27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Küba’nın dağı taşı müzik

David Virelles

 

 

Müzik, özellikle jazz, her ne kadar birikim gerektiren zor bir sanat dalı olsa da kendi tarzını, kendi sesini arayanlara her zaman kucak açan, onların hayallerine doğru yürümelerine fırsat veren doğal bir ortam. Bunun en güzel örneklerinden birini Kübalı piyanist David Virelles’i dinlediğimizde gördük.

Kübalı piyanist David Virelles 5 yıl önce Kanada’ya geldiğinde sadece 17 yaşındaydı. Geliş o geliş. Kendisini kısa bir süre içinde büyük müzisyenlere eşlik ederken izledik. Jane Bunnett’in albümlerinde çaldı, onunla turlara çıktı. Müziğe olan tutkusu ve olağanüstü yeteneği çok açık, bunun yanısıra sıcak ve pozitif bir kişilik.

David, 2003’de Kanadalı piyanist Oscar Peterson onuruna verilen ödüle layık görüldü, ardından 2004’de Distillery Jazz Festivalinin yeni müzisyen ödülünü aldı. Jane Bunnett’in grubundaki çalışmalarına devam ederken kendi dörtlüsünü kurdu. Festivallerin ve büyük konser salonlarının vazgeçilmez isimlerinden biri haline geldi, şimdi nereye gitsek karşımıza çıkıyor.

Jane Bunnett 2004 Akbank Jazz Festivaline giderken David  pasaport sorunlarından ötürü ona katılamamıştı ama David söyleşimizde de belirtti, Türkiye’yi görmeyi dört gözle bekliyor. Kendisiyle Toronto’nun hareketli semti Küçük İtalya’daki evinde buluştuk. Cırtlak mavi ve kırmızı renkli duvarlar arasında ve İspanyolca aksanının da etkişiyle kendimizi üç dakika içinde Küba’da bulduk. David’in esin veren hikayesini müziğe yeni başlamış ve yöne ihtiyacı olduğunu hisseden okurlarımız için sunuyoruz.

David, Küba’dan Kanada’ya geliş hikayeni anlatır mısın?

Janet Bunnett  5 yıl önce Toronto Art Council’dan bir ödül kazanmıştı. Bu ödüle göre bir çırak seçip onunla kendi müziği üstüne çalışmalar yapacaktı. Jane, çırağı olarak beni seçmiş, sonra beni Kanada’ya davet etti.

 

Seni nereden tanıyordu?

Küba’da tanştık. Ben Küba Santiago’da konservatuvara gidiyordum. Jane de o sırada Alma de Santiago albümünün kayıt hazırlıklarını yapmak için Küba’daydı, müzisyen arıyordu. Bu arada şans işte, benim okulumu ziyaret etti, orada tanıştık. Aramızda çok iyi bir iletişim oluştu, sonra albümünde çalmamı teklif etti. Albüm oldukça başarılı oldu, Grammy’ye aday gösterildi.

Seni okulun bahçesinde çalarken keşfetmis, bize öyle anlatmıştı.

Doğrudur. Ben Jane’i zaten biliyordum. Elimde Don Pullen ve Billy Hard’la yaptığı albüm vardı, çok severek dinlerdim. Okula geleceğini duyunca çok heyecanlanmıştım. Tanışınca “birlikte birkaç parça çalabilir miyiz” dedim. Çaldık ve demek ki beni beğenmiş olmalı ki albümünde çalmamı istedi. Sonra Toronto Art Council’dan aldığı ödülü kullanarak beni üç haftalığına Kanada’ya davet etti,  çırak programından sonra da  burada üniversiteye başladım. O zamandan beri buradayım. Burada yeni bir hayat kurmak için herkesten çok büyük destek gördüm, haklarını ödeyemem.

Kanada’ya gelmeseydin  şu anda ne yapıyor olurdun?

Hiç bir fikrim yok. Muhtemelen okuldan sonra askere giderdim. Küba’da askerlik  zorunlu. Ya da üniversiteye başlar, müziğe devam ederdim. Ama o zaman üniversiteye gitmek istemiyordum açıkcası. Belki de bir Salsa grubunda çalmaya başlar, iki kuruş para kazanmaya çalışırdım...

Toronto’da çok iyi jazz müzisyenleri arasındasın, ama herkes senin iki katın yaşta. Bu kadar genç yaşta olman bazı konularda önünü kapatıyor mu?

