27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Quartet Muartet ile sohbet mohbet veya
size nasıl geliyorsa öyle bir şey

 

 

Her şey Türk jazz müziğinin genç aslanları olan Sarp Maden ile Çağlayan Yıldız’ın kendi bestelerini çalacakları bir grup arayışı ile başladı. Çok aramadılar, aramak yerine hayallerindeki grubu kurmayı tercih ettiler. Onların hayallerini paylaşan bir başka genç aslan Volkan Öktem de davulcu olarak aralarına katılınca ortaya ilginç bir grup çıktı, adını Trio Mrio koydular. Sarp bu grupta gitar çaldığı için Çağlayan bas gitara geçti ve aradan uzun zaman geçti. Bu birlikteliğin ilk somut meyvesi ve belgesi 1998’de yayınlanan bir albüm oldu. Ancak Çağlayan gün gelip de hayallerini aramak üzere bir başka ülkeye, laleler diyarı Hollanda’ya gidince bu iki genç aslana Türk jazz dünyasının bir başka yükselen yıldızı olan basçı Alp Ersönmez katıldı.

Trio kaldığı yerden yoluna devam ediyordu ki karşılarına bir başka yükselen yıldız çıktı. Onların aradığı bir gözdü ama Tanrı karşılarına iki göz çıkartmış oldu. Bu işte bir hikmet olduğunu hemen anladılar ve Genco Arı’yı da aralarına alarak quartet oldular. Madem quartet olmuşlardı, grubun adının da yenilenmesi gerekiyordu, böylece grup kendilerine Quartet Muartet diyerek Türk jazz dünyasına rüzgar gibi girdi. Konserler konserleri takip etti ve o konserlerin birikimi Öztop Müzik etiketiyle bu yeni grubun “Dokuz Parça” olan ilk albümüne dönüştü.

 

Ben “Dokuz Parça” adlı bu albümü ilk dinlediğimde çok değişik duygulara kapıldım. Aklıma mühendislik eğitimi sırasında İlhami Karayalçın hocamızdan öğrendiğim şeyler geldi. Hoca bize “iyi bir ürün üretmek için işe iyi malzemeyle başlamanız gerekir” derdi. Albüm de bu anlayışın güzel bir örneği olarak müzikseverlerle buluşmuştu. Üstelik buluştuğu müzik severlerin yaş ve zevk aralığı da oldukça genişti. Ama akacak kan damarda durmaz derler, Quartet’in birikimi de akmaya devam etti. İkinci bir albüm hazırladılar. Bu albüm henüz yayınlanmadı ama ilk albümün keyfini yaşamış bir müziksever olarak bizleri ne gibi güzelliklerin beklediğini araştırmak üzere Quartet ile buluştum.

Cafe Gramofon’da buluştuğumuz zaman Alp yurtdışında olduğu için sohbetimizi trio olarak sürdüreceğimizi biliyordum. Önce onlara bu yeni albümlerinde nelerin peşinde olduklarını sordum. İlk söze giren Volkan oldu:

Aslında hiçbir zaman bir şeyler aramak gibi bir kaygımız olmadı. Genel olarak Sarp’ın bestelerini çalan bir ekibiz ama herkes müziğe kendi yaklaşımı koyuyor. Ortaya çıkan şeyde klasikten jazz’a rock’tan pop’a birçok iz var. Her şeyi içimizden geldiği gibi yapıyoruz. İkinci albümümüz de ilkinin çizgisini sürdürüyor.

