Jazz Fotoğraflarının Aşığı
Aykut Uslutekin

Dile kolay tam 60. sergi. Son 24 yılda çekilen binlerce
fotoğraf, jazz’ın büyük ustalarıyla paylaşılan jazz ve fotoğraf üçgeninde
kurulan dostluklar, anılar. Çoğu bu dünyadan göçüp giden jazz devlerinin ölümsüzleştiği
ve hala çekildiği anın sıcaklığını taşıyan paha biçilemeyen fotoğraflar.
Bunların hepsinin alt alta koyunca ortaya tek bir isim çıkıyor : Aykut
Uslutekin. Bir yanda fotoğraf aşkı, öte yandan jazz müziğine duyulan büyük
tutku. İşte bu iki büyük aşkın meyvesi olarak ortaya çıkan jazz fotoğrafları,
Aykut Uslutekin’in neredeyse yaşama biçimi haline gelmiş. Hayatının en büyük
tutkusuna dönüşen jazz fotoğrafçılığını nasıl başladığının hikayesini,
Türkiye’nin en iyi jazz fotoğraf sanatçılarından biri olan Aykut Uslutekin ile
konuştuk.
Öncelikle, bu jazz aşkı nereden kaynaklanıyor?
Rahmetli babam deniz subayıydı. Yurt dışından getirdiği
makaralı kasetleri ve Duke Ellington jazz orkestrasının plakları vardı. Jazz
müziğine kulak yatkınlığı çocuklukta, o kasetleri dinleyerek başladı. Jazz
müziğini sevmemde ağabeyimin de büyük katlısı oldu.. Ağabeyimin Chick Corea,
John Mc Laughlin, Weather Report, Mahavishnu, Jan Garbarek, Keith Jarrett ve
Sarah Vaughan gibi sanatçıların plaklarından oluşan geniş bir koleksiyonu
vardı. Biz hep bunları dinleyerek büyüdük.

Sonra fotoğrafa bulaştınız galiba.
1970’li yıllarda, bir fotoğraf makinesi aldım. Fotoğraf
çekmeye başladım ve fotoğrafı çok sevdim. O kadar çok fotoğraf çekiyordum ki,
film alacak param olmuyordu. Rahatça fotoğraf çekebilmek için işin kaynağında
çalışmaya karar verdim. Askerden sonra, Kodak firmasına girdim. İlk sanatsal
fotoğraf kaygım Ara Güler’e öykünerek başladı. Ara Güler’in korkunç bir
fotoğraf dili vardır. Birkaç sene Ara Güler’in albümlerini, çektiği
fotoğrafları, afişlerini topladım, takip ettim. Sanatsal yönümü böyle
geliştirdim.
İlk defa jazz ile fotoğraf aşkını nasıl bir araya
getirdiniz?
1982 yılında, İzmir Fuar Mehtap Çay Bahçesinde, Gary Burton
Quartet konseri vardı. fiimdi orası, İzmir İsmet İnönü Sanat Merkezi
oldu. O konseri izlerken ben niye bu konseri fotoğraflamıyorum diye düşündüm.
Zaten fotoğraf aşkım üst boyutta. O gün ilk jazz fotoğraflarımı çektim ve o
konserde sahne fotoğrafları çekmeye ve özel bir çizgi oluşturarak bunlardan bir
dizi yapmaya karar verdim. 24 yıldır zaman zaman opera, bale, konser, tiyatro
ve dans gösterilerinin fotoğraflarını çekmeme rağmen, tabii ki jazz
fotoğrafları ağırlıkta. Herhalde bendeki bu aşk, müzikle beslendiği için de bu
kadar yoğun yaşanıyor diye düşünüyorum. Bence sanatla ve kültürle beslenme,
insanı insan yapan en önemli etkenlerden biri.
Bu 24 yıl içinde kaç tane sanatçının kaç fotoğrafını
çektiniz diye sorsak, tahmini bir rakam alabilir miyiz?
24 yıl içinde, yurt içinde ve dışında izlediğim bütün jazz
festivallerine gelen sanatçıların hemen hemen hepsinin fotoğrafını çektim.
Çekemediğim her halde çok az olmuştur. 10 bine yakın sanatçının belki de
500.000’e yakın fotoğrafı mevcut. Bu arşiv, şu anda gerçek bir servet. Dizzy
Gillipsey, Miles Davis ve Ella Fitzgerald’ın haricinde bu arşivde yok yok.
Bu kadar muhteşem bir arşiviniz olmasına rağmen neden şu
ana kadar hiç albüm yapmadınız?
Çok yoğun bir iş tempom var. İzmir Alsancak’da, sahibi
olduğum Protek Fotoğraf Stüdyosu’nda çok yoğun çalıştığım için kendime zaman
ayırıp da şu ana kadar bir albüm yapamadım. Geçen yıl, Akbank Jazz
Festival’inin 15. yılı nedeniyle, böyle bir albüm yapıldı. Fikir, Akbank Kültür
Müdürü Derya Hanım’dan çıktı. Ben Akbank Jazz Festivalini ilk kurulduğu yıldan
itibaren izliyorum. 15 yılın kronolojik özetini içeren çok özel bir albüm oldu.
