Davulcu Mehmet İkiz’den 5
çayı tadında jazz

İsveç jazz sahnesinin önemli davulcularından Robert Mehmet
İkiz’in grubu South Maxico’nun ilk albümü 5 O’clock Tea, Nisan sonunda
piyasaya sürüldü. Albüme yönelik olumlı değerlendirmeler İsveç ile sınırlı değil.
Norveç, Danimarka ve Finlandiya gibi İskandinav ülkeleri başta olmak üzere
Avrupa’nın farklı jazz merkezlerinden ulaşan yorumlar oldukça pozitif. İsveç’te
ise ülkenin saygın gazeteleri Dagens Nyheter ve Svenska Dagbladet, 5 O’Clock
Tea’ye tam not verdi.
“5 O’Clock Tea” yılın albümü kategorisinde İsveç Grammy
ödüllerine aday gösterilmesine kesin gözüyle bakılıyor. İki gitar. bas ve davul
/ vurmalıların uyumlu birlikteliği olarak özetlenebilecek albüm hakkında Mehmet
İkiz ile Stockholm’de konuştuk.
South Maxico projesi nereden ortaya çıktı?
Dördümüz de yıllardır İsveç’te değişik müzisyenlere eşlik
ediyoruz. Kendi grubumuzu kurup gerçekten istediğimiz müzikleri yapma fikri hep
aklımızdaydı ama bir türlü fırsat bulamıyorduk. Sonunda bunu başardık.
5 O’Clock Tea’ye yönelük yorumlar albümün birçok farklı
tarzları aynı anda başarıyla barındırdığı yönünde, siz buna katılıyor
musunuz?
Evet, katılıyorum. Biz bu albümde sevdiğimiz farklı türlerin
çoğuna yer vermek istiyorduk. Bu yüzden albümde onbeş parça var –ki bu jazz
albümlerinde çok sık rastlanan bir durum değil… Albüme hakim olan çeşitlilik
yalnızca tarzlarla sınırlı değil. Mesela albümü dinlediğinizde fark ediyorsunuz
ki gitaristler hem elektronik hem de akustik gitarı mükemmel kullanıyorlar.
Yani bireysel anlamda da grup olarak da sahip olduğumuz müzikal zenginliği “5
O’clock Tea”de ortaya koyduğumuzu düşünüyorum.
South Maxıco’nun iki gitaristinin olması, “5 O’clock
Tea”yi gitar albümleri kategorisine mi sokuyor?
Öyle düşünmüyorum. Parçalar iki gitar üzerine kurulmadı,
mesela albümde uzun gitar soloları yok. Uzun parçalar ve uzun sololar yerine
kısa parçalar ve başarılı düzenlemeler var.
Albümdeki kişisel performansınızdan memnun musunuz?
Bence bir müzisyen hiçbir zaman kendi çaldığı müzikten tam
olarak tatmin olmaz fakat albümün genel kalitesinden memnunum. Tam istediğimiz
gibi rahat dinlenen ve kulakları dolduran bir albüm oldu. Aldığımız yorumlar da
bu doğrultuda…
Albümün Türk müziği ile bağlantısını kurmak neredeyse
imkansız ama Grandmother’s Dream parçası sanki biraz Anadolu kokuyor,
katılıyor musunuz?
(Gülüyor) Türkiye kökenli dinleyicilerden bu yorumu duydum,
sanki biraz Türk melodilerini andırdığını söylüyorlar. İşin tuhafı İsveçli
dinleyiciler de geleneksel İsveç müziği etkileri hissetlerini ifade ediyorlar.
Parçanın gitar melodisi ve benim kullandığım Afrika perküsyonu udu, oryantal
bir hava yaratıyor olabilir ama tabii son söz dinleyicinin…
Albüm kapağının tasarımı ise İsveçli bir grup için
oldukça güneyli bir hava taşıyor.
Sıcak bir albüm için. Sıcak bir kapak gerekir. Bunu da çok
iyi bir tasarımcı olan, güneyde, Los Angeles’ta yaşayan Faruk Ulay başarı ile
yaptı. Zaten albümün içeriği kadar kapağı da çok beğeniliyor.
Albümün adı “5 O’clock Tea” nereden geliyor?
Albümün kayıt aşamasında provaları izleyen babam Osman İkiz,
parçaların 5 çayında dinlenebilecek keyifte olduğu yorumunu yaptı ve bizim de
aklımıza yattı.
Bence bu albüm Pazar sabahında da iyi gider.
Tabii olabilir. Albümde ça-ça’dan reggea’ye, blues’dan
drum’n bass’e farklı akımlardan etkilenen onbeş parka olduğu için “5 O’clock
Tea”nin her dinleyicide oldukça değişik etkiler bırakması normal.
www.mikropgramofon.com &
Extreme Audio 0 216 574-3877
www.southmaxico.com