Chick Corea In the Spirit of
Mozart

Dünyaca ünlü jazz piyanisti Chick Corea, önümüzdeki
günlerde, In The Spirit of Mozart projesi kapsamında, İstanbul’u ziyaret
edecek. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği Uluslararası İstanbul
Jazz Festivali’nin parçası olan bu konser, 4 Temmuz akşamı 20:00’de Aya
İrini’de gerçekleşecek. Mozart’ın 24 Numaralı Do Minör Konçertosu ile bu proje
için özel olarak bestelediği eseri çalacak olan Corea’ya Bayerische
Kammerphilarmonie eşlik edecek.
Wolfgang Amadeuz Mozart’ın 250’inci doğum yılı kutlamaları
kapsamında oluşturduğu In The Spirit of Mozart projesi, Chick Corea için çok
özel bir proje. Bu proje, kendisine öncelikle Temmuz’daki Viyana Jazz
Festivali’nde sergilemesi için önerilmiş. “Mozart projesinin bir kısmını
gerçekleştirmesi için Amerikalı bir jazz müzisyeni seçmiş olmaları bütün bu
festivali çok ilginç bir hale getiriyor. Aslında, Mozart yorumlamam ve bu
projeyi gerçekleştirmem, Mozart aslında müzede sergilenmek için müzik
üretmemiş, o yaratıcılığın bir sembolü. Bu sebepten ötürü, onlar da
yaratıcılığı ve hareketi öne çıkaracak bir proje, seyirciyle iletişim içine
girebilecek bir müzisyen istemişler, bu şekilde de benimle bağlantı kurarak
bana bunu önerdiler. Benim açımdan da, bu çok büyük bir onur oldu ve bu onuru
hissederek bu parçayı hazırladım” diyor Corea.
Konser, Mozart’ın 24 Numaralı Do Minör Piyano Konçertosu’nun
yanı sıra, Chick Corea’nın kendi bestelediği bir eseri de içeriyor. Avrupa’nın
sanat merkezlerinde aynı proje dahilinde yaklaşık 15 konser daha verecek olan
sanatçı, bu şekilde Avrupa dinleyicisine farklı bir şekilde ulaşmayı umuyor.
Çok farklı büyüklükte orkestralarla, gruplarla çok çeşitli tarzlarda müzik icra
eden, çok farklı bakış açılarıyla müziğe yaklaşan Corea’nın bu proje içerisinde
olması da son derece doğal. Özellikle yaratıcılığı ve yeniliklere açık
olmasıyla, birçok genç müzisyene öncülük yapmış, aynı zamanda da jazz
dünyasında değişik akımların doğmasına neden olmuş. Özellikle elektronik jazz
akımının öncülerinden olmakla birlikte, hiçbir zaman akustik ve klasik müzikle
bağını koparmamış, bir yandan da Latin köklere dayanan ve etnik öğeler içeren
projeler de gerçekleştirmiştir Corea.
İstanbul’da gerçekleştireceği konserin yanı sıra, en son
kaydettiği ve çok kısa bir süre önce piyasaya çıkan albümü olan The Ultimate
Adventure’dan bahsedelim, sonra da kısa bir zaman yolculuğuna çıkarak Corea’yı
biraz daha yakından tanıyalım.
Efendim, The Ultimate Adventure, tamamen Chick Corea’ya
özgün bir yapıt. Çeşitli görüntülerle ve imajlarla müziğin uyumunu oluşturmaya
çalışmış Corea bu albümünde. Bir de Chick Corea’nın kendi sözlerini dinleyelim
bu konuda: “Bir süredir küçük hikayeler yazıyorum. Önce betimleyebileceğim,
resmedebileceğim bir şey görüyorum, eğer bu yeteri kadar ilgi çekiciyse de onun
üzerine müzik yazıyorum. Genelde müziği, görüntüler takip ediyor. Fakat bu
albümümde, önce görüntüler, sonra müzik geldi.”
Aslında gerçekten de hem hikayeler hem de görüntülerle
müziği bağdaştırmak Chick Corea için yeni değil. Daha önce, Now He Sings, Now
He Sobs, Return to Forever, The Leprechaun gibi albümlerinde de bu fikirleri
kullanarak eserlerini bestelemiş ve yorumlamış. Fakat bu albümde, L. Ron
Hubbard’ın yaratmış olduğu karakterleri müzik yoluyla canlandırmaya çalışıyor.
Böylelikle de edebiyat ile müzik arasındaki bağlantıları kurarak, değişik bir
anlatım yolu, sıra dışı bir betimleme kullanarak dinleyicileri etkilemeyi
başarıyor Corea. Sanatçı, bu konuda şöyle demiş: “Son iki projemde
yarattıklarım çok sevdiğim yazar L. Ron Hubbard’la ve onun eserleriyle aramda
büyük bir bağlantı olmasını sağladı. To The Stars projesini gerçekleştirirken,
çok heyecanlı ve ilham verici bir zaman geçirdim. Onun müzikal yaradılımlarını
yorumlarken, fikirlerini tekrardan yaşayıp, karakterlerine müzikle ruh katarken
ve can verirken harika deneyimler yaşadım ve bu projenin bitmesini hiç
istemedim. Aslında The Ultimate Adventure projesi de, To The Stars projesinin
hemen ardından geldi ve L. Ron Hubbard’ın eserleriyle olan ilişkimi de bu
şekilde pekiştirmiş oldum.”
