Quartet Muartet ile sohbet
mohbet veya
size nasıl geliyorsa öyle bir şey

Her şey Türk jazz müziğinin genç aslanları olan Sarp Maden
ile Çağlayan Yıldız’ın kendi bestelerini çalacakları bir grup arayışı ile
başladı. Çok aramadılar, aramak yerine hayallerindeki grubu kurmayı tercih
ettiler. Onların hayallerini paylaşan bir başka genç aslan Volkan Öktem de
davulcu olarak aralarına katılınca ortaya ilginç bir grup çıktı, adını Trio
Mrio koydular. Sarp bu grupta gitar çaldığı için Çağlayan bas gitara geçti ve
aradan uzun zaman geçti. Bu birlikteliğin ilk somut meyvesi ve belgesi 1998’de
yayınlanan bir albüm oldu. Ancak Çağlayan gün gelip de hayallerini aramak üzere
bir başka ülkeye, laleler diyarı Hollanda’ya gidince bu iki genç aslana Türk
jazz dünyasının bir başka yükselen yıldızı olan basçı Alp Ersönmez katıldı.
Trio kaldığı yerden yoluna devam ediyordu ki karşılarına bir
başka yükselen yıldız çıktı. Onların aradığı bir gözdü ama Tanrı karşılarına
iki göz çıkartmış oldu. Bu işte bir hikmet olduğunu hemen anladılar ve Genco
Arı’yı da aralarına alarak quartet oldular. Madem quartet olmuşlardı, grubun
adının da yenilenmesi gerekiyordu, böylece grup kendilerine Quartet Muartet
diyerek Türk jazz dünyasına rüzgar gibi girdi. Konserler konserleri takip etti
ve o konserlerin birikimi Öztop Müzik etiketiyle bu yeni grubun “Dokuz Parça”
olan ilk albümüne dönüştü.
Ben “Dokuz Parça” adlı bu albümü ilk dinlediğimde çok
değişik duygulara kapıldım. Aklıma mühendislik eğitimi sırasında İlhami
Karayalçın hocamızdan öğrendiğim şeyler geldi. Hoca bize “iyi bir ürün üretmek
için işe iyi malzemeyle başlamanız gerekir” derdi. Albüm de bu anlayışın güzel
bir örneği olarak müzikseverlerle buluşmuştu. Üstelik buluştuğu müzik
severlerin yaş ve zevk aralığı da oldukça genişti. Ama akacak kan damarda
durmaz derler, Quartet’in birikimi de akmaya devam etti. İkinci bir albüm
hazırladılar. Bu albüm henüz yayınlanmadı ama ilk albümün keyfini yaşamış bir
müziksever olarak bizleri ne gibi güzelliklerin beklediğini araştırmak üzere
Quartet ile buluştum.
Cafe Gramofon’da buluştuğumuz zaman Alp yurtdışında olduğu
için sohbetimizi trio olarak sürdüreceğimizi biliyordum. Önce onlara bu yeni
albümlerinde nelerin peşinde olduklarını sordum. İlk söze giren Volkan oldu:
Aslında hiçbir zaman bir şeyler aramak gibi bir kaygımız
olmadı. Genel olarak Sarp’ın bestelerini çalan bir ekibiz ama herkes müziğe
kendi yaklaşımı koyuyor. Ortaya çıkan şeyde klasikten jazz’a rock’tan pop’a
birçok iz var. Her şeyi içimizden geldiği gibi yapıyoruz. İkinci albümümüz de
ilkinin çizgisini sürdürüyor.
