa inanılmaz uçurumlara rastlamak mümkün. Yani Wheeler’in çok yönlülüğünün kanıtları bunlar.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


4444 - unknown - 38.107.179.237