MILES’IN PARİS AŞKI
“Miles’ı ilk seferinde profilden gördüm. Tam bir Giacometti
heykeli gibiydi. Olağanüstü güzeldi...” Paris’in ünlü kültür ve eğlence kalbi
St. Germain des Pres’nin tarihi simgelerinden, ‘yaşı’ 80’e 1, ama ‘başı’ ebedi
genç ve isyancı kalmış; Boris Vian, Jacques Prevert ve arkadaşlarının esin
perisi, ‘Fransız fiarkısı’nın eşsiz yorumcusu Juliette Greco, Miles Davis
ile ilk karşılaşmasını yukarıdaki sözlerle anlatıyor. Yıldırım aşkın başlangıç
tarihi 8 Mayıs 1949, yeri Pleyel Konser salonudur. Miles hayatında ilk kez
Atlantik’in ötesine geçiyordu. O gece onu seyretmeye gelenler arasında yalnızca
Picasso veya Sartre gibileri yoktur. Onu huşu içinde izleyen “egzantrik ve
orijinal” bir genç kadın ve de onun “derisinin” rengini değil, “trompetinin”
tınısını duyan ve gören bir Paris de oradadır…
Paris Miles’ı asla unutmadı. Ancak bu aşk hiç bir zaman tek
taraflı olmadı. Miles da muhtemelen hayatının en büyük aşkını Paris’le ve
Paris’te yaşadı. Parisli jazz ve müzikseverler onu doğumunun 80. yıldönümünde,
ona layık bir sevgiyle andılar. 26 Mayıs 1926’da Illinois eyaletinin Alton
kentinde doğan Miles Dewey Davis III hayatının en mutlu günlerinin önemli bir
kısmını Paris’te yaşadı. Bu belki biraz da Parisli cazomanların fantazmı, hatta
efsanesidir. Hoş görüle…
Mayıs’ın son haftasında televizyon (Mezzo), başta TSF ve
kamu radyoları olmak üzere bir sürü radyo her gün Miles için ve Miles’lı
programlar sundu. Baba jazz dergileri (Jazz Hot, Jazz Magazine, JazzMan)
kapaklarını, sayfalarını ona ayırdılar. Hatta Jazz Magazine’e bir sayı yetmedi,
Haziran ve Temmuz (çıkacak) sayılarını da geniş oranda ona hasretti. Başka
dergi, gazeteler, jazz kulüpleri de belki ABD’de bile görülmeyecek derecede
Miles’ı andılar. Manevi çocuklarını, ürünlerini ; müziğe, jazz’a açtığı çağı,
ufukları tartıştılar.
Jazz Mag’ın Mayıs sayısında Juliette Greco ile yapılan
“Miles’a niçin aşık olmuştum?” başlıklı söyleşide, Greco başta aktardığımız
sözlerini şöyle sürdürüyor: “Hem konser salonunda yer yoktu, hem de param
olmadığı için Boris Vian’ın karısı Michele beni arka kapıdan kulise almıştı.
Onu önce yandan gördüm. Deha olduğunu bilmeden de ilk fark ettiğiniz şey
yüzündeki büyük güzellikti. Dahiliğini anlamak için ille de bilge veya jazz
uzmanı olmaya gerek yoktu. İnsanla, adamla enstrümanı ve çıkarttığı ses
arasında öyle bir ahenk, uyum vardı ki, tek kelimeyle çarpıcıydı. Alt-üst
edici bir “Estetik’e sahipti. Salt kendi başına bile bir ’gösteri’ydi.
Konserden sonra, akşam diğer arkadaşlarla birlikte yemek yedik. Ben İngilizce
konuşamıyordum, o da tek kelime Fransızca bilmiyordu. Nasıl oldu
hatırlamıyorum, ama aşk, mucizesini yarattı” Davis-Greco aşkı kısa sürede St.
Germain’in baş klasikleri arasına girer. Bir gün Jean-Paul Sartre Miles’a
sorar, “Juliette’le niye evlenmiyorsun?” Cevap yine Greco’dan aktarma: “Çünkü
Juliette’i mutsuz kılmaya asla gönlüm elvermeyecek kadar çok seviyorum’, der
Miles. Bu sözleri ne Donjuanlık, ne de sadakatsızlık kılıfıdır. Sadece
rengimizdir söz konusu olan. Onunla evlenip Amerika’ya gidecek olsaydım hayat
boyu ‘pute à negres – zenci/yamyam orospusu’ sayılacaktım...” Miles ise
Paris’te geçirdiği gün ve yıllar için çeşitli vesilelerle şöyle konuşacaktır. ”
Ne bir taksi şoförü ne de herhangi biri, beni ‘rengimden” ötürü rahatsız
etmedi. Paris’te insan olduğumun farkına vardım, insan muamelesi gördüm.”