Sarp bu davul girişinin arkasını getirdi:
Birçok müzikal tarzla ilgileniyoruz ve onları buraya
taşıdık. Tabii hepsini taşımak mümkün değildi. Bu albümde tek yönde giden bir
çalışma yapmak istemedik. Daha renkli ve çok yönlü bir çalışma ortaya koymak
istedik. İşin doğrusu bu grubun birikimi ile birçok şey yapmak mümkün. Ne kadar
farklı şeyler yapsak da hepimizin jazz müzisyeni olması son tahlilde ortaya
çıkan müziği etkiliyor. Aynı besteleri jazz’cı olmayan bir ekip çalsa idi
ortaya çok farklı bir şey çıkardı. Ben yaptığım müziği ortaya çıkartma
konusunda Türkiye’de Genco, Volkan ve Alp’ten daha iyi müzisyenler
olabileceğini sanmıyorum. Aramızda iyi bir arkadaşlık var, birbirimizi insan
olarak çok seviyoruz ve sonuçta ortaya güzel bir şey çıkıyor. İlk albümde de
böyle olmuştu. Yaptığımız şey içimize sindi. Bizim aramızda geleneksel anlamda
bir lider yok, demokratik bir şekilde çalışıyoruz ve herkes müziği
yönlendiriyor.
Volkan yapılan işin neden herkesin içine sindiğini farklı
bir bakış açısı ile aktardı:
Bu ekipte herkes aktif olarak müziğin oluşumunda yer alıyor,
kimse bir solo yapılırken veya düzenleme yapılırken kendi birikiminden
kısmıyor, her şey olduğu gibi ortaya konuluyor. Herkes belirli kurallar
dahilinde içinden geldiği gibi çalıyor ve dolayısı ile de ortaya müthiş bir
sinerji çıkıyor. Bizim Sarp ile olan arkadaşlığımız oldukça eskiye dayanıyor,
Genco ve Alp de aramıza gelince bu daha da hızlandı ve gelişti. İlk
konserimizden sonra ortaya acayip güzel bir şeyler çıkmıştı. Birkaç konser
sonra onlar iyice gelişti ve ilk albümümüzü yaptık.
Genco aramıza biraz geç katılmıştı, önce bir soluk aldı,
konuşulanları dinledi ve sonra pianisimo bir akorla konsere katıldı.
Ben de bu gruptaki herkes gibi bir araya gelmemizden önce
çok değişik gruplarda çaldım ve müzik adına dağarcığımda birçok şey
biriktirdim. fiimdi herkes gibi ben de hiçbir ego hissetmeden o
biriktirdiğim fikirleri ortaya koyuyorum. Hepimizin fikirleri deneniyor, her
bir tanesi müziğimize farklı bir kapı açıyor, her açılan kapı bizi açılacak
yeni kapılara taşıyor ve sonuçta ortaya güzel bir şey çıkıyor. Herkesin
birbirine karşı saygılı olması çok keyifli bir çalışma ortamı sağlıyor. İnanır
mısınız, bugüne kadar aramızda bir defa bile bir tartışma veya gerginlik
olmadı.
Eylül ayında yeni bir albüm
Quartet Muartet’in henüz adı konmamış ikinci albümü stüdyo
aşamasında ve önümüzdeki Eylül ayında Aura Records tarafından yayınlanacak.
Bu aşamada Sarp söz alarak Quartet’in bu yeni girişiminin ayrıntılarına girdi:
Bu sefer ilk albüme göre daha iyi teknik şartlarla çalıştık.
Örneğin akustik piyano kullandık. Kayıtlar Marşandiz stüdyolarında
gerçekleştirildi. Geçen sefere göre daha iyi bir sound yakaladığımızı
düşünüyorum. Kayıtlar ve miksajı Bora Uzer yaptı. Mastering için değişik
alternatifler var ama henüz bir karar veremedik. İlk albüm daha çok konserlerde
çaldığımız canlı performansların devamı idi ve içerisinde uzun sololar vardı.
Bu sefer kompozisyonlar daha ağırlık kazandı, soloları daha kısa tuttuk. Böylece
parça uzunlukları da kısalmış oldu. Müzik anlayışı olarak bakarsak da şunu
söyleyebiliriz. Her parça için yapılabilecek her şeyi deniyoruz, dolayısı ile
de her parça için farklı bir tavır ortaya çıkmış oluyor. Ama genel çizgiye
bakarsanız ilk albümün devamı diyebilirsiniz.
