Küba’nın dağı taşı müzik
David Virelles

Müzik, özellikle jazz, her ne kadar birikim gerektiren zor
bir sanat dalı olsa da kendi tarzını, kendi sesini arayanlara her zaman kucak
açan, onların hayallerine doğru yürümelerine fırsat veren doğal bir ortam. Bunun
en güzel örneklerinden birini Kübalı piyanist David Virelles’i dinlediğimizde
gördük.
Kübalı piyanist David Virelles 5 yıl önce Kanada’ya
geldiğinde sadece 17 yaşındaydı. Geliş o geliş. Kendisini kısa bir süre içinde
büyük müzisyenlere eşlik ederken izledik. Jane Bunnett’in albümlerinde çaldı,
onunla turlara çıktı. Müziğe olan tutkusu ve olağanüstü yeteneği çok açık,
bunun yanısıra sıcak ve pozitif bir kişilik.
David, 2003’de Kanadalı piyanist Oscar Peterson onuruna
verilen ödüle layık görüldü, ardından 2004’de Distillery Jazz Festivalinin yeni
müzisyen ödülünü aldı. Jane Bunnett’in grubundaki çalışmalarına devam ederken
kendi dörtlüsünü kurdu. Festivallerin ve büyük konser salonlarının vazgeçilmez
isimlerinden biri haline geldi, şimdi nereye gitsek karşımıza çıkıyor.

Jane Bunnett 2004 Akbank Jazz Festivaline giderken David
pasaport sorunlarından ötürü ona katılamamıştı ama David söyleşimizde de
belirtti, Türkiye’yi görmeyi dört gözle bekliyor. Kendisiyle Toronto’nun
hareketli semti Küçük İtalya’daki evinde buluştuk. Cırtlak mavi ve kırmızı
renkli duvarlar arasında ve İspanyolca aksanının da etkişiyle kendimizi üç
dakika içinde Küba’da bulduk. David’in esin veren hikayesini müziğe yeni
başlamış ve yöne ihtiyacı olduğunu hisseden okurlarımız için sunuyoruz.
David, Küba’dan Kanada’ya geliş hikayeni anlatır mısın?
Janet Bunnett 5 yıl önce Toronto Art Council’dan bir ödül
kazanmıştı. Bu ödüle göre bir çırak seçip onunla kendi müziği üstüne çalışmalar
yapacaktı. Jane, çırağı olarak beni seçmiş, sonra beni Kanada’ya davet etti.
Seni nereden tanıyordu?
Küba’da tanştık. Ben Küba Santiago’da konservatuvara
gidiyordum. Jane de o sırada Alma de Santiago albümünün kayıt hazırlıklarını
yapmak için Küba’daydı, müzisyen arıyordu. Bu arada şans işte, benim okulumu
ziyaret etti, orada tanıştık. Aramızda çok iyi bir iletişim oluştu, sonra
albümünde çalmamı teklif etti. Albüm oldukça başarılı oldu, Grammy’ye aday
gösterildi.
Seni okulun bahçesinde çalarken keşfetmis, bize öyle
anlatmıştı.
Doğrudur. Ben Jane’i zaten biliyordum. Elimde Don Pullen ve
Billy Hard’la yaptığı albüm vardı, çok severek dinlerdim. Okula geleceğini
duyunca çok heyecanlanmıştım. Tanışınca “birlikte birkaç parça çalabilir miyiz”
dedim. Çaldık ve demek ki beni beğenmiş olmalı ki albümünde çalmamı istedi.
Sonra Toronto Art Council’dan aldığı ödülü kullanarak beni üç haftalığına
Kanada’ya davet etti, çırak programından sonra da burada üniversiteye
başladım. O zamandan beri buradayım. Burada yeni bir hayat kurmak için
herkesten çok büyük destek gördüm, haklarını ödeyemem.
Kanada’ya gelmeseydin şu anda ne yapıyor olurdun?
Hiç bir fikrim yok. Muhtemelen okuldan sonra askere
giderdim. Küba’da askerlik zorunlu. Ya da üniversiteye başlar, müziğe devam
ederdim. Ama o zaman üniversiteye gitmek istemiyordum açıkcası. Belki de bir
Salsa grubunda çalmaya başlar, iki kuruş para kazanmaya çalışırdım...
Toronto’da çok iyi jazz müzisyenleri arasındasın, ama
herkes senin iki katın yaşta. Bu kadar genç yaşta olman bazı konularda önünü
kapatıyor mu?
Aslında Toronto’da benim yaşlarımda birçok iyi müzisyen var.
