Miss Jazz
Ritmi geriden, ağır ağır takip eden, kendine has bir yorum.
Kopkoyu, dolu dolu bir ses. Ve belki de en önemlisi, söylediği şarkının
sözlerindeki her kelimeye hak ettiği anlamı, duyguyu verebilme yeteneği. Tüm
zamanların en önemli vokalistlerinden biri:

Carmen McRae
8 Nisan 1920 tarihinde, Harlem, New York’ta dünyaya gelen
Carmen McRae, müziğe küçük yaşlarında piyano eğitimi alarak başladı. Daha çok
gençken yazdığı “Dream of Life” isimli bestesi, dönemin önemli jazz
müzisyenlerinden piyanist Teddy Wilson ve kompozitör eşi Irene Kitchings
Wilson’ın dikkatini çekti. Irene Wilson, onu Billie Holiday ile tanıştırınca,
Carmen’in daha 19 yaşındayken bestelemiş olduğu Dream of Life, bir rüya
olmaktan öteye geçti ve 1939 yılında Billie Holiday tarafından seslendirildi.
Erken gelen bu başarının Carmen Mcrae’nin müzikal kariyerinde fazla bir etkisi
olmamış gibi görünse de Billie Holiday ve Irene Wilson, kendisinin de dile
getirdiği gibi onun tüm yaşamını etkileyecek, çok önemli iki isim oldular. (“If
there had been no Billie and Irene, there would have been no me.”/”Eğer Billie
ve Irene olmasaydı, ben de olmazdım”).
Carmen McRae, 1940’lı yıllarda şarkıcılık kariyerinde
giderek yükselmeye başladı. İlk önce Benny Carter, daha sonra da Count Basie
Orkestrası’nda şarkı söyledi, Mercer Ellington’ın orkestrasında piyano çaldı ve
bu orkestra ile birlikte ilk stüdyo kaydını yaptı. Davulcu Kenny Clarke ile
yaptığı ilk evliliğini sonlandırdıktan sonra Chicago’ya taşınan Carmen, bir
süre buradaki kulüplerde zor koşullar altında şarkıcılık yapmaya devam etti.
Ancak sonra New York’a geri döndü. 1950’lerin başlarında Carmen, neredeyse 10
yıla ulaşmış şarkıcılık kariyerinde geldiği noktadan pek de memnun değildi.
Derken 1955 yılında Decca ile imzaladığı anlaşma ile kariyeri farklı bir ivme
kazanmaya başladı. Carmen, kendi adını taşıyan ilk albümünü Decca etiketi
altında çıkardı. Albümü, konserler, performanslar izledi. Artık kalabalıklar,
Carmen’i hayranlıkla dinliyorlardı. Üstelik çok geçmeden, Downbeat dergisi
tarafından yılın en iyi jazz şarkıcısı olmaya aday gösterilmiş ve Carnegie
Hall’da gerçekleşen All-star Jazz konserinde en iyilerden biri olarak yer
almıştı bile.
Decca ile kayıtlar yapmaya devam eden Carmen, aynı zamanda
prestijli kulüplerde ve konser salonlarında da performans göstermeye devam
ediyordu. O sıralarda ilerleyen yaşının, çokça sigara ve marijuana tüketiminin
de etkisiyle sesi yavaş yavaş pesleşmeye başlamıştı. Yine de bu değişiklik
birçok kişi tarafından farkedilmedi.
1961 yılında Carmen’in karşısına daha öncekilerden farklı
bir fırsat çıktı. Dave Brubeck Quartet ile birlikte, Paul Desmond’un
bestelediği Take Five’ın kaydında yer alacaktı. Albüm kaydedilip piyasaya
çıktıktan sonra, Carmen’in hayatı boyunca hiçbir albümünün elde edemeyeceği
kadar yüksek bir satış rakamına ulaştı ve milyonlarca kopya satan bu albümle
birlikte Take Five, Carmen’in en büyük hiti oldu.
1970’li yıllarda Carmen, hak ettiği değeri tam olarak
görmeye başladı. Artık o da tıpkı Ella Fitzgerald, Sarah Vaughan, Anita O’day
gibi tüm zamanların en iyi jazz şarkıcılarından biri sayılıyordu. Müzikal
anlamda belki de en iyi noktaya ulaştığı bu dönemde, kariyerinin en önemli
albümlerini kaydetti. 1987’de muhteşem bebop şarkıcısı Betty Carter ile
birlikte kaydettikleri The ‘Carmen McRae-Betty Carter Duets’ adlı albümü,
1988’de Thelonious Monk bestelerinden oluşan tribute albüm ‘Carmen Sings Monk’
izledi. Yarısı The Great American Music Hall’da, diğer yarısı ise New York’ta
bir stüdyoda kaydedilen bu albümde Carmen, Thelonious Monk’un karmaşık
bestelerinin altından müthiş bir ustalıkla kalkıyor, her şarkıda muhteşem bir
porformans gösteriyor, çok yakında etkisini hissetmeye başlayacağı
hastalığından eser bile taşımıyordu. Bu albümü, 1990 yılında yakın arkadaşı
Sarah Vaughan’ın ölmesinden bir sene sonra kaydettiği ‘Sarah: Dedicated to you’
izledi. Bu albümde Carmen’in son bestesi olan ve Sarah Vaughan hayranlarını
gözyaşlarına boğan Sarah isimli şarkı da yer alıyordu.
Kısa bir süre sonra, Blue Note’ta vermekte olduğu bir konser
sırasında aniden rahatsızlanan ve hastaneye kaldırılan Carmen’in sağlığı
giderek kötüleşmeye başladı. Yine de doktorlar dikkatli bir beslenme ve
dinlenme programına girdiği sürece iyileşebileceğini ve sahneye yeniden
çıkabileceğini söylüyorlardı. Hayatı boyunca sigara içmekten vazgeçmeyen,
hastalandığında bile sigarayı bırakmayı reddeden Carmen, astım, kronik bronşit
ve amfizemin üstesinden, doktorların söylediği kadar kolay gelemedi ve
tekerlekli sandalyede yaşamaya başladı. Tekerlekli sandalyede senelerini
geçirdikten sonra, 10 Kasım 1994’te komaya girdi ve Los Angeles’taki evinde
yaşama veda etti.
1993-1994 yılları arasında pek çok kez ödüle layık görülen
Carmen McRae, 40’a yakın albüm kaydetti, Amerika ve Avrupa’da sayısız konser
verdi. Söylediği şarkılarda melodiden çok sözlere önem veren ve jazz
şarkıcılığını “herhangi bir jazz şarkısını alıp, içine kendini enjekte
edebilmek” diye özetleyen Carmen’in, albüm kayıtlarında bile her dinleyiciye
birebir konuşurcasına direkt hitap eden sesi, tüm güzelliğiyle bizimle olmaya
devam edecek.