Aslında Toronto’da benim yaşlarımda birçok iyi müzisyen var. Soruna gelince, müziğin içinde olan, başarılı ve büyük isimler yaşın ne olursa olsun sana saygı duyuyor ve ciddiye alıyorlar. Bir de genç olduğun için tecrübesiz ve saf olacağını düşünüp seni dolandırmaya çalışan insanlarlar çıkıyor, böyleleri de genelde kurumlardan ve kulüp sahiplerinden. Ama dediğim gibi, müziğin içinde olanlar kişilikleri gelişmis, saygıdeğer insanlar. Dave Young, Kirk Mcdonald, Neil Swainson, Terry Clarke, Reg Shwager.. Bu müzisyenlerle birlikte çaldım, çok da zevk aldım. Olağanüstü müzisyenlikleri yanısıra kişilikleri ile de bana çok şey öğrettiler.

Sen de eminim onlara yeni bir şeyler katıyorsun.

Yeni mi bilmiyorum ama farklı diyebilirim.Umarım öyledir, amacım da o zaten, bu müzisyenlere farklı bir şey sunabilmek.

Müziğin çocukluğundaki yeri neydi, nasıl başladın?

Anne-babam ve akrabalarımın çoğu müzisyen. Dolayısıyla müzisyenler arasında büyüdüm. Annem Santiago senfonisinde flütçü, babam şarkı yazarı.  7 yaşına geldiğimde bana “müzik okuluna gitmek ister misin” diye sordular. (Küba’da böyledir, yeteneğin varsa 7 yaşında müzik okuluna başlarsın. O yaşta müziğe konsantre olursun. Sonra da üniversiteye devam edersin. Aynı program atletler için de geçerli.) “Evet” dedim. Sonra “hangi enstrümani istiyorsun” dediler. 7 yaşında seçebilecegin şeyler sınırlı: piyano, keman ya da viyolonsel. 9 yaşına gelince seçenekler artıyor: gitar, trompet, saksafon, kılarnet, vurmalı, orkestra şefliği... Teyzem Çaykovski Konservatuvarı mezunu, klasik piyano müzisyeni ve piyano öğretmeni. Kendimi bildim bileli dünyayı dolaşır; Peru, Kolombiya, Amerika…. Ben de onu örnek alarak piyanoyu seçtim.

Kardeşlerin?

Kardeşlerimden biri müzik okuluna başladı ama sonra baleye geçti. fiimdi Küba National Ballet’de. Öbür kardeşim trompetçi.

Kübanın havasında mı bir şey var?

Küba böyle bir yer, müzik heryerde. Her köşe başında müzik vardır. Müzisyen olmama ihtimalin çok küçük, olmazsan da müzik tarafından sarılmış bir hayatın olacağı kesin.

Eğitim sisteminden biraz daha bahseder misin? Jazz opsiyonun var mıydı, yoksa klasik eğitim mi?

Tam Klasik eğitim. O zaman bu durumdan hiç hoşnut değildim, ama şimdi anlıyorum ve takdir ediyorum ki teknik ve müziği anlamak açısından klasik eğitim çok önemli ve gerekli. Sonra jazza kaydım, o da biraz ailemden kaynaklanıyor. Hep jazz dinlerlerdi. Dedemin çok büyük bir jazz plak koleksiyonu vardı. Babam da müzisyen olarak sürekli seyahat ettiği için insanlar ona değişik kasetler verirlerdi, o da eve getirirdi. O şekilde kulağım jazz’a yatkın hale geldi.

Okulda klasik teknik ve teori öğreniyordun, ama günlük hayatında jazz dinlemeye başladın. Jazz çalmaya nasıl başladın?

Teori konusunda bir sorun yok, ama tekniğe gelince durum değisiyor tabii. Teknik tamamen farklı. Klasik müzikte notaları gösterildiği gibi, istenen uzunlukta çalman lazım, mükemmel çalman lazım. Jazz’da swing var. Ritim kompleks. Bazen neyi çaldığın değil neyi çalmadığın önem kazanıyor. Klasik eğitimden sonra swing çalabilmek yıllar alıyor.

Okuldaki öğretmenlerden bu konuda yardım isteyebildin mi?

Babam biraz yardımcı oldu, jazz akorları okumayı öğretti. Okuldaki vurmalı çalgılar öğretmeni çok bilgiliydi. Piyano da çalardı, jazz ve harmoniye tamamen hakimdi. Çok da iyi bir besteciydi. Bazen ona sorardım. Küba’da bu konuda bilgi eksikliği vardır, Kübalı müzisyenlerin jazz’ı gerçekten öğrenmek için köklerine inmeleri lazım, ama bunu pek yapamazlar, çünkü yeterli bilgi yok.

7 yaşından 17 yaşına kadar okuldaydın, bir gün Kanada’da müzisyen olacağını hiç düşünmüş müydün?