Benim ilerde yapacağım albüm, çekmeye başladığım ilk jazz fotoğraflarından bu
güne uzanan seçme çalışmalardan oluşacak. Orada ilk çektiğim jazz fotoğrafı ile
son çektiğim jazz fotoğrafı arasındaki anlatım dili, bu süre içinde
fotoğraftaki gelişim ve oluşturmaya çalıştığım çizgi de görülebilecek.
Bu jazz fotoğraflarını, size göre bu kadar özel kılan
nedir?
Ben sanatçının sahnede müzik aletiyle olan alış verişini
yakalamaya çalışıyorum. Sanatçının, o an hissettiği duygular zaten müziğine ve
yüz ifadesine yansıyor. Dolayısıyla çok sıcak, çok samimi fotoğraflar çıkıyor
ortaya. Heyecanı, doğaçlamayı, o an sanatçının içinde bulunduğu ruh halini
yansıtıyor. Mesela, çalmak istediği ve o an basamadığı bir nota varsa o anki
kasılmalar, gerilmeler ya da yakaladığı frekansta duyduğu hazzın şiddetini net
olarak görebiliyorsunuz. Jazz Festivallerinde üç dakikalık zaman sınırlamasında
çekim yapmak zor ama bislerde, sanatçılar çok coşkulu oluyor. Konser sonunda,
sanatçı kan ter içinde programını bitirmiş, alkışlar devam ediyor. Seyirci
ısrarlı alkışlarla sanatçıyı tekrar sahneye davet ediyor ve işte o anda, bis
parçasını çalan sanatçının duyduğu coşkuyu görmek lazım. Duygu yoğunluğu,
heyecan, haz, zevk ve mutluluk aynı yoğunlukla fotoğrafa yansıyor. Bu coşkuyu
yakalamak fotoğrafı çekeni de çok heyecanlandırıyor. Genel olarak, gerek sahne
fotoğrafları çekerken, gerek portre çalışırken insanlardaki o hissedilen
‘mutluluğu’ yakalamak istiyorum. Tıpkı Nazım’ın Abidin Dino’ya dediği gibi
fotoğraflarda, ‘mutluluğun resmini’ çekmeye çalışıyorum.
60. serginizdeki fotoğraflara gelirsek, neler
söyleyebiliriz?
Sergideki fotoğraflar son iki yıldır, yurt içinde ve dışında
katıldığım bütün Jazz Festivalleri’nde çektiğim çalışmalardan oluşuyor.
Sanatçıların sahnede, canlı konser esnasında çekilmiş fotoğrafları bunlar.
Diyaframı açarak, enstantaneyle oynayarak, biraz da makineyi sallayarak ve poz
süresini düşürerek elde ettiğim kareler. Formları bilinçli biçimde bozarak elde
ettiğim soyut çalışmalar. Mesela, bir klarinet sanatçısının sahnede çalarken
öyle bir anını yakaladım ki, sanki havada uçuşan notaları yakaladım ve fotoğraf
karesine aktardım. Sonra bu notaları, kuşlara, göçmen kuşlara dönüştürdüm.
Burada, bir klarinetin müzikle, notayla beraber, kuşlara ve özgürlüğe nasıl
kanat çırptığının hikayesi anlatılıyor. Burada, sanatçının çaldığı müzik
aletiyle sevişmesini, yaşadığı duygu yoğunluğunu ve bu duygu yoğunlunu
seyirciye aktarırken kullandığı vücut dilini, soyut bir fotoğraf diliyle
aktarmaya çalıştım.
Neden hep canlı konserlerde çekmeyi tercih ediyorsunuz?
Provaları çekmeyi sevmiyorum çünkü provada sanatçı çok rahat
oluyor. Konser anında, canlı gösterinin verdiği o baskıyla, çok daha doğal bir
görüntü yakalama şansı oluyor. Konser sırasında çekilen fotoğraflar, sadece
sanatçının o anki ruh halini vermiyor aynı zamanda sanatçının karakteristik
özelliğini de yansıtmayı amaçlayan kareler oluyor. 20 yıl fotoğraf sektöründe
çalışınca insan sarrafı oluyorsunuz ve insanların karakterini tahlil etme
yeteneği kazanıyorsunuz. Bu, sahnedeki sanatçının bir an sonra ne yapacağını
tahmin etmemi ve o an onun ne hissettiğini anlamama yardımcı oluyor. Mesela,
bir solo çalışın ardından alınan alkış, müziğin en üst notalarına çıkarken
duyulan haz, saksofonda oktav arayışı yapan sanatçının yay gibi gerilen bedeni,
fotoğraf karelerine yansıdığı zaman izleyenlere çok şey anlatıyor. Konsere
gitmeseniz bile, fotoğrafa baktığınız an neredeyse müziği, sanatçının çaldığı
enstrümanın sesini, notaları duyabilirsiniz.