Soruna gelince, müziğin içinde olan, başarılı ve büyük isimler yaşın ne olursa
olsun sana saygı duyuyor ve ciddiye alıyorlar. Bir de genç olduğun için
tecrübesiz ve saf olacağını düşünüp seni dolandırmaya çalışan insanlarlar
çıkıyor, böyleleri de genelde kurumlardan ve kulüp sahiplerinden. Ama dediğim
gibi, müziğin içinde olanlar kişilikleri gelişmis, saygıdeğer insanlar. Dave
Young, Kirk Mcdonald, Neil Swainson, Terry Clarke, Reg Shwager.. Bu müzisyenlerle
birlikte çaldım, çok da zevk aldım. Olağanüstü müzisyenlikleri yanısıra
kişilikleri ile de bana çok şey öğrettiler.
Sen de eminim onlara yeni bir şeyler katıyorsun.
Yeni mi bilmiyorum ama farklı diyebilirim.Umarım öyledir,
amacım da o zaten, bu müzisyenlere farklı bir şey sunabilmek.
Müziğin çocukluğundaki yeri neydi, nasıl başladın?
Anne-babam ve akrabalarımın çoğu müzisyen. Dolayısıyla
müzisyenler arasında büyüdüm. Annem Santiago senfonisinde flütçü, babam şarkı
yazarı. 7 yaşına geldiğimde bana “müzik okuluna gitmek ister misin” diye
sordular. (Küba’da böyledir, yeteneğin varsa 7 yaşında müzik okuluna başlarsın.
O yaşta müziğe konsantre olursun. Sonra da üniversiteye devam edersin. Aynı
program atletler için de geçerli.) “Evet” dedim. Sonra “hangi enstrümani
istiyorsun” dediler. 7 yaşında seçebilecegin şeyler sınırlı: piyano, keman ya
da viyolonsel. 9 yaşına gelince seçenekler artıyor: gitar, trompet, saksafon,
kılarnet, vurmalı, orkestra şefliği... Teyzem Çaykovski Konservatuvarı mezunu,
klasik piyano müzisyeni ve piyano öğretmeni. Kendimi bildim bileli dünyayı
dolaşır; Peru, Kolombiya, Amerika…. Ben de onu örnek alarak piyanoyu seçtim.
Kardeşlerin?
Kardeşlerimden biri müzik okuluna başladı ama sonra baleye
geçti. fiimdi Küba National Ballet’de. Öbür kardeşim trompetçi.
Kübanın havasında mı bir şey var?
Küba böyle bir yer, müzik heryerde. Her köşe başında müzik
vardır. Müzisyen olmama ihtimalin çok küçük, olmazsan da müzik tarafından
sarılmış bir hayatın olacağı kesin.
Eğitim sisteminden biraz daha bahseder misin? Jazz
opsiyonun var mıydı, yoksa klasik eğitim mi?
Tam Klasik eğitim. O zaman bu durumdan hiç hoşnut değildim,
ama şimdi anlıyorum ve takdir ediyorum ki teknik ve müziği anlamak açısından
klasik eğitim çok önemli ve gerekli. Sonra jazza kaydım, o da biraz ailemden
kaynaklanıyor. Hep jazz dinlerlerdi. Dedemin çok büyük bir jazz plak
koleksiyonu vardı. Babam da müzisyen olarak sürekli seyahat ettiği için
insanlar ona değişik kasetler verirlerdi, o da eve getirirdi. O şekilde kulağım
jazz’a yatkın hale geldi.
Okulda klasik teknik ve teori öğreniyordun, ama günlük
hayatında jazz dinlemeye başladın. Jazz çalmaya nasıl başladın?
Teori konusunda bir sorun yok, ama tekniğe gelince durum
değisiyor tabii. Teknik tamamen farklı. Klasik müzikte notaları gösterildiği
gibi, istenen uzunlukta çalman lazım, mükemmel çalman lazım. Jazz’da swing var.
Ritim kompleks. Bazen neyi çaldığın değil neyi çalmadığın önem kazanıyor.
Klasik eğitimden sonra swing çalabilmek yıllar alıyor.
Okuldaki öğretmenlerden bu konuda yardım isteyebildin mi?
Babam biraz yardımcı oldu, jazz akorları okumayı öğretti.
Okuldaki vurmalı çalgılar öğretmeni çok bilgiliydi. Piyano da çalardı, jazz ve
harmoniye tamamen hakimdi. Çok da iyi bir besteciydi. Bazen ona sorardım.
Küba’da bu konuda bilgi eksikliği vardır, Kübalı müzisyenlerin jazz’ı gerçekten
öğrenmek için köklerine inmeleri lazım, ama bunu pek yapamazlar, çünkü yeterli
bilgi yok.
7 yaşından 17 yaşına kadar okuldaydın, bir gün Kanada’da
müzisyen olacağını hiç düşünmüş müydün?