Hayır, benim için hala rüya gibi bir şey. Buraya geleceğim de Jane Bunnett’le çalacağım, sonra kendi grubum olacak…(David, Jane Bunnett’in Alma de Santiago, Cuban Odyssey, Red Dragonfly, Radio Guantanamo albümlerinde çaldı). Hala inanamıyorum.

Kendi grubunla albüm planların var mı?

Tabii. Ama önce bol bol konser verip insanların ismimizi duymasını sağlamamız gerekiyor. Bunun için zaten bir demo kaydettik, gig bulabilmek için. Bir süre sonra müziğimiz yeterince duyulduğunda belki albüm anlaşmamız da olur. Kanada Council’dan tur için para yardımı aldık. Birkaç gün önce de Toronto Art Council aradı, Latin müziği konusunda para yardımı yapacak grup arıyorlarmış, onlarla konuştum. Grubumdan çok memnunum. Saksofoncu Luis Deniz Küba’dan çocukluk arkadaşım, kardeşim gibidir. Diğerleri de harika insanlar. Benim için prova çok önemli, çok sık ve düzenli prova yapmak isterim, bu konuda şikayet etmedikleri için grubuma çok minnettarım. Ayrıca vakit ayırıp müziğimi çalıstıkları için de. Biliyorsundur Toronto’da bir konser olacağında gruptaki müzisyenlere notayı verirsin, bakarlar, ama vakit ayırıp da çalışmak istemezler. Gig’e gelip çalarlar, o kadar. Ben bu grupla öyle olsun istemedim. Bir süreklilik olsun istedim. Provalar müzisyenlerin biribirini tanımaları için gerekli, diğerleri nasıl çalıyor, tarzları ne? Bu şekilde aradaki sinerji çok büyük boyutlara getirilebiliyor.

Burada University of Toronto ve Humber College of Music’de piyano eğitimine devam ettin. Küba ve Kanada’nın müzik eğitim sistemlerini karşılaştırabilir misin?

Küba’da büyüdüğüm için kendimi çok şanslı görüyorum, müzisyenler için çok iyi bir sistem geliştirilmiş. Belki tek şikayetim 14 yaşına kadar jazz’a başlayamamış olmam olabilir. Ama şimdi bakıyorum da Kanada’da da öyle, jazz’a daha erken başlayamıyorsun. Sanırım belli bir olgunluk seviyesine gelmen gerekiyor. Küba’daki eğitim sistemi daha ağır, çok çalışman lazım, öğretmenlerin beklentileri çok yüksek. Burada durum biraz daha gevşek.

Okulda swing çalışırken öğretmenlerin ne diyordu?

“Oğlum keşke okula da böyle meraklı olsan” diyorlardi. Klasik müzik çok ilgimi çekmiyordu, sadece testlerden geçmek için çalışıyordum. Ama iyi ki çalışmışım, şu anda değerini anlıyorum. Enstrümanı gerçekten öğreniyorsun.

Birçok müzisyenin hayali günün birinde New York’ta çalmaktır, senin de öyle bir planın var mı?

Tabii, ama öncelikle gidip sadece seyretmek ve gözlemlemek isterim. Dünyanın en yaratıcı müzisyenleri orada.

İlk ikonların kimlerdi?

Sanırım ilk ikonum Chick Corea. Sonra müziğin içine iyice girdikçe ve öğrenmem gereken şeylerin farkına vardıkça Bud Powell, Thelonious Monk ve Art Tatum’u dinlemem gerektiğini gördüm.

Şu anda neler dinliyorsun?

Yenilerden Miguel Zenon, Danilo Perez, David Sanchez, Greg Osby, Richard Bona gibi isimler sayabilirim. Jazz dışında da dünyanın değişik yerlerinden müzikler dinliyorum. Afrika müziği, Mali müziği, Brazilya müziği. Ayrıca klasik müzik.

Herhangi bir müzisyenle duo yapman gerekse kimi seçersin?

Herhangi? Hayatta ya da vefat etmiş?

Farketmez.

Joe Lovano, Elvin Jones, Roy Haynes, Herbie Hancock, Kenny Barren, Greg Osby, Ornette Coleman, Wayne Shorter…

Kendi müziğinle ilgili vizyonun nedir?

Müziğimin görsel olmasını isterim. Resime çok düşkünümdür. Küçükken  ressam olacağımı hayal ederdim, müziğe olduğumdan daha düşkündüm, sonra durum değişti.  Ama hala resim yaparım. Müziğimin görsel birşeyler çağrıştırması benim için çok önemli.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


4477 - unknown - 38.107.179.240