Volkan bu aşamada sıranın kendisine geldiğini hissedip
Sarp’ın söylediği şeyleri tamamladı:
İlk albümün aranjmanlarını daha çok konserlerdeki
çalışlarımızdan oluşturmuştuk. Ayrıca vakit ayırıp parçaları bir arada
çalışacak vaktimiz olmamıştı. Bu sefer kayıttan önce iki gün benim evimdeki
stüdyoda oturduk ve prova yaptık. Aranjmanları ile oynadık. Albümü dinleyenler
fark etmeyecek ama buradaki bir iki parçanın besteleri kayda ilk başladığımızda
çok farklı idi. Biz onları bu çalışmalarımız sırasında ritmik ve armonik olarak
çok değiştirdik. Her zaman olduğu gibi en güzel nasıl çalabiliriz diye
sınırları zorladık, en güzel yorumu nasıl getirebiliriz diye düşündük. Bazen
tek bir nota 10 notadan daha değerli olabiliyor. Az ve öz çalmaya çalıştık.
Kayıt sırasında akustik piyanonun kullanılması da müziğimizi olumlu olarak
etkiledi.
Sözü piyanoya getirerek Volkan Genco’ya solo sırasının
kendisine geldiğini hissettirmişti.
Konserlerimizden sonra birçok kişi yanımıza gelip ne tip
müzik yaptığımızı soruyordu. Kimine göre bu müzik jazz, kimine göre rock,
kimine göre de fusion’du. Aslında bizim kafamızda çaldığımız müziğin bir adı
veya tarzı yok. Ama olan bir şey var. İlk albümdeki sihri ikinci albümde de
sürdürdük. Akustik piyano ile çalmak benim performansımı çok iyi etkiledi.
Bence ikinci albüm ilkinden daha güzel oldu. Biz çaldığımız şeyden eminiz ve
mutluyuz.
Çok boyutlu bir müzik
Quartet Muartet’in ilk albümünü dinlediğim zaman kapıldığım
duygulardan birisi de bu müziğin farklı nesilleri ve değişik beğenileri bir
araya getirebilmesinin getirdiği çok boyutluluk olmuştu. Henüz jazz’ın
lezzetini tatmamış genç insanlar için albümün bir dönüm noktası olabileceğini
düşünmüştüm. Genç arkadaşlarıma bu konuda ne düşündüklerini sorunca ilk soloyu
gene Sarp aldı:
Klasik müzik ve klasik jazz’da büyük bir müzikal derinlik
var. Rock, Blues gibi etnik müziklere baktığımızda da onlarda da klasik olarak
adlandırılan müziklerden farklı lezzetler, ifadeler ve formlar görebilirsiniz.
Bu güne kadar jazz’cılar ve klasikçiler de dahil birçok müzisyen kişisel
birikimleri sınırlı olduğu için kendi bildikleri müzik alanlarının çok fazla
dışına çıkmamayı tercih ediyorlardı. Ancak son yıllarda değişik müziklerin
arasındaki sınırların kaybolmaya başladığını ve birden fazla değişik türe hakim
müzisyenlerin ortaya çıkmaya başladığını görüyoruz. Bu sözlerimle Türkiye’yi
kastetmiyorum. Genç nesil müzisyenler bu açıdan geçmiş yılların müzisyenlerine
göre daha ileriler. Bu durumda günümüzde farklı müzik sentezleri çıkmaya
başladı. Aslında müzikte hala birçok boş alan var. Bize gelince, her birimiz çok
farklı müziklere meraklıyız. Değişik projelerde yer aldık. Hiç birimiz tek bir
şeye odaklanmış değiliz. Albümlerimizdeki müzik bu birikimin sadece bir
bölümü.
Söz bu noktada tekrar Volkan’a geçti.
Değişik tarzlarla ilgilenen insanlar olarak ortaya değişik
formlar, aranjmanlar ve tarzlar koyuyoruz. Belki de bu yüzden çok geniş bir
kesim müziğimizi sıcak buluyor.