Sarp bu davul girişinin arkasını getirdi:

Birçok müzikal tarzla ilgileniyoruz ve onları buraya taşıdık. Tabii hepsini taşımak mümkün değildi. Bu albümde tek yönde giden bir çalışma yapmak istemedik. Daha renkli ve çok yönlü bir çalışma ortaya koymak istedik. İşin doğrusu bu grubun birikimi ile birçok şey yapmak mümkün. Ne kadar farklı şeyler yapsak da hepimizin jazz müzisyeni olması son tahlilde ortaya çıkan müziği etkiliyor. Aynı besteleri jazz’cı olmayan bir ekip çalsa idi ortaya çok farklı bir şey çıkardı. Ben yaptığım müziği ortaya çıkartma konusunda Türkiye’de Genco, Volkan ve Alp’ten daha iyi müzisyenler olabileceğini sanmıyorum. Aramızda iyi bir arkadaşlık var, birbirimizi insan olarak çok seviyoruz ve sonuçta ortaya güzel bir şey çıkıyor. İlk albümde de böyle olmuştu. Yaptığımız şey içimize sindi. Bizim aramızda geleneksel anlamda bir lider yok, demokratik bir şekilde çalışıyoruz ve herkes müziği yönlendiriyor.

  

Volkan yapılan işin neden herkesin içine sindiğini farklı bir bakış açısı ile aktardı:

Bu ekipte herkes aktif olarak müziğin oluşumunda yer alıyor, kimse bir solo yapılırken veya düzenleme yapılırken kendi birikiminden kısmıyor, her şey olduğu gibi ortaya konuluyor. Herkes belirli kurallar dahilinde içinden geldiği gibi çalıyor ve dolayısı ile de ortaya müthiş bir sinerji çıkıyor.  Bizim Sarp ile olan arkadaşlığımız oldukça eskiye dayanıyor, Genco ve Alp de aramıza gelince bu daha da hızlandı ve gelişti. İlk konserimizden sonra ortaya acayip güzel bir şeyler çıkmıştı. Birkaç konser sonra onlar iyice gelişti ve ilk albümümüzü yaptık.

Genco aramıza biraz geç katılmıştı, önce bir soluk aldı, konuşulanları dinledi ve sonra pianisimo bir akorla konsere katıldı.

Ben de bu gruptaki herkes gibi bir araya gelmemizden önce  çok değişik gruplarda çaldım ve müzik adına dağarcığımda birçok şey biriktirdim. fiimdi herkes gibi ben de hiçbir ego hissetmeden o biriktirdiğim fikirleri ortaya koyuyorum. Hepimizin fikirleri deneniyor, her bir tanesi müziğimize farklı bir kapı açıyor, her açılan kapı bizi açılacak yeni kapılara taşıyor ve sonuçta ortaya güzel bir şey çıkıyor. Herkesin birbirine karşı saygılı olması çok keyifli bir çalışma ortamı sağlıyor. İnanır mısınız, bugüne kadar aramızda bir defa bile bir tartışma veya gerginlik olmadı.

Eylül ayında yeni bir albüm

Quartet Muartet’in henüz adı konmamış ikinci albümü stüdyo aşamasında ve  önümüzdeki Eylül ayında Aura Records tarafından yayınlanacak.  Bu aşamada Sarp söz alarak Quartet’in bu yeni girişiminin ayrıntılarına girdi:

Bu sefer ilk albüme göre daha iyi teknik şartlarla çalıştık. Örneğin akustik piyano kullandık. Kayıtlar Marşandiz stüdyolarında gerçekleştirildi. Geçen sefere göre daha iyi bir sound yakaladığımızı düşünüyorum. Kayıtlar ve miksajı Bora Uzer yaptı. Mastering için değişik alternatifler var ama henüz bir karar veremedik. İlk albüm daha çok konserlerde çaldığımız canlı performansların devamı idi ve içerisinde uzun sololar vardı. Bu sefer kompozisyonlar daha ağırlık kazandı, soloları daha kısa tuttuk. Böylece parça uzunlukları da kısalmış oldu. Müzik anlayışı olarak bakarsak da şunu söyleyebiliriz. Her parça için yapılabilecek her şeyi deniyoruz, dolayısı ile de her parça için farklı bir tavır ortaya çıkmış oluyor. Ama genel çizgiye bakarsanız ilk albümün devamı diyebilirsiniz.