Hayır, benim için hala rüya gibi bir şey. Buraya geleceğim
de Jane Bunnett’le çalacağım, sonra kendi grubum olacak…(David, Jane Bunnett’in
Alma de Santiago, Cuban Odyssey, Red Dragonfly, Radio Guantanamo albümlerinde
çaldı). Hala inanamıyorum.
Kendi grubunla albüm planların var mı?
Tabii. Ama önce bol bol konser verip insanların ismimizi
duymasını sağlamamız gerekiyor. Bunun için zaten bir demo kaydettik, gig
bulabilmek için. Bir süre sonra müziğimiz yeterince duyulduğunda belki albüm
anlaşmamız da olur. Kanada Council’dan tur için para yardımı aldık. Birkaç gün
önce de Toronto Art Council aradı, Latin müziği konusunda para yardımı yapacak
grup arıyorlarmış, onlarla konuştum. Grubumdan çok memnunum. Saksofoncu Luis
Deniz Küba’dan çocukluk arkadaşım, kardeşim gibidir. Diğerleri de harika
insanlar. Benim için prova çok önemli, çok sık ve düzenli prova yapmak isterim,
bu konuda şikayet etmedikleri için grubuma çok minnettarım. Ayrıca vakit ayırıp
müziğimi çalıstıkları için de. Biliyorsundur Toronto’da bir konser olacağında
gruptaki müzisyenlere notayı verirsin, bakarlar, ama vakit ayırıp da çalışmak
istemezler. Gig’e gelip çalarlar, o kadar. Ben bu grupla öyle olsun istemedim.
Bir süreklilik olsun istedim. Provalar müzisyenlerin biribirini tanımaları için
gerekli, diğerleri nasıl çalıyor, tarzları ne? Bu şekilde aradaki sinerji çok
büyük boyutlara getirilebiliyor.
Burada University of Toronto ve Humber College of
Music’de piyano eğitimine devam ettin. Küba ve Kanada’nın müzik eğitim sistemlerini
karşılaştırabilir misin?
Küba’da büyüdüğüm için kendimi çok şanslı görüyorum,
müzisyenler için çok iyi bir sistem geliştirilmiş. Belki tek şikayetim 14
yaşına kadar jazz’a başlayamamış olmam olabilir. Ama şimdi bakıyorum da
Kanada’da da öyle, jazz’a daha erken başlayamıyorsun. Sanırım belli bir
olgunluk seviyesine gelmen gerekiyor. Küba’daki eğitim sistemi daha ağır, çok
çalışman lazım, öğretmenlerin beklentileri çok yüksek. Burada durum biraz daha
gevşek.
Okulda swing çalışırken öğretmenlerin ne diyordu?
“Oğlum keşke okula da böyle meraklı olsan” diyorlardi.
Klasik müzik çok ilgimi çekmiyordu, sadece testlerden geçmek için çalışıyordum.
Ama iyi ki çalışmışım, şu anda değerini anlıyorum. Enstrümanı gerçekten
öğreniyorsun.
Birçok müzisyenin hayali günün birinde New York’ta
çalmaktır, senin de öyle bir planın var mı?
Tabii, ama öncelikle gidip sadece seyretmek ve gözlemlemek
isterim. Dünyanın en yaratıcı müzisyenleri orada.
İlk ikonların kimlerdi?
Sanırım ilk ikonum Chick Corea. Sonra müziğin içine iyice
girdikçe ve öğrenmem gereken şeylerin farkına vardıkça Bud Powell, Thelonious
Monk ve Art Tatum’u dinlemem gerektiğini gördüm.
Şu anda neler dinliyorsun?
Yenilerden Miguel Zenon, Danilo Perez, David Sanchez, Greg
Osby, Richard Bona gibi isimler sayabilirim. Jazz dışında da dünyanın değişik
yerlerinden müzikler dinliyorum. Afrika müziği, Mali müziği, Brazilya müziği.
Ayrıca klasik müzik.
Herhangi bir müzisyenle duo yapman gerekse kimi seçersin?
Herhangi? Hayatta ya da vefat etmiş?
Farketmez.
Joe Lovano, Elvin Jones, Roy Haynes, Herbie Hancock, Kenny
Barren, Greg Osby, Ornette Coleman, Wayne Shorter…
Kendi müziğinle ilgili vizyonun nedir?
Müziğimin görsel olmasını isterim. Resime çok düşkünümdür.
Küçükken ressam olacağımı hayal ederdim, müziğe olduğumdan daha düşkündüm,
sonra durum değişti. Ama hala resim yaparım. Müziğimin görsel birşeyler
çağrıştırması benim için çok önemli.