|
Gilberto Gil
Ça! Bam! Ba!

Kısa süre önce Londra’daki Tropicalia şenliğinde, kültür
merkezi Barbican’da bir konser verdi. Oradan da Amsterdam ve Köln’e gitti.
Örgülerine biraz ak düşmüş, görev icabı ara sıra da takım elbise giyiyormuş
ama, gene de bildiğimiz Gilberto Gil. Biz kendisini, 6 Temmuz’da 13.
Uluslararası İstanbul Jazz Festivali’nde, Açıkhava sahnesinde izleyeceğiz.
Sahneye çıktığında 65 yaşına basmış olacak. Brezilya Devlet Başkanı, sabık
fabrika işçisi Lula da Silva’nın ona verdiği kültür bakanlığı görevini de halen
sürdürüyor. Sıradışı bir bakan olarak... Gerçi görevi üstlendiğinden beri hiç
şarkı besteleyememiş ama, konser veriyor.
Yaşı tutanlar, 960’ın Tropicalia hareketini hatırlar. Sadece
bir müzik akımı değildi, bir kültür ve sanat hareketiydi. Şair Oswald de
Andrade’nin “sanatsal yamyamlık”ından etkilenmişlerdi, yerli-yabancı ne
bulurlarsa torbalarına atıyorlardı. Rock, bossa nova, samba, capoeira, baião ve
salsayı harman ettiler. Dikta döneminde söylemek istediklerini tam olarak dile
getiremeseler de ima eden genç müzisyenlerin şarkıları halkı harekete
geçirmişti. Şarkıcı, besteci ve gitarist Gilberto Gil ile onun gibi Bahia
doğumlu olan arkadaşı Caetano Veloso, Brezilya’nın John Lennon’ı ve Paul
McCartney’i gibiydiler. Tropicalismo imajları akla hippileri, rock’n’roll’u
özgürlüğü ve benzer “tehlikeli” şeyleri getiriyordu. Bu cüretlerini de önce
hapse atılıp, sonra İngiltere’ye sürgün edilerek ödendiler.

Ama kahırdan lütuf dedikleri böyle bir şey herhalde. Gil
orada Yes, Pink Floyd ve Incredible String Band’le, Rod Stewart’la çalıştı.
Jimmy Clif’le, David Gilmour’la, Alan White’la arkadaş oldu. Onu en fazla
tavırlar etkiledi, grup lideri olmaya karar verdi. Bir kavram ve eylem olarak.
Grup kurmak, sahneye çıkmak, turne yapmak, menejerlerle çalışmak, kayıt; yani
çağdaş anlamda bir grup lideri ne yapıyorsa onları yapmak. “Bunu oluşturmanın
koşulları –psikolojik ve zihinsel- ve müzikal olarak Elvis’ten, kültürel olarak
James Dean’den gelen bu sembolün geliştirilmesi,” diyordu. “Sonra Beatles, Jimi
Hendrix, hepsi.... eksiksiz bir kavram, modern.” Bir ABD turnesi yaptı, sonra
da ülkesine döndü. 1990’ların başında kendi şehri Salvador’un kültür
sekreteriydi. Lula da Silva 2003 Ocak’ında Başkan seçilince, Gilberto Gil
Brezilya’nın yeni Kültür Bakanı oldu. Kendisine hâlâ bir “troubador / gezginci
ozan” gözüyle bakıyor.
Caetano ile ikisi ve Tropicalismo’nun diğer müzisyenleri
aslında Batılı meslektaşlarından daha şanslıydı. Gil ve Veloso dünya müziği
füzyonlarını Batılı meslektaşlarından yıllarca önce denemiş, bulmuşlardı. On
dokuz yaşındayken radyoda Joao Gilberto’yu dinleyip annesinden gitar isteyen
delikanlı (daha önce akordeon ve vibrofon çalıyordu), müziğinde her zaman
siyasi bir yan olmasını da, üniversiteye gittiği dönemde her yerde, özellikle
Celso Furtado ve Henrique Cardoso gibi hocaların derslerinde ideolojik
tartışmalar yapılmasına borçluydu. Bahia Federal Üniversitesi’nde Marksizmi,
modernizmi, karşı-kültürü aynı anda tanıdı. Darbe öncesi Brezilya’sı, hem
sanatsal, hem de ekonomik açıdan umut dolu bir dönem yaşıyordu. 1960 darbesi bu
umutları sarstığı halde yok edemediyse, bunda Tropicalismo’nun genç
sanatçılarının da rolü olmuştur.