“Bence edebiyat, muazzam bir sanat dalı. Okuyucuların
hayalgücünü açıyor ve aslında o açıklığı da orada bırakıyor. Filmlerle ilgili
sevmediğim şey de bu aslında, onlar size her şeyi veriyorlar. Bir film
seyrederken biraz daha pasif kalıyorsunuz, fakat okuduğunuz zaman daha aktif
oluyorsunuz, siz de katılıyorsunuz. Bu şekilde ben de, yazarın yazdığını
oluşturmak, onu gerçek hale getirmek için kendi hayalgücümü kullanıyorum.”
Albümde, Corea’ya daha önce de birlikte çaldığı Hubert Laws,
Airto Moriera, Steve Gadd, Frank Gambale, Vinnie Colaiuta, Tim Garland ve
Hossam Ramzy gibi müzisyenler eşlik ediyor. Albüm boyunca, hem elektronik hem
de akustik enstrümanları kullanan topluluk, yeni ve özgün bir sound oluşturmayı
da başarıyor.
The Ultimate Adventure, gerçekten de çok özel bir albüm,
teker teker eserler üzerinde durmak yerine, bir bütün olarak ele alınmalı ve bu
şekilde dinlenmeli. Böylece bizler de Chick Corea’nın yarattığı bu dünyaya
girebilir, belki de bu karakterlerle bire bir tanışabilir, kendi hikayelerimizi
oluşturabiliriz.
Chick Corea’nın hayat hikayesi, jazz dünyasına getirmiş
oldukları, önderlik ettiği gruplar, kaydettiği albümler ve verdiği konserleri
yazmaya kalkışsak, buralara sığmayız; fakat madem hem İstanbul’da vereceği
konserle ilgili, hem de yeni albümüyle ilgili bir şeyler dedik, biraz da Chick
Corea’nın bu yönlerdeki gelişimini inceleyelim.
Aslında Corea’nın senfonik eserler üzerinde, büyük
orkestralarla birlikte çalışması alışık olmadığımız bir durum değil. Daha 2000
yılında, Londra Filarmoni Orkestrası’yla birlikte kaydettiği Corea Concerto
adlı albümünde, Corea’yı hem ünlü parçası Spain’i hem de, 1 Numaralı Piyano
Konçertosu’nu dinlemiştik. Bu albümde de, hem enstrümantasyon, hem de düzenleme
olarak jazz anlayışının içinde olmakla birlikte, klasiğe ve geleneğe
göndermeler yapıyordu Corea. Sadece kendi eserlerini kendi enstrümantasyon ve
orkestra fikirleriyle oluşturmakla kalmayıp, Mozart’tan da çok ilham aldığını
belirten Corea, bu konuyla ilgili şu şekilde konuşmuş: “Kendi konçertom için,
Mozart’ın piyano konçertolarında kullandığı orkestrasyona çok yakın bir form
kullandım. Eğer hem Mozart’ı, hem de kendi eserlerimi aynı orkestra formatıyla
yorumlamamın, benim için iyi bir müzikal başlangıç olacağını fark ettim.
Sonuçta, Mozart’ın müziğindeki ruh ve sound’dan ilham alarak, bu eseri
besteledim.”
Chick Corea’nın 1 Numaralı Piyano Konçertosu’nu dinlediğiniz
zaman, Mozart’ın müziğindeki mantık, tutarlılık ve heyecanı Corea’da tekrar
yaşayabilirsiniz; tabi ki çok farklı bir boyutta ve çok farklı bir anlayışla.
1971 yılında yazılan Spain, Corea’nın orkestrasyon anlayışıyla ve Londra
Filarmoni Orkestrası’nın katkısıyla nasıl yeniden yapılanıp geniş ve derin
başka bir anlam kazandıysa, Corea’nın diğer orkestral yapıtları da derin
anlamlar içeren düzenlemelerle dolu.
Corea’nın müzikal gelişimi ve müzikal anlayışının yıllar
içerisinde defalarca olgunlaşarak değişmesi, onun çok farklı yapılarda olan
topluluklar içerisinde çok farklı tarzlarda müzik yapmasını sağlamış.
İstanbul’da sergileyeceği son projesi ise, Corea’nın müzikal olgunluğunun bir
simgesi. Wolfgang Amadeus Mozart’ın 250’nci doğum yılı kutlamaları kapsamında
gerçekleşecek olan konserde Corea’nın üstün performansıyla birlikte, son derece
keyifli ve yoğun bir performans izleyeceğimize inanıyoruz.