 

Volkan bu aşamada sıranın kendisine geldiğini hissedip Sarp’ın söylediği şeyleri tamamladı:

İlk albümün aranjmanlarını daha çok konserlerdeki çalışlarımızdan oluşturmuştuk. Ayrıca vakit ayırıp parçaları bir arada çalışacak vaktimiz olmamıştı. Bu sefer kayıttan önce iki gün benim evimdeki stüdyoda oturduk ve prova yaptık. Aranjmanları ile oynadık. Albümü dinleyenler fark etmeyecek ama buradaki bir iki parçanın besteleri kayda ilk başladığımızda çok farklı idi. Biz onları bu çalışmalarımız sırasında ritmik ve armonik olarak çok değiştirdik. Her zaman olduğu gibi en güzel nasıl çalabiliriz diye sınırları zorladık, en güzel yorumu nasıl getirebiliriz diye düşündük. Bazen tek bir nota 10 notadan daha değerli olabiliyor. Az ve öz çalmaya çalıştık. Kayıt sırasında akustik piyanonun kullanılması da müziğimizi olumlu olarak etkiledi. 

Sözü piyanoya getirerek Volkan Genco’ya solo sırasının kendisine geldiğini hissettirmişti.

Konserlerimizden sonra birçok kişi yanımıza gelip ne tip müzik yaptığımızı soruyordu. Kimine göre bu müzik jazz, kimine göre rock, kimine göre de fusion’du. Aslında bizim kafamızda çaldığımız müziğin bir adı veya tarzı yok. Ama olan bir şey var. İlk albümdeki sihri ikinci albümde de sürdürdük. Akustik piyano ile çalmak benim performansımı çok iyi etkiledi. Bence ikinci albüm ilkinden daha güzel oldu. Biz çaldığımız şeyden eminiz ve mutluyuz.

Çok boyutlu bir müzik

Quartet Muartet’in ilk albümünü dinlediğim zaman kapıldığım duygulardan birisi de bu müziğin farklı nesilleri ve değişik beğenileri bir araya getirebilmesinin getirdiği çok boyutluluk olmuştu. Henüz jazz’ın lezzetini tatmamış genç insanlar için albümün bir dönüm noktası olabileceğini düşünmüştüm. Genç arkadaşlarıma bu konuda ne düşündüklerini sorunca ilk soloyu gene Sarp aldı:

Klasik müzik ve klasik jazz’da büyük bir müzikal derinlik var. Rock, Blues gibi etnik müziklere baktığımızda da onlarda da klasik olarak adlandırılan müziklerden farklı lezzetler, ifadeler ve formlar görebilirsiniz. Bu güne kadar jazz’cılar ve klasikçiler de dahil birçok müzisyen kişisel birikimleri sınırlı olduğu için kendi bildikleri müzik alanlarının çok fazla dışına çıkmamayı tercih ediyorlardı. Ancak son yıllarda değişik müziklerin arasındaki sınırların kaybolmaya başladığını ve birden fazla değişik türe hakim müzisyenlerin ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz. Bu sözlerimle Türkiye’yi kastetmiyorum. Genç nesil müzisyenler bu açıdan geçmiş yılların müzisyenlerine göre daha ileriler. Bu durumda günümüzde farklı müzik sentezleri çıkmaya başladı. Aslında müzikte hala birçok boş alan var. Bize gelince, her birimiz çok farklı müziklere meraklıyız. Değişik projelerde yer aldık. Hiç birimiz tek bir şeye odaklanmış değiliz. Albümlerimizdeki müzik bu birikimin sadece bir bölümü. 

Söz bu noktada tekrar Volkan’a geçti.

Değişik tarzlarla ilgilenen insanlar olarak ortaya değişik formlar, aranjmanlar ve tarzlar koyuyoruz. Belki de bu yüzden çok geniş bir kesim müziğimizi sıcak buluyor.