24 yılda o kadar çok jazz festivali ve o kadar çok
sanatçı çektiniz ki, ister istemez insanın aklına anılar geliyor.
Mesela, Betty Carter’dan başlayalım mı?
Betty Carter İstanbul’a iki defa geldi. İlkinde, İstanbul
Jazz Festivaliydi. İkincisinde ise Akbank Jazz Festivali’ne, Açık Hava’ya
gelmişti. O dönem, kanserdi ve dünyanın en önemli jazz vokalistlerinden
biriydi. Son konserinde, çekmeye giderken çok heyecanlıydım. Üstelik üç
dakikalık bir zaman sınırlaması var. Üç dakikada ne çektiyseniz elinizde o var.
Çektiğim fotoğraf o kadar güzel olsun ki, hem Betty Carter beğensin, hem toplum
beğensin, hem de ben kendim beğeneyim istiyorum. O üç dakikada bir video kamera
gibi çalışarak çok sayıda fotoğraf çekerek, sanatçının en güzel kompozisyonu
yakalamaya çalıştım. Hatta o sırada bir peruk takıyordu ve verdiği konser
inanılmaz güzeldi. Artık bunun son olduğunu ve onu son kez gördüğümü
biliyordum, bu nedenle çekebildiğim kadar çok pozunu çektim, çok yoğun bir
çalışma oldu. Zaten o konserden bir iki yıl sonra da öldü. Ama bence o ölmedi,
konser kayıtlarında sesiyle ve fotoğraflarda söylediği parçalarla yaşıyor.
Sanatçıların yüz ifadelerini bu kadar ayrıntılı
yakaladığınıza göre sahneye yakın mı çalışıyorsunuz?
Ben sanatçılara ve izleyicilere çok saygılı olduğum için
çalışırken hiç kimseyi rahatsız etmek istemiyorum. 300 tele ile seyircilerin
oturduğu yerlerden çalışıyorum. Ya da çok uzaktan çekim yapıyorum. Bunun için
konserden bir gün önce, mikrofonlar nerede, vokallar nerede duracak diye konser
verilecek yere gidiyorum. Işığın nereden, hangi açılardan sahneyi göreceğini
hesaplıyorum. Böyle bir takım matematiksel hesaplamalar yaparak sanatçının
duracağı yeri, ışığı ve açıları hesapladıktan sonra kendime uygun bir yer
seçiyor ve konser sırasında tıkır tıkır çalışıyorum.
Hiç çekemediğiniz sanatçı olmadı mı?
Çekmek isteyip de çekemediğim pek sanatçı yok ama mesela,
Keith Jarrett var. Çok kaprisli ve kaşesi de çok yüksek bir sanatçı. Senede
dört, beş kez konser veriyor. İstanbul’a geldiğinde çok sevdiğim bir sanatçı
olduğu için İzmir’den kalkıp konsere gittim. Tam kapıdan giriyorum, ‘fotoğraf
yasak’ dediler ve kapıda fotoğraf makinemi aldılar. Tek kelimeyle şok oldum.
Onun için İzmir’den gelmişim, çekmek için onca hazırlık yapmışım ve o konserde
tek kare bile çekememiştim. Çekemediğim ender sanatçılardan biri oldu. Daha
sonra, İstanbul Açık Hava’ya geldi. Yine çekim yasak ama bu sefer hazırlıklıyım.
Konsere girdim, daha sonra ne yaptım ettim, fotoğraf makinesini içeri soktum.
Açık Hava’nın orada bir sundurma var. Sundurmanın oradan kimseye belli etmeden
istediğim gibi çektim. Yani, çekmek isteyip de çekemediğim hemen hemen yok
gibi.
Sonra sanatçılara bu fotoğrafları gösteriyor musunuz?
Tepkileri nasıl oluyor?
Adamlar çok şaşırıyor. Bunu sen mi çektin diye soruyorlar.
Mesela, John Scolfield fotoğrafı görünce çok şaşırdı ‘Bu benim en güzel
çıktığım fotoğraflardan biri. Siz çekmişsiniz. Mail adresimi vereyim, bana
fotoğrafı gönderir misiniz’ dedi. George Benson şaşırdı, ‘Ben bu kadar
yakışıklı mıyım? Ne yaptınız, fotoğrafa makyaj filan mı yaptınız’ diye sordu.
Mesela, Craig Harris çok beğendi, çektiğim fotoğraf CD kapağı oldu.
Fotoğrafların bir kısmı afiş, bir kısmı CD kapağı olarak sanatçılar tarafından
değerlendirildi.
Biraz da yeni projelerinizden bahsedelim
Eylül ayı gibi Berlin’de bir sergi projesi var. Arşivimi
biraz toparladıktan sonra, Amerika’da jazz’ın kalbinin attığı yerde New
Orleans’da bir sergi açmayı planlıyorum.