Genco ise gene Sarp ve Volkan’ın sözlerine ilaveler yapmayı
tercih etti:
Ben kök olarak klasik müzikten geliyorum. Çaldığımız müzikte
bunun mutlaka bir etkisi ortaya çıkıyor. Hepimiz farklı müziklerden gelmemize
rağmen gruptaki herkes Debussy dinlemeyi seviyor. Aramızda böyle bir bağ da
var.
Gelecek üzerine düşünceler
Gruptaki herkesin gelecek ile ilgili düşünceleri ve
beklentileri farklı. Her şeyden önce müziğin evrensel bir değer olduğuna
inanıyor ve bu anlayışla ilerliyorlar. Kişisel platformlarında tabi ki
aralarında farklar var ve onları zenginleştiren de bu farklar oluyor.
Sarp kendi ifadesi ile jazz’cı olmayı seçmemiş, o içinden
geldiği gibi çalan bir müzisyen. Ancak içindeki o şey bir ölçüde jazz ile
örtüştüğü için insanlar onu jazz’cı olarak biliyormuş. Müziğin tarzına
takılmaktan ziyade derinliği, enerjisi ve ifadesine yoğunlaşmayı tercih ediyor.
Kendi ifadesi ile gelecekte içinde hazır bekleyen bazı şeyleri müziğe
dönüştürmek istiyor.
Volkan bir asker çocuğu olarak 11 yaşında orduevlerinde
müzik çalmaya başlamış bir müzisyen. Orduevinde çalarken değişik beğenilere
hitap edebilmek için her çeşit müziğin çalındığı ortamlarda bulunmuş ve her
çeşidi ile haşır neşir olmuş. Bu yüzden de onun ilgi alanı Türk Sanat
Müziği’nden klasik müziğe kadar çok geniş bir alana yayılıyor. Bu birikimini
ise kendi ifadesi ile bilgileri ve yeteneği dahilinde kendi kafasına yatan
projelerde ortaya koyuyor. Müzikte tutucu olunmaması gerektiğini düşünüyor.
Bakalım hayat onu nerelere götürecek.
Genco babası jazz müzisyeni olmasına rağmen klasik müzik
kulvarından yola çıkmış bir müzisyen. Onun da paleti çok geniş. Tercihinin ağır
bastığı bir müzik olduğunu ama onu isimlendiremediğini söylüyor. Gelecekte
hayal ettiği derinlikte müzikler yapmak ve tüm müziklerden biraz zevk almak
istiyor.
Öncü ve yeni olmanın getirdiği zorluklar
Quartet Muartet için tabi ki her şey toz pembe değil. Bu
topraklarda hem de müzisyen olarak yaşayan her insan gibi onların da bazı
serzenişleri var. Sarp her zaman olduğu gibi bu konuda da ilk söz alan kimse
oldu:
Türkiye’de insanlar ve kurumlar ya çok popüler, yani avam
şeyler ya da kaliteli bir şey istiyorlarsa klasik müzik ve klasik jazz gibi
denenmiş şeylere yatırım yapıyorlar. Öncü ve yeni şeylere yatırım yapan yok.
Ama gelecek her zaman yeni şeyler de olacak. Geçmişi tekrar etmenin bir anlamı
olduğunu düşünmüyorum. Tabi onun da yeri var ama gelecek 1000 yıl insanlar
sadece Beethoven ve Mozart mı dinleyecekler? Jazz bu açıdan tabi ki daha esnek
ve açık.
Volkan kendi yeni albümleri açısından bu sözlere bir açıklık
getirdi:
Biz ilk albümümüzdeki 9 parçayı sadece iki günde kaydettik.
Üstelik bunlar her açıdan zor ve karmaşık parçalardı. Bir pop albümü için bazen
6 ay çalışıldığını ve üstelik ortaya iyi bir şey de çıkmadığını biliyorum. Biz
bu kadar süre değil ama hiç değilse bir hafta stüdyoda çalışabilecek bir zaman
bulsa idik ortaya daha iyi bir şey çıkardı.