Genco ise gene Sarp ve Volkan’ın sözlerine ilaveler yapmayı tercih etti:

Ben kök olarak klasik müzikten geliyorum. Çaldığımız müzikte bunun mutlaka bir etkisi ortaya çıkıyor. Hepimiz farklı müziklerden gelmemize rağmen gruptaki herkes Debussy dinlemeyi seviyor. Aramızda böyle bir bağ da var.

Gelecek üzerine düşünceler

Gruptaki herkesin gelecek ile ilgili düşünceleri ve beklentileri farklı. Her şeyden önce müziğin evrensel bir değer olduğuna inanıyor ve bu anlayışla ilerliyorlar. Kişisel platformlarında tabi ki aralarında farklar var ve onları zenginleştiren de bu farklar oluyor.

Sarp kendi ifadesi ile jazz’cı olmayı seçmemiş, o içinden geldiği gibi çalan bir müzisyen. Ancak içindeki o şey bir ölçüde jazz ile örtüştüğü için insanlar onu jazz’cı olarak biliyormuş. Müziğin tarzına takılmaktan ziyade derinliği, enerjisi ve ifadesine yoğunlaşmayı tercih ediyor. Kendi ifadesi ile gelecekte içinde hazır bekleyen bazı şeyleri müziğe dönüştürmek istiyor.

Volkan bir asker çocuğu olarak 11 yaşında orduevlerinde müzik çalmaya başlamış bir müzisyen. Orduevinde çalarken değişik beğenilere hitap edebilmek için her çeşit müziğin çalındığı ortamlarda bulunmuş ve her çeşidi ile haşır neşir olmuş. Bu yüzden de onun ilgi alanı Türk Sanat Müziği’nden klasik müziğe kadar çok geniş bir alana yayılıyor. Bu birikimini ise kendi ifadesi ile bilgileri ve yeteneği dahilinde kendi kafasına yatan projelerde ortaya koyuyor. Müzikte tutucu olunmaması gerektiğini düşünüyor. Bakalım hayat onu nerelere götürecek.

Genco babası jazz müzisyeni olmasına rağmen klasik müzik kulvarından yola çıkmış bir müzisyen. Onun da paleti çok geniş. Tercihinin ağır bastığı bir müzik olduğunu ama onu isimlendiremediğini söylüyor. Gelecekte hayal ettiği derinlikte müzikler yapmak ve tüm müziklerden biraz zevk almak istiyor.

Öncü ve yeni olmanın getirdiği zorluklar

Quartet Muartet için tabi ki her şey toz pembe değil. Bu topraklarda hem de müzisyen olarak yaşayan her insan gibi onların da bazı serzenişleri var. Sarp her zaman olduğu gibi bu konuda da ilk söz alan kimse oldu:

Türkiye’de insanlar ve kurumlar ya çok popüler, yani avam şeyler ya da kaliteli bir şey istiyorlarsa klasik müzik ve klasik jazz gibi denenmiş şeylere yatırım yapıyorlar. Öncü ve yeni şeylere yatırım yapan yok. Ama gelecek her zaman yeni şeyler de olacak. Geçmişi tekrar etmenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Tabi onun da yeri var ama gelecek 1000 yıl insanlar sadece Beethoven ve Mozart mı dinleyecekler? Jazz bu açıdan tabi ki daha esnek ve açık.

Volkan kendi yeni albümleri açısından bu sözlere bir açıklık getirdi:

Biz ilk albümümüzdeki 9 parçayı sadece iki günde kaydettik. Üstelik bunlar her açıdan zor ve karmaşık parçalardı. Bir pop albümü için bazen 6 ay çalışıldığını ve üstelik ortaya iyi bir şey de çıkmadığını biliyorum. Biz bu kadar süre değil ama hiç değilse bir hafta stüdyoda çalışabilecek bir zaman bulsa idik ortaya daha iyi bir şey çıkardı.