Gil ve Veloso Tropicalismo ile başlayan hareketi
sürdürebilselerdi, Brezilya’da darbe olmasaydı, belki İngiltere’de
hızlandırdıkları süreci doğal olarak orada yaşarlardı. Yaşamadılar ama Batı
etkileri yüzünden de eleştirilmediler. Çünkü bu eleştirilerle daha önce,
Tropicalismo döneminde karşılaşmışlardı; kimi sol kesimler ve bazı
muhafazakârlar onları suçlamıştı. Ancak geri döndüklerinde, bir benimsenme
durumu ile karşılaştılar. Toplumsal ilerlemenin kültürel eşdeğeri olarak kabul
görmüşlerdi. Dikta da onlara pek bulaşmadı. Gil, herkes aksini düşündüğü halde,
aslında şarkı sözlerinin pek de ağır olmadığını düşünüyor. “Tavrım belki, ama
şarkı sözlerim, hayır.”
Bahia’lı olduğu halde, yoksulluktan uzak, hali vakti yerinde
bir ailenin çocuğu olduğu için derisinin kara olduğunu pek fark etmeyen Gil,
1970’lerin sonlarında Brezilya’daki siyah bilinç hareketinin sözcülerinden biri
oldu. 1977’de Nijerya’nın Lagos kentinde bir sanat festivaline katıldı, çok
etkilendi. Dört bin kişiydiler: karaderili yazarlar, müzisyenler, ressamlar,
şairler, oyun yazarları, dansçılar. Afrika’nın her yerinden, dünyanın her
yerinden. Bir ay boyunca ortak konularını, kara derili olmayı, ırkçılığı,
mücadeleyi, bağımsızlık savaşını tartıştılar. Stevie Wonder’ı da ilk defa orada
tanıdı, Fela Kuti’nin evinde. Afro-Afrikalı mirası hakkında daha da fazla
düşünmeye başladı. “Afrika sokaklarında sadece insanları ve profillerini,
yüzlerinin yapısını, vücutlarının yapısını ve karaderililerin çeşitliliğini
gözleyerek ağlardım; her yandan gelmişlerdi – uzun boylu, kısa boylu, zayıf,
Avrupalı gibi olanlar, hepsi farklı kültürlerden.”
Sosyal bilincini, çevre ve kadınların durumu konusundaki
duyarlılığını, dünya müziğinin ticari, mekanik yanını ruhsal değerlerle
dengelemeyi hiç elden bırakmadı. Geçen sefer buraya geldiğinde Açık Radyo’da
bir söyleşi yapmıştık. Siyasete atılmıştı ama henüz bakan değildi. O sıralar
da, sanattan yararlanarak sosyal ilerlemenin gerçekleştirilebileceğine
inanıyordu. Yoksul çocuklar için sanatla kendini ifade etmenin bir kurtuluş
yolu olacağına da. Bir yandan da, Brezilya milli takımının o akşamki maçını
merak ediyor ve adının nasıl telaffuz edildiğini öğretiyordu. “Ciyuberto Ciyu.
Ama üzülme, güneybatıda senin gibi Jilberto Jil diyenler de var.” Ornette
Coleman misali, o da bir ahir zaman guru’suydu. Fevkalade mütevazı, iyi
niyetli, sevecen bir insan. Son zamanlarda onunla yapılan söyleşilere bakınca,
hiç değişmemiş diye seviniyorum.
Peki, Gilberto Gil sadece bu mu? Elbette hayır. O kırk yılı
aşkın süredir çok iyi, birleştirici bir müzisyen: xote, xaxado, afoxe, baiao,
bossa nova, samba, funk, balad, reggae (Bob Marley’i Eric Clapton’dan yıllar
önce keşfetmişti), sair Karayip ritmleri. Hatta rap. Kendi gençliğinde olsa,
kesinlikle ilgileneceğini söylüyor. Gilberto Passos Gil Moreira, karizmatik bir
şarkıcı, besteci, can veren bir sesin sahibi, nefis ritm yaratıcısı.
Afro-Brezilya kültürüyle, candomblé diniyle, Zen’le, felsefe, ekonomi,
sosyolojiyle, gelecek şokuyla ilgilenen bir insan. Ve de bir bakan. Doğrusu,
sırf bu yüzden Brezilyalılar’ı kıskanmamak elden gelmiyor. Üstat ise,
“Tekrarların, taklitlerin arasında,” diyor, “her zaman yetenek, yeni şeyler,
ruh, karizma, cüret de olacak. Beklediğimiz bu, Ça! Bam! Ba!”
|
|