Genco da buna benzer şeyler söyleyince onlardan nasıl bir
destek istediklerini daha açık olarak ifade etmelerini istedim.
Sarp’a göre maddi destek alabilmek önemli ama o bunu
müzisyenlerin maaşa bağlanılması anlamında söylemiyor. Destek almak deyince
sadece kendilerini de kast etmiyor, yenilik peşinde koşan tüm müzisyenler için
uygun çalışma ortamları ve stüdyo desteği sağlanmasını istiyor. Bir şiir yazmak
için sadece kalem ve kağıdın yeterli olabilmesine rağmen müzik kaydı için ne
kadar çok teknik alt yapı ve ekipman gerektiğini hatırlatıyor. Bir de ortaya
konulan müziğin müzikseverlere iletilebilmesi ve tanıtılması için yeterli
çabanın sağlanmadığını söylüyor. Ona göre günümüzde medya sadece popüler
kültüre odaklanmış vaziyette ve yaratıcı işlerin peşinde olan insanlar hiçbir şekilde
ortaya çıkarılmıyorlar.
Volkan müzik konusunda sponsorluk yapan şirketlerin yeni
müzisyenler ve projelere ulaşmak için çaba sarf etmeleri gerektiğini söylüyor.
Projelerin sadece konser organizasyonu olmadığını stüdyo desteğinin bile yeni
çalışmalar için çok önemli olacağını vurguluyor.
Genco ise sponsor şirketlerin yıllardan beri aynı pop
şarkıcılarına destek verip hiçbir kalite elde edememiş olmaktan sıkılıp
sıkılmadıklarını soruyor.
O gün Quartet’in dördüncü ayağı olan Alp aramızda yoktu
ancak grubun emprezaryoluğunu yapan gencecik ve güzel bir hanım olan Elif
Kayaman bizimle idi. Konuşmalarımızı sonuna kadar dinledi. Senin bize
söyleyeceğin bir şey var mı diyince bakın neler dedi:
Ben bu gruba ve yaptıkları müziğe inanıyorum, zaten
inanmasam onların bir parçası olmazdım. Onların yaptığı her şeyin müzikseverler
tarafından duyulmasını istiyorum. Bu herkese sunulabilecek bir müzik. Herkesi
yakalayabileceği bir yönü var.
Türkiye’de insanlar yatırım yapmak için mutlaka bir kanıt
görmek istiyorlar. Grubun daha çok konser vermesi lazım. İkinci albümden sonra
daha geniş bir kitle tarafından tanınacağımızı düşünüyorum.
Ve 13. İstanbul Jazz Festivali’nde Quartet çalıyor.
Bu sene 13.sü gerçekleşecek olan İstanbul Jazz Festivalinde
sahne alacak olan gruplardan birisi de Quartet Muartet olacak. Festivalin basın
bülteninde bu konser bakın nasıl yer alıyor:
Eklektik yelpazesiyle sadece jazz severlerin değil, her
türlü iyi müziğe açık olanların grubu olarak tanınan Quartet Muartet’in bu
akşamki konserinde iki özel konuğu var: birbirinden farklı tarzdaki projelerde
yer alan, yetenekli saksofon ve klarnetçi Mike McGinnis ve bugüne kadar Ani
DiFranco, David Murray ve Ravi Coltrane gibi isimler çalışmış davulcu ve
trompetçi Shane Endsley. Konser 6 Temmuz Perşembe gecesi saat 22:00’de
Babylon’da gerçekleşecek.
İşte böyle dostlar, o gün Cafe Gramofon bize bağrını açtı,
genç müzisyenler ve onlara inanan genç bir emprezaryo yüreklerini ve
düşüncelerini açtılar. Ben de sizlerin gözlerinizi açmaya çalışıyorum. Artık o
gün yaptığımız şeyi ne kabul ederseniz, öyle olsun. Quartet Muartet ile Sohbet
Mohbet veya size nasıl geliyorsa işte öyle bir şey....! Bu gençleri izlemeye
devam edin yanılmayacaksınız..