Genco da buna benzer şeyler söyleyince onlardan nasıl bir destek istediklerini daha açık olarak ifade etmelerini istedim.

Sarp’a göre maddi destek alabilmek önemli ama o bunu müzisyenlerin maaşa bağlanılması anlamında söylemiyor. Destek almak deyince sadece kendilerini de kast etmiyor, yenilik peşinde koşan tüm müzisyenler için uygun çalışma ortamları ve stüdyo desteği sağlanmasını istiyor. Bir şiir yazmak için sadece kalem ve kağıdın yeterli olabilmesine rağmen müzik kaydı için ne kadar çok teknik alt yapı ve ekipman gerektiğini hatırlatıyor. Bir de ortaya konulan müziğin müzikseverlere iletilebilmesi ve tanıtılması için yeterli çabanın sağlanmadığını söylüyor. Ona göre günümüzde medya sadece popüler kültüre odaklanmış vaziyette ve yaratıcı işlerin peşinde olan insanlar hiçbir şekilde ortaya çıkarılmıyorlar.

Volkan müzik konusunda sponsorluk yapan şirketlerin yeni müzisyenler ve projelere ulaşmak için çaba sarf etmeleri gerektiğini söylüyor. Projelerin sadece konser organizasyonu olmadığını stüdyo desteğinin bile yeni çalışmalar için çok önemli olacağını vurguluyor.

Genco ise sponsor şirketlerin yıllardan beri aynı pop şarkıcılarına destek verip hiçbir kalite elde edememiş olmaktan sıkılıp sıkılmadıklarını soruyor.

O gün Quartet’in dördüncü ayağı olan Alp aramızda yoktu ancak grubun emprezaryoluğunu yapan gencecik ve güzel bir hanım olan Elif Kayaman bizimle idi. Konuşmalarımızı sonuna kadar dinledi. Senin bize söyleyeceğin bir şey var mı diyince bakın neler dedi:

Ben bu gruba ve yaptıkları müziğe inanıyorum, zaten inanmasam onların bir parçası olmazdım. Onların yaptığı her şeyin müzikseverler tarafından duyulmasını istiyorum. Bu herkese sunulabilecek bir müzik. Herkesi yakalayabileceği bir yönü var.

Türkiye’de insanlar yatırım yapmak için mutlaka bir kanıt görmek istiyorlar. Grubun daha çok konser vermesi lazım. İkinci albümden sonra daha geniş bir kitle tarafından tanınacağımızı düşünüyorum.

Ve 13. İstanbul Jazz Festivali’nde Quartet çalıyor.

Bu sene 13.sü gerçekleşecek olan İstanbul Jazz Festivalinde sahne alacak olan gruplardan birisi de Quartet Muartet olacak. Festivalin basın bülteninde bu konser bakın nasıl yer alıyor:

Eklektik yelpazesiyle sadece jazz severlerin değil, her türlü iyi müziğe açık olanların grubu olarak tanınan Quartet Muartet’in bu akşamki konserinde iki özel konuğu var: birbirinden farklı tarzdaki projelerde yer alan, yetenekli saksofon ve klarnetçi Mike McGinnis ve bugüne kadar Ani DiFranco, David Murray ve Ravi Coltrane gibi isimler çalışmış davulcu ve trompetçi Shane Endsley. Konser 6 Temmuz Perşembe gecesi saat 22:00’de Babylon’da gerçekleşecek.

İşte böyle dostlar, o gün Cafe Gramofon bize bağrını açtı, genç müzisyenler ve onlara inanan genç bir emprezaryo yüreklerini ve düşüncelerini açtılar. Ben de sizlerin gözlerinizi açmaya çalışıyorum. Artık o gün yaptığımız şeyi ne kabul ederseniz, öyle olsun. Quartet Muartet ile Sohbet Mohbet veya size nasıl geliyorsa işte öyle bir şey....!  Bu gençleri izlemeye devam edin yanılmayacaksınız..

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


4478 - unknown - 38.107.179.236